Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sevgi Denizi..

Sevgiyi bilmeyen iki yüreğin buluştuğu bir denizdi, sevgi. Kulaç açıp, acemice yüzmeye çalışmaları, hep bu sebepleydi. Boğulmaktan korkmak da vardı, yüreklerinin bir yerinde. O sonsuz denizde kol kola yüzmek de. Belki arada dalganırdı deniz. Kabarırdı dalgaları hiddetle. Zorlaşırdı o vakit, beraber yüzmek. Ama önemli olan, o anlarda birlikte olmak Tuttuğumuz, tutunduğumuz o eli bırakmamak değil miydi? Çünkü her fırtına sonrası, sakinleşirdi o deniz. İlk günkü gibi. Sevgi, yüzmekti bir başka yüreğe. O yürekle birleşip, okyanus olmaktı. Korkmadan derinlere dalmaktı. İki yüreğin birbirinden yüzmeyi öğrenmesiydi. Sevgi bütünlüktü. Sevmek, bütün olmak. ...





Ceylan Misali...

Bir ceylan var, tam şurada. Gördün mü ? İyi bak ona. İyi. Gözlerinin tam içine bak. Ne gördün, söyleyebilir misin? Peki duydun mu, kalbinin sesini. Onun kalbinin sesini. Heyecandan küt küt diye atışını. Duyabiliyor musun? Hissedebiliyor musun?
Şimdi kendine bak.
Söyle.
Avcı mı olmalısın yoksa ceylana yar mı.. O gözlerde korku mu görmek istersin yoksa umut mu... O kalbin korkudan mı yoksa heyecandan mı atmasını istersin...
Seç bakalım. Bir düşün.
İstersen de seke seke uzaklaşır senden. Bir daha görmezsin o ceylanı.
Söyle...
Senin istediğin nedir?
Av mı?
Yar mı?
Yalnızlık mı?




Önüm Arkam Sağım Solum: Sobe..

-Arkadaşınız saçlarını boyatmış, hiç yakışmamış. "Nasıl olmuş?" diye sorunca ne dersiniz? -Evinizde hangisi olsun istersiniz? -İntikam; Soğuk yenen bir yemektir, Tatlıdır, Gereklidir, Gereksizdir, Diğer (Açıklayın) -Ülkeyi kötülerden temizlemek için hangisi olmak isterdiniz?

Sobe mimi bu, sorulardan da anlaşılacağı üzere. Cevaplaması benden, sobelere verdiğim cevapları bulmak sizden. Bulanlar da kendini sobelesin olur mu?
Sobe İş çıkışı arkadaşımla buluştum. Baktım ki, ne göreyim. Saçlarını boyatmış. Hem de kimsenin kolay kolay tercih etmeyeceği bir renk tercih etmiş. Bir de havalı havalı demez mi; nasıl olmuş, diye. O vakte kadar beğenmediğimi belli etmemişim ama ne diyeceğimi düşünürken sanırım bakışlarım benden önce sorusunu cevapladı. Bir bozuldu çünkü. Her zaman ki gibi, bilemiyorum diyerekten geçiştirdim. O da beğenmedin mi diye üsteleyince de olmamış dedim gitti. Olmamışsa olmamıştır. Napalım.
Sonra evdekilerden koparttığım izin dolayısıyla, alacağımız hayvanı alm…

3. Yaş Kutlamaları.

Ama aslında bir kutlama yok, çaktırmayın sakın.
Zaten doğumgününü unutmuşum. Tam rezillik bir durum. İnşaallah telafi edebiliriz. Size güveniyorum. Beni yalnız bırakmazsınız.
Değil mi?
Benim fidanım, canım blogum, 21 Mayıs itibariyle tam 3 yıllık oldu. Koca bir 3 seneyi devirmişiz. Şimdi yaşı daha çok olanlar yandan yandan gülüş atmasın. Her yaş ayrı güzeldir tamam mı..
Unuttuğumdan dolayı, her sene yaptığım özel bir çalışma maalesef yok.
Blogumun, içinizden çok da umrumda, diyebileceğiniz istatiksel verilerini resimledim. Bari dedim, onun için bunu yapayım. İçim rahatlasın. Bu da avuntu işte..


Uzun lafın kısası Efenim;
Beni bu 3 yıllık süreçte, yalnız bırakmadığınız için çok teşekkürler. Fidanıma eklediğim her dalı, sahiplendiniz. Can katan yorumlarınızla büyüttünüz. Hiç ama hiç eksik olmayın emi..
Ve son not, blogcuğuma çaktırmayın da, bu yazı en çok sizin için yazıldı. Bilmenizi isterim. Zira siz olmasaydınız, biz de olmazdık.

Sevgiler...





Kitap Fuarı - Yağmur - Telefon

Bu yıl 6. sını düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarına, ilk kez gitmenin haklı gururu ile karşınızdayım. Hem de bu yıl, iki kez gittim.
İlkinde kitap beğenemeyip, bir kitap fuarından sadece puzzle alan bir insan olarak da bu fuara bir ilk yaşattığımı düşünmeden edemiyorum. (Avuntu)
Aslında ilk gittiğimde kitap alacaktım ama alacağım kitap yoktu. İkinciye o sebeple gitmiş sayılırım. Ama yine yoktu. Deeptone, o yayınevi ile ciddi bir konuşma yapmalısın. Kitabını fuarlarda satışa sunmayacaklarsa ne zaman satacaklar. Yanlış mı düşünüyorum ?..
Gelelim aldığımız kitaplara. İşte bu üçü. 
İnşaallah, beğenerek okurum ve tavsiye edebilirim. Hatta blogumda konusunu yazarım. Benim okuyup yazanlardan neyim eksik. Tabi sırf bunun için okumayacağım. Ama aklımda bu da var, saklamıyorum.
İkinci sefer benim için unutulmaz oldu. Oradan çıkınca, resmen yağmur bizimle gittiğimiz yere geldi. Sonra telefonun azizliği yüzünden karışan ortalık. Aklıma geldi, yine gülüyorum. Velhasıl, değişik bir gün oldu. Gü…

Bir Soru.

Sen;

Bir işi her gün yapıp, bir gün yapmadığın zaman, hiç yapmamış olan mı...

Bir işi bir kere yapıp, hep yapıyormuş gibi olanlardan mısın ?










Kahreden Bekleyiş.

25 sene önce. O gece yaşadıklarımız, yaşananlar hâlâ aklımda. Unutmak ne mümkün.
10 yaşındaydım. Kardeşim daha kundakta idi. Minicik. Annem ve babam. Bilmediğimiz bir şehirde yaşamaya çalışıyorduk. Tanıdığımız kimse yoktu. Herkes yabancıydı. Tek göz evimizde yaşıyorduk. Mutluyduk.
Babam bizden önce gelmişti bu şehre. İş bulmuş, ev bulmuş. Sonra biz yanına gelmiştik. Kardeşim bu tek göz evde doğmuştu. Hem de geldiğimiz ilk gece. Bu şehri görmek için sabırsızlanmış gibi.
Babam küçük bir madende işçi olmuştu. Bembeyaz teni kısa sürede renk değiştirmişti. Annem her akşam yemeği hazır edip, babamı camda beklerdi. Her gelişinde uzun süre görmemiş gibi sevinirdi. Babamın madende çalışmasını istemediğini biliyordum. Çamaşırlarını adeta gözyaşları ile yıkardı. Çocuk aklımla, o vakitler o çamaşırların kirliliğinden şikayetçi olduğu için madende çalışmasını istemediğini düşünürdüm. Ta ki, o geceye kadar. O gece o gözyaşlarının nedenini çok iyi anladım.
O gece, annem yine camda babamı bekl…

Sessiz Dünyam.

Ağlayanların o hüzünlü hıçkırıklarını duymuyorum. Sevinmeli miyim? Ya da üzülmeli mi..

Sevinç çığlıklarını, o kahkahaları duyamıyorum. Üzülmeli miyim? Ya da tam tersi sevinmeli mi..

O gözyaşlarını, o kahkahaları anlamadıkça, onlarla karışıp bir olamadıkça, duymanın anlamı ne? Söyler misiniz?

Bu sessiz dünyamda ne öğrendim biliyor musunuz? Gözleri ve mimikleri okumayı. O gözlerden yansıyanları artık daha iyi görüyorum. O mimiklerin neler sakladığını da. Akıp giden o yaşların nereye, kime doğru aktığını, artık daha net görüyorum. Yanıltıcı seslerden uzak, sessizce bakabiliyorum onlara. Ve artık daha az yanılıyorum.

Sessizliğe alıştım.  Sessizliği sevdim.

Bende sessizim artık. Duymadığım, duyulmayan anlaşılmayan sesimi, sessizliğime gömdüm. 

Bir tek neyi sevmedim biliyor musun?  ...



Anlamıyorum. Anlatabilir misiniz?

Biri bana açıklayabilir mi? Rica ediyorum. Biri bana açıklasın. Sosyal medyada dolanan, bir madencinin ayaklarının olduğu resim, neden bu kadar paylaşılıyor? Hayır, merak ediyorum, o resim paylaşılmasa, altına o saçmasapan yazılar yazılmasa, bu yaşanan içler acısı durum, daha mı az içler acısı olacak? Neyin peşindesiniz anlamadım. Adam maden işçisi ya. Parası pulu olsa, o madende çalışır mı Allah aşkına. Başka bir seçeneği olsa, madende çalışmayı seçer mi peki? Sen seçer misin? Hayır. Anlamıyorum işte, anlamıyorum. Millet o resme neden bu kadar bayıldı anlamıyorum. Siz kendinizi koysanıza o madencinin yerine. Ailesinin yerine. Millet orada canından bir haber bekliyor. Siz burada o delinmiş çorabın üstünden o adama acıyorsunuz. Yükseltmeye çalışıyoruz demeyin. Söyletmeyin bana yine aynı şeyi, kim yüceltilir öyle söyler misiniz? Bir kerede insanların kılığı kıyafeti malzeme olmasın. Olmasın yani. Çok mu zor bunu yapmak. Yapmayınca eksik mi oluyor yaşananlar. Bir anlatır mısın…

Test: Uçmak.

Beni havalara uçurmak için güzel bir fırsat.
Mutfakta tüp açık kalmış. Her yer gaz kokuyor.
Hadi gelin çakmaklarla..

:D


(Bu bir psikolojik testtir. Vereceğiniz cevap bu sebeple çok önemli :p )




Kaçış.

Gişedeki memur, sinirli bir şekilde bana bakıyordu. Önemsemedim. Hâlâ nereye gideceğimi bilemiyordum. Buraya kadar, bilet gişesine kadar gelmiştim. Gidecektim. Ama neresi olduğunu hiç ama hiç bilmiyordum ki.
-Hanımefendi, sırada bekleyenler var. Ya nereye gideceğinizi söyleyin ya da sıradakine yer verin.
Derin bir nefes aldım. Bu sessizliğim adamı daha da delirtiyor gibiydi. Sonra duvardaki Türkiye haritasına gözüm takıldı. Gözüme ilk takılan şehrin adını söyledim. Adam başka bir şey sormadan  biletimi kesti ve önüme koydu. Parasını ödeyip ayrıldım.
Banklara oturup, biletime baktım. Kalkış saati 15. deydi. Şu an saat 14.36. Güldüm. Tüm evren gitmem için hazır gibiydi. Hadi oyalanma, vakit kaybetmeden git gidebildiğin yere.
Gidiyordum. Neresi olduğu önemli değildi. İçimde sadece gitmek vardı. Gitmek. Yanımda ne bavul vardı ne de tek bir eşya. Sadece çantam vardı.
Bineceğim otobüsü bulup yerime oturdum. Otobüs boştu. Yanlış bir seçim mi yapmıştım acaba? Sonra kendime güldüm. …

Var mı Yok mu?

Siz hiç, bu dünyada
Hiç söylenmemiş
Hiç yaşanmamış
Hiç yapılmamış
Hiç görülmemiş
Bir şey biliyor musunuz?
Aslında yok öyle bir şey. Ama aslında var öyle bir şey.
Neden mi?
Çünkü her insanın her anı farklıdır. Farklı bakar. Farklı yaşar. Farklı görür. Senin hiç görmediğini, göremediğini bir başkası her gün görüyor yahut yaşıyordur.
Bu uyuşuk insanda, bir mime böyle bir felsefe katmanın dayanılmaz cazibesini yaşar ve yaşatır.
Peki sizce hiç var mı ? Yok mu? 



İkiz Acısı ve Sendrom.

Ufaktan ufaktan, az biraz pazartesi sendromuna göz kırpar gibiyim. Hele blog konusunda. Pazartesi günleri, içimden ne okumak geliyor ne de yazmak. Öğlene doğru açılırsam ne mutlu bana. Arada yazıyorum ama genel durumum umutsuz. Bıraksalar ağzımı açmadan akşama kadar oturabilirim. Bu potansiyeli kendimde görüyorum. Bu pazartesi sendromumu da bir nedene bağladım. Haftasonları geç kalkmak. Bünye iki gün uyudu diye miskinleşiyor. Haftasonları da erken kalk, bak bakalım pazartesi o yataktan kalkmak işkence oluyor mu? Ben bunu bu haftasonu deneyeceğim. Zaten neredeyse zorla uyuyorum. Ama uyuyorum he. Uyumazsam ve kalkarsam pazartesi günleri daha mutlu olacakmışım gibi geliyor. Ne dersiniz? İşe yarar mı? Bir de şu en çok el parmaklarımda hissettiğim sebepsiz acılar var. Sizde de oluyor mu? Sanki parmağınızı kesmişsiniz. Ya da diken batmış da siz görmüyorsunuz. Ama acısı gerçek. Can yakıyor. Ama ortada ne kesik var ne de batan bir cisim. Şu an sol elimin orta parmağında bir şey batmış …

Su Gibi Yaşamak.

Ne zaman su içsem, aklıma arkadaşım Su gelir. Öyle değişik biriydi ki, bazı zamalar anlaşılması güç biri olabiliyordu. Neye gülüp neye ağlayacağı hiç ama hiç belli olmazdı. Adı gibi saftı. Ya da adı gibi görünmeye çalışıyordu. Dedim ya, değişik bir kızdı.Tayini çıktı ve yollarımız ayrıldı.
Bir keresinde sevgilisi ile görüşmeye gitmişti. Ama gitmesi ile gelmesi bir olmuştu. Nedenini sordum. Ayrılmışlar. Şaşırmıştım. Adamı pek bir severdi. Adam da Su'ya pek düşkün görünüyordu. Uzun süredir de sevgiliydiler. O uzun zaman tam 13,5 ay. Bu, Su'yun tarifi oluyor.
Ayrıldıkları gün, aramızda değişik bir konuşma geçti. O gün, içeri girdi. Selam vermeden koltuğa oturdu. Özenle topladığı saçlarını saldı. Çoraplarını çıkardı. Normalde bunları oturma odasında yapmaz. Yanına gidip oturdum. Yüzüne baktım. O da bana baktı.
-Ayrıldık.
Sesi donuk ve hissiz idi.
-Neden? Yani bunu demek için mi çağırmış seni. Yani çabuk geldiğin için böyle söylüyorum. Telefonda ayrılsaydı daha abuk olurdu…

Tek Kelime

Topluyorum cebime, Gördüğüm tüm güzelliklerden bir tutam, Duyduğum tüm güzel sözlerden bir demet. Cebim, doldu taştı. Birikti tüm güzellikler. Derken; Seni görüyorum. Yokluyorum cebimdekileri. Güzellikler çirkin kalıyor. Tüm sözler manasız. Dökülüyorlar cebimden, tek tek... Şimdi Bir ben varım, bir sen. Ve kalbimde tuttuğum tek bir kelime. “Seni Seviyorum..”







Tek Bir Kelime.

1. Telefonun Nerede?
Ajandanın ...

2.Partnerin?
U.H.

3.Saçların?
Az

4.Annen?
Nene

5.Baban?
...

6.En sevdiğin eşya?
Saat

7.Son gece gördüğün rüya?
Su

8.Hayalindeki araba?
Büyük

9.İçinde bulunduğun oda?
Sıkıcı

10.Korkun?
Tek

11.10 sene içinde ne olmak istiyorsun?
Daire

12.Sen ne değilsin?
Hiç

13.En son yaptığın şey?

Nefes

14.Üzerinde ne var?
Suçluluk

15.Senin hayatın?
Olağan

16.Moralim?

Orta

17.Şu an ne düşünüyorsun?
Ev

18.Senin bilgisayarın?
Yeğen

19.Bira?
Pardon

20.Aşk?
Çift


Sevgili blogdaş Ahukader'in tag'i.
İlk aklıma gelenleri yazdım.
Mimlemek konusunda biliyorsunuz ki pek iyi değilim.
İsteyenler yapsın..




Sihirli Anlar Mucizesi.

Yolda giderken birden yeğenime bir şey almadığımı farkettim. Durdum. Etrafıma bakıp bakkal ya da market aradım. Bir baktım, tam önündeyim. Hemen içeri girdim. Benimle birlikte biri daha girdi. Allah'tan kapı genişti de sıkışmadık. Şöyle bir baktım. Seveceği bir şey aradım. Tam buldum, alacağım, başka bir el de onu almaya uzandı. Baktım, beraber içeri girdiğimiz kişi. O başka aldı, ben uzandığımı aldım. Kasaya gittim.
-Ne kadar?
İkimiz de aynı anda sorduk. Bakkal amca ikimize de bakıp fiyatı söyledi. Cüzdanıma baktım. Bakkal amcaya:
-Bozuğunuz var mı?
Ve yine aynı şey oldu. İkimiz aynı şeyi aynı anda yine sorduk. Beni bir gülme aldı. Bu sefer hak onun diye sıramı ona verdim. Bakkal amca, ikimizinde parasını bozarsam bozuğum biter dedi. Birbirimize baktık. Bakkal amcaya dönüp:
-Benden alın.
Evet , yine aynı şey oldu. Yine aynı anda dedik. İstesek denk getiremeyiz bu kadar. Bakkal amca sırf erkek diye parayı ondan kesti. Beni hiç tanımadığım birine borçlandırmıştı. Fazla iti…

Telefonunuzu Kullanabilir miyim?

Biri yanınıza geliyor. Acele olarak birini aramak için telefonunuzu istiyor. Ölüm kalım meselesi diyor. Bakıyorsunuz, çaresiz görünüyor. Yardım etmek istiyorsunuz. Ve o kişiye telefonunuzu veriyorsunuz. Sonrasında vicdanınız rahat, birine yardım etmenin mutluluğunu yaşıyorsunuz. Ki, kapınıza mahkeme kağıdı gelene kadar.
Ne mi oldu?
Telefonunuzdan birine hakaret etmişsiniz. Uygunsuz laflar söylemişsiniz. Bir de mesaj çekmişsiniz. O kişi şimdi sizi mahkemeye verdi.
Öyle bir şey yapmadınız mı?
Emin misiniz?
Unuttunuz mu?
Hani biri gelip sizden telefonunuzu istemişti. Sizin yanınızda da konuşmamıştı.
İşte, tüm o hakaretleri eden o kişi. Ama elinizde delil var mı? Şahidiniz var mı peki?
Git gel, karakollarda saatlerce ifade ver. Mahkemelerle uğraş.
Neden?
Bir iyilik yaptığınız için. Ne kadar tuhaf değil mi?
Bunu yapanlar belki de çete. Ya da değil. Başkasının telefonunundan hiç böyle bir şey yapılır mı? Bu işte bir art niyet elbet aranır. O telefonu açıp hakaretler etmese ölür…

Aşk Değil Bu...

Dedi ki; düştüm bir sevdaya.
Kırıldı kolum, kanadım.
Çırpındıkça battım,
Kara sevdanın batağına.
Lâl olmuş dilim, diyemedim
Gel, kurtar beni..
Kim görse halimi, acıdı.
Aşk mı dediler, kara sevda mı..
Düştün bu hallere, sevdiğine değdi mi..
Ben ki, kolu kanadı kırık
Sefil bir aşık.
Sanma ki aşktandır sefilliğim.
Ben aşktan çoktan vazgeçtim.
Yardan geçemedim...






Duvardaki Resim.

Yemekten sonra en sevdiği köşeye kurulmuştu. O köşede, o koltukta oturmayı çok seviyordu. Benim bilmediğim ne anısı, anıları vardı, kimbilir. Ondan ziyade, sokağı tümüyle görebiliyordu. Onun için o yolu izlemek de ayrı keyifti. Ve belki de hüzün.
Kendime kahve, babama meyvesuyu yapıp, manzarasını kesmeden, tam karşısına oturdum. Niyetim onunla sohbet etmekti ama O, dalıp gitmişti sokağa.
Sessizce kahvemi içip, bende manzarayı izlemeye koyuldum. Yıllar geçmişti ama sokak hala eskisi gibiydi. Hala şendi. Çocuk sesleri ile dolar taşardı. Bir aşağı bir yukarı giden insanlar hiç eksik olmazdı. Küçükken bu köşede babamları beklediğimi hatırladım. Babama baktım. O da bana baktı:
-Nerede kaldı annen. Yine gecikti.
Alışıktım ben bu soruya. Ama bu sefer, babam soruyu sorduğu an, arkada asılı annemin resmiyle göz göze geldim. Güzel gözleriyle bana bakıyordu sanki. Gülümsüyordu. Gözlerim doldu. Babama belli etmemeye çalışarak:
-Gelir. Diyebildim. Uzanıp o güzel ellerini öptüm. Kokladım. Yin…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…