Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Otur.

Resmi bir kuruma ya da bir ofise girdiniz. İşiniz halolsun diye ayakta bekliyorsunuz. Masa başındaki yetkili: Otur. Dedi ve hemen oturdunuz.
Telaşlanmayın. Normalsiniz. İnsanların yüzde doksanı, bu komutu duyunca oturuyor. Oturmayan ve yok böyle ayakta iyi, diyenler azınlıkta.
Bizim patron çok yapıyor bunu. Otur, diyor, oturuyor karşısındaki. Bense, kibarlıktan ödün vermiyorum ve oturun diyorum. Ama genelde böyle koltuğa yan göz bakanlara, oturacak gibi görünenlere. İnsan kendini belli ediyor. Ya da zamanla insanları öğreniyorsun.
Kimisi oturmak için izin istiyor mesela. Böylesi kibar insanlar da var. Onlara en sevimli halimle, tabi ki, diyorum.
Bazı insanlarda var ki, masaya abanıyorlar. Sanki kırk yıllık arkadaşı ile konuşmaya gelmiş. Onlara tuhaf gözlerle bakıyorum. Öyle nasıl rahat oluyorlar acaba? Rahatlıkta bir yere kadar bence.
Bense, gittiğim yerde kendimden oturmayı seçiyorum genelde. Rahat ve kendinden emin görünmek istiyorum.

Giden ve Vazgeçen...

Evet... çok çabuk vazgeçen bir bünyem var. Kazanmak için savaşmadım hiç. Belki de hep bu yüzden kaybettim. 
Ama, ya bana kazanmam için hiç destek olmayanlar.. Onların hiç suçu yok mu? Ya da vazgeçtiğim insanlar.. Ben mi suçluyum sadece, sizden uzak kalmayı seçtiğim için. Hiç düşündünüz mü, neden diye? Bir sebep verdiniz mi bana, size yakın olmam için. Bir gülümseme, bir sıcak söz.. Şöyle içten, bir kere olsun, hatrımı sordunuz mu benim? Yok.. Ama yine giden ve bırakan ben oldum. Söylesene,  her aradığımda, mesaj attığımda, hatrını sorduğumda, biraz olsun mutlu olmadın mı? E o zaman, o küçük mutluluğu niye bana çok gördünüz? 
Niye beni, acabalarla dolu bir boşluğa attın? Acaba rahatsız mı ediyorum.. Acaba konuşmak mı istemiyorlarla dolu boşluklara.. Zor muydu bir kere de senin bana, ben yazmadan dönüş yapman... Zor diyorsan şayet, gitmem en doğrusu imiş.  Ben çabuk vazgeçerim. Ben yaptığım kadar, karşımdakinden de beklerim. Ki düşmesin aklıma acabalar..  Söyle şimdi.. Haksız mıyım ben gitm…

Kıymık...

Hani eline, küçük minnacık bir kıymık batar. Batar da öyle bir canın yanar. Tüm canın oraya toplanmıştır ya..

Her dokunduğunda takılır o kıymık ve daha da yakar canını...

Çıkarmak istedikçe daha da işler içine.. İçine girer, parçan olur zamanla kıymık..

Unutursun o kıymığı içinde.. bir yenisi batana kadar...

Ben o kıymık olmak istiyorum...

Canını yakayım ama içinde olayım.. Ve unut sonra beni, içinde..

Sevdiğim Adamlar - İlker Aksum

Yıl 1999. Eski Star'da bir Çarli rüzgarı esiyordu. Bilmem hatırlayan var mı? Ve işte ordaki, işsiz, güçsüz, hilebaz ama sevimli dayı karakteri Afakan, nam-ı değer İlker Aksum idi.
Nete baktım ama ilk Çarli dizisinden resimlerini bulamadım. Sonrasında dizi Çarli İş Başında olarak devam etti ama orda Afakan karakterini acayip değiştirdiler. Pislik içinde yaşayan, bildiğin pis bir adam yaptılar. Halbuki Afakan, gayet kılığına kıyafetine özen gösteren, karizma biri idi. Tek kusuru çalışmayı sevmiyordu o kadar. Yani şimdiki Avrupa Avrupa dizisindeki Tekin karakterine benziyordu diyebiliriz.
Lafı çok uzattım. Biz ailecek İlker Aksum'u Afakan karakteri ile tanıdık. Fazlasıyla sevdik. Şuan bile annem, İlker Aksum'u gördüğünde Afakan çıktı der.
Sonrasında Yabancı Damat dizisinde, Afakan karakterine zıt, sessiz ezik, içgüveysinden hallice damat olarak çıktı karşımıza, İlker Aksum.
Ve bir de Canım Ailem dizisinde de yer almıştı.
Şöyle bakınca, yer aldığı işler, hep başarılı o…

Üzüm Üzüme Baka Baka Misali.

Atalarımız demiş ya, üzüm üzüme baka baka kararır diye. Ne doğru demiş. İnsan doğduğu andan itibaren ne görüyorsa onu yapıyor. Davranışlarının, karakterinin neredeyse bütünü, gördüğü manzarayla eşdeğer gelişiyor.
Hal böyle olunca, piyasada özgün olmak iyi para getiriyor. Hatta millet özgün ve tek olacağım diye, saçmalıyor.
Hayatımıza Tv girdikten sonra, öğrenme ve görme çevremiz de bir hayli genişledi doğal olarak. Hemi de nasıl genişledi. Her şeyi kapar olduk.
Bakınız; doktor dövme olayları. Millet gördü haberlerde. Dedi ki, benim ne eksiğim var. Bende döverim beni sinir eden doktoru. Hem dövene ne oluyor ki. Hiç.. Var mı bir cezası? Ben duymadım. O halde bize kıl davranan doktoru dövmek haktır. Öyle görüyoruz ne de olsa.
Bakınız; şöför dövme olayları. Millet gördü haberlerde. Dedi ki, benim ne eksiğim var. Bende döverim beni sinir eden şöförü. Hem dövene ne oluyor ki. Hiç... Var mı cezası? Ben duymadım. Hepsi serbest bırakılıyor arkadaş. O halde bana otobüste laf söyleyen şöför…

Liebster Ödülü - Mim

1- Blog yazmak nereden, neden aklına geldi? Bir gün arkadaşımla konuşuyorduk. Yazmakla ilgili. O da bana blog yaz dedi. O gün bu gündür yazıyorum işte. Arada tıkanıyorum ama. 2- Blogunun ismini çok düşündün mü? Özel bir anlamı hikayesi varsa da paylaşsan güzel olur bence. Hadi hadi nazlanma ;) Yok, çok düşünmedim. Kendimden pay çıkararak buldum ismimi. Blogum ben, ben blogum olduk. 3- Blog yazmak dışında yazar mısın? Mesela bir kitabın olsun ister miydin? Yazmıyorum ama çok istiyorum. Kitabım olmasını tabi ki çok isterim. Kısmet. 4- En sevdiğin film/dizi karakteri hangisi? Hımm.. Dizi severim ama karakterlere pek bağlanmam. Ama Trt de Böyle Bitmesin dizisi var. Nisa Yazıcı karakterini seviyorum orda. 5- En sevdiğin süper kahraman hangisi? Bak bunu baya baya düşündüm. Yok galiba. 6- En çok ... 'da (Facebook, Twitter, Friendfeed vs.) takılırım çünkü ... Bu sıra Twitter da çok takılıyorum. Nedeni yok. Facebook bıraktım. 7- Yarın istediğin yere gidebileceğin bir biletin olsa nereye gi…

Bir 14 Şubat Hikayesi.

Takvimler 14 Şubat'ı gösteriyordu bugün. Gülümsedi takvime bakıp. Gün yine çok yoğun geçecekti.
Çok değil, 6 sene evvel, O'na hiç bir şey ifade etmiyordu bu tarih. Kutlamazdı. Mantıksızdı. Ama işte, insana kutlatacak birileri çıkıyordu işte. Farklı adlarla bile olsa.
6 sene evvelinin 14 Şubat'ın da, hayatının aşkını, eşini tanımıştı. Kim derdi ki böyle bir gün de tanışacaktı ruh ikizi ile. Ama olmuştu. Tesadüfler ikisini bir araya getirmişti. Aşk doğmuştu işte ikisi içinde.
Sonrasındaki ilk 14 Şubat, bazı gelişmeler sonucu, evlilik yıldönümü oluvermişti. Hayatta hiç aklına bile gelmezdi bu gün evleneceği. Ama iyi idi, kocası hiç unutmazdı işte.
İkinci 14 Şubat'ta ise başka bir sürpriz geldi hayatlarına. Beklediklerinden erken merhaba demişti Onlara, minik yavruları. Hayatlarının anlamı.
Sözleşmiş gibiydiler sanki 14 Şubat ile. Ona hep iyi şeyler getirmişti. Sanki beni sev, ben iyi bir günüm der gibiydi.
Seviyordu 14 Şubat'ı. Ona getirdiklerini seviyordu. Tarih …

Şifreme Karışma Be Kardeşim.

Sanane benim şifremdeki ünlü/ünsüz, sesli/sessiz, sert/yumuşak olanlardan. Rakamlardan, büyüğünden küçüğünden.. Sanane...
Geçen patron için e-devlet girişi yapıyordum. Şifreyi değiştirin diyor ya, ilk girişte.
Yok o olmaz. Yok o öyle olmaz. Bu böyle olmaz. Cıkss.. olmadı yine yap. Olmadı.. beğenmedim bu şifreni..
Neredeyse bir saat şifre uyduramadım. Kendim olsa neyse, adama makul, anlaşılır bir şifre bulmaya çalışıyorum. Belli yaşı geçmiş insan, o karmancurman şifreyi nasıl tutsun aklında. Ama hiç düşünmüyorlar bu tip insanları. Herkesi Maaşaallah internet dahisi sanıyor bu işlemi isteyenler.
Dün  farkettim de, Merkezi Randevu Sisteminde de başlamış bu abuk şifre dönemi.
Biliyorum ki, çoğu yaşlı insan netten randevu almayı bilmiyor. Bize geliyorlar, ben alıyorum. Şifrelerini çok basit yapıyordum. Ama dün, şifrenizi değiştirmelisiniz yazısı ile karşılaştım.
Neymiş.. en 6 karakter olmalıymış.. yok öyle yok böyle olmalıymış.
Ben insanlar unutmasın diye basit şifreler alırken, şimd…

Arife de Tarif Gerekir Bazen.

Hani bir laf vardır. Anlattığın, karşındakinin anladığı kadardır diye.
İşte yemek tarifleri de öyledir. Öyle düşünerek verilmelidir tarifler. Zira, herkes anasının karnından usta bir aşcı olarak doğmuyor. En evvela bunu unutmamak gerek.
Eksik, noksan bir tarif, bir insanın hayatını karartabilir.
Bir hikaye var, bakın onu anlatayım şimdi.
Yeni evli bir genç kızımız, annesinden pilav tarifi ister. Akşama onlara yapmak için. Annesi de önce şehriyeyi sonra pirinçleri güzelce kavur der. Akşam olur, yemekler sofraya gelir. Sıra pilava gelir, konur kabaklara. Herkes bakakalır pilava. Pilavda su yoktur. Annesi niye su koymadın diye sorunca da, kızcağız bombayı patlatır.
Koy demedin ki..
Küçük ayrıntılar, hayatta olduğu kadar, yemek konusuna yabancı insanlar için de çok önemlidir. Yabancı olmayan biri bile, yanlış tarifle yapamaz. İşin başında anlarsa noksanlığı ne âla.
Yanlış yahut eksik. İkisi de aynı kapıya çıkar.
Yazık değil mi? Günah değil mi? O emeğe, o kullanılan malzemeye…

Kitap Nasıl Okunur?

Okunmalıdır? Ya da geç bunları da sen nasıl okursun kitabı?

Blogdaş Deeptone, bir mim yapmış. Okuduğunuz kitabı nasıl okursunuz diye soruyor. Yazısında da çok ünlü yazarların okuma şekillerini paylaşmış.
Kendi nasıl okurmuş, onu yazmış.
Bir noktada birleşmişiz. Ben de otobüste okuyamıyorum. Midem bulanıyor.

Ben kitabı aşağıda tutmam. Öyle göz yarım kapalı gibi olur, uykum gelir. Hele ki kitap sıkıcı ise.

Yatakta kitap okuyamam ben mesela. Koltuğa uzanıpda da okuyamam. Öyle bir görüntü açıkcası pek ciddi gelmiyor. Ve bence kitap okumak ciddi bir iş. Kitap okurken, başka şeylerin araya girmesi sinir bozucu. O yüzden zamanı ve ortamı iyi ayarlamak lazım.

Hep yok şöyle, yok böyle okuyamam dedim, nasıl okurum peki ben bu kitapları.

Masada oturur okurum. Koltukta, ayaklarımı karnına doğru çeker, üstüne kitabı koyup, öyle okurum.

Ben okurken rahat olayım, iki de bir debelenmiyim kafi. Çünkü elim kolum, bacağım çabuk uyuşur benim. Uyuşunca da rahatsızlık başlar. Uzanıp okumak iyi de, ded…

Hastalık Hastalık Hastalık.

- Dikkat: bu yazı, aşırı ilgi isteyerek ve umularak  yazılmıştır.-
Efendim, ben hala hastayım. E tabi yatp dinlenmezsem, doktora gitmezsem iyileşmem tabi. Ama doktora gitmeyi düşünmüyorum. Hastanelerde beklemek istemiyorum. O verilecek ilaçları içmek istemiyorum.
Öksürükle başlayan hastalık evresi, şuan grip, nezle yahut üşütme evresiyle, (artık adı ne ise..) devam ediyor.
Benden önce yeğenim hasta demiştim. O da daha tam iyileşemedi. Mikrop kapmış uşak, hala ishalli falan. Keyfi bir gelip bir gidiyor. Bir mızmız ki sormayın. Ananesi onun için özlü söz buldu. Çingene karısı çocuğu hasta oldu diye değil, huy kaptı diye üzülürmüş. Diye, bir söz söylüyor. Bizim huyumuz aşırı huysuzluk. Bir de babası da hasta.
Ve son olarak ablam hastalandı. Onda da mikrop çıktı. Mübarek ne mikopmuş, hepimizi kırdı geçirdi. Neredeyse ailecek hastayız. Ben sömüklü, onlar mikroplu.
Bugün iyi olurum diyordum ama kafam yine davul gibi. Zonkluyor.
Bu yazıyı, ihmal ettiğimi düşündüğüm sizler iç…

Uyuşuk'dan Hayaller.

Dün öğleden sonra bana birşey oldu. Sabahtan başlayan öksürük yetmezmiş gibi, bir baş ağrısı çektim ki sormayın. Hala çekiyorum ikisini de. Şükür ki, baş ağrım azaldı. Öksürdükçe alnımdan çıkacakmış gibi ağrımasını saymaksak. Ağzımın içi zehir gibi. Çarpıldım galiba.

Neyse..

Bugün bana şifa olacak bir şey oldu. Blogdaş Hasan Okçu, bana sürpriz bir röportaj teklifinde bulunmuştu, geçen hafta. Bende seve seve kabul ettim. Bugün yayınlamış sağolsun.

İşte benim ilk röportajım.Uyuşuk'dan Hayaller

Şubat Oldu Mart

Annesi öyle diyor O'nun için. Benim 15 aylık yeğenim oluyor kendisi. Ve bu minik şuan hasta. Aslında sadece ateşi vardı ama doktorun verdiği ilaç yüzünden şimdi çocuk ishal. Arada da kusuyor. İlaçda nasıl bir ilaçsa artık. Zira doktora ilaçtan sonra böyle oldu denilince hiç şaşırmadı.
Cumartesi akşamı, 2 saat acilde bekledik. Nihayet sıra geldi ve muayene oldu çocuk. İshal ve kusma şikayetini duyunca serum verelim demişler. İğnesi takılmış. Ve arada tahlil içinde kan almışlar. Ve benim Şubat kılıklı yeğenim, eline takılı iğneyi hart diye çıkartmış.
Sonra doktor, bir daha canını yakmayalım diye, serum vermekten vazgeçiyor. Gece kusarsa getirirsiniz diyorlar. Ve hiç ilaç vermiyorlar.
Artık bunu böyle iyi niyet olarak görüyoruz. Yoksa aman bir daha uğraşmamak adına yapılmış bir muamele olduğunu düşünmüyoruz. Kan tahlili temiz çıktı ama.
Benim küçük yeğenim, cidden kuvvetli. Biz teyzelerini bazen fena zorluyor. Annesi, hastalanınca halsiz halsiz gezinmesine, isteksizliğine Şu…

Olmayan ya da Kaybedilen..

Yine saati bir gördüm. Aa.. biri beni düşünüyormuş.
İnsan ne garip. Hep olmayanın ya da kaybettiğinin hayalini kuruyor. Sevgilisi yokken, bir sevgilim olsa diye hayal kurar. Varken de olmasaydı da şöyle yapsaydım gibi hayaller.
Ya da kaybederiz ya, birden hayallerimizde yer edinir o kaybettiğimiz.
Belki de hep olmayanı ve kaybettiğimizi, bir daha olmayacak düşüncesiyle hayal yaparız.
Öyle ya, hayal bu.. çoğu hiçbir zaman gerçek olmaz. Bu yüzden hayalperest olur adın. Bu yüzden mucit değilsindir. Hep kaybedensindir.
Çünkü hep olmayanın hayalini kurmuşsundur.
Neden biliyor musun?
Çünkü canın daha az yanar, gerçekleşmediğini gördüğünde. Gerçeğe yakın hayal kurmak, daha çok can yakıcıdır. Çünkü içinde bir de umut barındırır böylesi hayaller.
Ve umut, bazen ...
neyse..
hayal kurmak güzeldir. Güzel...

3ü 1 Arada.

Efenim, kaptım 3 tane mimi geldim. Hepsini cevapladım, hemi de canı gönülden. Mim aralarına yıldız koydum ki, karışmasın. İşte hakkımdaki cıbılak gerçekler.

1- Kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? Varsa nedir? Kitaplarla eş değer sevdiğim... Hımm.. Yok galiba. Yalan yok, kitap delisi ya da kurdu değilim. Sadece okumayı seviyorum. Keyfim olduğunda.

2- Takma adın var mı? Varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? Yani hikayesi nedir?
Takma adım falan yok. Ama blog aleminde uyuşuk derler bana. Bir de prenses derler ki, pek bir hoşuma gider. Nedenini onlara sormalı.

3- Kitap okurken aynı anda şarkı dinleyenlerden misin? Belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? Varsa bunlar nelerdir? Kitap ve şarkı özdeşleştirmesi... Hiç düşünmemiştim bunu. Hiç de duymadımdı. Yok yani.

4-Seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta herşeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısındır?
Belli olmaz. İki türü de sevdiysem okurum. Zati hangi kita…