Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

He Ya da Yo De..

Bir bayram daha bitti. Ben yine kös kös evde oturdum. Kısmen çocuk bakıcısı olduk yine. Sinirli yanım öyle diyor napıyım. Koskoca 6 gün bir yere gitme imkanı vermediler. Gelde sinir olma, haksız mıyım ?
Neyse.. geçti, gitti zaten.
Bir film vardı. Çocuğa öğretmeni, sorduğum sorulara “ evet ya da hayır” diyerek cevap ver, diyordu. Çocukta sonrasında cevap olarak; evet ya da hayır Efendim, diye cevap veriyordu.
Arada aklımıza geliyor. Ablamla birbirimize öyle cevap veriyoruz. Bazen çok gıcıkca olabiliyor bu durum. İtiraf ediyorum.
Birde bunun “he ya da yo..” versiyonu var, bizzat başımıza gelen.
Birgün, gündüz vakti, askeriyenin önünden geçiyorduk. Nöbet tutan asker, bize tanışalım mı tarzı bir şey söyledi. Tam hatırlamıyoruz açıkcası. Biz şöyle bir bakıp, yolumuza devam ettik. Sonrasında arkamızdan asker kardeşte aynen şöyle dedi.
he ya da yo, deyin sadece..! ..”
Aldı bizi bir gülme. Tabi O asker bizi artık görmüyor.
Zaman zaman aklımıza gelir, yine güler, birbirimize takılırız.
Eskiden…

Bond, Sony ile İstihbarat Topluyor!

23. macerasına çıkan James Bond’un yeni filmi “Skyfall”, 2 Kasım’da vizyona giriyor. Bu sefer MI6 saldırı altında ve James Bond hem arkadaşlarını korumak, hem de M’e olan sadakatini kanıtlamak zorunda. Sen de gerçek bir Bond hayranıysan, Sony’nin sürükleyici sosyal medya oyunu “AjanS” bir hayli ilgini çekecek.

Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun ilk görevini dün verdi. Bond’un zihni sinir alet edevatları olmadan sıkıntıya düşeceğini düşünen Sony, “4 ekran ile Bond’a yardım et” görevini açıkladı. Q’nun verdiği görevde 4 ekran olarak TV – Tablet – Akıllı Telefon ve Laptop düşünülmüş. Bu 4 ekranın nasıl kullanılacağı da kullanıcılara bırakılıyor.

Q’nun sorusu ise şu şekilde:

“Eğer sen olsan, bu 4 ekrandan hangisini seçerdin ve o ekrana hangi özelliği eklerdin?”

Sen de bir ekran seç, farklı ve Bond’un işine yarayacak bir özelliği Twitter’da #M1benyaptım hashtag’i ekleyerek paylaş. En çok retweet edilen ve Sony jurisi tarafından seçilen fikirler…

Ben Bilmem Eşim Bilir.

Kaç hafta oldu bilmem. Kaçırmadan izliyorum bu yarışmayı.
Tıpkı tanıtımda dediği gibi; heyecan, aksiyon, dram, eğlence... hepsi var Ben Bilmem Eşim Bilir yarışmasında. Ortaya atılan iddialar.. Eşlerin tepkileri.. Oyun sırasında eşe yapılan destek konuşmaları.. Girilen haller.. Muhabbetler.. Baya eğlenceli oluyor.

Açıkcası başlarda yarışmanın tanıtımını falan gördüğümde, artık ne saçmalıklar çıkarıyorlar demiştim. Bakmıyordum. Sonra, uzun bir süre maruz kalınca sevmeye başladım. İlker Bey ayrı bir hava katıyor zaten. Çok iyi bir seçim olmuş.

Yarışmaya bildiğim kadarıyla başlarda sadece evliler katılabiliyordu. Ama şimdi sevgililer, nişanlılar da katılabiliyor. Benim çözemediğim konu ise, tamam evliler arabayı alacak, beraber kullanacaklar. Nişanlıları desem, onların da ileride evlenme ihtimalleri var. Yani araba ortak olacak. Ama sevgililerde olay nasıl olacak ki? Şimdi bunlar ayrılınca araba kimde kalacak. Ben olsam, sevgilime vermem o arabayı, o da bana vermez. Ne olacak? Mille…

Sinir Bozan Sözler.

Neden suratım asık, sinirli bir ruh halim var bilmiyorum. Aslında biliyorum da, niye böyle uzadı bilmiyorum. Yani islında onuda biliyorum ya.. neyse..

Hal böyle olunca aklıma sinir edici şeyler geliyor.

Kış  geliyor. Yardım kurumları ve devlet, kömür yardımı yapmaya başladı, başlayacaklar.
Eskiden listeler alınırdı mahalle muhtarlarından. Bu sene durum farklılaştı. Bu sene, beraberinde çok da tartışma getirmiş olan Gelir Testi sonuçlarına göre verilecek kömürler, devlet tarafından. Yani Kaymakamlık adıyla Sosyal yardımlaşmadan.
Bilindiği gibi gelir testi, 18 yaşından büyükleri ayrı fert görüyor olsa da, iş, yapılacak teste gelince o 18 yaşından büyük çocuğun gelirini, anne-babanın gelirine göre hesaplıyor. Milletin itirazı da bu noktada başlıyor zaten.
Birde çoğunluk önemsemedi. Gençlere gelir testi yaptırmadı diye cezalar geldiği söylendi.
Ayrıca okuyorsanız ve 25 yaşında değilseniz sorun yok. Ama 25 yaşında ve yinede okuyorsanız o gelir testini yaptırmanız lazım. Devlet 25 yaşına kadar …

Bunun Altılısı Makbuldur.

6'lısı mı var  diyenlere, evet. Varmış. Görenler var. Bu aslında yeğenimin şansı.
Kitabın arasına koyup, kurutmuştuk.
Birden karşımıza çıktı.
Hayırdır İnşaallah. (koca dil dışarıda.. :D )

Müşteri Hizmetleri Değil Dolandırma Merkezi

Efenim size anlatacağım bu olay, bizzat yaşanmış ve gerçek bir olaydır. Adam dolandırmanın bir başka yüzüdür.
Bir yakınım, Ttnet internet bağlantısını iptal ettirmek istiyor. Ama bir kampanyaya dahil. Kampanyanın süresi de dolmak üzere. Bir senelik, tam olarak sürenin bittiğinden emin değiller.
Hem iptal işlemleri hem bu süre hakkında bilgi için ya telefondaki yahut gittiği yerdeki kişi ile bir görüşme yapıyor.
O görüşme neticesinde, kampanyanın süresinin dolduğunu, üyeliğini iptal edebileceğini öğrenir. Ve iptal işlemini yapıyor.
Buraya kadar herşey normal.
Sonrasında öğreniyorlar ki kampanyanın süresinin bitmesine 2 gün varmış. Ve süre bitmeden üyeliklerini iptal ettirdikleri için kendilerine 300 T.L.lik para cezası kesmiş Ttnet.
Şimdi buna ne denir?
Apaçık adam dolandırma denir.
Hilekarlık denir.
Sahkekarlık denir.
Hem sen süre bitmiş de, üyeliği iptal et, sonra kalk, süre bitmeden iptal ettirdiği için ceza kes.
Var mı böyle bir şey..
Kim bu düzenin sahibi? Böyle dolandırma hakkını o i…

Pipetle Çay Keyfi.

Bir haftasonu evde ablamla keyif yapıyoruz.
Yemeğimizi yedik. Sıcak bir şeyler içelim dedik. Pek adetimiz değildir aslında. O vakitler evde sallama çay var, ondan yani.
Çayları demledik, sıra içmeye geldi. Gözüm masanın üstündeki pipetlere takıldı. Ki normalde de masada pipet olmaz. Hatta evde olmaz. Yakın zamanda yeğenlerim gelmiş idi, onlardan kalmış.
Maksat keyif ya, pipetle içeyim dedim çayı. Daldırdım pipeti çaya, sonra hüüpplettim çayı pipetten....
Sonrasını nasıl anlatsam ki..
Dilimin yanması mı desem...
Ağzımdan çayı geri püstkürtmem mi desem...
O acıyı ve o anı, nasıl nasıl tarif etsem ki, anlasanız beni...
Dilim tamamen dışarıda. Uzun bir süre damağıma bile değdiremedim o derece acıyordu. Çok fenaydı...
Aaa.. bak keyif demişim başlıkta, pardon. Salaklıktı.. eziyetti diye yazacaktım.
Bu arada ablamda karşımda öyle bir gülüyor ki.. Bende gülecektim de canım yanıyordu.

Türk Filmi Klasikleri – Kuzey Güney

Kuzey Güney dizisini severek izleyen, şimdiye kadar hiçbir bölümünü kaçırmamış biriyim.
Yeni sezonda sanki eski havası yok gibi.
Dizi, Türk filmi klasikleri ile ilerliyor.
Misal 1: Kuzey, Ferhat'ın kızı Deniz'i etkilemek ve tanışmak için, kapkaççıları kovalıyor. Kız anında buna güveniyor. Birde utanmadan öyle herkese güvenmem ki ben diyor. Hepten kıl oluyorsun. Duvarlarım var diyor, hayatının tüm sırlarını döküyor Kuzey'e. Yani klasik bir durum işte. Klasiği fazlasıyla kısalttılar üstelik.
Misal 2: Cemre sevdiğini yani Kuzey'i başka kızla görüyor. Ki bu kız Deniz. Yani ortada ful yok yumurta yok. Ama Cemre napıyor, gidiyor Barış ile evlenmeye. Zaten bu durumu hiç anlamam. İnsan sevmediği biri ile sırf birine gıcıklık olsun evlenir mi yahu? Saçmalık. Türk filmi klasiği ve saçmalığı işte.
Böyle basit denecek senaryoyla ilerliyor Kuzey Güney, bu sezonda. Vardır bir bildikleri diye düşünüyorum artık. Fazlaca bozulmamalarını umut ediyorum. Zira Zeynep'in halleri de fazl…

Öhhüü öhhüü.. Bir Dinler misiniz?

Beni.. beni.. beni.. uyuşuğunuzu..
Allah sonunu hayır getirsin, rahmetli Bihter gibi giriş yaptım.
Ne diyeceğim, biliyor musun?
Bugün takvimler 17 Ekim'i gösteriyor ya..
Eee... diyenler var.
Çatlama, söylüyorum. Heyecan bastı beni ya.. Demesem mi acaba hiç.. Kime ne ki..
Olsun, söyleceyeceğim.
Söylüyorum.
Ben bundan bilmem kaç yıl evvel doğmuşum..
Eee.. diyenler var sanki.
Eee.. si işte, anladınız siz. Doğmak diyorum, bugün diyorum.
E sonuç.
Onu da sen deyiver.
...

(şımarık mod ben.)

Farkettimde doğumgünümü hiç paylaşmamışım yahu. Paylaşmış olaydım iyiydi. Neyse.. Bu ilk olsun.

Hayde Efem - Aydın'ın İncir Filmi

İnciri sever misiniz? Seviyorsanız Aydın'ın inciri ile meşhur olduğunu da bilirsiniz.
Peki Aydınlı'ların incirin tanıtımı için elinden gelen herşeyi yaptığını biliyor musunuz? Aslında sadece incirin değil, Aydın'ı herşeyi ile tanıtma derdindeler.
İncir tanıtımı için ilk evvela geçen senelerde Süper Efe adında bir tanıtım filmi çekilmişti. Baya da etkili olmuş, Süper Dede sevilmiş.
Şimdi ise Aydın halkı bir film çekiyor. Filmin başrolü tabi incir. Süper Efe'de yer alıyor filmde. Aydınlı'lar yer alıyor. Kendilerini oynuyorlar. Severek ve özenle. İşleri evhanımlığı olan kadınlar, ellerinde senaryo çalışıyorlar. Keyifle.
Aralarında usta oyuncularda var tabi. En büyük destekçileri de Onlar zaten.
Çocuklar Duymasın dizisinden, hala rolündeki Gülnihal Demir'de yer alıyor. Bu sefer yanında oğlu da var. Beraber oynayacaklar filmde.
Değişik ve izlenesi bir film ortaya çıkarıyorlar. Yani Onlar öyle diyor.
Açıkcası bende filmi merak ediyorum. Çekimlere bu ayın başında başla…

Başlığı Bilemedim..

Dün babamın uyarısı ile baktık diye hatırlıyorum. Halbuki cumartesi günü bir şeyi yoktu.
Kafesin dibinde öylece duruyor. Dedik herhalde yine yumurtlayacak bizimki. Kabartmış kendini. Çekilmiş köşeye.
Ama sonra baktık ki, ayağının üstüne basamıyor. Öyle durmaktan uyuştu diye düşündük. Ama düzelmedi. Uçamıyordu.
Elimizi uzattık kafese. Tepki vermiyordu. Normalde yabanidir. Kaçar, deli olur. Öylece kaldı. Aldık elimize, baktık ki, poposunda büyük bir parça kakası var. Temizlerken farkettim, kaka değil, yumurta parçasıydı. Herhalde yumurtasını yumurtladı da sonra üstüne abanınca kırıldı da kaldı poposunda.
Ama öyle değilmiş. Değilmiş yani.
Netten bakındık ki, yumurtası sıkışmış yani yumurtlayamamış. İçinde kalmış. Zaten kızarıktı. Sonrasında ucuna doğru bir morarma oluştu.
Ama temizledikten sonra yere düşmüş kanatları düzelmişti. Ayağına hala basamıyordu ama daha hareketli idi. Poposuna yağ sürün diyordu nette, sürdük. Sonra kakasını bile yaptı. Dedik iyi oluyor.
Gece ablam kalkmış baktı…

Görme Engelliler İçin Karikatür Yazılı Betimleme - 4

Bir Yeşilçam klasiği. Fakir oğlan, zengin kıza aşık olur. Zengin kızın babası, fakir oğlanı mekanına çağırır. Ve ona aşkının bedelini ödemeye hazır olduğunu söyleyerek, bir miktar para uzatır. Genelde de bu durumda oğlan parayı almadan çıkıp gider. Ama bizim hikayemizde (karikatürümüzde) olaylar bildiğiniz hikayeden çok farklı işler.


Bir evdeyiz. Bu eve ilk bakışta anlıyoruz ki, zenginler yaşamıyor. Perdeler yamalı ve yırtık. Yerdeki döşemeler rutubetten havaya kalkmış. Duvarlarda yine rutubetten ve bakımsızlıktan yer yer dökülmüş durumda. Yerde halı bile yok. Kapıları el yapımı tahtadan, sırf kapı olsun diye konmuş yani. Bir de tokmak kondurmuşlar. O kapının kapandığından bile şüpheliyim ben ama neyse.
Salonda üzerinde yamalı giysiler bulunan, evin babası olduğunu tipinden ve bir hayli kızmış halinden anlıyoruz. Elinde de 3 tane gofret tutuyor. Karşısında duran, yine kılığı aynı derecede perişan bir delikanlı var. Durumun vahimliğini pek anlamamış gibi saf saf bakıyor. Ve şu kapandığınd…

Vay Başımıza Gelenler

Efenim, gözünüzü para bürümeye görsün. Onun peşine düşeyim derken, eldeki iki kuruştan oluverebiliyor insan. Yalan yok. Yaşadım yahuu.. Dün akşam sevgili cancağızımın blogu olan Fuzuli'yi kendi sponsurluğumda Bumeranga üye yapayım dedim. Sizde bir bakın Fuzuli'ye. Seversiniz. O resimleri kendi elcağızları ile yaptı. Pek bi yeteneklidir. Fotografları kendi çekti. Tamam biraz içerik bakımından az ama vakti olmuyor. Birde pek bi kararsız. Kendine bir rota çizmeye çalışıyor hala. Desteklerinizle kendine yol bulmada yarar göreceğine inanmaktayım.
Reklamları bitirelim de şu para mevzusuna gelelim. Gerçi anlayanlar anlamıştır o mevzuyu. Hani bumerangın yeni sistemi var ya, arkadaşını getir, 20 T.L.yi kap. İşte ben dün yazı eklerken Fuzuli gördü bu sistemi. Hadi üye olayım bende dedi. İyi dedim. Bakiyem çoğalır, belki ilk paramıda alırım, diye hayallere kapılıp, işlemleri yapmaya başladık. Tabi ilkten benim promosyon kodumu kopyaladık. Ki sadece kopyaladık, yapıştırmadık bi yere. Zate…

Şubat Dizisi - Şubat'a Dair Notlar.

Şubat dizisinin ilk bölümüne tam bakmamıştım. Açıkcası biraz sıkılmıştım. İkinci bölümü hele neredeyse hiç izlemedim. Ama dördüncü bölümü tam olarak izledim. Şans vermem lazımmış. Yahut herşey tam rayına anca oturdu. Bilemedim.
Dizinin senaryosu benzer bir senaryo değil. Zati bildiğim kadarıyla ve bildiğim yanlış değilse eğer, Behzat Ç.nin yapımcısı yahut senaristi, Şubat dizisinin de senaristi.
Yani ordan bakınca bir güzellik yakalamak mümkün gibi. Zira senaristler genelde aynı harmanda çıkarıyorlar senaryolarını. Bakınız Birol Güven dizilerine.
Neyse efenim, gelelim diziye biz.
Şubat'tan başlamak lazım gelirse şayet, O'nun hakkında söylenecek çok şey var. Daha 10 yaşında bile değilken Aziz bey tarafından bulunuyor, bir kuyuda. Yüzünde kocaman bir yara. Elinde büyük bir anahtar.
4.bölümle birlikte o yaranın da anahtarın da hikayesi az çok çıkıyor ortaya. Ama benim merak ettiğim nokta şu. Nasıl oluyor da acıya duyarsız ve aşırı güçlü oluyor. Aziz bey bunu neyle beslemiş ki, böy…

Dıt dıt .. Diye Öttüm Ben.

Bugün işyerindeki bazı evrakları kaymakamlığa götürmem gerekiyordu.
Aldım evrakları, kaptım kentkartımı çıktım yollara. Otobüse bindim, kartımı okutuyorum. Öğrenci bir kızımız şöföre para uzatıyordu. Adam kabul etmedi. Durak bakkalın önünde, git paranı bozdur gel dedi kıza şöför bey. Gitti geldi kız. Sonra arkamdan biri dürttü. Baktım o kız. “abla kartını kullanabilir miyim ?” dedi. Normalde otobüslerde orta yerde söylerler. İsteyen kartını uzatırdı. Bu kız direk beni gözüne kestirmiş. Artık karttaki bakiyemi mi gördü naptı? Birde kart şahsıma ait değil, işyerindeki kart. Yani iş icabı bir yere gidiyorsak kullanıyoruz. O yüzden kimseye kullandırmam kartı. Ama kız direk bana deyince, bir şey diyemedim. Sessizce uzattım kartımı. Birde iki kere tıklatmaz mı? Anaa.. dedim içimden. Sonra parasını uzattı. Aldım bende. Karta geri yüklemeyi düşünüyorum çünkü.
İndim, geldim kaymakamlığa. Girişte polisbeyamca var. Güvenlik geçişi var. Çantayı kenara bıraktım. Geçtim.. Dıttt.. Dıtt.. öttü. Polisbe…

Oku Bakayim..

A - Y - I

Aman canım merak etmeyin, kimseye ayı falan dediğim yok.
Benim hani bu ayın 18'de bir yaşında olacak yeğenim var ya. Hatırladınız demi o yaramazı. Hani Şubat misali Haberler takıntılı olduğundan bahsetmiştim. Gerçi şu sıra pek ilgilenmiyoruz ikisi ile.
Barış Manço'nun Ayı şarkısını dinlediğinde de bir coşuyor ki görmeniz lazım.
Telefondan çalıyor. Alıyor eline telefonu, aşağı yukarı deli gibi sallıyor. Kendinden geçiyor. Sonrada gülüyor. Öyle tek eliyle değil, iki eliyle kavrıyor.
Evet şimdi de biz dinleyelim şarkıyı.
İlkokulda bir arkadaşımız ezberlemiş, sınıfta söylemişti bu şarkıyı, hiç unutmam.

Karışma.

Yok yok. Tanımıyorlar beni. Kimse tanımıyor ki. Ben bile kendimi tanımıyorum. Şu yaşıma geldim. Hala hayatımda net olan bir durum yok.
Çevremdeki herkes bir şekilde benim hakkımda yorum atıyor. Yok şunu severmişim, yok bundan nefret edermişim falan. Bakıyorum ki o an öyle demişim, üstüme yapışmış. Şimdi seviyorum belkim yahut sevmiyorum. Sen niye hemen atılıyorsun ki..
Hem seviyorum ya da sevmiyorum, bunu söylemek kimseye düşmez ki. Gel bana sor. Yok illa bilmişlik taslayacak. Birde kesin konuşuyor ki, hepten deli oluyorsun.
Koca insan olmuşum ben. Hani bunu en çok anne babalar küçük çocuklarına yapar ya. Çocuğa ağzını açma imkanı vermezler. Adını sorarlar çocuğa, ordan hemen yanındaki anne baba atılır. Ya da başka bir şey sorulur, çocuğa cevap imkanı verilmez. Sonra büyüdüğünde bu çocuk niye böyle oldu denir. Al işte senin eserin, bak bak gurur duy.
Biri çocuğunuza bir şey sorduğunda atlamayın öyle hemen, çocuğa bir fırsat verin. Bir konuşsun, kendini ifade etsin. Cevap vermiyor mu, …

Rastlantının Böylesi

Geçenlerde mahallemiz yani daha doğrusu sokağımız ilginç bir olay yaşadı. Bence ilginçti. Tuhaftı. Olayı duyunca sizlere de garip gelecek. Gelmeli.. diye uzatırmışım lafı.
Sokağın başında karşılıklı iki ev.
Birinin evlenecek kızı, diğerinin oğulları var.
Komşuluk ilişkileri de iyi. Aralarında bir sorun yok. Görünen o değil gibide değil. Görüyorsun, yolda orda burda muhabbetleri var. Eve gidiliyor karşılıklı falan. Özetle dediğim gibi bir husumet yok.
Ama ne var ki, bu iki aile düğünlerini aynı gün aynı saatte yaptı.
Nasıl oldu bu iş, anlamadık.
Birbirlerine davetiye bile götürdüler. Sanki gelebilecekler de.
Şaka gibi. Sen kalk, karşı komşunla aynı gün aynı saatte düğün yap. Tesadüfün böylesine ne denir ki, bilmiyorum.
Sokak tam düğün havası yaşadı sayelerinde.
Tek korkumuz ise gelen misafirlerin yanlışlıkla diğer düğün arabalarına binmesi idi. Yahut yanlış konboyu takip etmeleri. Tabi ikisi de olmadı, herhalde, galiba. Sanırsam.
Biz ikisine de gitmedik. Şimdi iki komşu arası…

Normalin Üstünde, Anormalin Altında.

Normal olmak bazen anormal görünmektir. Normal olacağım derken, anormal hallere düşmek de olasıdır tabi.

Peki normallik ve anormallik ölçülerini kim koyar? Nasıl koyar? Kime göre kim normal, kim anormaldir? Şuan söylediklerimle, yaptıklarım çelişecek. Zira bende millet ne der, diye düşünenlerdenimdir. Ama şu var, bazen içimden aşırı anormallik fışkırır. Mesela yolda giderken konuşmak hoşuma gider. Kendi kendime mırıldanmak gibi bi hobim var diyebilirim. Ve millet görecek de deli sanacak diye düşünmek de hoşuma gider. Hobilikte burdan geliyor.

Yolda yahut başka yerde kendi kendine konuşana deli demişiz değil mi? İnsan peki kendi kendine söylenemez mi? Pekala söylenebilir. Benim görüşüm şu; insan her ne kadar normal görünse de, ki normallik hala tartışılır bir şeydir, anormal olma ve görünme isteği hep içinde vardır.

Belki aşırı anormal olma cesareti yoktur. Ki bu aşırılıkta kime göredir bilinmez. Bazen arada sırada anormallik yapar. Buna da çılgınlık der. Aslında çılgınlık çok başka. Çıl…

Kahramanım Olur Musun?

Süperman He-man

X-men Spider -man

Bunlar en süperleri. Birde bir şekilde süper güçleri oluveren kahramanlarımız var; onların özel kıyafetleri yok tabi. Ne çok kahraman gelmiş geçmiş.

Aslında Red Kit bile bir kahramandır. Rambo da öyle.

Filmlerde dizilerde hep öne çıkan, gözüpek bir cengaver çıkar. Birilerini kurtarır. Elinden her iş gelir. Hem savaş ustasıdır hem aşk. Zira illa birini sever yahut sevdiği biri vardır. Ki bu durum, O'nu daha da kahramanlaştırır. Hep bir kahraman hayali içindeyiz.

Beyaz atıyla gelir çoğu vakit, masallarda bile. Peki niye illa kahraman bekleriz ki? Ya da niye kahraman deriz, deme ihtiyacı duyarız, birine, birilerine..?

Sevmek mi kahramanlık? Korkmamak mı? Birilerine meydan okuyabilmek mi kahramanlık ? Neden kahraman arıyoruz ki?

Ruhum Çok Karışık - O laa laa..

1-Sesinizin çok güzel olduğunu farzedin ve ideal sahne performansınızı tarif edin.(Hangi şarkıyı söylerdiniz,nasıl giyinirdiniz,size kimler ya da hangi aksesuarlar eşlik ederdi?) Bu cümlede sanki biraz anlatım bozukluğu var gibi. Neyse..
Immm.. Hımmm..
Hayalperest şarkısını söylerdim. Üzerimde rahat bir şeyler olurdu. Tabi rahat dediysem, pijma değil. Tişört ve kot. Aksesuara gerek yok. Hatta mikrafonada gerek yok. Yani şu kulaklara takılanlar iş görmez mi ? Çok cahilce konuşuyorum galiba. Ama istemiyorum işte. Öyle durup söylemek istiyorum ben.


2-Özel bir gününüzde bir koro ya da özel bir kişi sizin için sürpriz bir parça hazırlamış.Parçanın özelliği sizi tarif etmesi.Hangi parça olurdu bu? Bandır bandır ye beni şarkısı tabiki de. Ama niye o, sebebini söyleyecek kişi bilir. Sapıkça bir düşünce olarak görülmesin. İnsan sevdiğine yerim seni demez mi? Allah Allah.. ne fesatsınız öyle.
3-İçinizde kalmış,söylenmemiş bir takım şeyler var.Uygun şartların biraraya geldiğini hayal edin.O kişiye(…

Küçük

Küçücük elleri, umutları ise kocaman.
Hayalleri sığmıyor, küçük dünyasına.
Büyümek istiyor.
Büyüyor..
Elleri artık büyük.
Ama umutları küçüldü, kayboldu avuçlarından.
Küçük kalan dünyası bile büyüktü,
Kaybettiği umudundan..

Kılkuyruk Eşittir Ben

Bugün biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Öyle boyumdan posumdan, gözümün renginden değil. Tabi yeri gelir, lafı geçer o ayrı. Kafadan başlarsak şayet, ense bölümüm baya bi hassastır. Havasız kalsın yahut belli süre yıkanmasın kaşınmaya ve yara olmaya başlar. Havasızlıktan kastım, saçımın mütemediyen orda toplu kalması. Küçükken ensem komple yara olmuştu, böyle kabuk kabuk. Sanırsınız oraya bir şey dökmüşlerde kalıp gibi kalmış orda. Sanırım o vakitlerden kalma bu hassasiyet.

Zaten iki gıdım saçım var. İnce ve seyrekler. Bu hafta ablamın ısrarı ile kendime Bioblas aldım. Bakalım saçıma etkisi nasıl olacak. Kirli olunca acayip dökülüyorlar. Birde huy edindim. Elim boş kalınca direk saçımla oynuyorum. Şekli bozuk saçlarımı koparıyorum. Bazen öyle dalıyorum ki, kolumun ağrısı ile kendime geliyorum. Bazende annemin bağırması ile. “yine koparıyor saçlarını” diyor. Ablamda yakındaysa bi çakıyor elime. Kadın saçlarıma ortak zaten. Sırf o istiyor diye saçımı kesmiyorum. Bir kere uçlarında…

Seni Ana Avrat ...

Sonrasında dümdüz sövdü deriz. Ama bu başka. Sövme falan yok. Düpedüz ana avlat seviyoruz. Öyle böyle değil. Nasıl bir şey çözemedim. Anladığım kadarıyla yorumlarsam şayet, baya bir seviyor. Nerden çıktı şimdi bu küfür gibi laf; aranan kelimelerden. Gördüm, takıldım. Hoşuma bile gitti. Girişi onunla yapayım dedim. Maksat birazda dikkat çekmek tabi.

Ayaklarım ağrıyor. Resmen sızlıyorlar. Niye? Haftasonu oda taşıdık. Evet, oda taşıdık. Ev değil. Ama ben ev taşımış kadar yoruldum. Sabah nasıl kalkacağım diye düşündüm. Ama tabikide kalktım. Hatta 45 dakika erken bile kalktım. Zira ev yani oda biraz karışık olduğundan, kendime giyecek bir şeyler ayarlamam lazımdı. Bunu normalde akşamdan düşünürdüm ama dediğim gibi yorgundum. Şimdi oda taşımak nasıl oluyor ki diye sorarsanız şayet, aynen şöyle oluyor. Evde doğalgazlı sisteme geçiş yapıldı. Ki biz geçiş yaptık, zam yapıldı. Bu kadar olur yani. Babamda isyanlarda zaten bu yüzden. Faturayı nasıl ödeyeceğiz diyor, odayı taşırken, birfiil …