Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acıyı Anlamak

O kadar basit değildi. “anlıyorum” demekle anlamıyordu ki insan.
Bir sevinci, mutluluğu bile anlamazken çoğu zaman, acıyı anlamak kolay olmasa gerek.

“kendini benim yerime koy” diyor gözyaşları içinde. Karşısındaki boş gözlerle bakakalıyor öylece. Bir şey diyemiyor bu cevaba. Susuyor. Anlıyor ki, “anlıyorum” demek manasız. Kendini O'nun yerine koymadan anlaşılmaz o acı.


Demesi kadar kolay değil oysa ki kendini başkasının yerine koymak. O'nun acısını, kendi acınmış gibi hissetmek. O yükün altına girmek demesi kadar basit değil. Ne yazık ki...
Herkes anlıyorum der, ama bir nebze dahi anladığı bir şey yoktur. Acı anlaşılacak bir şey değildir zira.
Sabırsızken mutluluğu paylaşırken insan, acısında bir o kadar cimridir. Suskundur. Beklemez kimsenin acısını anlamasını. Anlasalar bile O'nun acısı azalmaz ki.
Çıkarıp acısını ortaya koysa, kim alır? Kim koyar kendini O'nun yerine.
Acı böylesi birşeydir. Sadece senindir o acı. Azaltmakta sana kalmış küllendirerek. Ateşini k…

Zor Zanaat Bir Milletin Vekili Olmak

Merak ettim. Bir araştırayım dedim nasıl oluyor. Genel olarak şartlarını biliyorum da bilmediklerimde var mı bakalım. Varmış.
Araştırdığım şey, milletvekili olma genel şartları idi. En dikkatimi çekeni vekil olmak için ilkokul yani şimdiki haliyle ilköğretim mezunu olmak kafi imiş.
Şimdi... Biz millet olarak memur olabilmek için en az, altını çizerek belirtmek isterim yine en az 8 sene ilköğretim + 3 sene lise ama şimdi 4 sene + en az yine 2 sene üniversite okumamız gerekli. Lise mezunları da memur oluyor yani daha doğrusu olma hakkına sahipler. Şansları varsa. Ama gelin görün ki sıradan bir memurluk için ben diyim 14 yıl, siz deyin 12 sene okumanın ötesinde birde KPSS denen bir sınav(illet) var önümüzde.
Birde biz öğretmen olmak isteriz, kesin olarak 16 yıl okumamız lazım gelmektedir. Üstüne üstlük yetmez, yine karşımıza KPSS çıkar. Yerleştik, yerleşmedik, yıllar geçer böyle.
Doktor olmak ayrıdır zaten.
Tüm bunların haricinde işçi olarak devam ederiz hayat yolunda. Şimdilerde onun i…

Yakışmadı Sana Rıza Soylu

Bayadır izlemiyordum. Ama netten özetlerini takip ediyordum. Dün akşam izlenecek başka bir şey bulamadım. Bir bakalım dedim.
Geçen bölümlerden bir doktor Tolga olayı var. Ekibin peşindeki organ mafyasının bir üyesi doktorcuk.
Bizim Mesut komserin bir özelliği vardır. Burnu tıpkı Garip gibi iyi koku alır. Kötü adamı tanır hemen. Bu doktor Tolga'ya da gıcık tabi. Nitekim hislerinin peşine gidiyor ve gerçek yüzünü çıkarıyor ortaya.
Ekip tabi birden fazla ceset bulunca bu olayı çözme derdinde. Çalışıyorlar sözüm ona gündüz gece. Hatta başka olaylara bakmıyorlar bile.
Bölümün başında bir cinayet işlendi. Ellerinde görüntü de vardı. Görüntüdeki adamı sorgularlarken Rıza Baba geldi, bırakıp bu işi dedi. Organ mafyasıyla ilgilenilecek.
Ama sözde gece gündüz bu olayı araştıran ekip, gece kızlarla muhabbete daldı. Rıza Baba aldı damadı Ali'yi ava çıktı. Garibim Aylin'de gece demeden, gündüz demeden çalıştı. Hem mafyanın başı kadına ulaştı, hemde ameliyathanenin yerini bin parça olm…

Zaman

Daha zamanı var. Besbelli. Gelmedi daha zamanı kavuşmanın. Yakın olsak da hergün, uzağız okyanus ötesi gibi. Ne denk geliyor gözler, nede bir kelam dökülüyor dudaklardan. His var içimde sadece. Ve hayrına yorduğum rüyalarım. Daha zamanı var diyorum sadece.

Zamanın ötesinde, vakti var, saati var daha kavuşmanın. Var elbet içimdeki bu duyguların nedeni. Geri dönüşün, ilk karşılaşmanın var bir nedeni. Olmasada gayri, hatırası yeter bana. Daha zamanı var sadece. Kesin değil hiçbirşey. Emin olamıyorum. Ya gerçekten uzak bana, ya da sandığımdan da yakın. Kaderde varsa, elbet hayırlısıyla olacak diyorum. Daha zamanı var sadece.

Bedava

Şöyle bir bak etrafına.
Bak bak, çekinme.
Ne görüyorsun, de bakayım bana şimdi.
Evet...
Bu dediklerimi okuduğuna göre, görüyorsun.
Ee okuyabildiğine göre, yazmayı da biliyorsundur sen. Yani nette benim bu yazımı bulabildiğine göre hiç şüphem yok.
Ayy ayy birde sen tüm bunlar için ellerini kullandın ya.
Ve sonunda tüm bunları anladığına göre, aklında yerinde senin.
Ama diyorsun ki şimdi, senin akıl noksanlığın var kesin.
Peşin hükümlü olma. Devam et, devam et. Bağlanacak bir sonuca tüm bunlar endişeye yer yok.
Zira, tüm bunları sen endişelenme, mutlu ol diye yazıyorum ben.
Şükret diye.
Oflanıp puflanma diye.
Senin bu basit işlerini yapamayanlar var, bunları düşün diyorum.
Senin en basitinden yaptığın işleri, hiç yapamayanlar var. Yapamamasını geçtim, yapmaya imkanı olmayanlar var şu hayatta.
Ee şimdi ne kazandın ki sen?
Kocaman bir gülümseme kazandın. Hemde ücretsiz. Bedava...
Orhan Veli'nin dediği gibi;
Bedava yaşıyoruz bedava... Gülümse o halde. Senden para isteyen mi var.
Bedava...

Suskunluğun Cazibesi

Ağzı olan elbet konuşur. Konuşmak, özel bir yetenek ya da kabiliyet gerektirmez. Konuşursun, ister dinlerler, ister dinlemezler. Bazen ne konuştuğunu anlamayanlar çıkar karşına. Yine de sen konuşursun. Konuşmak sıradan bir olaydır zira.
Oysa ki susmak başkadır.
Her kişinin harcı değildir. Yetenek ister susmak en başta. Konuşmak varken susmak çoğu zaman en büyük erdemdir.
Susarsın, öylece durup ne diyeceğini bekleyen insanlar olur karşında. Merak uyandırırsın.
Susarsın, karşındaki insanı tek kelime etmeden çılgına çevirmeyi başarırsın.
Susarsın, düşmanın hep tetikte bekler. Bilinmezlik kemirir içini.
Susarsın, pes ettirirsin karşındakini.
Susarsın, en büyük sırdaş olursun beş para etmez bu dünyada.
Susmanın ötesinde bir şey yoktur. Konuştuğun an yıktığın duvarlar, suskunluğunla yıktığına eşdeğer olur.
Kadınlar çok konuşur derler. Öyle bilinir. Halbuki susmanın cazibesi en çok onlara yakışır. Çok konuştukları için değil. Gerektiğinde susmayı bildikleri ve an geldiğinde tek kelime ile vurmayı iyi…

İçimizdeki Yahşi Heyvan

Böyle titrek, ürkek insanlardan bir anda sert bir çıkış gördüğümüzde içindeki canavar uyandı deriz ya.
İşte bizim reklamcılarda buna benzer bir düşünce ile bir reklam çekmişler.
Gerçi ilhamı şu meşhur evrim teorisinden de almış olabilirler. Bak bu yazarken şuan aklıma geldi. Olabilir yani.
Reklamı bilmem anladınız mı, ama ben anlatayım hemen.
Lise öğrencisi olma ihtimali yüksek çocuğumuz elinde reklam ürünü ile odasından içeri girer. Gördüğü manzara yüzünün düşmesine sebep olmuştur. Odası derlitopludur. Kahrolur. Elindekinden bir ısırık alır ve gorile benzer bir şey oluverir çocukcağız. Odayı talan eder iki dakika içinde. Ama gördüğü manzara bu sefer çok hoşuna gitmiştir.
Adı ne unuttum şimdi. Ama bir çikolata ya da benzeri bir şey yani.
İnsanı resmen dönüşüme uğratıyor.
Bu dönüşüm böyle çikolata ürünlerinin son dönemde reklamlarında gördüğümüz bir şey. Kimi deli gibi bağırtıp, koşturuyor. Duvarları yıktırıyor. Kimi de onu yemeyeni kız gibi yapıyor. Yok öyle demiyelim de çıt kırıldım di…

Genel Sağlık Sigortası

Halk arasında yeşil kart uygulamasına son veren sistem.

2012 yılı ile yürürlüğe geçilecekmiş. Yani artık yeşil kart olmayacak Türkiye'de.

Bu sistemle ailenin gerçek geliri yapılacak gelir testi ile belirlenecek ve testin sonucuna göre ya primi devlet ödeyecek ya da kendisi.
Ailenin gelirini belirleyecek olan gelir testi baya kapsamlı olacakmış. Kayıtlı ya da kayıtsız kira bedeli, elektrik, su, telefon abonelikleri, kredi kartları varsa limitleri dikkate alınacak. Yani yaşam standantları araştırılacak desek yeridir.
Ücret ödenme konusundaki ayırım, ailenin gelirinin asgari ücretin 3 de 1'i baz alınarak yapılacak. Gelir; kişi başına düşen kısım, asgari üsretin üçte birinden az geliyorsa devlet primi ödeyecek. Çoksa aile ödeyecek. Neden aile diyorum; çünkü bu sistemde de ailede birinin Genel Sağlık Sigortası kapsamında olması yeterli olacak.
Okuyan çocuklar 25 yaşına kadar aileden faydanacak. 25 yaş üniversite okuyanları kapsıyor, bunuda belirtelim.
Ocak ayı ile geçiş yapılacak sisteme…

Alışmak Çok Kolay Aslında

Evet alışıyoruz. Ne olursa olsun. İyi ya da kötü. Üzüntü ya da sevinç. Kazanım ya da kaybetme, zamanla alışıyoruz işte. Alışmıyorsak ki, bu durumda pek iyi gözle bakılmıyoruz. Daha açık konuşursam delirmediysek şayet, alışmak kaçınılmaz oluyor özetle.
Neden alışmak insana kolay gelir?
Çünkü zira, insan hem zihinsel hemde bedensel olarak bu alışma olayına meyilli.
Mesela kilo mu vermek istiyoruz. Buna önce alışmak lazım değil mi? Alıştırmak lazım zihni. Ve tabiki bedeni.
Zihnimiz kadar bedenimizde alışmak konusunda hiç de yabancılık çekmiyor.
Tuvaletimiz geldiğinde tutmak hiç değil derler değil mi? Bunu hepimiz biliriz. Tutarak bunun alışkanlık olma zeminini hazırlıyoruz. Durum öyle hal alıyor ki, sonunda beden öyle alışıyor ki; sonuç böbreklerin iflası oluyor.
Kötü bir örnek oldu ama ne yazık ki gerçek.
Uyku da öyle. Uyku geldi mi uyuyacaksın ki bedenin alışmasın.
Özetle bedenimizde alışkanlıkla yaşıyor. Acıkınca yemek yemeli, uyku gelince uyumalı ve gelince hemen tuvaletin yolunu tutmalı. …

Aşk Hiç Bitmez

Derler, çıkar bir köşeden.
Bir simitin susamında ve çayda çıkarmış ya karşına. Sanki ilk o kişiyle yedin o simidi, içtin çayı. Öyle değil mi ama ?
Öte yandan derler ki;
Aşk bitmez derler, kanma.
Evet evet sen hiç kanma sakın.
Çünkü, zira Aşk biten birşeydir.
Bitmeyen ise aşkın zamanla dönüşüme uğramış hali olan Sevda'dır.
O yüzden başına “kara” ibaresi eklenir ki, aşkın o pembesi püs diye söner.
İşte bu yüzdendir ki aşka dair yazılmış şarkılarda zamanla unutulur, kendisi gibi.
Oysa ki sevda dolu şarkılar, türküler yıllara meydan okurlar.
Aynı ve aynen karasevdalar gibi. Yıllar geçtikçe küf değil, bazen hasret bazende özlem kokar.

Merkezi Hastane Randevu Sistemi İle Randevu Alımı

Kısaca MHRS.
İster 182 nolu telefonu arıyorsunuz isterseniz de internet üzerinden randevunuzu alabiliyorsunuz. Ama internet daha iyi kanımca. Zira telefon ücreti 4 lira imiş.
Nette merkezi hastane kadar yazsanız dahi ilgili sayfa ilk olarak ekrana geliyor.
Açılan yeşil sayfada kimlik numarası bölümü ve paralo yeri mevcut.
Siz ilk kez randevu alacağınız için parolanız yok haliyle.
O zaman ne yapıyoruz?
Yeni Üye yazılı linke tıklıyoruz.
Karşımıza en başka kimlik numaramızı yazacağımız, telefon ve mail adreslerininde istendiği bir form çıkıyor. Onu dolduruyoruz eksiksiz olarak. Ama eksik de olabilirmiş. Cep yada sabit bir telefon mutlaka istiyor. Mail yazma zorunluluğu yok. Ama mail yazmanın avantajı, ordan çıktı alıp, herhangi bir sorun çıkarsa gösterirsiniz.  Bir mail adresiyle birden fazla kişi kayıt yaptırabiliyor. Bunuda belirtelim.
Kaydet dedikten sonra ekrana kimlik bilgilerinizin, size en yakın hastanenin adı geliyor.  Bazen il, ilçe ve hastane bilgileri bölümü boş oluyor. Ama tıkladığ…

İçimden Gelmeyenler

Sabah aynanın karşına geçtiğimde gözüm aynadaki suretime takıldı. Gözgöze geldik. Şişmiş gözler öylece, bomboş bakıyordu bana. Su desen buz gibi. Gelmiyor içimden yüzümü yıkamak.
Saate bakıyorum. Vakit az kalmış, giyinip gitmeli işe. Kahvaltıya yer yok. Oysa iş saatine birçucuk saat kala uyanıyorum. Ama ne varki içimden gelmiyor kalkmak.
Düşüyorum yola. İşyerine varmışım. Şöyle bir toz alsam o kadar güzel olur ki. Sonra bir bakıyorum. Gözüme çok batan yerleri şöyle elimde peçeteyle siliyorum. Farenin altını temizliyorum. (garip bir cümle oldu ama siz anladınız beni ) Temizlik dediğin işte bu kadar. Gerisini yapmak gelmiyor ki içimden.
Oturuyorum yerime. Bilgisayar başındaki mesaiyim başlıyor işte.
Siteme bakıyorum ilk iş olarak. Var mı birşeyler diye. Maillerime bakıyorum. Belki biri bana içinden geldiği için birşeyler yazmıştır. Belli mi olur. Olurda olursa geç cevap vermeyelim ki aklına bir şey gelmesin. Zira benimkine hemen gelir çünkü.
Vakit çoğunlukla boş geçerek öğleni buluyor. K…

Top Gun Devam Filmi

Top Gun.
Filmin adını Anadolu Kartalları filminin ondan esinlendiği hatta kopyası olduğu iddialarıyla duydum geçen gün.
Anadolu Kartalları filminin çekileceği haberlerinde de Top Gun filminin adı Türk versiyonu olarak geçmişti.
Aynı konuya sahipler diye niye kopya deniyor anlamıyorum. O vakit dünyada kopya olmayan iş çok az. Çünkü hepsi birbirinin benzeri konulara sahip.
Biz Anadolu Kartalları filmini çekerek mazide kalmış Top Gun filmini arşivlere çıkarttık. Bu aşikar. Niye mi? Çünkü devamı çekilecekmiş filmin.
Başrol oyuncusu yine Tom Cruise olacakmış. Ama bu sefer öğrenci değil, öğretmen. Tabi karakter aynı.
Resme bakınca yılların Tom Cruise pek de bişey götürmediği aşikar.

Tosun Yusuf Mehmet Barış

Kim ki bu kişi? Tanıyamadınız mı?
Tanıtalım o halde.
Uzun saçları vardı. Ve sakalı.
Parmaklarında yüzükleri hiç eksik olmazdı.
Yoktu O'nun gibisi Türkiye'de.
Çocukları çok severdi. Çocuklarda O'nu.
Ünü dünya çapındaydı. Japonların sevgilisiydi.
Tanıyor gibi oldunuz değil mi? Daha devam edelim mi ? Edelim.
Türkiye'yi ve Dünya'yı gezdi. Şimdilerde deyim yerindeyse mantar gibi türeyenlerden çok ama çok farklıydı.
Söylediği şarkılar ise herkesi tam kalbinden vurdu.
Evet.. Evet... Tanıdınız. Son olarak ilk şarkısı Kol Düğmeleridir diyeyim de hala tanımayanlara son sözüm olsun.
Biz O'nu Barış adıyla tanıdık. Soyadını bilerek söylemedim ki işin süprizi kaçmasın.
Sonradan silinmiş olsada Barış Manço'nun tam adı; Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço imiş.
Barış Manço, seni rahmet ve özlemle anıyoruz.
Dediğin gibi, biz unutamadık seni...

Doğrunun İçindeki Yanlış

Konuya nerden başlasam, nasıl giriş yapsam bilemiyorum.
İşin özünde 99 yılı Marmara depremi var esasında. O depremden sağ ve ayakta kalmayı başarmış ama hasar görmüş evler. O evleri birer yuva yapan insanlar asıl kahramanları, bu konunun.
Van depremi ile yeniden vatandaşın ve devletin gündemine gelen hasarlı evler.
İşte o evlerin artık! yıkılmasına karar verilmiş. Devletin verdiği bu karar, üstten bakıldığında doğru alınmış bir karar. Ama kararın az biraz altına doğru gidildiğinde, diplerde yanlışlıkları görülüyor.

En büyük yanlışlığı da kışın ortasında yüzlerce insanın, nasıl ve ne şekilde nereye gidecekleri hiç düşünülmemiş.
10 günlük  kısa bir süre verilmiş o insanlara. Aralarında yaşlılar, hastalar ve görme engelliler var. Kime yeter bu kısacık süre. Neye yeter? Hemde bu kışın ortasında.
10seneyi aşkın zamandır beklenmiş. Göz yumulmuş ortadaki bu yanlışlığa. Şimdi ise çıkıp 10 günlük bir sürede bu yanlışlıklarını yok etmeye çalışıyor devlet.
İşte doğru ama zamanı yanlış bir karar…

Fetih 1453

O tarihi gün, yeni çağ açan o gün, bir destan yazıldı. O destan yakında sinemalarda. Adına yakışır bir bütçeyle çekilmiş film. Ve adına yakışır bir gala yapılması düşünülüyor.
Fatih Sultan Mehmet rolü için özel ve itinalı bir seçim yapılmış. Tanınmamış bir yüz seçilmiş.
Devrim Evin. Fetih destanının diğer adı Ulubatlı Hasan rolünü de İbrahim Çelikkol üstlenmiş filmde.
Fetih 1453 filmi fragmanıyla bile büyük ilgi gördü. Filmin vizyon tarihi: 17 Şubat 2012

İzlenmesi gereken bir film olduğu şühpesiz. Şimdiden herkese iyi seyirler.

Tekrarı Yok

Yaşamın, hayatımızdaki hiçbir anın, yok tekrarı. Var sanıyorsak yanılıyoruz.
Bu noktadan yola çıkıyor artık televizyonlar. Yanılmayın diyorlar;
 “ tekrarı yok”.
Aldanmayın yeni çıkan tv'lere diyorlar. Bir programı kaydedip diğerini izletme olanağı sunmalarına. Hem zati çoğunuzun gücü yetmez bu tvlere. Aldanmayın diyor,
“tekrarı yok”.
Dakikasında nete düşüyor zati demeyin diyorlar. Beni zati netten anlamayan sizler, en çok siz seyrediyorsunuz evhanımları. Aldanmayın işte diyor;
 “ tekrarı yok”.
Sizde sıkıldınız değil mi?
Ne gereksiz bir laf. Uyarı! değil mi?
Gıcık oluyorum. Nefretim kabarıyor bu ibareyi gördüğümde tanıtımlarda. “tekrarı yok”.
Ne yalan! İllaki yayınlıyorsun. İllaki izliyor vatandaş onu.
Nasıl mı? Öyle yeni icat tvlere ya da nete de gerek yok.
Yayın saati denilen saatte açarım diziyi. Pek ala “özet” denen o 1 saatlik zamanda bal gibi izlerim. Olay zati dizide bir saatlik zamanda geçiyor.
Yani neymiş; tekrarı varmış, özeti varmış.
Özetsiz yeni bölümlerde görüşürüz İnşaallah.

Helal Gıda Sertifikaları Hakkında

Açıkcası nette helal gıda sertifikası yazınca detaylı birşeyler bekliyordum. Ama çıkmadı. Hepten kafam karıştı desem yeridir.
Mesela bu helal gıda sertifikası veren bir yer değilmiş. Varmış birkaç tane firma. Hatta diyanette TSE gibi bir şey yapmaya çalışıyormuş bu helal gıda olayında. Taa 2009 yılından beri. Hala bir şey yok demek ki ben bir şey bulamadım bu konuda.
Firmaları şöyle bir inceledim. Gelen talepler doğrultusunda oluyormuş bu iş. Ve bu helal gıda sertifikasının bir ücreti varmış.
Mesela ben ürettiğim bir ürüne helal gıda sertifikası almak istiyorum. Bunu paket olarak ya da lokanta tarzında biryerde üretiyor olmam anladığım kadarıyla farketmiyor.

Helal gıda sertifikası veren firma ile ben bir kontrat imzalıyoruz. Bu kontrat en fazla bir(1) senelik oluyor. Firma habersiz olarak 2 ya da 3 kez bana sürpriz ziyaretler yapıyor. Ürünümün malzemelerini, yapıldığı üretildiği yeri teftiş ediyorlar. Ve uygun görülüyorsa ben helal gıda sertifikasını alıyorum.

Burda dikkat edilecek h…

Galaksi Rehberi

Rehberlerin en güzeli, en tatlısı, en iyisi. Gülhan Şen.
Farklı bir stili var. Kendine has bir sunumu var.
Tesadüf eseri farketmiştim programı. Diğerlerinden farklı olduğu hemen belli oluyordu. Bildik gezi programları standartlarında değil. Klasik yerlerin ötesinde farklı ve ilgi çekecek yer ve noktaları da kendine has tarzıyla bizlere tanıtıyor.
Eskiden akşam geç saatlerde(bana göre tabi) çıktığı için pek izleyemiyordum. Arada tekrarlarını görüyordum.
Şuan haftasonu Cumartesi günleri saat 11'de çıkıyor. Tv8 ekranlarında.
Gülhansen adlı sitesinde de gördüğüm haberi sizlerle paylaşayım.
7 Aralık 2011 de Benin'i anlatacağı Türkiye Gezginler Kulübü Aralık toplantısına katılacakmış Gülhan.
Gülhan hakkında, Galaksi rehberi hakkında daha fazla bilgi, güncel haberler için tıklayın. Gülhan'ın Galaksi Rehberi

Acaba ?

Baktı. Bir daha baktı. Ve bir daha...
Emin olamıyordu bir türlü. Zaten hep böyleydi. Böyle oldu ömrü boyunca. Hep “acaba” vardı içinde? Atamıyordu ne yapsa bu soruyu.
Acaba kapıyı çıkarken kapamış mıydı?
Açık bir şey unutmuş muydu? Tuvaletten çıkarken bile acaba sifonu çekmiş miydi?
Bunları her defasında yapsa da, kısa zaman sonra aklında o soru beliriyordu. Acaba yaptım mı?
Acaba işten çıkarken, pc yi kapatmış mıydı? Ya açık bir şey unuttuysa? Üşenmez yine bakardı.
Yaptığı her işin ardından bakar, eksik bir şey var mı diye.
Bakmazsa içini bir şüphe kaplar hemen.
Vazgeçemiyor bu huyundan.
Huy... Huy mu cidden? Yoksa hasta mı?
Yok yok sadece takıntı. Öyle değil mi? Takıntıdır sadece.
Bir o mu böyle davranan. Vardır elbet başkaları da. Beyninde “acaba”lar dolanan başka birileri var mutlaka.
Vardır değil mi? Var mıdır acaba... ? !

İndiana Jones Serisi Beş'liyor

Duyunca sevindim. Serinin ilk filmlerini beğenerek izlemiştim. Harrison Ford zati iyi bir oyuncu.
Ve İndiana Jones filminin beşincisinde de İndiana Jones yine o olacakmış. Yani, illa ki demek lazım. Başkası götürmez ki.
Bir seri filmi çekmek için önce ilkini sevdirmeli biz izleyiciye. Birinci film, akılları almalı. Düşündürmeli ki konuştursun kendinden. Ve en önemlisi devamı geldiğinde, ya bunun ilk filminde ne olmuştu dedirtmemeli. Öyle akıllara kazıtmalı, önce karakterlerini, sonra olayı/ları.
Mesela Karayip Korsanları. Aklıma gelen son seri filmlerden. Ve çok tutan ve beğenileni de.
Ve seri filmlerde olması gereken, atlatılmaması, gözardı edilmemesi gereken diğer husus da oyuncu konusu. Kadro değişmemeli. Biz izleyicilerin öncekinden kalma göz aşinalığı hafife alınmamalı. Değişikliğe gidilmemeli. Bu büyük bir risktir yani. Hele ki söz konusu başroldaki, baş kahramansa.
İndiana Jones filminin 5. filmi de geliyormuş. Harrison Ford'u nicedir görmüyorduk. İyi olacak yani. Her ne …

İzlediğimiz Dizilerden Şikayetçiyiz

İzliyoruz evet. Ama şikayetçiyiz de. Var mı itirazı olan. Bu sonuç bir anketten çıkmış. Gerçi ankete luzüm mü vardı ki ? Biz hem söylenir hem yaparız işimizi. Hele ki fazla seçenek hakkımız yoksa.
Toplumun Kültür Politikaları ve Medyanın Kültürel Süreçlere Etki Algısı adlı kamu araştırmasının sonucunda Türkiye'de çoğunluğun medyaya güvenmediği, dizilerin gençleri olumsuz etkilediği ve Türk gelenek ve göreneklerini yansıtmadığı ortaya çıkmış.
Şöyle bir düşünürsek şuan yayındaki dizileri, hangisi doğru bir şey ki ?
Mesela fazlasıyla abartıldığını düşündüğüm Hayat Devam Ediyor adlı dizi. Reklamlarında çocuk yaşta evlendirilen kızlarımızı hedef aldılar. Tamda gündemde onlar varken. Ama dizide gözardı edilen nokta, 70 yaşında bir adamla evlendirilmeye zorlanan 15 (sanırım, galiba) yaşındaki kız, o yaşta evleneceğiz diye! sevgilisiyle birlikte oluyor. 15 yaşında zorla evlendirilmesi yanlış yaşı küçük diye, ama cinsel manada birliktelik yapmak için uygun bir yaşta öyle mi? İşte bu husus …

Orjin Sen Gerçek misin

Uydudan yayın yapan hemen hemen tüm kanallarda reklamı çıkıyor bu tip ürünlerin. Hemde dakikalarca. Ürünün özelliklerini sayıyorlar da sayıyorlar. Hele ki bunları bizden sizden normal insanlara yaptırıyorlar ki inandırıcı olsun. Hele ki Orjin denen krem, kendini aştı. Trt de bile reklamları çıkmaya başladı. Reklamlarını daha profesyonel olarak yapmaya bile başladı.
Son reklamlarında karı-koca arası ilişkilere bile girildi.

Bunları izleyen, özellikle kadınlar dertlerine derman olur diyerekten alıyor. Çünkü reklamlarında ağrılara iyi geldiği deniyor. Ama gelin görün ki bu krem bakanlıktan kozmetik ürün olarak izin almış. Yani ortada tam bir dolandırma var. Reklamlarında ağrıya sızıya iyi gelir. Şifadır deniyor. İnsanları kandırıyorlar. Bakanlık işe al atınca, biz sadece kozmetik ürünüz diyorlar. Bakanlıktan bir şikayet yok, toplatılmıyor ürün deniyor.
Duymuşsunuzdur ya da duymadınız benden duyun.
Bakanlık, reklamlarıyla insanları ilaç gibi iyileştirdiğini söyleyen kremleri toplatm…

Kim Demiş Eskiye Rağbet Bit Pazarından Geçer Diye

Yalan yok. Eskiden birçok şey daha güzeldi. O güzel şeylerin içinde şarkılarda var hiç şühpesiz. Bunu ispatlayansa hala o eski şarkıları eskitememiş olmamız. Hala bıkmadan dinliyor. Özlemimiz, aşkımız sevdamız çoğalıyor her defasında.
Şimdilerde bir moda çıktı. Aslında pek de yeni sayılmıyor. Reklam sektörü yenileri geçtim, eski şarkılarımızı da kendilerine araç etti. Mesela, Yarim İstanbul. Gittiler o güzel şarkıyı bir mobilya reklamına uyarladılar.
Ayten Alpman'ın Ben Varım şarkısı da bir bankanın şarkısı oldu çıktı.
Daha var. Şu an aklıma ilk gelenler bunlar oldu.

Bence bu durum, reklamcıların hazırcılığı. Tembelleşmişler artık. Bir firmaya kendilerince bir şarkı bulamıyorlar. Yahut o yol daha pahalı. Zira bizde emek dediğin çok ucuz birşeydir. Hele eskilerin çoğunun telif hakkı bildiğim kadarıyla yok bile. Bu bakımdan herhal hem kolaylarına hemde ceplerine böylesi iyi geliyor olmalı.
Tıpkı dizi sektörü gibi. Dizilerin yarısı bir kitap ya da filmden uyarlama diyebiliriz. Ve …

Keşanlı Ali Destanı

Nejat İşler geri dönüyor.

Hem de bir destanla. Keşanlı Ali Destanı adli dizi ile ekranlara gelecek. Keşanlı Ali karakterini oynayacak Nejat İşler, rolü için bıyıklı oldu.


Şahsen pek yakıştıramadım bıyığı. Büyük göstermiş Nejat İşler'i. Şimdi diyorsunuzdur ne küçüktü ama. Olabilir. Bıyık erkeği çok değiştiriyor. Nejat İşler'i de olduğundan çok farklı göstermiş.

Keşanlı Ali Destanı dizisi KanalD ekranlarında olacak.

10 Aralık Cumartesi saat:20.de başlıyor
Kadroda Nejat İşler olması, benim için izlenebilir bir dizi yapıyor. Yani ilk bölüme şans verebilirim. Onu seviyorum diye de diziyi sevmezsem izlemem ama.

10 Aralık tarihi geldiğinde izleyip görürüz bıyıklı Nejat İşler'i.

Peki Keşanlı Ali Destanı nedir, kimdir ?

Keşanlı Ali Destanı Haldun Taner'in yazdığı müzikal bir oyundur. İşlemediği bir suç yüzünden hapse giren ezik denilecek kadar efendi, sessiz Ali, hapisden bambaşka biri olarak çıkar. Artık susmayan, başkaldıran ve zalim biri olmuştur. Ama değişmeyen tek şey se…

Bir Ailenin Hikayesi

Bu aile, anne baba ve 2 çocuktan oluşuyor. Şimdilerde çok mutlular. Zira yuvalarının şen üyeleri olan çocukları yeni katıldı aralarına. Yaklaşık 1,5 aylık oldular.

Anne bu an için, çocuk sahibi olabilmek için çok uğraştı. Daha ortada baba adayı yokken bile çocuk özlemi vardı içinde. Bunu bilen çevresi, ona bir eş buldu. Yuvasını kurdu. Ama çocuk sahibi hemen olamadılar.

Bu süreçte ailede kavgalar bile çıktı. Zaten başta hemen ısınamamıştı eşine. Onun aklında anne olmak vardı. Ama zamanla alıştılar birbirlerine. Dağılmadılar. Vazgeçmedi anne. Denemelere devam ettiler. Ve sonunda mutlu son geldi. Aslında dördüz olacaklardı ama ikisi yaşamadı. Şimdi mini mini 2 çocuk sahibi oldular.

Yuvaları onların sesleri ile daha da şenlendi.

Gözü gibi bakıyor anne onlara. Baba da anneye.

Çabuk büyüyor çocukları. Şimdiden yaramazlık yapmaya başladılar bile. Tıpkı annelerine benziyorlar.

Her göreni kendilerine hayran bırakıyorlar. Öyle tatlı öyle küçükler ki. Talipleri de çok ama. Gören birini bize…

Öğretmenlerime Sonsuz Sevgi ve Saygıyla

İnsanın okul hayatı bitiyor. Okuldayken, sınavı, sözlüsü, oydu buydu derken hiç özlenmeyeceği düşünülür. Ama özleniyor. Hemde her anı. Okuduğum okulun yolundan geçerken bile aklıma geliyor.

İlkokuldan üniversiteye kadar, sayısız öğretmenlere sahip oluyoruz. Evet sahip oluyoruz. Onlar bizim oluyor. Bizim öğretmenimiz. Sadece bizim. Böyle bir sahipleme oluyor işte öğrencilerde. Kolay gibidir öğrenci tarafından sahiplenmek. Ama sanıldığı kadar kolay olmaz öğretmenin işi. Hiç tanımadığı en az 30 bireye, öğrenciye kendini ispatlaması. Sevdirmesi demiyorum. Sevmezsin belki öğretmenini ama saygın sonsuzdur. Sahiplenirsin, benim öğretmenim dersin. Senin için kaybedilmeyecek bir hazine olur öğretmeninin.

İşte bu sebeple zordur öğretmenlik mesleği. Herkesin harcı değildir birinin öğretmeni olmak. Öğretmen olmanın ötesinde. Mesela mesleği öğretmendir biridir ama sadece mesleğin adını taşımakla kalır. Ötesine geçememiştir ne yazık ki. Çünkü öğretmenlik, öylesine bir meslek değildir. Olmamıştır.…

Bırakın Sadece Çocuk Olsunlar

Hatırlasınız, geçen aylarda Rtük bazı kararlar alacağını duyurmuştu. Reklamlardaki çocuk oyuncular ve evlilik programları hakkında.

Çocuklar ile ilgili kısımda akıllara ( ne kadar iyi niyetliyiz biz) Turkcell reklamındaki çocuklar geldi ilk olarak. Çünkü söylenenlere göre, çocuklar bundan böyle sadece kendilerine uygun reklamlarda oynatılabileceklerdi. Mesela çocuk bezi reklamlarında.


Şimdilerde bir çocuk bezi reklamı dönüyor ekranlarda. Demet Akalın'ın geçen yaz hit olmuş şarkısı reklamın müziği. Sözler reklama uyarlanmış. Çocuklar sabah kalkıyorlar, giyinip süsleniyorlar, spora gidiyorlar, gezip tozuyorlar.

Eminim reklamı görmüşsünüzdür. O çocukları görünce içinizden “ay ne şeker şeyler” demek geçiyor mu? Benim geçmiyor. Çünkü çirkinleştirilmişler ! Çünkü çocukluklarından çıkarılmışlar !

İşte bu sebeple sormak lazım diyorum. Çocuklar için gelecek olan reklam sınırlamasında bunlarında bir önlemi alınacak mı?

Bugün okuduğum bir yazıda, reklam sapıklar için bir hediye olmuş deniy…

Bu Mektup Benden Sana

Sevgili sen;

Evet evet sen. Bu mektubu, bu satırları okuyan sana yazılıyor bu mektup. Şaşırmış gibisin. Niye bu şaşkınlık? Sen hiç mektup almadın mı şimdiye kadar ? Yoksa yazacak kimsen mi yok senin. Yoksa bana gülüyor musun sen? Bu devirde mektup mu olur diyerekten. Oysa ben konuşmaktan öte yazmayı severim.

Ve neden ben diye mi soruyorsun bana. Sana yazdım. Çünkü sen okuyorsun yazdıklarımı. Şimdi okuduğun gibi. Seninle aynıyız belkide. Sende yazmayı seviyorsun değil mi? Yoksa sen okuma kısmıyla mı daha haşırneşirsin. Belli. Okuyorsun şimdi sana yazılmış bu satırları.

Belki yollarımız bir seninle. Aynı yollardan geçiyoruz. Akşam eve giderken ekmek alıyoruz. Ve belki yumurta. Ve biraz şımarıklık yapıp abur-cubur alıyoruz. Aynı hayatı yaşıyoruz. Birbirimizden habersiz gibi görünsek de takipteyiz karşılıklı.

Ve sen hala şaşkınsın. Farkındayım.

Sana yazdım bu mektubu ben. Sana...

Okur mu okumaz mı diye düşünmeden. Sevgiyle, muhabbetle yazdım bu mektubu sana.

Ve son olarak yazıyorum ki sa…

Sen Yaşamak Kolay mı Sandın ?

Mendil satan çocuklar.
İşte onlar Türkiye gerçeğidir!
 Türkiye'nin her ilinde vardır. Bugün olmadı yarın elbet karşınıza çıkarlar. Acıyarak mendil alırsınız belki. Belki de küçümseyerek bakıp geçersiniz yanlarından. Görmezden gelmeniz kolaydır onları, küçüklerdir.
Oysa O, küçük değildi. Çocuk hiç değildi. Bundan olsa gerek, göze battı. Gözüne battı zabıtaların. Ya da onu orda görüp, görüntü kirliliği yaşadığını düşünen birinin.

40'lı yaşlarında, hayatta tutunacak dal bulamamış bir kadındı O. Eşi tarafından terkedilen, yalnız kalmış kadınlardan yalnızca biri.

Öldürülmüş olsa bu kadar konuşulmazdı diye düşünüyorum. Çünkü öyle çoğaldı ki sayıları son günlerde. O, tüm yaşadıklarına inat, yaşamaya çalıştığı için belki de gündeme bir ateş gibi düştü. Gözyaşları ile. İsyanı ile. Yaşamaya çalıştığı için kesilen ceza, Onun ortalama 2.5 aylık ekmek parası belkide. Hesaba göre sadece ekmek parası üstelik. Başka bir şey yemezse yani.

Daha nicesi var kimbilir. Bilmediğimiz. Görmediğimi…

İyi Hal İndirimleri Ne Demek ki

Şu iyi hal, hallerini merak ediyorum. Hani duyarız ya filmlerde, ( ben en çok ordan duydum) iyi halden cezan indirime uğradı diye. Ama orda iyi hal alanlar hep iyi olanlardı.

Bugün haberlerde okudum. Sevgilisini tam olarak 5 parçaya bölen mahluk için iyi halden ceza indirimi verilmiş. Müebbet olan cezası 14.5 yıl oluvermiş.

Hep deriz ya, film onlar inanmamak lazım. Hakikaten doğru. Böylesi filmlerde olmaz ki. Orda kazanan, eninde sonunda hep iyilerdir.
Ama gerçek hayat öyle değil.

Bugün Münevver Karabulut davasında da karar günü. Bakalım mahkeme, Cem adlı o mahluğa ne kadar ceza verecek. Hakettiğini verir diye umut etmeli.

Bu cinayetler, kadın cinayeti olmasının yanında, insan cinayeti. Hemde bilerek, isteyerek ve planlayarak.
Kadın cinayetleri, öldürülen eşler. İbretlik bir ceza verilmeli ki, bu cani kılıklılar biraz tereddüt etsin. Ürksün. Düşünsün.

İşte bu yüzden merak ediyorum. İyi hal kime, neye göre ve nasıl veriliyor?

Ben Seni Sadece Sevdim

Evet, sadece sevdim. Saf ve olduğu gibi. Olduğum gibi. Sevdim sadece.

Karanlıkta, cılız ama tüm varlığı ile yanan bir mum gibi. Karanlığı delen ama yok etmeyen.

Yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibi. Yağmurun hüznünü alan ama ihtişamını yok etmeden.

Sevdim. Gölge etmeden, gölgen olmadan.

Seni ayrı sevdim, kendimi ayrı. Bağlanmadan, bağımlı olmadan sevdim seni.

Unutmadım benliğimi severken seni. Çünkü ben, kalbimle sevdim seni. Araya başka bir şey koymadan. Koşulsuz, şartsız, öylece. Öylesine...

Şimdi, mumun ışığı yok. Söndü, söndürdün sen onu. Karanlığın ve ihtişamın yok etti sevgimi.

Sense, buna sevgi dedin. Oysa sevgi ne korkutur karanlığıyla, nede ezer ihtişamıyla.

Ben, seni sevmiştim sadece. Sadece...

Bedelli Askerlik de Yaş Sınırı Belli Oldu

Bedelli askerlikte sona yaklaşılmış sayılır. Trt'nin haberine göre yaş sınırı 30, bedel ise 25.bin olarak belirlenmiş.

Yaş sınırı en çok konuşulan ayrıntısıydı. O da artık kesinleşti diyebiliriz. Kimi sevinecek, kimi üzülecek artık.
Zira gördüğüm yorumlarda yaş olarak 20 olsun diyenler bile vardı.

Bedelli denilince akla tabiki bizim ünlü ve askerlik yapmayan şahıslarda geldi gündeme. Bununla ilgili çıkan haberlerde gördüğüm ve aklımda kalan isimlerde ilk sırada Kenan Doğulu var. Uzun saçlarıyla “sımsıkı sıkı sar beni” şarkısını söylediği yıllar hala hatırımda. Şimdi 37 yaşındaymış. Yani bedelli kapsamına giriyor Kenan Doğulu. Bu fırsatı kaçırmaz, yorumları öyle.

Ve bedelli ile gündeme gelmiş olan Tarkan. Hoş adam ne yapsa konuşuluyor. Eroin kullansa bile.
O da bedelli yapmıştı askerliğini. Her anı neredeyse kameralarla izlenmişti Tarkan'ın.

Ve sonrasında bedelli askerlik konulu bir film bile çektik. O Şimdi Asker filmi. Çok sayıda ünlü yer almıştı filmde. O zamanların sıcak …

En Büyük Sanat Eserim

Bir insanı yetiştirmek sanattır. Bir kadının, annenin sanat eseri. En büyük yardımcı ise baba.

İnsanı yetiştirmek kolay değildir elbet. Bir bebeğin bakımından bahsetmiyorum yalnız. Zira bakımını, şuan şirketleri bile kurulan bakıcılar yapar. Onlara dadı da denir. Bebeği/çocuğu bakmakla görevlendirilir onlar. Bakım denilen, yemesi, içmesi ve temizliğini kapsar.

Oysa, yetiştirmek o kadar değildir. Hiçbirşey bilmeyen, şekilsiz ve boş olan bir ruha şekil vermek hiç kolay değildir. Öyle ki o, sizin artılarınızı da eksilerinize kopyalar. O sebeple, elinizden geldiğince iyi bir kopya olmalısınız. Yani daha ziyade iyi bir yetiştirici olmalısınız.

Anne denilen sıfatı taşımakla da bir insanı yetiştirme sanatı elbet ve ne yazık ki aynı değildir. Çünkü zira, çoğu anne sıfatını taşıyan insan, doğurmaktan ötesini beceremez. Umarsamaz da diyebiliriz.

Bir insanı yetiştirmek, bir sanattır. Bir insanın en büyük eseri. O eser ki, ne bakmaya kıyabilirsiniz ne de bir kusurunu görmeye. Paylaşılmaya kıyılamas…

Dünyanın En Güzel Gözleri

Onların gözleri. Onlar, belki kimine göre inanması güç gelse de nesli tükenme sınırına gelen eşekler.

Eşekler, evcil ya da çiftlik hayvanı sayılmıyorlar. Mış demeliyim aslında. Bunu akşam haberlerde duydum. Ve nesillerinin tükenmeye başladığınıda.

Bu duruma el atan, Muğla'da çekimleri yapılan Entel Köy Efe Köye Karşı filminin ekibi olmuş. En başta yönetmeni Yüksel Aksu. Kendisine bu durumla ilgili gelen maile duyarsız kalmamış Aksu. Filmde eşekler ön planda. Hatta film tanıtımında tam 3.5 metrelik bir eşek maskotu kullanılıyor.
Filmde mesleği berber olan köylü, köye gelen entellere eşek satmaya çalışıyor. Her karede bir eşek görmek mümkün.

Entel Köy Efe Köye Karşı filmi 2 Aralıkta gösterimi girecek.

Köy halkıda nesli tükenen eşekler için, filmden güç alarak devlete, eşeklerin çiftlik hayvanı sayılması hakkında dilekçe sunmuşlar.

Eşekler, karakaçandır çoğu zaman ismi. Davaro filminin Kadife'si. Kemal Sunal'ın en iyi arkadaşı.

Eşekler, sıcağa atlardan daha dayanıklı diye Afri…

Benim Güzel Memleketim - Kocaeli/Derince

Şimdi duyar gibiyim sesleri, haa şurası... Şu teröristlerin vapur kaçırdığı yer. Yada kendini bilmez bilmem kaç kişinin yanlışlıkla! doğalgaz borusu patlattığı yer demi ora?
Evet evet... Maalesef orası. Ora benim memleketim. Doğduğum yer. Büyüdüğüm ve hala yaşadığım yer Derince/Kocaeli.
Dün o doğalgaz kaçağının olduğu yere oldukça yakın oturuyorum. Haberin birinde Derince'yi haritadan sileceklerdi az daha denildi. İnsan bir hoş oluyor. Kendini televizyonda görmüş kadar oluyorsun. En azından ben öyle oldum.
Ucuz atlattık.
Tıpkı o vapur olayı gibi. Duyunca, acaba içinde tanıdığım biri var mı diye düşündüm. Gerçi vapur ile seyahat eden bir yakınım yok. Ama belli mi olurdu? İnsanın içine kurt düşüyor. Hemde kaçırılma olayı bizim Derince sahilinden ayrıldıktan sonra olmuştu.
Ve şimdi farkettim. Aramalarda bile Kartepe ile ilgili ilk haber olarak çıkan, kaçırılma olayı. Vapurun adı da Kartepe idi.
Ama korkulan olmadı. Kimseye birşey de olmadı. Şükürler olsun.
İki olayı da kazasız atlattık.
Gün…

Brad Pitt Veda Ediyor

O, kimine göre değil, Dünyaya göre yakışıklı biri. Simetrik bir yüzü var. Ki bu O'nu çekici yapıyor artı olarak.

Oyunculuğu kadar özel hayatıyla da konuşulsa da, O, oyunculuğuyla da en az yakışıklılığı kadar göz doldurdu.

Kimi zaman karşımıza melek olarak çıktı, kimi zaman vampir.

Bazen kanunadamlarını peşinden koşturdu, bazen kendi kanunadamı oldu. Yakaladı kötü adamları.

O yapılı vücudum boşuna değil der gibi, karşımıza bir dövüşcü olarak çıktı.

O sarı saçlarını kimi zaman uzattı, bazen kesti. Çoğunlukla önünden hafif dökülen haliyle kaldı. Savurdu saçlarını, hiç yalabık gibi yapmadı kendini.

Çoğu film ve dizide de adı genç kızların dilinde oldu.

O, şimdilerde 47 yaşında. Ama hiç birşey kaybettirmedi yıllar O'na.
Çok değil, 3 sene sonra 50 olacak ve sinemayı bırakacak. Bırakacağını açıkladı.
6 çocuk babası, evli ve mutlu Brad Pitt.
Sinemanın arkasında yapımcı olarak yer almaya karar vermiş. Ne diyelim. Başarılar.

14 Kasım, Orhan Veli, Ölüm Yıldönümü

Bir garip Orhan Veli geldi geçti buralardan...
Sayısız şiirleri, saygın kişiliği ile.

Şiirleri, aşıkların derdine derman oldu, olmakta. Birkaçı sanatçıların albümlerinde yer aldı. Şiir müzikle buluştu.

Bugün ölüm yıldönümü Orhan Veli'nin. 14 Kasım 1950 yılında vefat ettiğinde, öldüğünde bile kafiyeyi bırakmadı dedirtti.

En sevdiğim şiirini paylaşmak istiyorum. Sen unutulmazsın Orhan Veli.

Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda. Dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma ellerinizle? ... Bir yer var, biliyorum; Herşeyi söylemek mümkün. Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum. Anlatamıyorum.

Türk Sineması ve 97 Yılı

Yıl 1914
Kasımın 14'ünü gösteriyor takvimler.

Ve bir tarih başlıyor o günden sonra. Birbirinden güzel filmler, birbirinden yetenekli oyuncular ve çok çeşitli bol bol ödüllerle dolu yıllar.
Yetenekleri kadar yakışıklılıklarıyla gönüllere adını yazdırmış olan, Ediz Hun, Kartal Tibet, Kadir İnanır, Cüneyt Arkın, Tarık Akan...
Filmlerde hep kötü oldu Onlar; Erol Taş, Nuri Alço, Bilal İşçi, Hayati Hamzaoğlu, ...
Ve filmlerin tatlı babaları; Hulusi Kentmen, Münir Özkul, ...
Her biri güzel; Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Emel Sayın, Belgin Doruk, Gülşen Bubikoğlu, ...
Güzel ama kötü kadınları; Suzan Avcı, Aliye Rona, ...
Adlarını bu tarihe yazdıran değerli oyuncularımızdan sadece bir kısmı.



14 Kasım 1914, Ayestefanostaki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı belgeselin gösterime girmesiyle, Türk Sineması doğdu. Bu tarih doğuş günü kabul edildi Türk Sineması için.

1914 yılından günümüze kadar milyonlarca film çekildi. Kimler geldi, kimler geçti sinemadan.

1934 yılında Türk Sinemasının ilk ödülü geldi. 2. Ven…