Hayaller Birgün Gerçekleşir Umuduyla Kurulmaz. Zira Hayaller Değildir Umutla Beslenen. Hayaldir Umudun Ekmek Kapısı...






Hesap Lütfen...


Ama üstü kalmasın. Kapatalım tüm hesapları. Kapansın bitsin. 2013 yeni doğmuş bir çocuk olsun mesela.

Zor mu?

Kapanmaz mı o hesaplar.. hiç mi?

Bir denesek..

Bak saatler kaldı.

Hadi.. Hadi.. Herkescikler sıraya lütfen...

Kapanmayan hesap kalmasın.

Nur topu gibi bir 2013 alalım, en tazesinden. En güzelinden. En sağlıklısından. En aşk kokanından...

Dolduralım boşlukları... Bütün enler bizim olsun.

Cesaret Dediğin...

Lisede dilime ve kalemime dolamıştım. Önüme gelen, neredeyse her hatıra defterine bu sözleri yazmıştım. Son veda sözüm gibi olmuştu galiba, son sınıfta.

" Birgün bir çılgınlık edip, seni sevdiğimi söylesem. Alay edip güler misin yoksa sende sevir misin?"

Aslında sevdiğim yoktu. Ama şarkının sözlerini çok sevmiştim. -miş olmadı ama hala seviyorum.
Belki de tersini hayal ediyorumdur... bilemiyorum şu an.

Neyse, bir dinleyin, dinleyelim.

Küçük Gemi.


Ben bir küçük gemiyim.
Sakin ve sığ denizlerde başladı yolculuğum.
Sonra denizler büyüdü.. büyüdü. Ve artık sakinde değillerdi.
Fırtınalar koptu, savruldum.
Kıyılara vurdum kaç defa. Parçalandım.
Ve her defasında yine kendimi en orta yerinde buldum denizin.
Ben hala küçük bir gemi idim.
Deniz ise kocaman.
Ben yönümü kaybettim ama o benden umudunu kaybetmedi.
Ortasındasıyım denizin.
Amaçsız, yorgun, paramparça..
Ama hala içindeyim denizin,
Dibinde değil.

Merdivenden Düşme Korkusu.


Aslında asıl mevzu, merdivenden düşme değil. O ilk düşmeden sonra hep düşecekmiş gibi korkmak asıl mevzu.

Aynen bir hatayı yapıp, sonra, tekrar yapar mıyım acaba korkusu yaşamak gibi. Bu bende çok oluyor. Öyle ki, hiç yapmadığım bir şey için bile bu şühpe içimde olur. Mesela, işyerini ben kapatırım. Ve her akşam acaba kapıyı kapadım mı ki sorusu ile kendimi yer bitiririm. Kapatır, ardımdan bakar, sonra biraz gider yine bakarım. Sonra baktığımı da unutur, ya kapamadıysam diye içime kurt düşürürüm. Tamam kabul, az biraz paranoya var.

Şimdi şu merdivenden düşme meselesine gelelim. Merak etmeyin hiç düşmedim. Ama.. ama, düşüyordum. Allahım korudu beni resmen.

Lisedeydik. Bir tören olacaktı ve herkes bunun için aşağı inmişti. Bizim sınıflarda en üst katta. Bende niyeyse geç kalmışım. Sebebini hatırlamıyorum. Bir başıma, hızlıca merdivenlerden iniyorum. Ki törene geç kalmayayım. Bir dönemeci geçtim yahut ikinciyi. Hızlıca inerken, birden ayağımın dengesini kaybettim ve ayağım burkuldu. Sonra birkaç basamak merdiveni resmen havada indim. Diğer ayağımada bir şey oldu. Resmen üstlerine basmıyorum ama iniyorum merdivenden. Ama elimle de korkuluğunu tutuyorum. Diyorum ya, resmen Allah korumuş beni. Sonra dengemi buldum ama iki ayağımın üstüne de basamıyorum. Öyle acıyorlar ki. Ama bir yandan da törene geç kalmaktan korkuyorum. Etrafa bakıyorum kimse yok. Yani o an, orda düşmüş olsaydım, beni en az bir saat kimse bulamazdı herhalde.
Bir müddet bekledim ve acım azalınca da inip törene katıldım. Ve hiç kimseye ne olduğunu anlatmadım. Çünkü o an neler olduğunu inanın ben bile hala anlamış ve idrak etmiş değilim.

Bu sebeple merdivenlerden mümkün olduğunca yavaş yavaş inerim. Böyle tuhaf tuhaf yapıyorlar birde onları var ya, binsaat inip çıkamıyorsun. Birde .. kaygan yapıyorlar ki, tutup hepsinden paspas yapıp, üstlerinden geçeceksin ki, anlayacaklar ne kadar kızgın olduğunu. Değil mi ama?

Merdivenden bahsederkene aklıma birde çok komik bir video geliyor. Videoda bozulmuş olan yürüyen merdivende bekleyen insanlar var. Öylece merdivenin yeniden çalışmasını bekliyorlar. Ki gidebilsinler. Yürüyen merdiven de demişken, sırf mecburiyetten dolayı, kullanmaktan korktuğum yürüyen merdivenlere alışmış biriyim. Hemde bu sene oldu bu olay. Belediyeye gitmek için illa ki yürüyen merdivenli köprüyü geçmemiz gerekiyor. Gıcıklığa bak ya. Yoksa ben alış-veriş merkezlerinde bile kullanmazdım. Alıştırdılar insanı. Ama ya alışmasaydım. Yaa.. bunu düşünen yok tabi. Gıcıklıkları da ordan geliyor zaten.

Yeniyılda Yeni Dilekler ve Olması İstenmeyenler.


Efenim, elimden mendilin eksik olmadığı bir haftasonu geçirdim. Hatta dün akşam bile öyle idi. Ama gelin görün ki, şuan pek öyle değil. Sanki burnum, patrondan çekinircesine akmıyor. Ama yine ama, ben resmen donuyorum. Bir türlü ısınamadım. Anca anca kemiklerim ısındı desem yeridir. Birde mide ağrısı çektim ki sormayın. Ya Allah bismillah, haftaya da böylece başladık işte.

E birde dedim ki, haftaya madem pek içaçıcı başlamadım. İç açıcı bir yazım olsun.

Bu da nasıl olsun? E bir mim varmış. Gelmiş ayağıma kadar. Bende tüm iyi niyetimle tüm iyi dileklerimi “yeniyıl dileklerim” mimiyle yazayım.

Aslında herkesin yeniyıl dileği kısmende olsa aynı. Önce sağlık. Şu bilinen söz gibi, herşeyin başı sağlık. Sağlık olsun da gerisi gelir vesselam. Ama bazen gelmediği de oluyor açıkcası. Bizde bu yeni yıl için, gelen bir yıl dileğinde bulunalım bari. Herşey gelsin. 13 gibim uğursuz olmasın. Ki aklıma geldikçe düşünür oldum. Şu 13 rakamına takanlar, koltuğun bile 13 olanına oturmayanlar, 2013 yılında nerde nasıl yaşayacaklar acaba? Kabus gibi, hep bir 13 olacak. Komik.

Ve mimlerden gitmişken bende hepsi bir arada olsun bari dedim. İkinci bir mimi de araya sıkıştırmaya karar verdim.

O da blog dünyası ile ilgili.

“Blog listemde görmek istediklerim/istemediklerim.” mimi.

Şimdi geçenlerde tivitırda sormuştum ama cevap alamamıştım. Bunu da kimsenin bilmediğine hükmettim. Yoksa o 70 kişinin duyarsız olduğunu düşünmem katiyette.

Neyse...

İşte, ben görmek istemediğim şeyi silerim. Hayatımdan çıkarırım. Bu konuda iyiyimdir. Birinin hayatına girmeyi pek beceremesemde çıkmayı iyi bilirim.

Mesela geçenlerde, görmek istemediğim tarzda bir yazı görmüş olup, şu silme işlemini de öğrenip, anında o kişiyi silmiş bulunuyorum. Şimdi, derseniz ki, bizde silmek istesek nasıl yapmalıyız bu işi. Hemen anlatalım. Öncelikle silmek istediğiniz kişinin bloguna son kez ziyaret etmeniz gerekecek. Ordaki izleyici listenin hemen sağ üst kısmında kareye benzer bir işaret var, ona tıklıyoruz. İzleyici listesinin beyaza bürünmüş hali geliyor ekrana. Sağ tarafta ayarlar yazacak. Ki benim başıma gelen gibi, sizde açtığınızda İzle diye bir komut görürseniz, İzle işlemini aynen yapmanız lazım. Sonra dediğim o Ayarlar yazısı çıkıyor. Ayarlara tıklayınca çıkan ekranda “ bu blogu takipten vazgeç” yazısının üstüne tıklıyoruz. Bitiyor. İşte bu kadar... :D

Aslında biri daha var ama sabrediyorum. Yani bilmiyorum. Bir anda dellenip, silebilirim. Belli olmaz.

Lafı uzattım. Şimdi de görmek istediklerime geçeyim. Onlar da kendinilerini biliyorlar zaten. Bende biliyorum. Fazlaca söze luzüm yoktur. Ben artık susayım.

Bakın şimdi aklımda şu mimleri birilerine yollamak var ama, baktığım herkes neredeyse yaptı bu mimleri. E yapmayan da görsün yapsın. Demeye gerek yok. Değil mi yapmayan? :D

Yaparım Bilirsin. Ben Bilmem Eşim Bilir..


Yarın akşam Show tvde Yaparım Bilirsin adlı bir yarışma programı başlıyor.

Bu programı konu yapan ise, Ben Bilmem Eşim Bilir yarışması ile birebir aynı formatı taşıyor olması.

Sunucusu Behzat Uygur. İtiraf edelim. İyi bir sunucu. Hele ki böyle tarz bir yarışma için. Zira kendilerinin kardeşiyle yaptığı her show programında, bahsi geçen yarışmadaki kadar abuk oyunlar oynanırdı. Mesela ben, şu bardak çekme oyununu ilk onların Şahane Pazar programında görmüştüm.

Yani çılgınca oyunlarda ve sunumlarda oldukça deneyimli sayın Uygur.

Ama... Birde aması var bu işin.

Ben Bilmem Eşim Bilir yarışması bayadır devam ediyor. Haftasonlarında reytingleri kimselere kolay kolay bırakmadığını da biliyoruz. Bu kadar iyi devam eden bir programın birebir aynısını yapmak saçma olmuyor mu? Bence oluyor. Ha, şimdi Yaparım Bilirsin yarışmasında sadece erkekler yarışacakmış ki, demeyin. O bir fark sayılmıyor bana göre.

Üstelik formata göre, bence yarışmanın adı Yaparım Bilirsin değil, Yaparsın Bilirim olmalı idi. Zira yapar diyen, kişinin eşi oluyor nihayetinde. Öyle değil mi?

Birde programı aynı gün yayınlamamış olmaları da, bir nevi tedbir ve nabız ölçme olayı olabilir.

Bakalım, belki bakarım şöyle bir. Meraktan.

Yalnız bir şey demem lazım. Show Tv, yarışmanın yabancı versiyonlarını gösteriyor tanıtımda. Allahım ne manyakça oyunlar oynuyorlar. İp bile atlıyorlar. Bizde, Ben Bilmem Eşim Bilir deki oyunlara saçma diyoruz. Haksızlık etmişiz arkadaş.

Not: Başlığı karşılıklı iki cümle gibi okuyunca ikinci cümle, birincinin cevabı gibi oluyor. Değil mi?

Bu Bir 21 Aralık Yazısıdır.


Bir 21 Aralık yazısı da benden olsun.

Şirince'de şu kopacak kıyamet, kopmayacakmış ya. Ama yinede esnaf temkinli imiş de kredi kartı ile satış yapmayacakmış.

Ayy.. ayy.. Bir güldüm bu habere. Bir güldüm ki, sormayın. Adamlar kıyamet kopacak diye, sözde kredi kartı kabul etmiyor. Sanki kopsa aldığı o paraları peşine götürebilecek. Hey Allahım...

Bu kadar mı bilinçsiziz kardeşim, bu kıyamet konusunda. Birileri dünyaya kazık çakacağını sanıyor. Resmen bir ince hesaplar, bir düzenler falan.

Kıyamet dediğin bir kere kopar. O da ne zaman kopar, Allah bilir. Ki kıyamet koptuğunda hiçbir canlı hayatta kalmaz. Bunu bir kere idrak etmek lazım.

Bu tıpkı insanın ne zaman öleceğini bilmemesi gibi. Ne var ki bir insanın ne zaman öleceğini bilmiyoruz ama kalkmışız dünyanın sonu şu gün gelecek diyebiliyoruz. Hayret bir şey cidden.

Geçen aklıma geldi. 2012 filmi vardı bilirsiniz. Orda da Nuh Tufanı esas alınmıştı. İzleyenler bilir. Yine orda da bir dünyaya kazık çakma çabası falan.

Cidden şu dünyada engel olunamayan bir şey ya ölüm. Ama birileri kendini ölümsüz sanıyor ya, komik oluyorlar. Hiç haberleri yok.

Sırılsıklam


Kapı açıldı ve içeri sırılsıklam olmuş halde girdi. Herkes O'na bakıyordu. İçlerinden en genç olanı:

Size ne oldu böyle? “ diye sordu. O'da aynı şaşkın gözlerle adama baktı, sonra üstüne baktı.

Ne olmuş, bir şey mi bulaşmış üstüme yoksa, ben göremiyorum.” dedi ve üstüne bakmaya devam etti. Soruyu soran genç adam, aynı şaşkınlıkla:

Sırılsıklam olmuşsunuz, daha ne olsun..”

Gülümsedi.

Bir camdan bakın hele, dışarıda yağmur yağıyor. Benimde ıslanmış olmam çok doğal değil mi sizce?”

Aldığı cevapla ne diyeceğini bir an bilemedi genç adam. Sonra masada karşısında oturan adamın, sus işareti ile oturdu yerine.

Kısa bir sessizlik sonrasında, sırılsıklam içeri giren Dolunay, toplantıyı başlattığını söyledi. Yaklaşık bir saat süren toplantı sonunda, canı sıkılmıştı artık. Arada dışarı bakmış, yağmuru seyretmişti. Sırf babasına verdiği sözü tutmak için geliyordu bu toplantılara. Ama hepten ilgisiz ve bilgisiz değildi. Sadece çok ince ayrıntılarda boğulmak istemiyordu. Arada O'nu cahil yerine koymak isteyenlere ağızlarının payını vermek, en büyük zevki olmuştu. İnsanlardan soğumuştu adeta şu bir sene boyunca. Öyle çıkar peşinde koşan, yalancı, düzenbaz, öyle riyakar insanlar tanımıştı ki. Artık önyargılı olmaya başlamıştı. Ondan da korkuyordu. Çünkü hep kendine önyargı ile davranılmıştı. O da öyle olmak istemiyordu.

Zengindi, saygın bir ailesi vardı. İyi bir eğitim almıştı. Güzeldi. Ve çevresindeki herkes tüm bunlara uygun davranmadığını düşünüyordu. Halbuki o sadece içinden geldiği gibi davranıyordu. Bugün de şemsiyesini unuttuğu için, yağmurda ıslanmıştı ve buna aldırmadan yağmurun tadını çıkarmaya karar vermişti. Oysa toplantıdaki herkes O'na anormalmiş gibi bakmıştı. Yağmurda ıslanmış olmanın nesi tuhaftı. Anlamıyordu. Sanki toplantıya bir sululuk katmıştı. Bunu düşününce bir an gülümsedi. Evet belki de sulu ve ıslak bir toplantı olmuştu.

El Emeği Göz Nuru.

Uyarı: Bu yazı bir "U.H. reklam" içeriğidir.

Efenim kolaydır öyle mağazadan alıp, iki resmini çekip, post yapmak... Kolaysa onları kendin yapsana.. (Allahım moda bloglarına laf attım, sen affet... )

Bunu şimdiye kadar çok duydum. Bizim ülkemizde değeri bilinmeyen bir şeyde el emeğidir. Mesela bugün Tvde adam kendi eliyle, uğraşıp yaptığı tahta kaşık ve bıçakları 1.50 kuruştan satıyordu. Bir ara yabancı bir memlekete gitmiş. Yaptıklarına çok para vermişler. Ama hastalanınca dönmek zorunda kalmış.

Şimdi.. bir saniye. Burda asıl mevzu bendim yahuu.. Bu benim reklam yazım.
Efenim, bu resimde görmüş olduğumuz siyah eldiveni kendim yaptım. Tığ işi, oldukça basit bir yapımı var.



Bunlar ise, vakti zamanında yapmış olduğum süveterler ve panço. Birde kazak vardı ama oda eksik kalsın dedim. Nazar olmasın.

Reklamlar sona erdi.
Başka konu ve konularla tekrar birlikte olmak dileği ile. Saygılar...

U.H Çekiliş Sonucu



Sabırsızla beklenen işte o an... da daa da..dam.. :D
Abartmayı seven bu bünye.. korkmayın fazla abartmayacak.
Saat 19 itibari ile çekilişimi bitirdim ve sonuçladım.
Son yirmi dk.dır da resimlerle falan uğraştım.
Elimde delil olsun değil mi?
Neyse.. Efenim.. İşte kazanan şanslı okuyucu:

Supercellma tebrik ediyorum. Şansın hep sana gülsün diyorum.
Ve katılan tüm blogdaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki beni yalnız bırakmadınız. Çok teşekkürler. İyi ki varsınız..

 Not: Supercellma benimle iletişim için: uyusukhayalperest@hotmail.com

Soru - Cevap Güzelliği.


1-Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Mantık ne? Duygu ne? İkisi beraber olmuyor mu bunların? Küsler mi? Yoksa kanlıbıçaklılar mı bunlar? Bak ben daha çok soru sordum. Hangisinde mantık var? Ya da duygu var mı? Arada bul. :)
Demek istediğim, işimize hangisi gelirse, aldığımız karara onu yüklüyoruz. Mesela ben, şuan verdiğim bu cevapların çok duygusal cevaplar olduğuna inanıyorum. Mantığım bak şu köşede bekliyor.

2-İnsanlar niye mutlu değiller?Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?

İnsanlar niye mutlu değil.. Sanki hayvanlar çok mutluymuş gibi. :)
Aslında mutlu insanlar. Harbiden mutlular. Bir bak etrafına, sen herdaim ağlayan bir insan görüyor musun? Hayır. Çünkü insanların meziyeti bu. Arada sırada ağlarlar ama çoğunluk hep gülerler. Yani eşittir mutlular. Asıl o mutlu insanları görmeyen biziz. Asıl kör biziz. Asıl şükretmeyen yine biziz. Az biraz açsak o gözleri, nice mutlu insan görürüz de, işte işimize gelmiyor. Zoru seçip, mutsuzları görmeyi meziyet sayıyoruz. Yani neymiş, şükürsüz biz. :)

3-Çok para harcayıp keşke almasaydım yada harcamasaydım dediğin bir şey var mı?

Şimdi.. çok paradan kasıt ne burda? Bir miktar belirteydiniz iyiydi. Zira.. kimine göre 1 lira çoktur misal, kimine 10bin lira. Hatta 100bin çoktur. O bakımdan bu soruda bir eksiklik duydum. Kendimce çok para deyip aldığım bir şeyim yok. Çünkü ben pintiyim. Öyle çok para harcamam. :)

4-Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin?

Susarak hak savunulduğu nerde görülmüş? Öyle bir yer varsa, söyleyin hemen gideyim. :)
İnsan hakkını elbet aramalı. Susmak, hak aramasını o büyük güne ertelemektir. Yoksa o beklediğin adalet biraz zor yerine gelir. Ancak filmlerde olur yani.

5-Tok gözlü müsün yoksa herşeyim olsun diyenlerden misin?

Hemen belirtmem lazım. Çok kibarsın. Niye? Direk aç gözlü müsün dememişin. Çok büyük bir ayrıntı bu bence. Gözüm bazen aç olur. Ki bazenler genelde paramın cebimde beni dürttüğü anlardır. Tok olduğunda, anlayın ki bu kızcağızın cebinde parası ya az, yahut yok. :)
O sebeple orta halli geçinip gidiyoruz işte.



Bu güzel sorular için teşekkürü bir borç bilirim. Öncelikle bu bir mim, belirteyim.

Elimden geldiğince samimi cevaplar vermeye çalıştım. Az biraz suyu çıkmış gibi görünebilir. Arada kaynatın, buhar olup gider o da.

Sevgiler...

Lunapark Günleri.


En son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Çok uzun zaman oldu. O dönme dolabın bendeki yeri ayrıdır. Her gittiğimizde illa ki binerdik.

Biz dört kız kardeş, babamızı ikna eder, mutlaka her yaz gitmeye çalışırdık lunaparka. Babam önde, elleri arkada gider, biz arkada. Tıpkı ördek ailesi gibi. Ama bugün düşünürken, babamın neden elimizi tutmadığını düşündüm. Ve şuan cevabını buldum. Adamın sadece iki eli vardı. Biz ise dört kişi idik.

Bir keresinde, babam eve parmağı sarılı gelmişti. Odun keserken tırnağını yaralamış. Ama biz buna aldırmadan, onun bizi fuara götürmesini istiyorduk. Birlik olmuş yine ikna etmiştik.

Her gittiğimizde dönme dolaba binmek ilk yapılan eylem idi. Binmezsek hatrı bile kalabilirdi belki de. Ama ahtapota binmemiz yasak idi. Ve benzeri tehlikeli sayılan oyuncaklara.

Balerine binmemize izin vardı birde. Bir kere binmiştim. Onda da neden bilmem midem bulanmış ve hiç zevk almamıştım.

Bir kerede çarpışan otolara binmiştim abim ile. Herkesin çılgınca eğlendiği anda, ben hiç eğlenmiyordum. Dahası acı çekiyordum. Kafam arkaya vuruyordu, her çarpışmada. Adeta nefret etmiştim. Bitsin diye dualar ediyordum. Şimdi binsem aynı acıyı çekmem herhalde. Ama hiç eğlenceli görünmüyor hala bana.

Şimdi büyüdük. Dördümüzün ikisi evli, çocuk sahibi. Gidiyorlarsa da kendileri ailecek gidiyordur. Babam artık yaşlı ve hasta. Gideceksek de kendimiz gideceğiz. Ama hiç canım çekmiyor.

Ve belirteyim fuar akşamları eğlencelidir. Biz hep akşam giderdik. Dönüşte, babamı kandırır, dondurma aldırırdık.

Bu arada annem neredeydi diye soracak olursanız, evi bekliyor olurdu.
 

Bugün 12.12.12



Bugünün, anlam ve önemine binayen, büyük bir titizlikle hazırlanmıştır. :D

Kuşaklar Buluşuyor - Yarışma

Gençlik ve Spor Bakanlığı bir yarışma düzenliyor.
Adı da Kuşaklar Buluşuyor.
Yarışmaya 15-20 ve 21-29 yaş arası her genç katılabiliyor.
Ayrıntılar için Kuşaklar Buluşuyor

Sevdiğim Adamlar - Jackie Chan


Seriye eklemeye layık gördüğüm bir isim olduğunu, geçen akşam filmini görünce farkettim.

Kendileri her filminde, hem aksiyona doyurup hemde eğlenceyi eksik etmeyen bir oyuncu. Filmlerinin neredeyse hepsinde, birkaçı hariç, silah kullanmaz, kullanılmaz. Adamlar bilek gücüyle etkisiz hale getirilir. Bunu bile yaparken, insanı güldürür Jackie.

 
 Çok sevimlidir.

Ve en önemli özelliği, en zor sahnelerde bile dublör kullanmamasıdır. Her sahneyi kendi çeker. Ucunda yaralanmak bile olsa. Ki bildiğim kadarıyla kırılmamış kemiği kalmamıştır.
 
 
Serinin diğer üyeleri gibi, her filmini izletir.


Ye.. Ye.. Ye.. Çıtır ve Kıtır.. Ye..

Başlığa bak, hizaya gel. :D
Merak uyandıracağım ya, böyle başlık attım.
Birkaç gündür aklımda ve dilimde bu şarkı.
Nedeni yok, essahtan yok. :D
Dinleyelim de az biraz efkarımız dağılsın.
Ve burdan terzi Mukadder'e selam olsun... Aşk için herşey yapılır anacığım.. mı acaba.. ? !

Sefiller - 2013


Sefiller kitabını okumayan, herhalde çok az insan vardır. En azından ben öyle düşünüyorum. Baya ünlü bir kitap. Klasik.

Kitabın dizi versiyonu vardı. Baştan sona izlemeyemesem de izlemiştim birçok bölümünü. Ünlü Fransız aktör vardı, adını unuttum şuan.

Şimdilerde ise Sefiller'in yeni sinema filmi çekildi. Galası yapıldı. Ve Mart 2013'de gösterime girecek. 

Filmde çok ünlü isimler var.

ünlü Xmen Hugh Jackman var mesela. Esas adamı oynuyor. Bu yandaki resmi hapisten ilk çıkış halleri olmalı.

Bu oyuncularda film için, kılıktan kılığa giriyorlar. Sakal uzatıyorlar. Zayıflıyorlar. Şişmanlıyorlar. Ama parasını da fazlasıyla alıyorlar zaten.
 
 
Anne Hathaway de yer alıyor mesela filmde. O'da film için baya zahmet çekmiş. Kilo vermiş. Resimde görülen o saçlarını kestirmiş. Ki kitabı bilen bilir. Orda Anne'nin canlandırdığı kadın, saçlarını para ile satıyor, kızına bakabilmek için.
Ve filmde Russell Crowe'de yer almakta. Dedim ya, baya ünlü isimler yer alıyor.
 
Sanırım Sefiller'in şimdiye kadar çekilmiş en ses getiren, en ünlü sinema filmi olacak. Yahut oldu bile.

İzlemeyi düşünüyorum. 2013 filmlerinden ilk listeye giren film.

Düşünme.


Özlemek ne demek diye düşünüyordu.

Özleyen insan özlediğini nasıl anlardı? Ya da özlemek anlaşılır bir şey miydi?

Düşünüyordu. Şimdiye kadar kimseyi özlememişti. Yani özlemek denilen şey, onun bildiği şey ise, o hiç özlememişti kimseyi.

Aslında özlemek için birini sevmek gerekirdi. Böyle düşünüyordu. Ama O, şimdiye kadar birini sevmediğini de farketti.

Hiç aşık olmamıştı. O sebeple ki, aşık olmak nasıl bir şeydi onu da bilmiyordu. Belki de olmuştu da, haberi yoktu. Ama bildiği aşk hikayelerindeki gibi olmamıştı ki hiç.

Kimseyi görmek için delirmemişti bir kere. Konuşmak için çılgınca şeyler, hele hiç yapmamıştı. Yollar gözlememişti. Manasız gülücükler konmamıştı yüzüne.

Evet evet.. aşıkta olmamıştı hiç.

Hele o hep bahsigeçen mide kramp olayını hiç anlamıyordu.

Şöyle bir düşününce hiçbir şey anlamadığını farketti. Ve dahası hiçbir şey yaşamadığını da farketti.

Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü?

Yoksa kendi bir odun muydu ? ...

Sonra düşündü ki, düşünmek iyi bir şey değildir. Bıraktı düşünmeyi.

U.H. Çekiliş.


Efenim..
Çok düşündüm. Tahmin edemezsiniz hemde baya düşündüm. Öte düşündüm, beri düşündüm..
Sonra dedim ki, sonunu düşünen, sonunda düşünmediği bir yola giriyor. Yani hiçbirşey değişmiyor. Bende düşünmekten vazgeçtim.
Nihayetinde de sizlere bunları yazıyorum.
Evet... Başlıktan da anlaşıldığı üzere, bu uyuşuk kişilik bir çekiliş yapacak. Bir ben kusur idim. Ki kusur olmayı pek sevmem. Çekilişimi bu postla birlikte başlatıyorum.
Şimdi...
Efenim, ben şimdi hem benzer ama bir o kadarda farklı olmayı istediğim için, çekilişimin bazı detayları farklı olacak.
Neymiş o detaylar.. ?
Tek bir detay var tabi. O da çekilişe nasıl katılacaksınız detayı.
Şöyle ki, sizden, çekilişime katılacaklardan tek istediğim, bu konunun altına, benimle ilgili bir detayı yazmanız. O kadar.
Nasıl bir detay mesela?  diye soranlara şöyle örnek vereyim.
Saçın kısa.. uzun.. boyum postum.. kiracıyım.. evlerim var bissürü.. ölmeden yapmak istediğim şey şudur mesela.. sevdiklerim, sevmediklerim.. izlediklerim.. (ipucu olarak mimleri tavsiye edebilirim. Ayrıca blogun en altında arama motoru mevcuttur.)
Özetle blogumu okuyan biri, zaten benle ilgili birşeyi anında yazabilir. Tabi uyuşuk olduğumu yazmayın. Onu kabul edemem. :D
Onun haricinde başka birşeye gerek yok.
Cevaplarınızı kimse görmeyecek. Soru sorarsanız cevabını yazarım. Onun haricinde konunun altında herhangi birşey yayınlanmayacak.
Vee... Ve.. Son olarak, ne vereceğim ben size. Bakın onu unutacaktım.
Kitap veriyorum. Resimde görmüş olduğunuz kitabı, eski usul olarak çekeceğim çekilişle biriniz kazanacaksınız. Hediyeyi hediye etmek sünnettir.
 Ayrıca içinde (resimde de görünüyor) yüzde yüz el yapımı, orjinal kitap ayracı da olacak.
Şimdiden katılacak olan herkese bol şans dilerim.
Çekilişin bitiş tarihi olarak 14 Aralık Cumayı seçtim..

Yaprak Çalışmam - Uyuşuk Hayalperest





Efenim, bunlar son sanatsal çalışmamdan kareler.
Öyle basit görünmesin, bittiğinde sırtım acayip ağrıdı. Yaklaşık yarım saat uğraştım.
Evet...
Nasıl olmuş?
İlerleyen günlerde orjinal hallerini de eklerim. Bunları biraz renklendirdim de.

İddaa Maçları Artık Canlı Yayınla Nesine.com'da

 




Nesine.com, Türkiye'de bir ilki gerçekleştiriyor. Nesine.com üyeleri artık kuponlarındaki İddaa maçlarını canlı olarak Nesine.com'da izleyebilecek.

Bunun için sporseverlerin tek yapması gereken, bültende takım isimlerinin yanında yer alan kırmızı TV logolu maçlardan izlemek istediklerini seçerek, kuponlarına eklemek ve maç saatini beklemek. Nesine.com üyesi olmayan sporseverler de ücretsiz üye olarak bu hizmetten yararlanmaya hemen başlayabiliyorlar.


Nesine.com'daki canlı yayın hizmeti ile İspanya La Liga, Almanya Bundesliga, İtalya Serie A, Fransa Ligue 1, Hollanda Ligi gibi çok izlenen ligler, Copa Libertadores, Copa Sudamericana gibi Güney Amerika'nın en önemli organizasyonları, Dünya Kupası Elemeleri, Fransa ve İspanya Kupa maçlarının yanı sıra basketbolda da Euroleague’in yer aldığı 50’nin üzerinde futbol ve basketbol liginin canlı izlenmesi mümkün olacak. Özellikle internet üstünde link arayan, canlı skor sitelerini takip eden, forum forum dolaşıp maç skorunu öğrenmek isteyenler için bu hizmet bizce bir devrim niteliğinde.

Nesine.com tarafından, Livestream teknolojisiyle internet üstünden yasal olarak İddaa maçlarının canlı olarak verilmesiyle, Türk sporunda yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz.

Detaylı bilgiyi tv.nesine.com adresinde bulabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Sony'den Son Bond Görevi; "Kaçırılan Ajanı Bulabilecek Misin?"



Sony, “Skyfall” konseptli yarışmalarıyla ödül dağıtmaya devam ediyor. Yeni görev, aynı zamanda final görevi. Sony Türkiye Facebook Sayfası’ndan verilecek talimatlarda, Ajan S olarak karargahtan alacağınız 3 farklı görevle, tüm ipuçlarını takip ederek kaçırılan ajanı kurtarmanız bekleniyor. Zekice kurgulanmış her göreve ait farklı videolar hazırlanmış. Videoları izleyip, seni kayıp ajana adım adım yaklaştıracak ipuçlarını bulmanız isteniyor.

Her görevin sonunda doğru cevaba ulaşan kişiler, Sony’den muhteşem ödüller kazanma şansını yakalıyor.

Birinci görev; 30 Kasım–3 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek ve görevi doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi Bravia HX850 TV, bir kişi de  Xperia Tablet S kazanma şansı yakalayacak.

İkinci görev; 3-6 Aralık 2012 tarihlerinde devam edecek ve doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi NEX-5R fotoğraf makinesi, bir kişi de Xperia ion akıllı telefon kazanma şansı yakalayacak.

Üçüncü görev; 6-10 Aralık 2012 tarihleri arasında devam ediyor olacak ve doğru cevaplayanlar arasından yapılacak çekilişle; bir kişi Xperia ion akıllı telefon, bir kişi de MDR-1 kulaklık kazanma şansı yakalayacak.

Videoyu dikkatle izle, ipucunu bul. Bulacağın her cevap seni Ajan’a biraz daha yaklaştıracak. Unutma, hayatı senin elinde!






Yarışmaya http://on.fb.me/TvnXgs linkinden ulaşabilirsin.

Yarışmayla ilgili detaylı bilgi Sony Türkiye Facebook sayfasında: http://www.facebook.com/SonyTR


Bir bumads advertorial içeriğidir.