Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ordan - Burdan - Şurdan.

-Kavga etmeyi, bağırıp çağırmayı beceremiyorum. Bağırmaya başladığım an gıcık tutuyor, sesim gidiyor. Öksürüyorum. ...
-Patronun komşusunun kızı dişlerini hiç tanımadığı kendi başına çalışan bir dişciye yaptırmaya gitmiş. Dişciye tek dişi kes demiş kız, adam tüm dişleri kesmiş. Kaplama yapmış tümüyle. Kısa zaman sonra kaplama düşmüş. Kızında ağzı şimdi üç katı olmuş, şişkinlikten. İltihapta cabası. Normal doktor ben karışmam demiş, dişciye yollamış, ağrı kesici yazdırmak için gittiklerinde. ...
-Doğum günüm yaklaşıyor. İlk defa olarak merakla beklemiyorum desem. Ve doğumgünümü bileniniz yahut hatırlayanınız var mı? Gelsin.. ...
-Tivibu reklamında tivibudan evvel duvarda köpek resmi asılı oluyor. Tivibu eve gelince duvarda geyik resmi oluyor. Niye ki acaba.. Bu ne demektir, bilen var mı? ...
-Evde Tv8 kanalının frekansını ayarlıyoruz, KanalD gidiyor. Kanald yi ayarlıyoruz, bu sefer Tv8 gidiyor. Var mı bu konuda bir bilgisi olan. Ne yapmak lazımdır bu durumda. İkisini de izlemek istiyo…

Bombardıman

Bu yazı bazı yantesir etkisi yapan bazı bazı içecekleri içmiş insanın ağzından çıkmış gibi yazılmış hissi verebilir. Vermeyede bilir. Keyfin bilir. Ben bilmem. Eşim bilebilir. Ama bi eşim de yok ki.

Bugün yine açım ben. Sabahları kahvaltı yapmıyorum. Bu noktayı lütfen henüz okula gidenler, yaşı +18 sınırı altındakiler dikkate almasın. Kahvaltı önemlidir. Yapılması lazımdır. Yapmayan ... yapmadığına üzülür, diyeceğim, merak etmeyin.

Ben bi kase büyümix yiyorum, birkaç sabahtır. Büyüyeceğim, büyüyüp koca insan olacağım. Yeğenime alıyorum sözde. Sabahları aşırıyorum, bir tanesini. Tadı güzel ama. Ve kısa süreli tok tutuyor cidden. Ama benim açlığımı gidermiyor. İnsan yemediği zaman hakkaten acıkmıyor. Yedikçe yiyesin geliyor. İnsan boşuna kilo almıyor.
Kilo da demişken, evde iyiki kilom öğrenildi. Herkese bi şişman bi şişman görünmeye başladım ki, sormayın. Öncesinde dünyanın en zayıfı idim. Şimdi şişko olduk. Boşuna değil, fazla bilmek zararlı anacım. 10 seneyi aşkın bilmeden gül …

Keyfime Bakarım.

Benim, ekimin 18'inde 1 yaşına girecek bir yeğenim var. Erkek. Öyle böyle değil, baya bi tatlı. :D Ve kanımca geleceğin çapkını olacak.

Şimdi yukarıdaki resimdeki spikerleri kiminiz tanıyordur, kiminiz belki tanımıyordur. O yüzden bilhassa, karşılaştırma yapmak daha sağlıklı olsun diye, resimlerini yanyana koydum. Benzer boyutlarda baktım ama yoktu. :D Efenim, benim yeğen birgün birini birgün diğerini gördüğü an, basıyor çığlığı. Gülüyor, zıplıyor. Resmen mutlu mesut oluyor. Ama bir günde ikisine birden yüz vermiyor. Birini görüp sevinmiş, çığlığı basmışsa, diğerinin yüzüne bakmıyor desem yeridir.

Evde, babam tüm kanalların haberlerini izler, sırasıyla. İlk önce başlayanda Ekin Olcayto'nunki. Saat 6'da başlıyor haberler. Bizim ufaklıkta haberin başlacağını müziğinden anlıyor, ekrana kitleniyor. Ve ekranda Ekin'i görür görmez, çığlık peşine geliyor. Ama dediğim gibi, bazen hiç umurumuzda bile olmuyor. Sonrasında gelen Nazlı'ya saklanıyor çığlık. :D Bazen ise,…

Kimlik Değil, Sensin Boru Olan..

Bugün ikidir sinirlerim zıpladı. İlk olarak evrak için gelen bayanın yanında gelen bayanın küçük çocuğu, anasının yanında sebille oynamaya başladı. Suyu açıp açıp boşa akıtıyor. Yerleri ıslatıyor. En uyuz olduğum şeylerden biridir, ıslak yer. Zira kayıp düşme fobisine sahibim. Ayrıca da sonrasında onu temizlemek bana düşüyor kadın, sana değil. Bi sahip çık çocuğuna. İnsanı dellendirme, sonra laf söyleyince asabi biz oluyoruz. Hayret bi şey..
Twitterda da belirttim ama şimdi o tiviti okuyanlar kesin beni çocuk düşmanı görüyordur. Ee napıyım 140lık sınır dahilinde özetle öyle ifade ettim hislerimi. ( Merak edenler -başka nelerdeyim- başlığından twitter adresime ulaşsın sondan bi önceki tivitimi okusun, bi zahmet. Bakın ben ne zahmetle anlattım. Bi kopyala/yapıştır yapsam daha kolaydı yahuu.)

Sonrasında beni dahada dellendiren ama nihayetinde susarak kendimi sakinleştirdiğim bir olayı aktarayım.
Adam içeri girdi, selamını verdi. Şu evrak lazım bana, dedi. Şu dedi tutanak, şu resim, b…

Alışıyordum, Az Kaldı...

Yazı nasıl yazılıyordu? Unuttum yahu.. Nicedir yazmıyorum. O ufak tefek paylaşımları saymıyorum. Düşünüyorum ne yazacağım, nasıl yazacağım falan diye, ciddi ciddi. Sağolsun Beyaz Sayfa, Kpss sınavımın nasıl geçtiğini sormuş.

Ne desem yalan olur. Öyle ahımşahım geçmedi. Diğer ikisiyle aynı oranda idi diyebilirim. Soruların cevapları yayınlandı mı hiç bakmadım. Bir yanım aman boşver diyor, bir yanım hadi bak, bak diyor. Ama bakma diyene yakınım şuan. Çalışmaya çalışmayı öyle içime sindirmişim ki, sınav sonrası, boş kalınca kendime “niye ders çalışmıyorsun sen..” derken buldum, bazı bazı. Ablam ise bu durumumla resmen dalga geçti. Zira bilindiği üzre ben, çalışmaya bir ay kala başladım. Ablamda o his içinde altı ay öncede olaydı iyiydi diyor. Ee haklı ne diyeyim yani şimdi. Sınav için iki araba değiştirdim. Ösym lütfetmiş, taa uzak diyarlara vermiş beni. Ama Allahtan varolan bir yere vermiş. Zira akşam haberlerde sınav yeri olarak yıkık bir okulla karşılaşanlar çıkmış.
Ayrıc…

Paylaşım

Bilindiği üzre, Kpss'ye çalışmaya çalışıyorum. Test sonuçları moralimi bozuyor. Ama bozuntuya vermiyorum.

Bugün test çözerken bir alıntıya rastgeldim, Türkçe konusunda.

Çok güzel ve altına imzamı atarım denir ya, o derece beğendim.

Kim demiş belli değil.  Aslında önemi yok, kimin dediğinin.
Okuyunca hak vereceksiniz bana.


" Onlar ana dillerini pek sevmezler. Düşünmeyi de pek sevmezler zaten. Siz bakmayın derin düşünceleri varmış da bunları bir türlü anlatamıyormuş gibi iki söz arasına İngilizce sözcükler sıkıştıranlara. Yoksa gerçekten düşünüyor olsalar, ana dilleriyle düşündükleri bir gerçeği niye yabancı sözcüklerle anlatmaya kalksınlar?"

Kpss Denilen İllet

Evet tamamiyle illet. Kabus. Hele ki öğretmenler için. Sen kalk bilmem kaç sene oku. Dirseklerin çürüsün. Asosyal olma eşiğine gel hatta. Sonra bitsin okul. Adın öğretmene çıksın ama sen öğretmen olama.

Niye? Niye? ...

Çünkü daha önünde Kpss var anacığım. Sen okudun da ne oldu ki? Herkes okuyor.
O kadar okumak için sınava gir. Yetmez..
Okul bitince yine sınava gir. Yetmez..
Birde atanmayı bekle.

Millet boşuna uğraşıyor öğretmen olmak için. En iyisi sağlıkçı olmak. Tamam, onlarda da Kpss var ama onlarda bekleme derdi yok. Puanları 50 ve altında olsalar bile atanıyorlar. Sağlıkçıya doymuyor bu devlet. Açıkta kalma derdi hiç yok. Ohh ne ala. İçim götürseydi bende sağlıkçı olabilirdim. Gerçi masabaşı olanları da var ama o meslek grubu yeni çıktı. Kaçırdım. Yahut ben öyle biliyorum.

Şu sıra, Kpss telaşı demiyelim de, Kpss odaklıyım diyelim. Zira bu üçüncü girişim olacak. Her girişin her atamasına başvurdum. Ama olmadı. Hoş, benim puanda öyle ahımşahım bir şey değildi. Kısmet diyo…

Uyanış

Dün gece ablamın yataktan söylenerek kalkmasıyla uyandım. Deli gibi havlayan köpeklerin sesinden uyanmış, camı kapamaya kalkmış. Uyurken havlamayı hiç duymayan ben, uyanınca seslerden bir saat uyuyamadım.

O an uyanmasaydım o köpeklerin sesini hiç duymayacaktım ki ben.

Hepte böyle olmaz mı? Birşeyi öğrenince o şey gözümüze gözümüze girer.

Birde “cahil cesareti” denen bir husus vardır. Hele o olay, Madagastar çizgi filminde, ama şu penguenlerin olduğu, tvde çıkan, orda en küçük maymun var ya, hani penguenler ona Hüzünlü Göz diyor. Birde onda cahil cesareti olduğunu söylerler. Bir keresinde arı kovanına dalmıştı da hiç canı yanmamıştı.

Aslında bu gerçek hayatta olan bir durum. Mesela bilmeden sıcak bir şeyi tutmak gibi. Bir keresinde annem, kaynayan tencereyi devrilirken tutmuştu. Ama eline hiç birşey olmamıştı. Hatta eline kaynayan su bile dökülmüştü. Esasında kaynadığını da biliyordu da bir şey olmamıştı. Çok şaşırmıştık.

Herşey bir farkedişe, bir uyanışa bakıyor. Sonra aman hiç uya…

Eylül Dediğin

Eylül dediğin nedir ki ?
Bugün farkettim de, ne çok seveni varmış Eylülün.
Niye acaba dedim kendi kendime. Ne var ki bu ayda. Alt tarafı bir ay işte. Senenin dokuzuncu ayı. Sonbahar mevsimin ilk ayı. Başak burcunun içinde olduğu ay, Eylül.
Soğuklar başlar, yağmurlar çoğalır, sert rüzgarlar vardır ki sararmaya başlamış yaprakları uçuşturur. Bu da çoğu aşığa çok etkileyici ve hüzünlü gelir. Hele o sararmış yapraklar yok mu. İnsanı nasılda hüzne boğar.
Peki bunlar bir tek Eylül ayında mı olur. Bildiğim kadarıyla hayır.
Sevilmesinin nedeni bence özetle şu:
Sıcaktan bunalmış insanın biraz olsun serinliği hissetmiş olmasıdır.
Geceleri donar oldum. İkindiden sonra içim ürperiyor artık, her rüzgarda. Her içim ürperdiğinde soğuğu sevmediğimi hatırlıyorum. Hüzne o kadar bayılmadığımı da farkediyorum.
Şuan bunları yazarken Alpay'ın Eylül'de gel şarkısını dinliyorum. Güzel şarkı. Ve eylülle ilgili bir gerçeği farkediyorum, dinlerken.
Eylül demek, okul demektir. O telaşlı günlerin habercisidir.…