Hayaller Birgün Gerçekleşir Umuduyla Kurulmaz. Zira Hayaller Değildir Umutla Beslenen. Hayaldir Umudun Ekmek Kapısı...






Sözlendim.

Efenim, söze nasıl başlasam ki ben şimdi...
Amma uzatmaya gerek yok. Fazla söze de gerek yok. Zaten başlıkta belli.
Ben U.H., H.U. İle sözlenmiş bulunuyorum.
Şu benzerliği, bu güzelliği fark edince ne sevindim ne sevindim, tahmin edemezsiniz. :D
Bu kadar tesadüf olurdu. 
Mutluyum, huzurluyum. 


Çikolataların da resmini paylaşırdım ama şimdi birilerinin canımanı çeker diye eklemiyorum. :D
 

Tüm sevenlerin kavuşması dileğimle.. 






Islak Islak ...

Islaklığı kim sever?

Bebekler bile altları ıslak olunca huysuzlaşırlar. Konuya da giriş muhteşem. Esasında pek de ilgisi yok da bağlanabilir tabi. :D

Ben ıslak kalmayı sevmem. Ayaklarım ıslak kalmasın. Yüzüm ıslak kalmasın. Giysilerim ıslak olmasın.
Bu konuda takıntılı denecek derecede hassaslaşabilirim.

Ayaklarımın ıslak kalmasını sağlık açısından istemem. Islak kalan ayak en başta kokuyor zaten. Mantar oluşmasına neden oluyor. Daha ne olsun. Dahası rahatsız edici. Beni dürtüyor o ıslak kalan yer. Ne diye ıslak bırakıyorsun? Bu sebeple dışarıda abdest almam. İnsanın evi gibisi yok. Bunu da araya sıkıştırayım. :D

Yüzüm için de aynı hissiyatlara sahibim. Tabi yazın sıcaklarında arada onu ıslak bıraktığım oluyor. Onun istisnaları var. Ama genelde ıslak bırakmam. Kalan o su rahatsız eder. Yüzümde bir şey varmış gibi hissederim.

Giysilerim.
Ortaokulda, arkadaşlar aralarında su ile oyun oynuyorlardı. Birbirlerini ıslatıyorlardı. Bende kenarda idim. Nasıl olduysa kazara su üstüme döküldü. Ben deli gibi sudan kurtulmaya çalışıyorum. Arkadaşın biri de, sanki üstüne fasulye suyu döküldü, amma uğraştın, demişti. Varın halimi siz düşünün. :D

Sevmiyorum ıslak ıslak dolaşmayı... suç mu?

Yalnız, saçım ıslak dolaşabilirim bak. Onu yaz kış hiç kurulamam. Kendi kendine kurur. Hiç de rahatsız olmam. :D

Son olarak Cem Karaca'dan ıslak ıslak şarkısını dinleyelim de tam olsun. 

Sevgi Söylenmelidir.

Her yaptığın, her söylediğin söz, sana göre sevgi doludur. Sevdiğinin göstergesidir. Sanırsın ki, sevdiğin her halinden bellidir.

Ama o öyle değildir.
Her zaman öyle olmaz.

Sen, aşkın, sevgin her halinden belli oluyor sanırken, karşındaki bilmez. Anlamaz. Senden tek bir cümle beklerken, sen susarsın.

Ve belkide seviyorum derken, kaybedersin.

Sen aşkından bin tatlalar atsan da, satır satır hecelere döksen de, sevdiğin, senden en çok, sevildiğini duymak ister. 

Seni seviyorum, demek zor olmamalı. Sevene zor yoktur, unutma... 






Uyuşuğun Kene ile Oluşan Kan Bağı Hikayesi..


Bir kene ile koyun koyuna kaç gün yaşabilirsiniz?

Soru ürpertici ama ciddi bir soru, lütfen ciddiyetle cevaplayın. :D

Efenim,
Ben, bizzat kendim. Bir kene ile muhtemelen 3 ya da bilemedin 5 gün geçirmiş biriyim artık. Gayette kardeş kardeş yaşanıyormuş. :D

Ben keneyi, günler öncesinde farkettiğimde koparttığım bir ben sandım. Önemsemiyorum tabi. Dün yine gözüme takılıyor. Ablama gösteriyorum. İyi ki göstermişim. Yoksa ben içime yarıya kadar girmiş kene ile bir ömür yaşardım.

İyice bakınca kene olduğu anlaşıldı ve hastanenin yolu tutuldu.
Kene itina ile çıkarıldı. Kan tahlili yapıldı.
Tamam canım, telaş yok. İyiyim. Ölmeyeceğim. :D

Ama şu an, kenenin çıkarıldığı yer acıyor. Yanıyor. Kızarık.

Kene, belimde bir yerde idi. Şaşırdınız değil mi? Hadi sizde sorun bana, orada ne işi var, diye. Herkes öyle dedi. Ne bileyim ne işi var. :D Orayı gözüne kestirmiş herhalde. Yapacak, diyecek bir şey yok.

Nihayetinde, gitti bitti. Hayat hikayeme bir yeni hikaye ekledim, o küçük kene sayesinde. Çok mesudum artık :D






Anı Yaşamak Mutluluktur..


Hayal, geç kalmamak için, dolu olan otobüse biner. Otobüsün içinde, ilerlemeye çalışırken, otobüsün hareket etmesi ile dengesini kaybeder. Birine çarpar. Adı Meyal'dir. Hayal, çok mahçup bir şekilde:

-Affedersiniz. Çok affedersiniz.

-Affettim gitti.

Hayal'in, Meyal'in gülümseyerek affettim demesi hoşuna gider. Gülümseyerek karşılık verir. Ona arkasından şöyle bir bakar. Tam başka yöne dönmüşken, Meyal, başını Hayal'e doğru çevirir.

-Niçin bana bakıyorsunuz ? Benim arkamda da gözlerim var.

Hayal, şaşırır. Ne diyeceğini bilemez. Arkası dönüktü, nasıl görür baktığımı diye düşünür.

-Şey..

Meyal, kocaman gülümseyerek ona bakar.

-Arkamda gözlerim yok. Uzaylı değilim. Sadece 6.his diyelim.

-Nasıl yani..

Bir yandan da gülmektedir. Meyal' de gülüyordur.

Hayal ve Meyal, otobüs yolculukları boyunca muhabbetlerine devam ederler. Meyal, Hayal'den önce iner. İnmeden güzel muhabbet için teşekkür eder.

İkisi de bu güzel tanışmadan ve muhabbetten memnun kalır. Günlerine kattıkları güzel bir anıdır.

Hikayenin devamında, Hayal ve Meyal'in birbirlerinin telefonlarını aldıklarını ya da tekrar karşılaşıp birbirlerine ilanı aşk ettiklerine dair varsayımlar kurulabilir. Serbesttir.

Benim hikayem bu kadar. İnsan bazen anlık güzellikler yaşar. İlla devamı gelmesi şart değildir.

Yanlış mıyım... :D

Son olarak, yaşanmış bir olay değil, tamamen kurgudur. 







Sorgulama.

Odada, bir oraya bir buraya dolanıp duruyordum. Yerimde duramıyordum. Kızgındım. O ise, koltukta oturmuş, öylece duruyordu. Yanına gittim. Dibinde dikildim. Kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Gözlerinden anladım, hala kararsızdı.

-Seviyor olsaydın, gözlerinde bu kararsızlığın zerresi olmazdı.

-Seviyorum.

-Ama nasıl seviyorsun? Bir eş, bir koca olarak mı seviyorsun O'nu.. ? ! Offf.. çıldırtma beni Züleyha.

Derin bir nefes. O'na bağırmak istemiyordum. Ses tonumu yumuşatmaya çalıştım. Odada turlamaya devam ederek:

-Söylemedin değil mi? O'na tüm gerçeği söylemedin. Seninki sadece vicdan. Anlıyor musun? Sadece vicdan. O'nu sevmiyorsun. Acıyorsun. Senin yüzünden bu halde olduğunu için, O'na vicdan borcunu eş olarak vermek istiyorsun.
Yanına gittim. Çenesinden tuttum. Gözlerine baktım.

-Hadi git söyle, gerçeği anlat. Sonrada benim gibi gözlerinin içine bakıp, O'na seni seviyorum, de. Yapabilir misin bunu?

Gözlerinde cevap arıyordum. Ama kaçırdı gözlerini hemen. Hiddetle kalktı yerinden.

-Seviyorum tamam mı.. Seviyorum... Anlayın bunu artık.

Sesi titriyordu bunları söylerken. Kendi de titriyordu. Güçlü hissetmiyordu kendini, görebiliyordum. Direniyordu. Aldığı kararı savunduğu yere kadar savunmak istiyordu.

Saniyeler sonra, ağlamaya başladı.
Seviyorum, diyerek sarıldı boynuma. Küçük kuzum benim. Bir anlasan, senin iyiliğini istiyorum ben.

-Korkuyorum. Ben onu seviyorum. Gerçekten seviyorum. Vicdan değil bu. Ama, ya O, gerçeği öğrendiğinde benden vazgeçerse. İşte ben bundan çok korkuyorum abla.

-Kuzum, evlenmeden bu korkunla yüzleşmen şart. Anlıyor musun beni? Yoksa bu evliliği bir kandırmacanın, yalanın üzerine kurmuş olursun. Tamam seviyorsun. Ama O'na gerçeği söylemediğin her saniye, içinde, kalbini kemiren bir şey var ya, o da vicdanın oluyor işte. Gerçeği söylemediğin sürece, ona olmasa bile kendine acıdığın bir gerçek.

Gözlerinin yaşını sildi. Biraz olsun rahatlamış gibiydi.

-Tamam, ilk fırsatta söyleyeceğim tüm gerçeği.

Derken, kapı açıldı. İçeri O girdi.
İkimiz birbirimize baktık.

-Bölmüyorum değil mi?

Tam ben konuşacakken Züleyha atıldı.

-Hayır canım. Konuşuyorduk işte.

Çantamı aldım. Gitmeden, Züleyha'nın kulağına, bu işi şimdi bitirmelisin, dedim. Ve çıkıp gittim. 






Ne Sihirdir ne Keramet..

Günler.. şöyle bir köşede, geçmeyi bilmez halde dursun.

Sonra bir an gelsin..

O an, seninle ama senden uzakta, ama kalbine bir o kadar yakın o kişi ile, aynı şeyi düşünüyor ol.

Birbirinizi...

İşte o anlar.. O sihirli anlar.. paha biçilemez..

O anları bilmek başka, yaşamak çok başka...

Bu öykümde, o anları sevdiğimi fazlasıyla güzel anlattığımı düşünüyorum.














Bağdat Yolu - Nuri Sesigüzel.



Geçen günlerde, tesadüfen rastladım bu şarkıya.
Öyle güzel geldi ki..
Sonra unuttum gitti. Ama bugün yine aklıma geldi.

Sen bir şahin, ben garip bir serçe.. attın gönlüme demirden pençe..

İlk...

Gözlerini kapadığında.


Sinirlendiğinde.


Acıktığını hissettiğinde.


Yorulduğunda.


En mutlu anında.


Güldüğünde.


Ağladığında.


Sabah uyandığında.


Dualarında.

Hayallerinde. 

Gözün seyirdiğinde.


Yoğun iş temposunun tam ortasında.


Canın yandığında.


Sıkıntıdan patladığında.

Korktuğunda.


Güzel bir şey gördüğünde, duyduğunda.


Bir şey beğendiğinde.


Bir şey paylaşmak istediğinde,

Ve dahası nice hal ve durumlarda
Aklına gelen kaç kişi var?
Ya da kim var...

Çok düşünmeden, bu yazıyı okuduğunda ilk aklına gelen, herhalde en sevdiğindir değil mi...





Ölüyorum Saadetten.

- bu nasıl bir mesaj şimdi ya...
- ne yazmış ki ?
- ölüyorum saadetten diyor.
- çok sevinmiş ama... ölürsem şu an bu saadetle öleyim.. sonsuz olsun saadetim, diyor.
- e geber diye cevap yazayım ben o zaman ...
- yaz yaz.. zira şu an geberttin zaten çocuğu. Geçmişler olsun !
- ? ...





Fox – Yaz Ekranı.


Tv dünyası, bilindiği gibi, yaz ve kış olarak ayrılır. Eğlencelik, çıtır çerezlik programlarını yaz ekranında izleyiciye sunar. Seçimlerini o yönde kullanır. Kışın, iddialı yapımlar zamanıdır.
Ama bazen, yaz ekranlarının çerezleri, öyle sevilir ki, kışa da sarkar.
Ama bizim mevzu bu değil tabi.
Şimdiki yaz ekranları. Yani yazın çıtır çerezleri olan diziler.
Her kanalda ayrı ayrı yenilikler var.
Velhasıl, benim en çok dikkatimi çekeni, anladığınız üzere Fox'un dizileri oldu.

Ruhumun Aynası.
Kocamın Ailesi.
Kiraz Mevsimi.

Bu üç dizide mahallede geçiyor. Mahalle ortamı, insanları, yaşayışları falan.. İçlerinde elbette entrikada yok değil.
Ama üçü de, genel olarak kendilerini izletiyorlar.

Kiraz Mevsimi, gençlik dizisi tadında.

Kocamın Ailesi, gelin-görümce, gelin-kaynana ilişkileri üzerine harika bir komedi. Entrikası da var. Hikayesi çok iyi gidiyor. Yalnız izleyenlere sormak istiyorum. Apartmana ilk taşındıklarında, sol tarafta oturuyorlardı, sonrasında sağa geçtiler. Bu, en son çıkan özel bölümde acayip dikkatimi çekti. Eminim tek değilim. Bunu nasıl atladılar acaba..

Fox harici Atv'nin sonradan izlemeye başladığım Diğer Yarım dizisi var. O da mahalle dizisi tadında. Hikaye kilit noktada. Kış sezonuna kadar uzatılmazsa süper olur. Ve tam tadımlık hatıralarda kalır, diye düşünmekteyim.

Siz ne düşünmektesiniz peki...





Sorular ve Cevaplar...

Bu soruları ilk okuduğumda, baya yoğun bir günün içinde idim. Bu yüzden okuduğumu anlamadığımı düşünmüştüm.
Ama şu an, kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Soruları hazırlayan da lütfen kusuruma bakmasın da, bunlar nasıl sorudur böyle. Bir soru soracaksın, lafı bu kadar dolandırmaya ne hacet var. Düz mantıkla sor gitsin. Sevgiliden kaçamak sorularla cevap almaya çalışır gibi olmuş.

Geçmişin olmasaydı, bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?

Şimdi sanırım burada, geçmişin farklı olsaydı, bugün nerede, nerelerde olurdun, demek istenmiş. Zira geçmişim olmazsa bugünüm olmaz. Bugünüm yoksa, geçmişim yoktur diyemem ama.
Bende millete laf ediyorum. Lafı dolandırmayı bende pek ala seviyorum. :D
Cevabım, bunu hiç düşünmedim. Geçmişime saygılıyım. Yalnız benim geçmişimde şöyle bir detay var. Beni teyzem büyütebilirmiş. Ki öyle olsa idi, inanın muhtemelen şu an, bu satırları okuyor olmazdınız. O sebeplen rica ediyorum, geçmişi kurcalamayın. Zararlı siz çıkarsınız. :D

Annen ve baban senin için ne ifade ediyor?

İfade özgürlüğüm var mı peki.. Şaka şaka. İzninizle bu soruyu cevapsız bırakıyorum.

İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?

Her şeyin derken...
Her şey mi imkansız yani.. Yoksa ben mi her şeyi imkansız görüyorum, ya da imkansızlaştırıyorum?
İstediğim şeyleri, cidden istiyorsam, gözümde öyle imkansız görünmezler. Bunun kendine güvenle ilgisi var mı bilmem ama ben genelde imkansız şeyler istemediğimi düşünüyorum şahsen.

Şu an kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?

Hımmm..
Şu an, ben uyuşuk bir hayalperestim.. artı...
Maceralarım blogda olacak. Bekle ve gör, diyorum. :D

Kalbin daha önce kırılmamış olsaydı, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?

İftira.. Vallahi iftira.. Kimse kalbimi kırmadı ki benim. E kırılmadığı içinde, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki yaşayacağımı, varın artık siz düşünün.
Yalnız, bu nasıl bir ilişki tanımıdır arkadaş.

Bir mimin daha sonuna geldik.
Sevgili blogdaş Şeyma'ya teşekkürler.
Sağolsun, beni unutmaz da ben onun mimlerini genelde unuturum. Bunun sebebi de aslında, artık mimlerin cazip gelmemesi galiba. Yani bana mim yollayan kişilerle hiçbir ilgisi ve alakası yok. Bunu da belirtir, satırlarıma son veririm.
Sevgiler,
Saygılar...





Kapalı Kapılar

Kapının önüne gelene kadar, o kadar kendinden emin ve korkusuzdu ki. Kapının koluna eli değer değmez, sanki her şey bitti. Korku ve heyecan tüm bedenini sardı. Eliyle kolu tutuyordu ama açamıyordu. Adeta kitlendi kaldı. Bir yanı “ hadi aç..” diye çılgınca bağırırken, diğer yanı açmaması için sanki elini tutuyordu.

Günlerdir bu kapının ardında ne olduğunu merak ediyordu. Bu eve gelin geldiği gün, kaynanasının ve dahası kocasının dediği ilk şey, o kapıdan uzak durması, oldu. Hizmetliyi ve kaynanasını buradan çıkarken birkaç kez görmüştü. Kocasını ise girerken görmüştü. Saatlerce içeride kaldığını biliyordu. Zaten merakını kamçılayan bu durum olmuştu. İçeride ne vardı da, kocası saatlerce çıkmamıştı oradan. Neden kendisi giremiyordu. Neden ona yasaktı. Kendisi de artık bu evin bireyi değil miydi? Neydi bu gizem?

Kalbi deliler gibi atıyordu. Buraya kadar gelmişti. Ve son kararı, bu kapının ardındakini görmeden gitmemekti. Kapıyı tutan dona kalmış eline güç geldi ve kolu hızlıca çevirdi. Kapıyı bıraktı ve kapı ardına kadar sessizce açıldı. İçeride, camın önünde oturan bir adam vardı. Kapı açılınca ona doğru baktı. Gülümsüyordu. Eliyle içeri buyur etti. Kimdi bu adam? Neden bu odada yaşıyordu. Neden ondan gizlemişlerdi. Ya gizli bir hastalığı varsa.. ya da... korkusu birden bambaşka bir hal aldı. İçeride ne bulacağından korkarken, şimdi bulduğu şeyden korkmaya başlamıştı. Kapının önünde öylece, içeride ona gülümseyen o adama bakakalmıştı.

-Kızım hadi, açtın kapıyı, içeri niye girmiyorsun? Cesaretin bu kadar mıydı? ...

Bunları söyleyen, odanın diğer ucundan çıkan kaynanası idi. Camın kenarında oturan adam da kalktı. Sakalını çekip çıkardı. Gözlerine inanamadı kadın. Bu da eşi idi.

Bir eşine, bir de kaynanasına bakıyordu. Gözleri karardı sanki bir an. Düşecek gibi oldu. Kapıya tutundu. Eşi geldi yanına. Kolundan tutup, onu sandalyeye oturttu. Camın kenarında duran suyu ona içirdi.

- Su lazım olur demiştim anne.

Ana oğul gülüşüyordu. O ise hala olayın şokunda idi.