Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nasılsın... ?

Hava soğuk. Bense sahil kenarında bankta oturmuş, rüzgarla denizin düetini dinliyorum. Bir zaman sonra bir ses, “ nasılsın” diye seslendi. Cevaben dudaklarımdan dökülenler: “ iyi değilim.. hiç iyi değilim..”
Sesim kulaklarıma varınca farkettim. Evet, ben uzun zamandır iyi değildim. Ama hep kendimi iyi bildim. Çünkü bana kimse “ nasılsın” dememişti ki. Herkes “iyisin” dedi bana. Çünkü onlar için iyi olmalıydım. Onların istediği buydu. Yoksa kimse gerçekten nasıl olduğumu sormuyor. Dahası umursamıyordu bile.
İyi değilim demiştim ama bu olumsuz cümle bana öyle olumlu gelmişti ki. İçimde nasıl tuttuysam bunca zaman, dile getirmek ruhuma acayip bir şekilde iyi gelmişti.
Başımı çevirip bu güzel soruyu kim sordu diye baktım. Kimse yoktu. Diğer yanıma baktım. Orada da kimse yoktu. Denize baktım. O zaten rüzgarla meşgüldü.
Omzuma bir el dokundu. Arkama baktım. Arkama bakmak hiç aklıma gelmemişti. Çünkü insanlar hep ya yanımda oldular ya önümde. Arkamda olup beni destekleyen kimse olma…

Ve Başlar...

Hayatın Akış Hızı...

-Söyle ! ..
-Taş yağar gibi yağmur yağıyor. Deli gibi rüzgar esiyor. Fırtınanın ortasındayız.
-Şimdi söyle..
Rüzgara karşı dimdik duruyordu. Kararlıydı. Gülüverdim o haline. O ciddiyetine. Unutuverdim deli gibi esen rüzgarı, o delice yağan yağmuru. Sonra:
-Seni seviyorum...
Yüzünde anında yumuşama ve gülümseme. Tek hatırladığım o. O güzel gülüşü kaldı aklımda. O fırtınada, kafama isabet eden levha yüzünden bu hayattan göçüp gittim.
Sevdiğim kadına sevdiğimi söyledim ve gittim.
O'nu dünyanın en mutlu kadını yapmışken, dünyasını kararttım.
O akşam, ben az daha bekleseydim, sevdiğimi söylemeden ölmüş olacaktım.
O akşam, söylemeden gitseydim, ben değil, sevdiğim kadın ölecekti. Ben söyleyememenin pişmanlığıyla ömrümü tüketecektim. Tıpkı şu an onun o fırtınada o ısrarından çok pişman olduğu gibi.
Hayat...Sana dönüşü olmayan bir yol sunar...






31 Kere Maaşaallah..

Neden 31 acaba... Allah Allah.. :D
Çünkü bu şahsımuhterem, bu uyuşukların uyuşuğu, ben, bizzat kendim, artık 31 yaşında bir kızcağızım.
Bunu burada ilk kez açıklıyorum. Var bu işte bir iş... yok yok.. öyle içimden söylemek geldi sadece.
Bu yıl, hediyelerin en güzelini 21 Mayıs'ta zaten almıştım. O hediyede bana dün erken kutlama yapıp hediyemi verdi.
Yeni yaşıma onunla muhabbet ederek girdim. Daha ne isterim ki ben..
Evet...
Bir küçük notuda paylaşayım gitmeden. 19 Nisan da artık evli bir uyuşuk olacağım. Yaaa... Düğün tarihimde belli yani. Beklemek zormuş. Ben kaç haftadır bu günü bekledim de gelmek bilmedi. 6 ay nasıl geçer bilmiyorum. :D
Farkettim de, buraya artık özel günlerimi paylaşmaya gelir olmuşum. Bir kusuru yoktur İnşaallah...







Kocamın Ailesi Dizisi.

Ben bayadır dizi yorumlamamışım buralarda. Gerçi ben bayadır buralara yazı bile giremiyorum ya, neyse. Artık iki kelimeyi bir araya getirmek bana kolay gelmiyor. Bilmiyorum neden..
Diziyi yorumlayalım en iyisi, lafı uzatmadan.
Kocamın Ailesi, dizi kore dizisinden uyarlama imiş. Bunu sonradan öğrendim. Ama konu bize çok uymuş idi. Güzeldi. İyi gidiyordu. Ta ki, geçen hafta o koca, karısını kaybedene kadar. Evet evet.. bilmeyenler için tekrar söyleyeyim. Diziye adını veren, anlam kazandıran o kadın, geçen hafta öldü gitti. Ve benim, bizim gözümüzde de dizi bitmiş oldu.
O son sahneyi yeni bölüme saklamışlar. Sanırsam, hala kalma ihtimali üzerinde duruldu ama son dakika vazgeçildi ve karakter öldürüldü. Zira diziden ayrılan insan pat diye ortadan kaybolur, bilindiği üzre. Yeni bölümde hayatta göremezsiniz onu. Birden bir şey çıkar, ortadan kayboluverir. Ama dediğim gibi, kocamın ailesinde öyle olmadı. Yeni bölümde ilk dakikalarda ölüverdi. Yani yaşayabilirdi. Ameliyattan sağlam çıkmı…

Küçük Yürek Büyük Sevgi.

3 yaşındaki yeğenim, akşam annesinden mama istiyor. Annesine de bana yönlendiriyor. Ama o, annesinden istemekte kararlı. Bakkkala gidecekmiş. Anane para veriyor, torun ağlamasın, gidilsin bakkala diye. Teyze, o ben oluyorum, araya giriyorum, mama istiyorum diye anneme naz etmeye başlıyorum. Annem yok sana diyor, ben küçük çocuk gibi ısrarla banane deyip mama diye tutturuyorum. Yeğenimde bana bakıyor. Ama öyle bir bakışı var ki. Sonra geliyor yanıma. Ve şöyle diyor:
-Teyze ben mama al. Tercümesi şu: teyze ben sana mama alacağım.
-Banada mama mı alacaksın.
-Hı hı..
Oyy.. Oyyy... kıyamadı bana. Kendi öz annem kıydı, o küçük yüreklim kıyamadı da, ben sana mama alacağım dedi.
Hoş, dönüşte yüzüme bile bakmadı. Aldığı mamayı da bensiz yeyip bitirdi ama olsun. O an, o bakışıyla gelip bana o lafı yetmesi dünyalara bedel. Dünyaları alsa yeri dolmaz. 



Kısa Bir Bayram Notu:

Bayramda evine bayramlaşmaya ve şeker almaya çocukları görünce, evin küçük çocuğu annesine şöyle der:
-Niye geldiler?
-Bayramda ev ev dolaşıp şeker topluyorlar çocuğum.
-Bende gidebilir miyim anne?
-Hayır, sen gitme.
....
Çocukluğumuzun o güzel geleneği, maalesef yok oluyor. Dahası unutulup gidiyor. Nedeni hakkında çok şey demeye gerek yok. Sebep açık ve çok iç acıtıcı.









Nişanımdan Notlar. 28.09.2014

Nişanımın öncesi baya hareketliydi diyebilirim. Sonrası için Allah kerim.
Bildiğiniz üzre, uçuk belası ile nişanıma merhaba dedim. Ama o anki heyecanla uçuğum pek derdim olmadı. Ama kuruduğu için gülerken canım yanıyordu.
Benim uçuğum harici, ablamlarım ikisi de hasta oldu. Nişan olacağı sabah eniştem hastanede böbreğinde taşın sancısını çekiyordu. Ben az daha kendimi yakıyordum. Kafama şemsiye düşürdüm.
Allahtan öğleden sonra eniştemin ağrısı geçti.
Ve tabi gün boyu yağan yağmuru es geçmemek lazım. Bereket dolu bir gündü diyebilirim. Zaten yağmur bizi pek seviyor. İlk görüştüğümüz günde yağmur yağmıştı.
Özetle akşam oldu. Misafirler geldi. Yüzükler takıldı.
Ve artık nişanlıyım.
Mutluyum.