Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Olmaz böyle şey..

Bir insan dudağını dişi ve çekirdek arasına kıstırmayı nasıl başarır ki?
İnanın bilmiyorum ama bunu başardım. Şuan dudağımda ince bir yarık var. Çok pis canım yandı var ya. Tavsiye etmem hiç denemeyin.
Suratım beş karış halimle yazıyorum.. Herkescikler birşeyler döktürmüş. Okumalı ama içim sıkkın şuan. Zaten pc birazdan bana az kalmış kafamı da, moralimi de yedirtir.
İşte bu kadar...
#   #   \_

Gizli Bir Mesaj Mı Var Ki ?

Dün akşam eve düşen yıldırım adlı dizinin sezon finaline denk geldim. Muazzez daha dershane çocuğu. Bunu bazı bölümlerine denk gelince öğrendim. Yani liseden henüz mezun bir kız.
Sezon finalinde düğünü vardı bu kızın. Hemde kendinden kesin 15 yaş -fazlası bile vardır- büyük bir adamla. Herif yazacağımda kaba olacak şimdi diye yazmıyorum.
Neyse sorun kimle evlendiği değil, o yaşta evlenmesi.
Mesela dün akşam yayınlanan annem uyurken dizisinde de liseye giden uşak evlendi. Babasının lafı da şu: “aman yürümezse boşanırlar canım..”
Sonrasında öyle bir geçer zaman ki dizisinde Aylin. Bu kız daha liseye gitmiyor muydu ki, gitti evlendi.
Eskilerden sıla dizisini hatırlayanlar vardır. Orda da Sıla daha yeni bitirmişti liseyi.
Şimdi demek istediğim şu; milleti erkenden evlendirmeye mi özendiriyor bunlar, yoksa evlendirmemeye mi... Zira saydığım örneklerde biri hariç, diğerlerinde ailede razı bu duruma.
Ne yani, ne demek bu.. Evlilik çocuk oyuncağı mı demek? Erken evlenen erken yol a…

İşte Öyle Birşey.

Hani demiştim ya sorundur yalnızlık diye..

Yok öyle bir şey,

Seçimmiş yalnızlık.

İnsan isterse kalamazmış yalnız.

Yalnızlığı bildiğindenmiş o seçim.

Sevmeyi bilmediğinden..

Gel şimdi, öğret sevmeyi.

Sıfırdan...

Heyhat - İkinci Baskı Yayında

Haftalık dediğim ama neredeyse aylık olacak gazetem "Heyhat" ikinci baskısı ile yayındadır.
Gazetemin ilk baskısı için bi tık

Gazetemin ikinci baskısında  yer alan blogdaşlarım;
Anıl Özer
Beyaz Bahçe - bi yazıp çıkacağım zaten
Beyaz Kitaplık
Beyaz Sayfa
BiricitConsunGünlüğü
Bir Kase Lezzet
CenkinWebGünlüğü
DiziManyaq
Eğlence Atölyesi
Sade ve Derin - Deeptone
Socrates Junior

İyi okumalar Efenim... (:


Reklam Dünyasının En Eğlenceli Atışması Başlıyor!

İstelezzet.com'dan Marka Atışmasında Yeni Bir Boyut!

İnternetten yemek siparişi sektörüne iddalı bir giriş yapan İstelezzet.com, rakibe gönderme yapan viral videosu ile rekabeti kızıştırdı! Cesur iletişim tavrıyla güçlü bir rakip olduğunu belli eden http://www.istelezzet.com/,  Türk reklam sektöründe az gördüğümüz  "marka savaşları" yaklaşımıyla izleyenleri şaşırtıyor.

Espirili ve provokatif dili ile bu viral video  çok paylaşılacağa benziyor. Bahsettiğim virali siz de görmek istiyorsanız, izlemek için videoya tıklayabilirsiniz.

Yemek Siparişi Sepet ile Taşınmaz...:) from Istelezzet on Vimeo.
Bu gelişme ise şu soruyu sormamıza sebep oldu: Bugüne kadar GSM ve internet operatörlerinin reklamlarında görmeye alışık olduğumuz atışmalar, şimdi de e-ticarete mi taşınıyor? Bakalım, bu rekabette daha ne gelişmelerle karşılaşacağız...

Bir bumads advertorial içeriğidir.

4 Küçük Uçan Pirana

Sinemada değil, doğal ortamlarında onları, piranaları görmek mi istiyorsunuz? Üstelik bunlar bildiğiniz piranalardan farklı. Bir daha görme fırsatı bulamazsınız.

Farkları ne mi? Bunlar en başta uçabiliyorlar. Yani diğerlerinden fazlasıyla daha tehlikeliler. Bunuda gözardı etmeyin.

Suyu seviyorlar ama suda yaşamıyorlar.

Tüyleri var.

Keskin gagaları var. Bin dişe bedeldir, küçümsemeyin.

Bir lahanayı 60 saniyede -1dk.dan daha afili duruyor :D - taruman ediyorlar.

Armudu çöpüne kadar, izini bile bırakmadan 5 saatte gümletiyorlar.

Balık krakeri dakikasında tuz buz ediyorlar. Resmen bayılıyorlar.

Marul da ellerine geçince anında tükeniyor.

Çok mu merak ettiniz bu piranaları efenim.

Vakit kaybetmeyin, iletişime geçin, rezervasyon yaptırın. Sınırlı sayıda ziyaretçi kabul edilecek. Zira nazardan endişe ediyoruz.

Sayıları 4'tür. Bunu da tekrar belirtelim. Öyle bir tane değil yani. Gelip göreceğinize değer, endişeniz olmasın.

Piranalarımız hakkında bilgi için tıklayın.

Kuzey Güney - Ferhat Bilmecesi Ali'yi Harcadı

Bakınız burda, ben Ali'ye olacak olan demiştim.

Dedim oldu.. Ali son dakika olarak geri dönmezse gittii gitttiii...

Ve ben izlerken fragmana bel bağladığımdan, “yok anam daha bir şey olmayacak, üstünde gri tişörtü yok kii..” diyorum. Sonra bir bakıyorum, siyah var üstünde, olan oluyor.

Ferhat tam bir bilmece veriyor Kuzey'e. Kuzey'in aklına ilk gelen isim? Tabiki Cemre oluyor. Ali kimsenin aklına gelmiyor. Yazık oluyor. Şayet gelse idi, Ferhat'ın yedek planı Güney idi. Güney'i oraya çağıracağı kimsenin aklına gelmedi. Kuzey bile onu görünce “ ne işin var lan burdaa..” dedi. Komikti o diyalogları cidden.

Gelelim Cemre'nin saflığına. Adam sana sevdiğini itiraf edecek olsa bunu direk mesajla söyler mi a kızım. Bu kadar mı tanımıyorsun sen Kuzey'i. O kadar millete ahkam kesiyorsun, tanıyorum diye. Gidiyorsun o saçma mesaja inanıyorsun. Pes.. Sonra Kuzey arayınca salyasümük ağlıyorsun.

Zeynep ise ayrı uyuz zaten. O öleydi idiydi. Kuzey'in Cemre'ye …

Bu Bürokrasi Zor Biter

Siz hiç sabıka kaydı aldınız mı? Öyle kolay değildir. Gerçi son zamanlarda işler hızlandı, o kadar beklemiyorsunuz. Eskiden sabah başvuru yapar, öğleden sonra alırdınız.

Şimdi ise bambaşka bir yenilik yoldaymış. Aslında bana kalırsa yeni bir şey değil.

Sabıka kaydı bilgileri kamu kurum ve kuruluşlarına, şahıslara açılacakmış. Kişi bazı güvenlik sorularından sonra kendi bilgilerini görme imkanına ulaşabilecekmiş. Başkalarına verebilecekmiş. Yani herhal çıktı olayı olacak. Kurum kendisi de görebilecek ayrıca.

Peki kaçımız biliyoruz ? Adres bilgileri yaklaşık 4 senedir, bankalar dahil, birçok kurumlar tarafından görülebilmektedir. Başbakan evrak bürokrasisine son vermek için yaptı bu çalışmayı.

Şimdilerde nispeten azalan evrak isteme olayı, maalesef son bulmuş değil. Bankalar hala hesap işlerinde, kredi de ikametgah belgesi istiyor. Sebep? Bilmem, onlara sormak lazım.

Okullar kayıt işlemlerini internet üzerinden yapıyor. Adresleri görüyorlar. Ama bazen ne hikmetse o ikametgah belges…

Photoshop Çalışmalarım

Blogumda ilk zamanlar da paylaştığım birtakım çalışmalarım var, bildiğiniz gibi. -yani en azından bildiğinizi umuyorum. :D- Kış molası verdiğim için yapmıyordum -bu maloyıda sıkıtakipçilerim bilir- Şimdi vaktim ve isteğim olunca birşeyler yapayım dedim. İlk resim, benim yaptığım çalışma sonucu ortaya çıkan resim. Bu da orjinal hali. Ona göre, yorumlarınızı bekliyorum. Nasıl? Güzel olmuş mu?

Oyalama Beni Zaman..

Bugün aynı yoldan geçtik seninle. Senin bastığın yerlerden geçtim. Aynı anda baktık sağımıza solumuza, sonra geçtik karşıya.

Bakkala uğradık. Aynı şeyi almak için, aynı şeye uzandı elimiz. Elim elime değdi o an. Seninde için ürperdi mi?

Aynı arabaya bindik. Aynı koltuğa oturduk. Yol boyunca aynı camdan aynı manzaraları izledik seninle.

Akşam olunca, ahh.. olunca.. işte o zaman başlıyor ayrılık. Sen evine gidiyorsun, ben evime. Hemen yan daireye üstelik.

Hep böyle yakınken, böylesi uzaklarda yaşamak birbirimizden.

Sen sustun, ben sustum. Doğa bizi bir araya getirmeye çalışıyor, kendince.. biz ısrarla reddediyoruz sanki. Zamanla oyun oynuyoruz..

ya senden 5 dakika erkenciyim.. ya da hep geç kalıyorum sana...




zaman oyalama beni... bilirsin, izlerin kalıcıdır senin.. oyalama beni..

Acaba Değil, Evet Bu Takıntı

Düşünüyorum bazen. Çok da abartmıyorum ama, var benimde bazı takıntılarım. Öyle kimisi gibi yapmadım mı içimi kurt yemez, uykularım kaçmaz belki ama yinede benimkilerde kendi çapında takıntılar işte.

Kendimden az bahsediverdiydim ya, bu takıntılarımı deşifre edince, tam olacak.
Sen eksik olma Deeptone. (:

Mesela ben, temizlik yapıyorsam etrafda kimse dolaşmayacak efenim. Sildiğim yerlere kuruyana kadar kimse ayak basmamalı. Üşenmiyorum, geri gidip temizliyorum. Ben unutana yahut umursamam geçenekadar geçmesinler bi zahmet. Bu sinir buhranlarını en çok işyerinde yaşıyorum. Siliyorum, hopp.. biri geliyor. Geçiyor ayak izi hemen. Hele kışın, yağmurda çamurda hepten deli oluyorum resmen. Tamam yine kirlenecek. Kabul. Ama bi azcık temiz dursun yahuu. Bi onu istiyorum ben sadece. Çok muu..

Şimdi beni temizlik hastası sanmayın. İstediğimde yaparım yahut mecbursam. Mesela bulaşıkları mı yıkadım, onların suyu çekilince dizilmesi lazım. Tezgah boş ve temiz kalmalı. Etrafta bulaşık kalmamalı. Bu…

Gardırop

Açtım kapılarını gardırobumun.
Düşünüyorum, ne giysem bugün..
Mutluluk göz kırpıyor bana,
Rengarenk, ahenkli hali ile.
Hava da güzel neden olmasın..
Sonra gözüm hüzne takılıyor.
Karalar bağlamalı.
Neden olmasın ki, yalnızım zaten..
Havanın güzelliği de kar etmez,
Buğulu buğulu görünür ..
Nasıl da istekli durur.
Mutluluk.. alıyor  yine neşesi gözümü.
Yakışıyormuş bana zaten.
Bazen de sebepsiz hüznü yakıştırıyorum kendime..
Ama onunla gidemiyorum bir yere..
Görmesinler istiyorum, paylaşamıyorum onu.
Ama öyle çok ki dolabımda.
Belki de gizlice kurtulmalıyım.
Gitmeliyim..
Sonunda çözümü buluyorum.
Üstümde mutluluk, heybemde hüzün..

Yurdum İnsan Manzaraları

-Dış kapı açıktır ama iç kapıyı kapalı görüp, kapıyı da açmakta zorluk çekince, kapalıymış diye geri dönen insan. Bu bina sadece o işyerine ait. Başka iki kapısı var, başka odalara açılan.

-Kapıların tümü açık olduğu halde, beni görmeyip kimse yok diye geri dönen insan.

-Ödediği küçük bir ücrete bile makbuz soran insan.

-Resim lazım dediğimizde, " ne yapacaksın.." diyen insan.

-Kayıt yok dediğimizde, " yok mu?.."  diyen insan.

-Başkası adına evrak almaya gelene, o kişinin kimlik numarasını sorduğumuzda, " benim adımdan çıkmaz mı.." diyen insan.

-Daha içeri girmeden dış demir kapıdan itibaren kapıyı vuran insan.

-İki kuruş için 100T.L. yi uzatan insan.

-Bana “abisi” diyen insan.


Not:işyerinde karşılayıp yaşadığım durumların özetidir.

Baba - Oğul Hikayesi

Genç delikanlı postahaneden içeri giriyor. Tanıdık olan veznedarın sırasında yerini alıyor. Çok geçmiyor, geliyor sırası.

Veznedarı tanıyor ya, bir iki hoşbeş ediyorlar. Sonra cebinden kimliği çıkartıyor, uzatıyor memura. Kimlik babasının kimliği. Genç diyorki;

-Babam ayağını kırdı, beni yolladı maaşını alayım diye.

Memur;

-Geçmiş olsun, hiç duymadık. İyi mi bari? Diye soruyor. Genç, iyi olduğunu söylüyor.

Memur, kasaya bakıyor ve diyor ki;

-Ya şimdi elimde o kadar yok, sen şimdi git, akşama doğru yine gel.

Genç;

-Sen ne varsa versen, çok lazım şimdi. Kimliği de bırakayım.

Memur;

-Hepsini sana verirsem, bana ödemeye gelene nasıl para üstü vereceğim.

Diyor. Genç, istemese de duruma razı olup çıkıyor postahaneden. Veznedar memur, genç çıkar çıkmaz, gencin evini arıyor. Annesi çıkıyor telefona. Memur;

-Amcanın ayağı kırılmış diye duydum, geçmiş olsun. Hiç de duymadık.

Kadın;

-Yok, ayağı falan kırılmadı. Bahçedeydi, ordan maaşı almaya giderim dediydi, diyor.

Çok geçmiyor, gencin…

Kim Alır Senin Gazeteni.

Her sabah işyerine gitmeden, yolun üstündeki bakkaldan (gerçi adı market ama küçük ve veresiye iş yapıyorsa ona bakkal denir, bence) yine gazetelerimizi alacaktım. Gittiğimde gazetelik boştu, birkaç gazate vardı sadece. Herhal, daha dizmemişler dedim. İçeriye girip sorunca, daha gelmediğini söylediler. Sonra patron başka yerden gitti kendi aldı gazeteleri. Öğlende ekmek için uğradım bakkala. Ki şunuda sıkıştırayım araya, bakkallara destek amaçlı ekmeği genelde ordan alırım. Zira bakkalın bulunduğu cadde üzerinde tam 3 tane market var. Biri hemen yanı başında hatta. Ve bakkallar pahalı satıyor diye düşünenlere; bakkallar marketlerden daha pahalıya alıyorlarmış aldıkları ürünleri. Ee dolayısıyla daha pahalıya satıyorlar, kar amaçlı. Durum bu özetle. 

Gittiğimde yine gazeteliğin boş olduğunu gördüm. Sordum, gelmemiş gazeteler  ne oldu ki diye. Hatta, başka yerde var, ordan aldık dedim. Sonra duyduğuma çok şaşırdım. Söylüyorum; gazeteler meğer çalınmış. Evet evet çalmışlar gazeteleri. Ha…

Vay Başımıza Gelenler

-Neredeyse hergün gittiğim markette satılan ayakkabılar, aldığım ayakkabıların aynısı. Yinede gelip geçerken bakar, acaba alsam mı bir tane daha derim. Geçenlerde, henüz 5 yaşına bile tam basmamış yeğenimle gittik o markete. Ben yine ayakkabılara bakarken, yeğenim demez mi; “teyze, bak bunlar senin ayakkabıların aynısı ama bunların topuğu yok..”. Evet tıpatıp aynıydılar ama bunların topukları yoktu, düz tabandılar. Ve bunu yeğenim bana söylemeden az evvel farketmiştim. Yani defalarca görmüş, bakmıştım ama o gün farketmiştim. O küçük yaramaz ise görür görmez farkı görmüştü. Kesin bu algıda seçiciliktir. Zira kendisi, annesinin olsun, benim olsun, nerede topuklu ayakkabılarımız var, onları geçirir ayağına. O an içimde gururda oluştu, niye bilemedim.

-Adres sormaya gelip, sonrasında bulamayıp ikinci kez geliyorsanız, sorduğunuz kişiden azar işitme ihtimaliniz yüksektir. Patronum az önce yaptı. Yok yani sorduğu adres, hemen şurası dediğimiz bir yer. Adres sormakta, bulamamakta bir dert.

-…

Sen.. yada Ben.. Kimiz ki..

Sen kimsin? Evet evet, sen kimsin, onu bir de, bana ilk önce. Kimsin de benim hakkımda herşeyi bildiğini iddia edebiliyorsun sen? Nasıl bilebilirsin ki sen herşeyi? Söyle.. nasıl?

Şimdi söyle mesela.. ne hissediyorum şuan..mutlu muyum ki.. ama yokk.. sinirliyim değil mi? Hatta patlamış bir volkanım belki de..

ama yanılıyorsun biliyor musun? Hiç sinirli değilim. Aksine, sakinim. Hayatta olmadığım kadar. Bunca vakit hep sinirliymişim meğer. Yok o böyle der, yok şu böyle düşünür, diye diye sinir etmişim kendimi. Şimdi rahatım ama.

Anladın mı? Bak yanıldın işte. Beni tanıyor musun? Tanımıyorsun. Ama merak ediyorsun değil mi? Sırf bu sebeple bana karışman, öyle değil mi? Yok onu seviyorsun, yok bu tarzın değil, yok öyle yapma diye diye, aslında benim gerçek düşüncelerimi yokladın hep.

Heyhatt.. ama yanıldın işte. Seni de yanılttım ben. Senin gözünde nasıl olmam gerekiyorsa öyle oldum ben. Görmek istediğin süretim ben. Hiç aslımı, özümü görmedin, göstertmedim ki sana.. bir başkasına.. hiç…

39. Altın Kelebek Ödülleri

Efenim, ödül töreni merasimi az önce bitti.
Söylenene göre Twitter sallanmış. Bakmadım.
Aslında unutmuştum, karıştırırken gördüm, bir bakayım dedim. Bakmışım madem, birde yazısını yazayım dedim.
Sunucular; İrem Sak, Sarp Apak ve Öner Erkan idi. Sarp ve Öner, güldürmeye odaklanmıştı. İrem ise başlarda çok somurtkandı. Sonra sonra açıldı.
İlk ödül alan Esra Erol idi. Ödülüyle birlikte kucağına oğlunu da verdiler. Kadın başladı ağlamaya. Sonrasında ajda çıktı sahneye, iki şarkı söyledi. İki ödül kaptı gitti. Ödül alanlardan gözüme takılanlar ise şöyle; Meryem Uzerli cidden çok sevinmişti, belliydi. Kıvanç mikrafonla baya uğraştı, eğilmiyim diye ama olmadı yine eğilmek zorunda kaldı. Babasının doğumgünü imiş, ödülü ona hediye ettiğini söyledi. İbrahim Tatlıses'in bu sefer sahneye inişi ve çıkışı gösterilmedi. O da ödülü annesine vereceğini söyledi. Ve aldığı diğer altın kelebekler çalınmış. Yalan Dünya dizisi ödülünü sahneye çıkan Gönül Ülkü aldı. Heyecanlı ve sevinçliydi. Bence…

Bir Pazar Günü – Banyo Sefası

Hopp.. şittt.. Kendi banyom değildir..

Nicedir aklımda olan, artık cidden kokmuş olan bizim 4 tanecik muhabbet kuşumuza banyo yaptırdık, bu pazar.
Ne keyif ama.

Kaptım bunların kafesini. Çıktım bahçeye. Önce kafes temizliği tabi. Sonra arka tarafa geçtik. Koydum bunları yere, aldım elime hortumu.. açtım sonuna kadar, tuttum üstlerine.. diyeceğimi sanmayın.. daha o kadar canileşmedim. O kadar da bıkkınlık duymuyorum daha.



Suyu hafif kısıp, parmakla önüne siper edip tuttuk suyu. İlkten
kaçıştılar. Sonra alıştılar. Babaları olan, içlerinde en büyüğü olanı görmeniz lazımdı. Hani yazın sıcağından bunalmış insan, suyun altına kendini bırakır ya, şöyle baş geride. Hehh ... işte.. bizimki de aynen öyle idi. Hiçç istifini bozmadan duruyordu öyle, kafası
geride. Arada gagasını açıp kapıyor. Belli ki su içiyor. Tam keyfindeydi yani babamız. Yavrularda alıştı. Bir tek annemiz biraz
sorun yaşadı. Zira zaten zırt pırt yumurtlamaktan münasip yerlerindeki tüyleri baya azaltıydı. Birde hepsinden b…

ÖSYM – 2012 KPSS Haziran Ayı Yerleştirmesi

Ösym'nin yerleştirme takvimine göre Haziran 18/27 günleri arası Kpss yerleştirme için tercih alacak.

Herhalde önlisans, lisans ve lise mezunlarından tercih alınır, diye düşünüyordum. Dün haberlerde yerini aldı, lise mezunlarından da alacaklarmış yani atama yapılacakmış. Baya bir kadro sayıldı. Bakalım.
Ben gibi, konuyla ilgilenenlere duyurulur.

İlgili link: Ösym

İçimden Geçenlere Dur ! Demem..

Desemde siz inanmayın, bazen çok kabalaşıp, en çirkin halimle “ dur.. hopp.. yok artık..” diyerekten durdurup, hatta susturuyorum içimdekileri.

Şimdi öyle olmayacak. İçimden geçenleri, gelip geçmesin, gelsin geçsin, izi kalsın diye, yazıyorum. Niyee.. çünkü bir mim olayı var ortada. Kaşındım canım ben. Ortaya en tuhafından bir yazı çıkaracağım dedim üstelik.


Gelelim içimdekilere. İçimden, şu birkaç gündür, bir çiçek meselesi geçiyor. Gerçi biraz özelime giriyor ama benim bu düşüncelerim bir tuhaf bence.

Bu yılın başı idi. Yolda biri ile yürüyordum. Bir çiçekçinin önünden geçtik. Yanımdaki kişi dönüp bana:
-ne tür çiçek seversin, dedi. Yahut hangi çiçeği seversin de demiş olabilir. Unuttum. Bende cevaben:
-Niye sordun ki ? Dedim. Halbuki hani denir ya kabak gibi ortada idi sormasının nedeni. Oda “hiçç.. dedi. Galibaa.. Bende biraz içimden konuşur gibi, biraz sessizce;
-ımm.. gül olabilir.. gibisinden laflar ettim.

Sonuç; bir şey yok.. o kişi ile bir daha görüşmedim. Şimdi birkaç gündür…

Nutella ? ..

“Yok kalsın, canımcım.. bugünkü kalorimi aldım ben. “

Bu ve benzeri diyalogları yaşar mıyız artık?

Bugün Twitterde gündemdeki listede kendine yer bulan “ nutella 100” , nedir diye baktım. Meğer nutellanın 2 kaşığı 200, bir kaşığı 100 kalori imiş.

İşin özünü merak ettim. Bakındım netten, eğer doğru ise birşey öğrendim.

Abd'de bir kadın vermiş nutellayı mahkemeye, kazanmış da. Sebebi ise, reklamlarının aldatıcı olması. “Sağlıklı” diye sunuluyormuş nutella. Allah Allah.. bak şu işe. Bir çikolatada nasıl bir sağlık aranır ki, hangi mantıkla aranır bu. Neysee.. Kadın birde demiş ki, “ben bunu çocuğuma da yedirdim..” Vicdanlı kadın tabi, kendi yerken çocuğunu da düşünmüş. Onada ikram etmiş. Belki de hangimiz önce bitereceğiz yarışı bile yapmışlardır ana-kız. Öyle ya “sağlıklı” nutella.

Sonuç; mahkeme kadını haklı buluyor. Nutellaya “kalori bombası ürününü sağlıklı gösterdi” diye bilmem kaç dolar ceza kesmiş. Paşa paşa ödeyecekmiş şimdi cezayı.

Vayy bee.. Merak ettim, nutellanın …

Hesap Ödemeyen Kadınlar

How I Met Your Mother dizisini bilmem biliyor musunuz?
Dizide, bir adamın çocuklarına anneleriyle tanışma hikayesini anlatması konu ediliyor özetle. Ama tabi anne, tanıştığı hangi kadın? Onu bilen henüz yok tabi.

Geçenlerde -baya oldu gerçi- izlediğim bölümünde yeni tanıştığı kızların artı ve eksilerini sayıyordu başroldeki adam. Yok işte, şöyle, yok böyle.. asıl mevzu harici saydıklarını da unutmuşum hee.. ve dedi ki hesap ödemeyen, hesap ödeyen yahut ödemeye niyetlenen..

Ona göre hesap ödeyen hanesine bir + eklemişti bile. Ödemeyen baştan kaybetti desek yeridir. Diğer + lar az ise tabi.

Dün de aklıma bu mevzu geldi. Nereden geldi, niye geldi bilmiyorum. Dizi ile ilgili bir şeyde okumadım, görmedim ama işte özetle geldi yani. Bende bunu bir kamu araştırması haline getireyim dedim.

Bakalım bizim bloggdaşlar ve okurlar bu konuda ne düşünüyorlar?

İlk randevuda;
- Hesap ödemeyen kadın itici midir?

- Hesap ödeyen kadın çekici mi gelir?

- Hesap dediğini yoksa erkek mi öder sadece her daim..

Ba…

Ne Varsa Eskilerde Var Demek Boşuna Değildir.

10.Türkçe Olimpiyatları halen devam ediyor. Haberlerde gördükçe, özellikle bunaltan gündemden dolayı, ziyadesiyle iyi geliyor. O güzel eski şarkıları dinlemek, ayrı bir zevk.

Asıl dikkatimi çekende zaten o şarkılar. Yıllanmış, yıllara meydan okuyan, duydukça hepimizin eşlik ettiği şarkılar hepsi.

Eskiler ne güzel şarkılar yazmış, okumuş.. Öyle ki bu vakte kadar uzanıyorlar hala. Dillerdeler hala..

Şimdiki şarkıların hangisini kaç kişi biliyor.. Kaç kesime hitap ediyorlar ki.. Günlük popülerliği olan şarkılar çoğu.. İki gün diline dolanıyor, sonra unutuyorsun. Yenisi geliyor da, eskidenden farksız.. aynı şeyler.. çoğunluğu saçmalık sınırlarında..

Eskiler diyorum.. eskiler.. Ne güzel şarkılar söylemişler, yazmışlar.

Şimdilerde bir kısım şarkıcının imdadına yetişiyorlar hala.. Yeni düzenleme yaptırıyor yahut olduğu gibi söylüyor. Seviliyor, en çok satan albümü oluyor belki de.

Reklamların bile ekmek kapısı artık eski şarkılar.

Eskiler, eski şarkılar.. eskimeyen nağmeler.. siz daha nel…

Gülümse Mutluluk, Çekiyorum..

Bir fotograf çekiliyorsunuz ya, biri size “resminizi çekiyorum” dedi. O an, bir gülümseme ihtiyacı olunur. Zira herkescikler bir resim karesinde, gülümsemek ister ya, ondan yüzüne bir gülümseme kondurursun hemen. Bir zaman sonra, o kareye baktığında ya gülümsersin gerçekten yahut bu sefer gülümsemek yapmacık gelir. Somurtursun en doğal halinle.

Bana dediler ki, çek bakalım mutluluğun resmini. Bende dedim ki, “mutluluk çekeceğim resmini.” Mutluluk baktı bana, gülümsedi öylesine..

Şimdi bakıyorum o resme, mutluluk beni mutlu etmiyor nedense.. Mutluluğa bakıyorum, bakalım beğenecek mi resmini.. mutluluk ya .. mutlu oldu. O an inandım mutluluğun mutluluğuna. En doğal haliyle, öylece bakıyordu kendine. Belki o an, o resmin karesine sığmayacağını düşündüğü için üzüldü. “ben hiç sığar mıyım o küçük kareye..” diye düşmüştü aklına. Belki gücendi de bana.

Haklıydı.. Şu dünyada tek bir kare resimde saklı değildi mutluluk. Belki küçük bir papatyaydı da, tek bir kare resimde olamazdı. Bir çoc…

Beni Başkalarıyla Karşılaştırma, Kategorize Etme

Bugün işimden bahsetmek istedim, nedense.. İşim nedir, ne değildir, ne iş yaparım diye değil. Ne iş yaptığımı söylemeyeceğim. Belki bir yerde geçmiş olabilir, yazmıştın zati diyenlere, yani ben biliyorum diyenlere sözüm yok. Ama şiittt.. çaktırmayın.

Haziranın sanırım 26 idi, ilk işime başlayış tarihim. Aslında çalışan bile değilim. Hem çalışan görünüp hemde çalışmayan biri olmak biraz tuhaf. Merak etmeyin canım, karanlık işler karıştırmıyorum ben. Bulunduğum pozisyon biraz tarifsiz işte. Aslında tarifi var ama yok. Neysee..

Bu yıl itibari ile 6 sene dolmuş olacak. Vayy.. Tam 6 sene. Kimine göre, boşuna geçmiş bir 6 sene bu. Zira elime geçen, dişe dokunur bir şey yok.

İşimle alakalı mevzuya gelelim. Hafızam iyidir. Bazı zamanlar sekter ama olsun o kadar. Gördüğüm insanı, ismi falan kolay unutmam. Ama şu var, unutmamak için çaba sarfedersem ters tepiyor niyeyse.

Bize gelen bazı insanları tanıdığım halde tanımadım diyorum. “hani diyor geçen gelmiştim”, “sabah gelmiştim şunun için”. İlkt…