Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hesap Lütfen...

Ama üstü kalmasın. Kapatalım tüm hesapları. Kapansın bitsin. 2013 yeni doğmuş bir çocuk olsun mesela.
Zor mu?
Kapanmaz mı o hesaplar.. hiç mi?
Bir denesek..
Bak saatler kaldı.
Hadi.. Hadi.. Herkescikler sıraya lütfen...
Kapanmayan hesap kalmasın.
Nur topu gibi bir 2013 alalım, en tazesinden. En güzelinden. En sağlıklısından. En aşk kokanından...
Dolduralım boşlukları... Bütün enler bizim olsun.

Cesaret Dediğin...

Lisede dilime ve kalemime dolamıştım. Önüme gelen, neredeyse her hatıra defterine bu sözleri yazmıştım. Son veda sözüm gibi olmuştu galiba, son sınıfta.

" Birgün bir çılgınlık edip, seni sevdiğimi söylesem. Alay edip güler misin yoksa sende sevir misin?"

Aslında sevdiğim yoktu. Ama şarkının sözlerini çok sevmiştim. -miş olmadı ama hala seviyorum.
Belki de tersini hayal ediyorumdur... bilemiyorum şu an.

Neyse, bir dinleyin, dinleyelim.

Küçük Gemi.

Ben bir küçük gemiyim. Sakin ve sığ denizlerde başladı yolculuğum. Sonra denizler büyüdü.. büyüdü. Ve artık sakinde değillerdi. Fırtınalar koptu, savruldum. Kıyılara vurdum kaç defa. Parçalandım. Ve her defasında yine kendimi en orta yerinde buldum denizin. Ben hala küçük bir gemi idim. Deniz ise kocaman. Ben yönümü kaybettim ama o benden umudunu kaybetmedi. Ortasındasıyım denizin. Amaçsız, yorgun, paramparça.. Ama hala içindeyim denizin, Dibinde değil.

Merdivenden Düşme Korkusu.

Aslında asıl mevzu, merdivenden düşme değil. O ilk düşmeden sonra hep düşecekmiş gibi korkmak asıl mevzu.
Aynen bir hatayı yapıp, sonra, tekrar yapar mıyım acaba korkusu yaşamak gibi. Bu bende çok oluyor. Öyle ki, hiç yapmadığım bir şey için bile bu şühpe içimde olur. Mesela, işyerini ben kapatırım. Ve her akşam acaba kapıyı kapadım mı ki sorusu ile kendimi yer bitiririm. Kapatır, ardımdan bakar, sonra biraz gider yine bakarım. Sonra baktığımı da unutur, ya kapamadıysam diye içime kurt düşürürüm. Tamam kabul, az biraz paranoya var.
Şimdi şu merdivenden düşme meselesine gelelim. Merak etmeyin hiç düşmedim. Ama.. ama, düşüyordum. Allahım korudu beni resmen.
Lisedeydik. Bir tören olacaktı ve herkes bunun için aşağı inmişti. Bizim sınıflarda en üst katta. Bende niyeyse geç kalmışım. Sebebini hatırlamıyorum. Bir başıma, hızlıca merdivenlerden iniyorum. Ki törene geç kalmayayım. Bir dönemeci geçtim yahut ikinciyi. Hızlıca inerken, birden ayağımın dengesini kaybettim ve ayağım burkuldu.…

Yeniyılda Yeni Dilekler ve Olması İstenmeyenler.

Efenim, elimden mendilin eksik olmadığı bir haftasonu geçirdim. Hatta dün akşam bile öyle idi. Ama gelin görün ki, şuan pek öyle değil. Sanki burnum, patrondan çekinircesine akmıyor. Ama yine ama, ben resmen donuyorum. Bir türlü ısınamadım. Anca anca kemiklerim ısındı desem yeridir. Birde mide ağrısı çektim ki sormayın. Ya Allah bismillah, haftaya da böylece başladık işte.
E birde dedim ki, haftaya madem pek içaçıcı başlamadım. İç açıcı bir yazım olsun.
Bu da nasıl olsun? E bir mim varmış. Gelmiş ayağıma kadar. Bende tüm iyi niyetimle tüm iyi dileklerimi “yeniyıl dileklerim” mimiyle yazayım.
Aslında herkesin yeniyıl dileği kısmende olsa aynı. Önce sağlık. Şu bilinen söz gibi, herşeyin başı sağlık. Sağlık olsun da gerisi gelir vesselam. Ama bazen gelmediği de oluyor açıkcası. Bizde bu yeni yıl için, gelen bir yıl dileğinde bulunalım bari. Herşey gelsin. 13 gibim uğursuz olmasın. Ki aklıma geldikçe düşünür oldum. Şu 13 rakamına takanlar, koltuğun bile 13 olanına oturmayanlar, 2013 y…

Yaparım Bilirsin. Ben Bilmem Eşim Bilir..

Yarın akşam Show tvde Yaparım Bilirsin adlı bir yarışma programı başlıyor.
Bu programı konu yapan ise, Ben Bilmem Eşim Bilir yarışması ile birebir aynı formatı taşıyor olması.
Sunucusu Behzat Uygur. İtiraf edelim. İyi bir sunucu. Hele ki böyle tarz bir yarışma için. Zira kendilerinin kardeşiyle yaptığı her show programında, bahsi geçen yarışmadaki kadar abuk oyunlar oynanırdı. Mesela ben, şu bardak çekme oyununu ilk onların Şahane Pazar programında görmüştüm.
Yani çılgınca oyunlarda ve sunumlarda oldukça deneyimli sayın Uygur.
Ama... Birde aması var bu işin.
Ben Bilmem Eşim Bilir yarışması bayadır devam ediyor. Haftasonlarında reytingleri kimselere kolay kolay bırakmadığını da biliyoruz. Bu kadar iyi devam eden bir programın birebir aynısını yapmak saçma olmuyor mu? Bence oluyor. Ha, şimdi Yaparım Bilirsin yarışmasında sadece erkekler yarışacakmış ki, demeyin. O bir fark sayılmıyor bana göre.
Üstelik formata göre, bence yarışmanın adı Yaparım Bilirsin değil, Yaparsın Bilirim olma…

Bu Bir 21 Aralık Yazısıdır.

Bir 21 Aralık yazısı da benden olsun.
Şirince'de şu kopacak kıyamet, kopmayacakmış ya. Ama yinede esnaf temkinli imiş de kredi kartı ile satış yapmayacakmış.
Ayy.. ayy.. Bir güldüm bu habere. Bir güldüm ki, sormayın. Adamlar kıyamet kopacak diye, sözde kredi kartı kabul etmiyor. Sanki kopsa aldığı o paraları peşine götürebilecek. Hey Allahım...
Bu kadar mı bilinçsiziz kardeşim, bu kıyamet konusunda. Birileri dünyaya kazık çakacağını sanıyor. Resmen bir ince hesaplar, bir düzenler falan.
Kıyamet dediğin bir kere kopar. O da ne zaman kopar, Allah bilir. Ki kıyamet koptuğunda hiçbir canlı hayatta kalmaz. Bunu bir kere idrak etmek lazım.
Bu tıpkı insanın ne zaman öleceğini bilmemesi gibi. Ne var ki bir insanın ne zaman öleceğini bilmiyoruz ama kalkmışız dünyanın sonu şu gün gelecek diyebiliyoruz. Hayret bir şey cidden.
Geçen aklıma geldi. 2012 filmi vardı bilirsiniz. Orda da Nuh Tufanı esas alınmıştı. İzleyenler bilir. Yine orda da bir dünyaya kazık çakma çabası falan.

Yeni Yıl Kart Çalışması

Sırılsıklam

Kapı açıldı ve içeri sırılsıklam olmuş halde girdi. Herkes O'na bakıyordu. İçlerinden en genç olanı:
“ Size ne oldu böyle? “ diye sordu. O'da aynı şaşkın gözlerle adama baktı, sonra üstüne baktı.
“ Ne olmuş, bir şey mi bulaşmış üstüme yoksa, ben göremiyorum.” dedi ve üstüne bakmaya devam etti. Soruyu soran genç adam, aynı şaşkınlıkla:
“ Sırılsıklam olmuşsunuz, daha ne olsun..”
Gülümsedi.
“ Bir camdan bakın hele, dışarıda yağmur yağıyor. Benimde ıslanmış olmam çok doğal değil mi sizce?”
Aldığı cevapla ne diyeceğini bir an bilemedi genç adam. Sonra masada karşısında oturan adamın, sus işareti ile oturdu yerine.
Kısa bir sessizlik sonrasında, sırılsıklam içeri giren Dolunay, toplantıyı başlattığını söyledi. Yaklaşık bir saat süren toplantı sonunda, canı sıkılmıştı artık. Arada dışarı bakmış, yağmuru seyretmişti. Sırf babasına verdiği sözü tutmak için geliyordu bu toplantılara. Ama hepten ilgisiz ve bilgisiz değildi. Sadece çok ince ayrıntılarda boğulmak istemiyordu. Arad…

El Emeği Göz Nuru.

Uyarı: Bu yazı bir "U.H. reklam" içeriğidir.

Efenim kolaydır öyle mağazadan alıp, iki resmini çekip, post yapmak... Kolaysa onları kendin yapsana.. (Allahım moda bloglarına laf attım, sen affet... )

Bunu şimdiye kadar çok duydum. Bizim ülkemizde değeri bilinmeyen bir şeyde el emeğidir. Mesela bugün Tvde adam kendi eliyle, uğraşıp yaptığı tahta kaşık ve bıçakları 1.50 kuruştan satıyordu. Bir ara yabancı bir memlekete gitmiş. Yaptıklarına çok para vermişler. Ama hastalanınca dönmek zorunda kalmış.

Şimdi.. bir saniye. Burda asıl mevzu bendim yahuu.. Bu benim reklam yazım.
Efenim, bu resimde görmüş olduğumuz siyah eldiveni kendim yaptım. Tığ işi, oldukça basit bir yapımı var.



Bunlar ise, vakti zamanında yapmış olduğum süveterler ve panço. Birde kazak vardı ama oda eksik kalsın dedim. Nazar olmasın.

Reklamlar sona erdi.
Başka konu ve konularla tekrar birlikte olmak dileği ile. Saygılar...

U.H Çekiliş Sonucu

Sabırsızla beklenen işte o an... da daa da..dam.. :D Abartmayı seven bu bünye.. korkmayın fazla abartmayacak. Saat 19 itibari ile çekilişimi bitirdim ve sonuçladım. Son yirmi dk.dır da resimlerle falan uğraştım. Elimde delil olsun değil mi? Neyse.. Efenim.. İşte kazanan şanslı okuyucu:
Supercellma tebrik ediyorum. Şansın hep sana gülsün diyorum. Ve katılan tüm blogdaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki beni yalnız bırakmadınız. Çok teşekkürler. İyi ki varsınız..
 Not: Supercellma benimle iletişim için: uyusukhayalperest@hotmail.com

Soru - Cevap Güzelliği.

1-Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Mantık ne? Duygu ne? İkisi beraber olmuyor mu bunların? Küsler mi? Yoksa kanlıbıçaklılar mı bunlar? Bak ben daha çok soru sordum. Hangisinde mantık var? Ya da duygu var mı? Arada bul. :) Demek istediğim, işimize hangisi gelirse, aldığımız karara onu yüklüyoruz. Mesela ben, şuan verdiğim bu cevapların çok duygusal cevaplar olduğuna inanıyorum. Mantığım bak şu köşede bekliyor.

2-İnsanlar niye mutlu değiller?Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?
İnsanlar niye mutlu değil.. Sanki hayvanlar çok mutluymuş gibi. :) Aslında mutlu insanlar. Harbiden mutlular. Bir bak etrafına, sen herdaim ağlayan bir insan görüyor musun? Hayır. Çünkü insanların meziyeti bu. Arada sırada ağlarlar ama çoğunluk hep gülerler. Yani eşittir mutlular. Asıl o mutlu insanları görmeyen biziz. Asıl kör biziz. Asıl şükretmeyen yine biziz. Az biraz açsak o gözleri, nice mutlu insan görürüz de, işte işimize gelmiyor. Zoru seçip, mutsuzları g…

Lunapark Günleri.

En son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Çok uzun zaman oldu. O dönme dolabın bendeki yeri ayrıdır. Her gittiğimizde illa ki binerdik.
Biz dört kız kardeş, babamızı ikna eder, mutlaka her yaz gitmeye çalışırdık lunaparka. Babam önde, elleri arkada gider, biz arkada. Tıpkı ördek ailesi gibi. Ama bugün düşünürken, babamın neden elimizi tutmadığını düşündüm. Ve şuan cevabını buldum. Adamın sadece iki eli vardı. Biz ise dört kişi idik.
Bir keresinde, babam eve parmağı sarılı gelmişti. Odun keserken tırnağını yaralamış. Ama biz buna aldırmadan, onun bizi fuara götürmesini istiyorduk. Birlik olmuş yine ikna etmiştik.
Her gittiğimizde dönme dolaba binmek ilk yapılan eylem idi. Binmezsek hatrı bile kalabilirdi belki de. Ama ahtapota binmemiz yasak idi. Ve benzeri tehlikeli sayılan oyuncaklara.
Balerine binmemize izin vardı birde. Bir kere binmiştim. Onda da neden bilmem midem bulanmış ve hiç zevk almamıştım.
Bir kerede çarpışan otolara binmiştim abim ile. Herkesin çılgınca eğlendiği anda, b…

Bugün 12.12.12

Bugünün, anlam ve önemine binayen, büyük bir titizlikle hazırlanmıştır. :D

Kuşaklar Buluşuyor - Yarışma

Gençlik ve Spor Bakanlığı bir yarışma düzenliyor.
Adı da Kuşaklar Buluşuyor.
Yarışmaya 15-20 ve 21-29 yaş arası her genç katılabiliyor.
Ayrıntılar içinKuşaklar Buluşuyor

Sevdiğim Adamlar - Jackie Chan

Seriye eklemeye layık gördüğüm bir isim olduğunu, geçen akşam filmini görünce farkettim.

Kendileri her filminde, hem aksiyona doyurup hemde eğlenceyi eksik etmeyen bir oyuncu. Filmlerinin neredeyse hepsinde, birkaçı hariç, silah kullanmaz, kullanılmaz. Adamlar bilek gücüyle etkisiz hale getirilir. Bunu bile yaparken, insanı güldürür Jackie.
 Çok sevimlidir.
Ve en önemli özelliği, en zor sahnelerde bile dublör kullanmamasıdır. Her sahneyi kendi çeker. Ucunda yaralanmak bile olsa. Ki bildiğim kadarıyla kırılmamış kemiği kalmamıştır. Serinin diğer üyeleri gibi, her filmini izletir.

Ye.. Ye.. Ye.. Çıtır ve Kıtır.. Ye..

Başlığa bak, hizaya gel. :D
Merak uyandıracağım ya, böyle başlık attım.
Birkaç gündür aklımda ve dilimde bu şarkı.
Nedeni yok, essahtan yok. :D
Dinleyelim de az biraz efkarımız dağılsın.
Ve burdan terzi Mukadder'e selam olsun... Aşk için herşey yapılır anacığım.. mı acaba.. ? !

Sefiller - 2013

Sefiller kitabını okumayan, herhalde çok az insan vardır. En azından ben öyle düşünüyorum. Baya ünlü bir kitap. Klasik.
Kitabın dizi versiyonu vardı. Baştan sona izlemeyemesem de izlemiştim birçok bölümünü. Ünlü Fransız aktör vardı, adını unuttum şuan.
Şimdilerde ise Sefiller'in yeni sinema filmi çekildi. Galası yapıldı. Ve Mart 2013'de gösterime girecek. 
Filmde çok ünlü isimler var.

ünlü Xmen Hugh Jackman var mesela. Esas adamı oynuyor. Bu yandaki resmi hapisten ilk çıkış halleri olmalı.
Bu oyuncularda film için, kılıktan kılığa giriyorlar. Sakal uzatıyorlar. Zayıflıyorlar. Şişmanlıyorlar. Ama parasını da fazlasıyla alıyorlar zaten. Anne Hathaway de yer alıyor mesela filmde. O'da film için baya zahmet çekmiş. Kilo vermiş. Resimde görülen o saçlarını kestirmiş. Ki kitabı bilen bilir. Orda Anne'nin canlandırdığı kadın, saçlarını para ile satıyor, kızına bakabilmek için. Ve filmde Russell Crowe'de yer almakta. Dedim ya, baya ünlü isimler yer alıyor. Sanırım…

Düşünme.

Özlemek ne demek diye düşünüyordu.
Özleyen insan özlediğini nasıl anlardı? Ya da özlemek anlaşılır bir şey miydi?
Düşünüyordu. Şimdiye kadar kimseyi özlememişti. Yani özlemek denilen şey, onun bildiği şey ise, o hiç özlememişti kimseyi.
Aslında özlemek için birini sevmek gerekirdi. Böyle düşünüyordu. Ama O, şimdiye kadar birini sevmediğini de farketti.
Hiç aşık olmamıştı. O sebeple ki, aşık olmak nasıl bir şeydi onu da bilmiyordu. Belki de olmuştu da, haberi yoktu. Ama bildiği aşk hikayelerindeki gibi olmamıştı ki hiç.
Kimseyi görmek için delirmemişti bir kere. Konuşmak için çılgınca şeyler, hele hiç yapmamıştı. Yollar gözlememişti. Manasız gülücükler konmamıştı yüzüne.
Evet evet.. aşıkta olmamıştı hiç.
Hele o hep bahsigeçen mide kramp olayını hiç anlamıyordu.
Şöyle bir düşününce hiçbir şey anlamadığını farketti. Ve dahası hiçbir şey yaşamadığını da farketti.
Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü?
Yoksa kendi bir odun muydu ? ...
Sonra düşündü ki, düşünmek iyi bir şey değild…

U.H. Çekiliş.

Efenim..
Çok düşündüm. Tahmin edemezsiniz hemde baya düşündüm. Öte düşündüm, beri düşündüm..
Sonra dedim ki, sonunu düşünen, sonunda düşünmediği bir yola giriyor. Yani hiçbirşey değişmiyor. Bende düşünmekten vazgeçtim.
Nihayetinde de sizlere bunları yazıyorum.
Evet... Başlıktan da anlaşıldığı üzere, bu uyuşuk kişilik bir çekiliş yapacak. Bir ben kusur idim. Ki kusur olmayı pek sevmem. Çekilişimi bu postla birlikte başlatıyorum.
Şimdi...
Efenim, ben şimdi hem benzer ama bir o kadarda farklı olmayı istediğim için, çekilişimin bazı detayları farklı olacak.
Neymiş o detaylar.. ?
Tek bir detay var tabi. O da çekilişe nasıl katılacaksınız detayı.
Şöyle ki, sizden, çekilişime katılacaklardan tek istediğim, bu konunun altına, benimle ilgili bir detayı yazmanız. O kadar.
Nasıl bir detay mesela?  diye soranlara şöyle örnek vereyim.
Saçın kısa.. uzun.. boyum postum.. kiracıyım.. evlerim var bissürü.. ölmeden yapmak istediğim şey şudur mesela.. sevdiklerim, sevmediklerim.. izlediklerim.. (…

Yaprak Çalışmam - Uyuşuk Hayalperest

Efenim, bunlar son sanatsal çalışmamdan kareler.
Öyle basit görünmesin, bittiğinde sırtım acayip ağrıdı. Yaklaşık yarım saat uğraştım.
Evet...
Nasıl olmuş?
İlerleyen günlerde orjinal hallerini de eklerim. Bunları biraz renklendirdim de.

İddaa Maçları Artık Canlı Yayınla Nesine.com'da




Nesine.com, Türkiye'de bir ilki gerçekleştiriyor. Nesine.com üyeleri artık kuponlarındaki İddaa maçlarını canlı olarak Nesine.com'da izleyebilecek.

Bunun için sporseverlerin tek yapması gereken, bültende takım isimlerinin yanında yer alan kırmızı TV logolu maçlardan izlemek istediklerini seçerek, kuponlarına eklemek ve maç saatini beklemek. Nesine.com üyesi olmayan sporseverler de ücretsiz üye olarak bu hizmetten yararlanmaya hemen başlayabiliyorlar.


Nesine.com'daki canlı yayın hizmeti ile İspanya La Liga, Almanya Bundesliga, İtalya Serie A, Fransa Ligue 1, Hollanda Ligi gibi çok izlenen ligler, Copa Libertadores, Copa Sudamericana gibi Güney Amerika'nın en önemli organizasyonları, Dünya Kupası Elemeleri, Fransa ve İspanya Kupa maçlarının yanı sıra basketbolda da Euroleague’in yer aldığı 50’nin üzerinde futbol ve basketbol liginin canlı izlenmesi mümkün olacak. Özellikle internet üstünde link arayan, canlı skor sitelerini takip eden, forum forum dolaşıp maç skorunu ö…

Sonbahar Resimleri

Bahçemizden kareler...













Sony'den Son Bond Görevi; "Kaçırılan Ajanı Bulabilecek Misin?"

Sony, “Skyfall” konseptli yarışmalarıyla ödül dağıtmaya devam ediyor. Yeni görev, aynı zamanda final görevi. Sony Türkiye Facebook Sayfası’ndan verilecek talimatlarda, Ajan S olarak karargahtan alacağınız 3 farklı görevle, tüm ipuçlarını takip ederek kaçırılan ajanı kurtarmanız bekleniyor. Zekice kurgulanmış her göreve ait farklı videolar hazırlanmış. Videoları izleyip, seni kayıp ajana adım adım yaklaştıracak ipuçlarını bulmanız isteniyor.

Her görevin sonunda doğru cevaba ulaşan kişiler, Sony’den muhteşem ödüller kazanma şansını yakalıyor.

Birinci görev; 30 Kasım–3 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek ve görevi doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi Bravia HX850 TV, bir kişi de  Xperia Tablet S kazanma şansı yakalayacak.

İkinci görev; 3-6 Aralık 2012 tarihlerinde devam edecek ve doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi NEX-5R fotoğraf makinesi, bir kişi de Xperia ion akıllı telefon kazanma şansı yakalayacak.

Üçüncü görev; 6-10 Aralık 2012…

Sinirsel Boyun Ağrısı

İnsanın sinirden boynuna ağrı girer mi? Benim girdi. Potansiyel yüksek. Sinir olmaya odaklanmışım.
Zaten geçen adamın teki, evrağını yırttı parçaladı. Patronda yoktu. Demedim ama ona. Hala acaba anlatsam mı diyorum. Yırttığı evrakları da atmadım daha.
Olay şöyle cereyan etti. Ben bir şey yapmadım, önce onu diyeyim. Gayet sakin ve iyi niyetli idim. Adam bilgisayardaki kayıtlarıma bakıp, tüm ilçenin kayıtlarını görebilceğimi iddia ediyordu. Ve buna göre benden istediği evrağa bunu not düşmemi istiyordu. Ama yok, görmüyorum. Ayol ben bir garip kurumum, nasıl göreyim, tüm ilçenin kayıtlarını. Ama görüyormuşum. Efenim dedim, gidin kaymakamlığa onlar işini halleder. Beni buraya yolladılar, zamanımda yok, yaz ver, diye ısrar ediyor. Diyorum ki, bendeki kayıtlar işinizi görmez. Ama hala tüm kayıtları gördüğüme ısrar ediyor. Sonunda yapmıyorum be, uğraşmıyorum dedi ve yırttı evrakları. Ve gitti. Ben ona yardımcı olmak istedim. O inadından ikna olmadı.
Şimdi o sinir haliyle patronla de…

#bimilyonneden: Nedensiz Mutluluk :)

Bazen moralin bozulur, bazen hiçbir şey seni mutlu etmez.

Bazen tam tersidir, her şey ama her şeyden mutlu olursun. Hatta o kadar mutlu olursun ki, etrafına da mutluluk bulaştırırsın. İşte tam öyle bir sabahtayım. Bi uyandım, kendiliğimden bi mutluluk yapışmış üstüme! :)

Önce ‘Bonino’ ile oynadım. Kendisi kedim olur, sonra bütüncül mutluluğumu ona da bulaştırdım.

Sonra Twitter’da şöyle bir şeye denk geldim. #bimilyonneden hashtagiyle herkes daha iyi bir dünya için milyonlarca şey yazmış. Ben de yazdım. :) Bence siz de yazın!

Hadi hoppa, daha iyi bir dünya için bi milyon neden var. Eminim var! :)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

İlk.. Yada Değil.. Olabilir de..

Yarın doktor randevum var ama yine.. yine.. benim gidesim yok. Acaba böyle alıp alıp milletin hakkına girmiş oluyor muyum ki? Ama ters bir zaman oldu. Hesabım tutmadı. İptal edip yine alayım. O zaman tutar.

Şuan saat 10:10.
Biri beni düşünüyor. Yahut ben birini. İnsanın sebepsiz mutlu olmaya ihtiyacı olduğu zaman dilimleri. Okuldayken arkadaşım, saatte akrep ve yelkovanı bir olmuş görünce öperdi saatini. O gelir aklıma çoğunlukla. Bazen bende saatime öpücük atıyorum. Alın size sır. İyi tutun, saklayın, koruyun.

İçimden bir ses, çekiliş yap diyor. Hatta hediyem ve çekiliş yazım için herşeyim hazır. Ama ben hazır değilim. Kararsızım. Birgün aniden fikrim sabitleşip, çekilişimi sizlerle paylaşabilirim. Hazırlıklı olun. Ve bir uyarı. Bildiğiniz bir çekiliş olmayacak. Çok bencilce şeyler düşünüyorum, çok.. .. Bakın haberini bile nasıl abartıp veriyorum.. gerisini varın siz düşünün artık.

Bugün baştan aşağı maviyim. Çok asil görüyorum kendimi.. çok...

Az sonra televizyonu açıp, Avrupa Av…

Benim Bir Sırrım Var...

Sır tutmayı bilir misin? Sır versem tutar mısın peki?
Peki sana o sırrı verirsem, ben sır tutmamış olmaz mıyım?...
Her insanın bir sırrı vardır. En büyük sırdaşı da kendisidir. Ve her bir sırrını başkasına paylaşınca kendine ihanet eder aslında. O ihanet göze alınır. Çünkü bazen o sır, kelimelerle dökülmek ister. Dışarı çıkmak ister. Belki de özgür olmak..
Sır yine sırdır aslında, kelimelere dökülse de. Taki o kelimeler özgürlüğü sevip, başka dudaklarda heyecan buluncaya kadar.
Sır.. Üç harf ya hani. Aslında hakeder o üç harfi. Biri sensindir. Biri sırrı sana işleyen. Biri de o paylaştığın...
Ama yine de sır kendinle ve sana işleyen kişi ile kalmalıdır. Bazen, tehlikelidir üçlemesi. Dedim ya, sever heyecanı sır. Dudaktan dudağa dolaşmayı sever. Bir çıkmayı görsün hele..
Sır, aslında hep iki kişiyle başlar ya, aslında onu sır gören, sadece sen olursun. Sana onu işleyen için sen sır değilsindir. En çok da bu yakar canını. En çok bundan korkarsın. Bu sebeple hep iki kalsın i…

Çocuk Oyun Şarkıları

Aliler Aliler.. Çingene Aliler.. Aliler Aliler.. Çingene Aliler.. Ne isterler ne isterler.. Bizim saraydan.. Sizin sarayda bir güzel varmış.. Sizin sarayda bir güzel varmış.. O güzelin, o şirinin adı neymiş.. O güzelin, o şirinin adı neymiş.. ....
Aç kapıyı.. Bezirgan başı.. Bezirgan başı.. Kapı hakkı ne verirsin.. Ne verirsin.. 1 sıçan.. 2 sıçan.. 3 sıçan.. 4.üncü kapana sıkışan.. .... Menekşe mendilin düşe.. Bizden size kim düşe..
.... Yağ satarım.. Bal satarım.. Ustam ölmüş ben satarım.. Yağ satarım.. Bal satarım.. Ustam ölmüş ben satarım.. ....

Denizde dalga.. Hoş geldin abla. Eteğini topla.. Rahat otur abla..






Bunları hatırladınız mı? Daha niceleri var. Çocukken oyunlarımıza eşlik eden melodiler. Dostça ve kardeşce, el ele oynanan oyunlardı bunlar. Yarın öğretmenler günü. Tüm öğretmenlerin bu güzel gününü bu vesile kutlamış olayım.

Darıldın mı Cicim Bana..

Bugün trip atma günüm olarak ilan edilmiştir. Patron yine gidiyor gezmelere. O gezsin ben kalayım burda. Ezik miyim laa.. ben. Büyük ihtimal.. Olmaya da bilirim. Aman.. sanane.. banane..
Bakın söylüyorum şimdi. Öyle bin saat açılmayan blog sahipleri, lütfen bloglarınıza bir ayar çekin. Bize, en çok da şahsıma çin işkencesinin bir çeşidi olarak bunu çektirmeyin rica ediyorum.
Ne olur yani, öyle şatafatlı olmasa blogun, öyle her gördüğünü eklemesen ne olur? Eksik mi kaldığını düşünürsün ki? Yok bence düşünme. Eksilen sana ulaşmaya çalışan insanlar oluyor. Bunu bil.
Öyle renkli cümbüşlü sayfalar eskidenmiş anacığım. Şimdi sadelik para ediyor sadelik.
Sen herkesin bilgisayarını kendi son model, aşırı donanımlı bilgisayarın gibi mi sanıyorsun? Yok.. yok.. Yanılıyorsun sen. Herkesin bilgisayarı öyle değil. Tamam mı? Açılmıyor işte binsaat, gelmiyor kendine sayfa. Hatta hata bile veriyor.
İnanmıyor musun? Git başka bilgisayardan dene de gör. Ama öyle kendininkine eşdeğer olan…

Bingo. Bizi Anlamayan O.

Efenim, özendim, bezendim, bende bir reklam eleştirmeye karar verdim. Çok pis özenirim hee.. Birde tabi benimkinde fark var. Ne bu fark; efenim ben reklama kadın gözüyle bakacağım. Eminim yazınca tüm kadınlar bana hakverecekler. Çok emin konuştum ama hadi hayırlısı..

Başlıktan da anlaşıldığı üzere, konuya reklam olan reklam Bingonun şu bulaşık deterjanı reklamları. Hani Hazal hanım kokudan koklayıverip, kendini sarayda buluveriyor ya, o reklam.
Şimdi sorarım size. Biz hiç yıkamadık mı bulaşık? Yıkadık. Peki yıkarken o kokulu deterjanın kokusu mutfağa dolmaz mı? Dolar. Öyle burnumuzun dibine kadar sokup koklayarak o deterjanın kokusunu alıyorsak zaten o ürünün kokusundan şüphe etmek lazımdır.
Bir test edin, mesela Cifin elmalı bir deterjanı vardı onu alın, yahut Feylinin portakallısı var, onu deneyin. Koku yıkarken duyulur. Su sıcaksa ala ala duyulur o koku.
Eee.. şimdi reklamda Hazal hanımın annesi bulaşık yıkıyor. Baya köpüklü köpüklü yıkıyor hatta. Ama Hazal deterjanı eline alıp, …

Katliamdan Beraat Çıktı

-Pişman değilim Hakimbeyamca.. Yine olsa yine yaparım. Laftan anlamıyorlar. Başka çarem kalmadı.
-Yaz kızım... Sanığın ağır tahrik altında kaldığına, suçu işlemek için hafifletici nedenleri olduğuna, bu sebeple cezasının kirlettiği yerleri temizlemek olduğuna oy birliği ile karar verilmiştir.
...
Herşey güzel başlamıştı halbuki. İşe gelmiş, camları açmıştım. Hep açarım. Muhakkak o arada sızıyorlar içeri.
Tam işe başlıyorum. Ortaya çıkıyorlar. Bir değil, iki değil, tam 6 tane idiler. Hepsiyle nasıl başa çıkardım ki. Kovsam gitmiyorlardı. Öfkemden anlamıyorlardı. Beni sinir etmek hoşlarına bile gidiyordu. Buna da eminim işte.
Saatlerce dayandım eziyetlerine. Ben delirdikçe karşımda dans ediyorlardı. Artık kararttım gözümü. Aldım elime silahımı. Düştüm peşlerine. Ama iyi niyetimde var. Girdikleri gibi çıksınlar diye camı da açtım. Biri akıllı çıktı sadece. Kaçtı. Diğer 5'ini hakladım. Cesetleri hala yerde duruyor. Azmettim hepsini geberttim. Pişman mıyım? Değilim. Gitsinler diye uğ…

Photoshop Çalışmam - IŞIK Yolu

Başrollerde üç kişi.
Kimlikleri gizli.
:)



Uyku

Efendim, uyku iyidir. Hoştur. İhmal etmemek lazımdır.
Şahsımuhterem olan ben, bu konuda iyiyimdir mesela. En az 8 saat uyurum. Bakın en az diyorum. Hele kışın uykum daha erken gelir. Eskiden yatardım da şimdi alıştığım saatte yatmaya özen gösteriyorum.
Öyle gece oturmalarını sevmem. Tabiatımda yok derler ya, aynen öyle kanımca. Bünye uykuyu seviyor. Zaten uyumadım mı, gözler gidiyor.
Lisede geziye gitmiştik. Gece çıktık yola ki, gündüz görülecek yerleri görebilelim. Otobüste o gece yol boyunca uyumadık tabi. Gündüz zati uyumak yok. Gece oldu dönüş başladı. Ben uyukluyorum. Arkadaş dürtüyor, telefonda ablan arıyor diye, kızı duyuyorum ama o gözler açılmıyor. Bin saat kendime gelemedim. Normalde uykudan uyanınca öyle uyku salaklığı yaşamam. Direk uyanırım. Ama o gece, o telefonda nasıl konuştum bilmiyorum. Tabi sonra uyku gitti. Gece yarısını geçti saat, evdeyiz, yat uyu ama uyku yok yahu. Sabahta okulada gitmedim. Evdekiler sağolsun, yollamadılar.
Uyku bu, kaçtı mı kaçıyor cidden. …

Gidiyorum Dediğinde Gitmeli İnsan..

Bu bir hikayedir.
“ İsteksizce çaldı kapının zilini. Açılmasa keşke diyordu. Çalmasaydım diye düşünemiyordu bile. Hatta gelmemeyi bile.
Kapı açıldı. Karşısında yine o kocaman gülümsemesiyle O vardı. Sarıldılar. Yani daha doğrusu O sarıldı.
Mutlu olduğu belliydi gözlerinden, ışıl ışıldıydılar. O ışıldayan gözlerde biraz olsun pişmanlık aradı. Özür aradı ama yoktu. Dahası bu sevinci, zafer sevincine benzetti. İrkildi ve kaçırdı gözlerini gözlerinden.
Oturdular koltuğa. Elini tuttu. Sımsıkı tutuyordu ellerini. Tutup göğsüne kaldırdı elini: “Bak, nasıl atıyor kalbim sevinçten. Uçacak nerdeyse..” Ve öptü elini.
“Seni seviyorum ben.. “
Şimdiye kadar açmamıştı ağzını. Yine sustu. O'da sanki bu normal bir şeymiş gibi, cevap beklemeden kalktı: “ yemeği hazırlıyorum şimdi.. sana çok güzel yemekler yaptım. Bayılacaksın..” diyerek mutfağa gitti.
Yine başbaşa kalmıştı. Gayri ihtiyari eline baktı. Öptüğü yere. Gülümsedi ve rujun izini sildi. Müzik sesi başladı birden. Mutfağa doğru baktı ve O'n…

Film Tadında Hayatlar

Bir mim kapıp geldim. Üstünden vakit geçmeden yayınlıyım.
Hikaye tarzı cevapladım.
Sorular kısmı üstte yer alıyor. Cevaplar hikayenin içine serpiştirildi.
Ben kimleri mimliyorum. İsteyen herkesi. Niye? Üşendim de ondan. Canı çeken ve yapmamış olan yapar. Değil mi?  Zati o sebeple soruları yayınlıyorum.

İşte mim soruları ve bir mim hikayesi:


-Hayatınız bir film olsa hangi filmde başrol olmak isterdiniz?
-Sizi anlatan en iyi, en unutulmaz film sahnesi hangisi olurdu?
-Eminim binlerce sahne vardır ama en en en etkileyen hangisi, sizce?
-Aklınızda en çok yer eden, adeta başucu cümleniz olan replik hangisi?
-Ve son olarak filmlerle adeta bütünleşmiş o güzelim film müziklerinden favorileriniz hangileri?

Hayatım bir film. Her sahnenin tek oyuncusu benim. Yönetmeni de benim, yapımcı da. İşim öyle ağır ki. Keşke 30 olsam dedim dedim..Hep bu yüzden. Birileri bu haykırışımı duydu ve dalga geçip, bensiz filmini çekti. Ama aslında o filmde başrol benim. İçimdeki o çocuğu hiç ama hiç öldürmek istemiyorum. Y…

Adım SOYADIM.

Twitter da sordum. Sağolsunlar cevapladı arkadaşlar. Bu kadar cevap beklemiyordum. İlgiyi görünce, şimdi tivit dar gelmiştir kimine diyerekten, konuyu buraya taşıdım. -YALAN. İki üç cevap görünce, şımardım resmen.
Görünce dikkatimi çekiyor. Üst üste gelince de bir sorayım dedim.
Art niyet aranmasın. Benimki sadece muhabbet kurmak.
O halde sıkılmaya luzüm yok. Dert etmeye hiç gerek yok. Sadece ben miyim bu detaya gözü takılan, öğrenmek istiyorum.
Evet bu bir detaydır. İnce bir detay belki de. Belkide Tolga Yazıcı'nın dediği gibi alışkanlıktır.
Şimdi buraya kadar okuyan ama tivitten haberi olmayanlar, ne oluyor yahuu.. demişlerdir kesin.
Efenim mevzu şu: insan neden adını soyadını yazarken, soyadını büyük harflerle yazar. Niye öyle yazma gereği duyar? Niye öyle yazıyorsunuz ki? Bunu merak ettim. Ayrıca benden başka buna dikkat eden var mı, onuda merak ettim. Gereksiz işler insanı mıyım yoksa.. Yok canım, maksat muhabbet sadece.
Lafı da niye böyle uzattım bilmiyorum.

Uzun mu Yoksa Kısa mı

Saç seversin..? Başlığa saçı hususi eklemedim. Kıllık yapıyorum, kıl mevzuya hani şimdi konumda.
Yazının başında yaptım iğrenç espriyi, sonu hayırola..
Efenim, parkta oyun oynayan küçük kızın saçlarını görünce aklıma geldi. Dedim bir saç mevzusu yazayım. Dün de, işyerine gelen kızın saçlarına takılmıştım. Yani aslında ben saça bakarım. Bakıyorum.
Parktaki kızın saçları kısa idi ama nasıl yakışmış o ufaklığa görmeniz lazım. Dün gelen kızınki ise uzundu. Baya bir uzun hemde. Yandan toplamış saçlarını. Aslında dikkatimi de o yandan toplaması çekti.
Peki uzun saç ne kadar kullanışlı, insana ne kadar yakışır, tavsiye edilir mi? Sanki markada tavsiye edilecek.. neyse..
Şahsen uzun saçlı bir insanım. Ama bir sorun niye? Zira saçların bana göre haddinden fazla inceler. Ve ince saç yağlı olur, lafına binayen yağlı bir saç yapım var. Hal böyle olunca kendime kısa saçı yakıştıramıyorum. Üstüne üstlük birde top gibi surata sahibim. Elmacık kemikler çıkık. Tipik bir tatar kızıyım, desem yeridir. A…

Düğünler ve İlginç Fikirler

İkidir denk geliyorum, haberlerde. Millet, ilginç detaylara imza atıyor düğünlerinde.
Mesela artık nikah şekerlerinde neredeyse devrim yaşanıyor. Adı sadece nikah şekeri olarak kaldı desek yeridir. Şeker yerine başka başka şeyler çıkıyor karşımıza. Seçenekler çok.
Hatta sosyal sorumluluk konusunda hassas kişiler, bu özel günlerinde bile bir sorumluluk örneği gösterip, şeker yerine kartlar dağıtmaya başladılar.
Bir çevreci damat ise, nikahında şeker yerine ağaç fidası dağıtmış davetlilerine. Ne güzel bir düşünce. Gördüğümde keşke tanıdığım biri olsaydı dedim. Alırdım birkaç tane. Öyle ya, nikah şekeri bir tane alınmaz. Çifter çifter alınır bizde.
Bir başka ilginçlik ise tamamen damadın başının altından çıkıyor.
Sözde geline şaka yapmış beyefendi.
Damadımız itfaiye çalışanı imiş. Tam nikah kıyılacakken birden itfaiye sireni duyulmuş ve damat bir şey demeden, masadan kalkmış gitmiş. Gelin şaşkın. Nikah memuru almış eline mikrafonu, geline abuk sorular soruyor. Böyle bir 10 dk. geçiyor ve da…