Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ayakkabısız Kadın.

Toplantıya yetişmek için erken çıktığım iyi olmuş. Yoksa bu deli gibi yağan yağmurla felç olan trafikte yetişmek imkansız olacaktı. Geç kalmasam bile ıslanacaktım yok yere. Ben şanslı idim, yağmur çok bastırmadan gelebilmiştim. Toplantı odasında, kapıdan geleni rahatça görebileceğim bir yere yerleştim. İnsanları gözlemleyerek zamanı geçiriyordum. Gelenlerin çoğu aniden yağan yağmura fena kızmıştı. Yüzleri asık insanlarla dolmuştu oda. Derken, O, kapıdan göründü. Her gelen asık suratlı, çatık kaşlı iken, O, gülümsüyordu. O'nu gördüğüm an, içim serinledi. Mutlu oldum. Halbuki hiç tanımıyordum bile. İlk kez gördüğüm bu kadın, gülüşüyle benim o sıkıcı dünyamı aydınlaşmıştı işte. Sonra birden, herkesin O'na bakıp, fısıltıyla konuştuğunu farkettim. Demek ki herkesin dikkatini çekmişti o gülüşü ile. Yoksa kılığı ve kıyafeti hiç abartılı değil, aksine gayet sade ve şık idi. Saçlarını salmıştı. Belki o ayrıntıya takılmışlardır. Resmi bir toplantıya, saçlarını toplamamış olarak gelmesini …

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…

Akıllı İşaretler Aklı Nereden Alıyor?

Bir seneyi geçti. Hatta belki iki sene olmuştur değil mi? Şu akıllı işaretlerin Tv ile hayatımıza girdiği. Daha ilk zamanlar dikkatimi çekmişti. Gece saatleri, atv'de bir film. Başrolde Hugh Grant. Hani filmde babası ya da büyükbabası noel şarkısını yazmış da, Hugh'da onun telif hakkından gelen parayla gününü gün ediyor. O film işte. Adını bulmaya üşendim. Aslında önemi de yok. O film o saatte yayınlanmış ve akıllı işareti de +13 olarak verilmişti. Hafta sonu ise, öğleden sonra, anahaberden önce yine atv de, yine aynı film vardı. Ama bu sefer +13 değildi. Kaldı ki +13'lük filmin o saatte ne işi var değil mi? ( Filmi hiç bilmediğim için şaşırmıştım. Ve sırf meraktan izlemiştim. )  Eee... Başka söze gerek var mı? Devam edeyim mi? Edeyim edeyim. Bunun devamı geldi çünkü. Bir Kemal Sunal klasiği filmlerden birine yapıldı hatta. Doktor Civanım adlı filmi idi, yine geç saatte çıkacaktı ve yine +13 olarak verildi. Biz bu filmi yıllarca ailecek izlemedik mi ? İzledik. Ne yani, sırf…

Bu İşin Sırrını Çözdüm.

İşbu yazı U.H. yapımın gözlem ve görüşleri dikkati alınarak yazılmıştır. Hiçbir süretle delil olarak kullanılamaz. Kullanırsan da keyfin bilir. :D
Esasen bu cümle en sonda olur da, aksiyon artsın diye başa yazdım. Yoksam dilekçe yazmayı biliyoruz. Hıhh.. Neyse..
Sırrı çözülen mevzu, yorum mevzusu sevgili blogdaşlar. Bir blogdaş olarak başka neyin sırrını çözebilirim ki ben. Şimdi herkes genel manada yorumlar mevzusunda sıkıntılı. Kimimiz yoruma cevap alamamaktan, kimimiz yorum gelmemesinden, gelse de az gelmesinden muzdarip kişileriz. E tabi bu durumu kendine dert edinmeyenler de vardır da, onlar şöyle kenarda dursun. Lafa karışmasınlar iki dakika. (şaka şaka, yorum atın sizde)
Bu durumu kendimde blog harici çok yaşarım. Sorun esas olarak şu: hep karşıdan beklemek. Yorum bekliyorsun ama yorum yazmıyorsun ki anacığım kimseye. Nasıl olacak o iş peki? Hep rabbana rabbana olur mu? (doğru mu yazdım ki o kelimeyi, bilemedim.)  Azıcık da sen dolaş, iki kelam et blogdaşlarının bloglarına. Bak o za…

Bu Aile Çok Sevimli.

İyi haftalar olsun Efendim...
Hani demiştim ya, bizim evin bir kedisi var diye. Yavruladığını yazmıştım, twitterda.
Anne kedi, namıdeğer bizim kedi, artık resim çekilmeye öyle alıştı ki, pozlar bile veriyor. Yavrularımız ürkek. Ama anne yanındaysa pek kaçmıyorlar. Sarışın olan yavru diğerine göre daha az kaçıyor. Zaten onun resmi daha fazla, dikkat ettiyseniz.






Annedeki şu ihtişama baksanıza.. heyyt bee. :)


Aile albümü diyebiliriz bu resim için. Üstte yemek yiyen siyah kedi, muhtemel babaları diye biliyoruz. Annemizde yanında pek rahat zaten. Yaylanıp uzanmış yerlere, baksanıza.




 Bu kedi de sokağımızın diğer anne kedisi. Yavrusu pek görünmüyor. Komşunun bahçesinde oluyor genelde. Yavrusu da kendi gibi siyahtı ama büyüdükçe rengi açılır gibi oluyor.

Yalnız Uyuyamamak.

Aman fenalardayım a dostlar. Geçen gece kesinkes emin oldum. Yalnız uyuyamıyorum artık. Şimdi burada, sevgili şeklinde algılayanlar olabilir. Onlara sadece sırıtıyorum, tüm dişlerimi göstererek hemde. 32 derdim de yalan olur şimdi. :D
Efenim, kalabalık ailelerde büyüyenler bilir. Çocuklar odalarını illa kardeş yahut kardeşlerle beraber kullanır. Oda ortaktır, eşyalar ortak olur hal böyle olunca. Giyim eşyasıdır genelde bu. Bazen yatak bile ortak olur. E durum böyle olunca ve bu ortak durum çocukluktan günümüze kadar devam edince de, insanda ister istemez bir alışkanlık oluşuyor. En başta sessizliğe alışamıyor insan. Tek başına koca odada olmaya alışamıyor. Ki o oda eskiden hep küçük görünmüştür. Şimdi geçen gece yaşadıklarımı özetlemek gerekirse, resmen zor uyudum. Korktum tam anlamıyla. Manasız ve saçma bissürü şeyler geçti aklımdan. Bir ara yatağın altında yaratık olduğuna ve yatağı deli gibi salladığına öyle inandırdım ki kendimi, bir ara harbi kendimi sallanır gibi hisseder oldum. Am…

Yara İzi.

Her yaranın bir hikayesi vardır değil mi? Ve her yara iz bırakır. Yanılmayın, derin yaralardan bahsetmeyeceğim. Görünen iz bırakan yaralardan konuşmak istiyorum. An gelir, vücudumuzun herhangi bir yerindeki o yara izi gözümüze takılıverir. Gülümsetir çoğu zaman. Çünkü o yaraların çoğu çocukluktan kalmadır. Kimbilir hangi yaramazlık esnasında işler ters gitti de, oluştu o yara. İzini yoklar, anın gelir aklına. Ama bazen hatırlamazsın işte. Yorarsın beynini, yoklarsın her anını ama yok, o yaranın nasıl olduğuna dair hiçbir şey yoktur hafızanda. İşte tam da öyle bir andayım bende.  Günlerdir sol kolumdaki yara izine bakıyorum ve hatırlamaya çalışıyorum. Oyuk gibi bir yara izi var, bileğimin hemen üstünde, üst tarafta. Böyle iz bıraktığına göre derin bir yaraydı herhalde diye düşünüyorum. Ama nasıl olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Hatırlasam ne iyi olur. Sanki şimdi eksik o yara. Hatırasız kalmış, geçmişi silinmiş gibi. Sağ yüzük parmağımdaki yara izini hatırlıyorum ama. Tam olmasa da. Y…

U.H. Yapım Gururla Sunar: Ayışığının Hayal Dünyası.

Bugün 21 Mayıs. Yani bu blogun doğum tarihi.
Aslında bukonudaki gibi bir secere çıkaracaktım ama ruh halim buna mani oluyor. Keyfim yok. Zaten günlerdir yeni üst tanıtım resmiyle uğraşıyorum. Dellendirdi beni resmen.
Nasıl olmuş ama? Çok cici değil mi? Burada, hangi hayvandı o ya.. yavrusunu şahin sanan, ona benzetebilirsiniz beni. Ve... bu resmin nesi ile uğraştın delirecek kadar diye soruyorsan, ince işler yüzünden. Sanane.. Allah Allah... :D
Resimde, öyle yukarıdan yukarıdan bakan turuncu kafalı, sevimli kızımız, Safinaz değil Ayşe. Benim Ayşem o. Bakınızburada söylemişim.
U.H. olarak markalaşmayı düşünüyorum efenim. Başka bildiğiniz U.H. var ise, söyleyin de bir zahmet isim değişikliğine gidiversinler. Beni kızdırmasınlar. Biliyorsunuz kızınca fena kızıyorum hee.. ( heytt.. yemişim seni.. diyenlere selamlar..)
İşte böyle blogdaşlar. Yaşlanıyoruz. Günler, saatler çabuk geçmiyor derken, yıllar ardımızda sıraya girmiş oluyorlar.
Yeni temamla, yeni yaşıma, bu yeni yazımla girmiş bulun…

Fatmagül'ün Suçu Ne ?

Boynu bükük bakar dururdu, tel örgünün ardından. 
Kime ne zararı vardı güzelim Fatmagül'ün...
Bu resimdeki güzel artık yok. Resmi çekildikten dakikalar sonra hakkın rahmetine kavuştu, ne yazık ki.
Kim ne istiyor bilmiyorum. Bahçenin kenarında öylece duruyorlar. Yanında bir tane daha vardı, onu da günler önce koparıp attılar. Bu da, dediğim gibi, bu fatmagülün son görüntüsü.
Ne diyelim.. Bir rahat bırakın ya, şu fatmagülleri.. 
Suçu ne Fatmagüllerin.. .

Çantamı Taktım Koluma...

Çıktım asfalt yoluna. Ben bir subay beklerken. Çöpçü de girdi koluma...
Bu dizeleri hatırlayanlara ya da bilenlere selamlar öncelikle. Yanlış hatırımda kalmamışsa böyle idi.
Konu çanta. Çantalar. Kadınların vazgeçilmez aksesuarı denilen şey. Açıkcası çanta sever biriyim. Ama şimdilerde zevkim değişti çanta konusunda.
Eskiden büyük ve çok gözlü çantalar ilgimi çekerdi. Böyle her şeyimi içine koyayım falan diye düşünürdüm. Çanta da haliyle ağır olurdu. Uzun yollarda boynuma ağrı girerdi.
Şimdilerde ise çantalarda miniklik hoşuma gidiyor. Mesela şu an kulladığım çanta. Küçük, tek gözlü bir minik çanta. İçinde bir kimliğim var, para harici. Bir de telefon. Başka bir şey yok. Zaten insanın yanında olması lazım tek şey, kimlik canım. Gerisi boşa yük.
Aslında evde, ev yapımı çok çeşitli çantalar mevcut. Kotlardan yapılmış.

Mesela geçen senelerde, yandaki bu el yapımı çantamla otobüste giderken, kadının biri çantanızı inceleyebilir miyim demişti. Ama cidden incelenesi bir çantadır. Değişik bir y…

Dizi Tanıtım Programları.

Diziler tv kanallarının vazgeçilmezi. Can damarı. Yaşam kaynakları adeta. Ki bu sebeplerle yılda yüzlerce diyecek kadar diziler çekiliyor. Kimi gümbürtüye gidiyor. Kimi alıp başını gidiyor. Yani reytinglerde. Hal böyle olunca da, dizileri için ayrı bir tanıtım yapmaya karar vermiş kanallar. Şimdilik gördüğüm 3 kanal var. Dizilerin tanıtım fragmanları yetmiyor. Kendi saatlerindeki o ortalama bir saat süren özetleri yetmiyor. Bir de üstüne ayrıca tanıtım programı hazırlamışlar. İlla gözünüze takılmıştır. Trt1'dekinin adı İyi Şeyler, Star tv'dekininki En Güzel Bölüm. Atv ise yeni program yapmamış ama eski dizi programı olan Dizitv'yi bu formata sokmuş. Dizitv programı eskiden haftasonu çıkardı. Sadece kendi dizilerinden bilinmedik(!) ayrıntılar verirdi. Şimdi bu üç programda ne mi oluyor? Hemen söyleyeyim. O akşam çıkacak olan dizilerin, önce, geçen bölümün özetini gösteriyorlar. Ama hak yemiyelim, harbi özet geçiyorlar. Keşke dizinin normal saatindeki özeti de öyle olsa. Neyse.…

Bugün Zaman Çabuk Geçmiyor...

Bir çocuk var parkta. Turuncu çantası var. Bir başına oyun grubunda kendi kendine oynuyor. Çantasına yöneldi, bir şey aldı içinden. Az ileri de bir amca. Biliyorum, ayağından sakat ama hiç korkmadan yükseğe çıkıp, ağaca bir şeyler yapıyor. Budamak desem, bildiğim şimdi olmuyor. Anlamadım ne yapıyor. Amcanın bir ev sonrası. Bir kadın camdan örtüleri silkeliyor. Kendimi ona odaklıyorum ve çamaşırların çırpılırken çıkardığı o sesi duyuyorum. Nedensiz hoşuma gidiyor. O sesin çırpılırken çıkması beni keyiflendirir. Onun hemen üst katı. Ordaki kadında bir şey silkelemek istiyor. Sanırım bakmadan çıkıyor. Tam silkeleyemeden içeri gidiyor. Ve ben bunları yazarken, parktaki turuncu çantalı çocuk gitmiş oluyor. Diye yazarken, görüyorum çocuğu. Banka oturmuş bu sefer, cips yiyor. Kadının temizlik işi bitmiş ama. Amcam hala ağaçlarla uğraşıyor. Bugün zaman hızlı geçmiyor, nedense...

Net Var. Netlik Yok.

Geçen yıla oranla yüzde elli sekiz artış varmış. Ne de mi? İnternet denilince akla gelmemesi gereken siber saldırılarda. Adam hackerlik bir meslek mi oldu, nedir diye ekledi hatta. Teknoloji ilerliyor iyi yönde ama kötü yöndeki artışı da görmemek olmuyor. İnsan neredeyse aşkı bile internetten yaşıyor. Hayatı onunla birleşmiş artık. Gözlemlerime göre, nette de en çok aşk, sevgi üzerine yazılmış yazılar ilgi çekiyor. Sonra internetle alakalı bilgiler geliyor. Yani insan internetini geliştirmek için yine internete başvuruyor. Deneme yanılma yolu da diyebiliriz. Zira, bu gibi cahil diyebileceğimiz bazı kişileri, maalesef bazı kurnaz geçinen kişiler kandırabiliyor. En bilindiği, sana güzel bir virüs postalıyor. Elindeki bilgisayardan bile oluyorsun. Hesabını çalıyor, milleti dolandırıyor. Yani dijital hırsız oluyor insan. Şimdi lafı nereye bağlayacağım, bilmiyorum. Sosyal medya çıkmış, millet acısını, sevincini, isyanını, onunu bununu orda paylaşır olmuş. Sende kalkıp aklından geçeni, ama al…

Dalları Bastı Kiraz.

İlk evvela söyleyeyim ki, içiniz rahat etsin. Merak etmeyin, tam yemelik kiraz resmi bulunmayacak konuda. İç rahatlığı ile okuyabilirsiniz. Kirazlar tezgahlardaki yerlerini aldılar. E haliyle ağaçlardaki yerlerini de. Bildiğiniz üzre de bizim bahçede de 4 tane kiraz ağacı var. Bakınızbu konuda, o güzel çiçekli hallerini çekip paylaşmıştım. Kirazlar dalları bastı dedim ama aslında tam basmış değiller henüz. Sadece bir ağaçta yenecek kadar oldular şimdilik. Diğer üçünde henüz bir gelişme yok. Ama dikkat ettik de geçen seneden az bu sene kirazlar. Neden bilmiyoruz. E şimdi bir mahallede, bir ağaçta meyve tam olanakadar durur mu? Durmaz değil mi? Hepimiz biliyoruz. Mahallenin uşakları her fırsatta dalarlar o ağaçlara. Olmadan yeyip bitirirler. Ki erik ağaçları en bilindik olanlarıdır. Bizim minik erikde çocuklardan nasibini aldı. İki arada derede, üç beş tane verdiği eriği talan etmişler. Şimdi ağaçta tek meyve yok maalesef. Babam da yine yiyemedik eriğinden deyip duruyor. Kirazlarda da aynı…

Evliya Çelebi ile Sınırsız Bankacılık Serüveni

Yapı Kredi, 17. yüzyılın önde gelen gezginlerinden Evliya Çelebi animasyonları ile karşımızda…
Sınırsız Bankacılık konseptini anlatmak için eğlenceli bir yol seçen Yapı Kredi, Evliya Çelebi’nin başına gelen maceralarda ona her zaman destek olan Bank-ı Şahane olarak yer alıyor.

Bu yaklaşımla biri tanıtım videosu olmak üzere dört tane video hazırlanmış. İnternet Şubesi, Mobil Şube ve Salla Yolla hizmetlerinin anlatıldığı videolarda Evliya Çelebi, Yapı Kredi sayesinde türlü zorlukları aşıyor.
Özellikle Osmanlıca ile günümüz sosyal medya dilinin birlikte kullanılması, tarihi dokuyu günümüz teknolojisi ile çok güzel bir şekilde birleştirmesi projeyi farklılaştıran noktalardan...
Henüz keşfetmediyseniz linki: yapikredi.com.tr/sinirsizbankacilik

Evliya Çelebi’nin maceralarını izledikten hemen sonra iPad, MacBook Air ve World Hediye Kart ödüllü yarışmasına da katılabilirsiniz.
Kısa zamanda Evliya Çelebi’nin eşyalarını toplamasına yardımcı olacağınız oyunda sizden belirlenen objeleri bulmanız…

Anılarda Kalan İnsan: Ananem.

Bu yazımda anneler gününe özel, annemi anlatmıştım. Bugün de ananemi anlatmak geldi içimden. Kendisi vefat etti, birkaç sene evvel. Açıkcası itiraf etmeliyim ki, bazen ölmemiş de, Kandıra'daki evindeymiş hala gibime gelir.  Aslında aramızda çok iyi bir ilişki olduğu da söylenemez. Yani boynuna sarılıp öpmeler, canım ananem demeler falan yoktu. Gerçi bizde kimseye öyle sevgi gösterileri yoktur. O sebeple onunla da olmamıştı.
Çiçek delisi bir insandı. Sokağa çıktığında, nerede bir çiçek görse, saatlerce başında durur, seyrederdi. Bakardı, incelerdi çiçeği. Konuşurdu bile. Evi kocaman bir bahçeye sahip idi. O bahçeyi çiçeklerle donatmıştı. Renk renk güller. Çeşit çeşit çiçekler. Ölene kadar hep onlarla ilgilendi.
Dut çok severdi. Ama kendi bahçesine sırf pisliği çok oluyor diye ektirmemiş zamanında.
Çalışkandı. Dahası korkusuzdu benim ananem. Bir keresinde kocaman bir fareyi öldürürken, ısırılmış. Ama yine de korkmazdı. Çünkü bir keresinde de, bizim eski evde, tuvalette yine onun karşıs…

Acı İnsana Neler Yaptırır ?

Sevincinden çılgına dönen, deliren ve olmadık şeyler yapan insanlar var. ama kimse sevincinden sebep birini öldürmüyor. Başka bir insan olmuyor. Halbuki acı öyle mi? Acı insanı kökten değiştirecek bir etki bile yapabiliyor. Sadece erkek değil, kadınları da değiştiriyor acı. En çok değiştiren acı da evlat acısı. Kaybetmenin acısıyla akıl kaybedip delirmeyi kastetmiyorum. Daha çok, katil olmaktan, gaddaşlaşmaktan bashediyorum. Normalde bir karıncayı inciltmemiş insan, yaşadığı acı ile soğukkanlı bir katile dönebiliyor. Düşünüyorum da, acaba hep mi insanın içinde oluyor böyle gaddaşlaşmak. O acı da vesile oluyor, çıkıyor dışarı. Yoksa anlamak kolay değil bana göre. Tüm bunları şu intikam filmlerini izlerken düşünüyorum. Kimsenin tuhafına gitmiyor bu değişim. Tuhaf. Gerçek hayatta böylesi değişen birini hiç görmedim. Sen gördün mü? Öyle ya, filmler gerçek hayattan esinlenir ya. O bakımdan.

Görme Engelliler İçin Karikatür Yazılı Betimleme - 5

Kızımız süslenmiş, püslenmiş, almış yanına özenle hazırladığı özgeçmişini gitmiş iş görüşmesine. Bu sefer bu özgeçmişle işe alınacağından adı gibi emin.  Kızımızı görüşmeye gittiği yerde, yeşil panjurlu, mavi boyalı, gayet sade bir odaya çağırmışlar. Odada sadece bir masa varmış. Masada da diğer özgeçmişlerin olduğunu düşündüğü bir yeşil dosyalık ve kullanıldığından şüphe ettiği bir laptop varmış. Masa başındaki adam da, emekliliğine az kalmış gibi görünen, kel ve göbekli, gözlüklü, suratsız bir amca imiş. Kızımız hiç istifini bozmadan,  kendinden emin ve özgüveni tam olarak, oturmuş koltuğa. Atmış bacak üstüne bacak. Özgeçmişini adamın eline vermiş. Adam sessizce okumaya koyulmuş. Okumuş okumuş. Sonra hiç başını kaldırmadan şaşkın bir şekilde şöyle demiş: Özgeçmişinizi okudum. Burada eğer bu özgeçmişi çoğaltıp, on kişiye göndermezsem, lanetleceğim yazıyor ? Kızımız şöyle bir bakmış adama yan yan. Ve aynı ciddiyet ve özgüvenle adama şöyle demiş: Gönderin bence. Adam hala özgeçmişe baka…

Hangisi Sağır... Hangisi Kör...

Kadın...
Kapadı gözlerini. Ve o an, herşeyi unutmak istedi. Gözlerini açacak ve her şey ilk günkü gibi olacaktı. Yaşlar boşaldı gözlerinden birden. Çocukça kurduğu hayali karalarcasına. Yıkarcasına.. Kapalıydı hala gözleri. Ama bir şeyler değişecek diye beklediğinden değil, açmaya korktuğundan. Gözlerini açınca yine o öfke dolu gözleri görmek istemiyordu. Daha sıkı kapattı gözlerini. Acıtırcasına. Kapkara oluncaya kadar herşey. Açtı sonra gözlerini. Usulca, yavaş yavaş. Sanki ilk kez görür gibi. Ama karşısındaki manzara ilk gördüğü manzara değildi. Gülüyordu ama korkutuyordu bakışları. Aşağılama vardı karşısında durup ona bakan gözlerde. Kıpraşan dudaklarına bakıp anlamaya çalıştı ne dediğini... oysa duysa ne olurdu ki. Kaldırdı elini ve kafasına hızlıca vurdu. O şiddetle kafası duvara da vurdu kadının.
Erkek...
Sağır bir kadının kendince söylediği hayallerini komik bulmuştu. Köşeye çömelmiş ve gözleri kapalı mırıldandığı sözleri neşesine neşe katmıştı. Gözlerini açınca her şey ilk günk…

Hamile Kıyafeti mi O ?

Hayatımın en güzel günlerinden birini adeta kabusa çeviren bir cümle bu.
Hamile kıyafeti mi o ?
5.sınıftan alnımın akıyla, sınıf birincisi olarak mezun olmuşum. Mezuniyet töreni tertip edilmiş. Ailecek, cici cici kız olacağım düşüncesi ile o elbiseyi giymişim. Ki elbise bana büyük. Bol, önden kapaklı bir elbise.
Okula gittiğim andan itibaren konuşulmaya başlandığını tahmin ediyorum. Millet bana bakıp gülüyor ama ben çakmıyorum. Sonra arkadaşım dayanamadı da, söyledi bana. Neymiş ben hamile kadını mı oynayacakmışım.. Allah Allah.. 

Öğrenciler yetmiyormuş gibi, gıcık bir öğretmenin teki de gelip sormaz mı aynı soruyu. Hem de gülerek. Ben de gayet ciddi olarak Hayır.. demiştim.
Oysa o gün benim mezuniyet günümdü. İlk kez sahneye çıktığım gündü. Çok özel bir günümdü. Zira başka mezuniyet günüm hiç olmadı ki benim. O sahneye bir daha hiç çıkmadım ben.
Ama işte, bazı densizler yüzünden, o özel günümü, o komik yakıştırma ile hatırlıyorum. Halbuki tören sonrası eve gitmiş, hemen üstümü değiştirmi…

Affetmek Büyüklük mü?

Ağlamaktan konuşamıyordu kadın. Adam çaresizce teselli etmek istese de, yapamıyordu. Onu böyle hiç görmemişti. Kadın da istemiyordu zaten teselli. Uzak dur, diyordu arada. Uzak dur...
Öylece bakakalmışken kadına, sevdiğine, kadın kaldırdı başını. Ve o iki kelime döküldü ağzından birdenbire. Aldattım seni...
Sustu sonra. Adam, duyduğu kelimelere anlam kazandırmaya çalışıyordu. Sustu bir süre. Tam konuşacakken, kadın tekrar delicesine ağlamaya başladı. Yüzüne bakmadan konuşurdu bu sefer. Ağlayarak. Aldattım seni tamam mı, aldattım. Bir başkası ile aldattım seni. İsteyerek, bilerek hemde. Kadın konuşmuyor adeta bağırıyordu bunları söylerken. 
Adam, kadının çıldırdığını sandı bir an. Kafası öyle karışıktı ki. Sevdiği kadını o halde görmek ... dahası dedikleri.. anlamsızdı hala. Bir kabus görür gibiydi.  Ama kadının ayağa kalkıp, onu iki eliyle kollarından sıkıca tutması, bir gerçekti. Göz göze gelmişlerdi şimdi. Kadın ağlamaktan şişmiş gözleriyle adama bakıyordu. Adam o gözlerde öfke gördü.  …

Soru - Cevap Güzelliği

Ben mimleri sadece cevaplıyorum. Sırf bu yüzden mimseverler tarafından bir gün darp edilme korkusu yaşıyorum. Tenhada bir gün kıstıracaklar da acımayacaklar hiç. Bir soru- cevap güzelliği daha yaşamak ve yaşatmak için, sorulara geçelim. Değişik sorular. İlk aklıma gelenleri yazacağım. Ve tabi mimi yollayan sevgili blogdaş Pe Hito'ya teşekkürler.
1. Eğer düğünün olsaydı, nasıl olacak olurdu? Olsa mı? Ne yani olmayacak mı benim düğünüm. Ne oldu ki... Bir şey mi biliyorsunuz da bana söylemiyorsunuz.. Heee... Diyerekten, laf çarpıtarak lafa giriş yapayım. Olsaydı, ne demek ya. İnsanı kalpten götürür bu soru. Şimdi, direk mana edildiği gibi cevaplarsam eğer, düğünümün dışarıda bir mekanda olmasını tercih ederdim. Kır düğünü babında. Ferah ferah.. mis gibi.  2. Yolda giderken sevdiğin idole rastlasaydın ne olurdu? İdol... İyi de benim bir idolüm yok ki. Arada söylerim, bende bağlanma sorunu var herhal. Kimseyi öyle hayatımın merkezine hiç almadım. Kimseyi enine boyuna tanımak için uğraşmadı…