Ana içeriğe atla

Çocukluğum, Babam, Yaramazlıklarım.


Bir yaz gecesi.
Belki yıldızlarda vardı ama benim hatırımda sadece o var. Kocaman, ışıl ışıl. Sanki gökyüzünde bir fener. Dünyayı aydınlatıyor. Öylesi bir hayranlık ki, hiç unutmadım o geceyi. O kocaman, pasparlak dolunayı. Belki de bu sebeple seviyorum dolunayı. Onun o güzel ihtişamını.



Şuan oturduğumuz evin önünden bir ağaç görünüyor. Bir erik ağacı. Ama sanmayın o erik ağacı, öyle basit ve sıradan bir ağaç. O benim ağacımdı küçükken. Yani yanlış hatırlamıyorsam eğer, benim olan ağaç o idi. Bir o kalmış. Büyümüş, ben gibi. O bahçede daha başka çeşitlerde başka erik ağaçlarıda vardı. Ama onlar artık yok. Üzerlerine ev dikilmiş.
En büyük erik ağacı, büyük ablamındı. Ona tek kişilik salıncak yapar sallanırdık. Bir keresinde, deli gibi, kendi etrafımda dönmüştüm ağaçtaki salıncakta. Bitişe doğru dönme hızı yavaşladı. Hiçç müdahale etmedim, öylece döndüm durdum. Sonuç, midem bulandı. Sonrasında ve şimdi, salıncakta, az hızda fazlaca kalsam, yine midem bulanır.
Babam pay etmişti bize o ağaçları. Kendi dikmişti çoğunu zaten. Hepsi farklı idi neredeyse. Kimi normal erik, kimi orak eriği, kimi de bir çeşit erikti işte. Ayvada vardı o bahçede, üzümde. Ama bize erikleri vermişti babam. Çünkü onların çeşidi bol idi.

Kış akşamları, sobanın etrafında toplanır, otururduk. Babam, artık kaç kilo aldığını o zamanlar hiç bilmediğim mandalin yahut portakalları dağıtırdı bize. Bir bana, bir ona, bir kendine, bir anneme. Tam 7 kişiydik. Öyle 3, 5 düşmezdi payımıza. Ondan dedim ya kaç kilo alınırdı o mandalinalar hiç bilmezdim. Herkes yesin, bitirsin diye, ben yavaş yerdim. Çok sık, ardı ardına yemezdim. Ama biten, anneminkileri alırdı çoğunlukla. Annemde kendikilerini pay ederdi adeta. Babamınkiler ne olurdu bilmiyorum. Ama oda bize verirdi bazen.

O erik ağaçlarının ötesi, koca bir bahçe idi. Mülkü bizim değildi ama bahçemize bitişikti. Arada, sonradan açılan o yol olmadan evvel bir çit bile yoktu. Bizde o bahçeye boyumuzu aşan mısırlar ekerdik. Mısırların o güzel püskülleri, saç olur, ahenkle sallanırdı. Toplanan mısırlar, bir koca kazanda kaynatılır, yahut ateşte pişirilir, mahallece yenirdi.
O yol girince araya, o boş araziye ekmedik bir daha. Şimdilerde hala durur. Ekiminden vazgeçince, orası bizim oyun yerimiz oldu. Birgün otların arasında bir şey gözümüze takıldı. Yuvarlak, yeşil bir şeydi. Annem o karpuz demişti. Öyle çıkmıştı, birkaç tane. Ve biz ne yaptık? O küçücük karpuzları koparıp koparıp, içlerini açtık. Velhasıl o karpuzlar hiç büyümedi. Ne yaramazlık değil mi?

Geçenlerde bir kelebek gördüm. Evet evet, sadece bir tane. Biz küçükken, söylemesi ayıp olmasın ama o küçük, narin varlıkları yakalardık. Kibrik kutusuna koyardık. Sonra, hala uçabilenleri, geri salardık. O kanatlarındaki tozlar bulaşırdı elimize. İşte o zaman uçmaları zorlaşırdı. Maksadımız öldürmek değildi onları. Ama niye yakalayıp, salardık bilmiyorum inanın. Belki merak, incelerdik çünkü. Evet, yaptığım en kötü yaramazlık buydu galiba.
Belkide biz azalttık sayılarını. O zamanlar öyle çoktular ki, şimdi sadece bir tane gördüğümü hatırlıyorum bahçede.

Dün 23 Nisan'dı malumunuz. Yeğenim bizdeydi. Evinde olsaydı, stadyumdaki gösterilere götürecekti babası. Ama o bizi -teyzelerini- ve küçük kuzenini seçti.

Yorumlar

  1. biz de o minik canlılarla oynardık.. meğer bizim oyun sandığımız onlara zulummuş..
    ama çocuktuk.. affetsinler biziiii:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşaallah etmişlerdir. :)
      Dün bir tane daha gördüm onlardan. Sevindim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…