Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Garip Muhasebecinin Hesap İşleri...

Şu an kar yağıyor. Öyle lapa lapa değil ama yağıyor sonuçta. Dün sabah yüzüme vuran o sıcak rüzgardan sonra havanın böylesi değişeceğine ihtimal vermezdim. Ama doğa bu, insanlar kadar sürprizleri seviyor. Sürpriz mi... dalga geçiyorum galiba. Aralık ayındayız, kar yağacak tabi. Şaşkın.
Şimdilerde herkes, geçmiş 365 günün muhasebesini yapıyor. Ben bir muhasebeciyim ama bu işi hiç sevmem. Kaldı ki, muhasebeciyim derken, kendimi kandırıyor olduğum da bir gerçek. Bu ruh haline bugün büründüm. Dünden evvel gelip bu yazıyı yazmış olsaydım şayet, 2014 bana getirdiği en güzel şeyin, aşk olduğunu söylerdim.
Evet, hiç aklımda yokken, bir şansımı deneyeyim dedim ve şu an, evlilik için gün sayıyorum. Hani denir ya, hep onu düşünüyorum. Yalan yok, günün çoğunluğunda harbiden aklında o oluyor. Özlediğinde kokusu burnuna geliyor. Biri bunu bana eskiden dese, gülüp geçerdim de harbiden gerçek bir şey bu. Şöyle bir iç çekiyorsun o an. Hep yanında olsun istiyorsun. Bilimum aşk sözcükleri sana yetm…

Fidan.

Ben ve Fidan, fotoğraf çekimi için, Fidan'ın aklına uyup, ıssız terk edilmiş bir yere gittik. Mekan, çekim için çok güzeldi. Ama bir o kadar korkutucuydu. En azından ben çekime kendimi kaptırmadığım zamanlarda tırsıyordum. Fidan korkmuyordu. Çekim için eski bir kulübeye yaklaştık. Kapısındaki çizimler, desenler hala bozulmamış ve çok güzel duruyordu. Derken, içeriden bir ses geldi. Fidanla birbirimize baktık. Kedi ya da köpektir yahut faredir diye geçiştirecektik ama ses devamlı olarak gelmeye başladı. Biri sanki içeride başka bir kapıya vuruyor gibiydi.
-Fidan, gidelim hadi.
-Kim var orada...
-Fidan napıyorsun, hadi gidelim.
Fidan'ın koluna yapıştım. Sürüklemeye çalışıyorum ama nafile. Yerinden kımıltamadım bile. Ses devamlı olarak gelmeye devam ediyordu. Etrafa baktım. Bizden başka kimse yok.
-Gül, kolum moraracak. O kadar sıkma lütfen.
-Korkuyorum, gidelim.
-Ya içeride yardıma ihtiyacı olan biri varsa !
-Niye seslenmiyor o zaman. Sadece vuruyor. Tabi vuruyors…

Sen Sen Değilsen...

Sen, sen olmadığın, olamadığın zamanlarda, sana seni hatırlatacak biri lazımdı.
Sen, sırf o kişiyi bulamadığın için, yıllarca sensiz kaldın kendi yaşamında.
Sen, sen olamadın.
Peki, kim olduğunu biliyor muydun... Kendi hayatında, sen olmadan, kim olarak yaşamıştın ki bu ömrü. ... ?!
Komik değil mi... Ne önemi var diyorsun..
Ömrün, akıp gitmiş gözyaşlarından, avuçlarından kayıp gitmiş...
Hayatını kaybetmişsin. Kendini bulamamışsın çok mu...




Takip.

-Siz beni mi takip ediyorsunuz ?!..
-Ben mi sizi takip ediyorum ?
-Kaç saattir peşindesiniz. Nereye girdiysem peşimden geldiniz.
-Sizi şu an farkediyorum. Ama sanırım asıl siz tarafından takip edilen benmişim.
-Onu da nerden çıkarsınız. Ne münasebet !..
-Baksanıza nereye gittiğimi biliyorsunuz.
-Asıl siz nereye gitsem ordaydınız.
-Peki benim önce oraya gidip, sizin benim peşime oraya gelmediğiniz ne malum..
-Ne..? .. Ne münasebet. Ben sizi niye takip edeyim ki.. Demek sadece tesadüfmüş.
-Hayat tesadüf değildir.
-Anlamadım.
-Ben Müfit.
-! ?...  Melda..
-Memnun oldum. Tanışmamız böyle olacakmış demek. Merak etmeyin. Sizi takip etmiyordum. Latife ettim, sizinde beni takip ettiğinizi sanmıyorum.
-Etmedim tabi. Tanımadığım birini niye takip edeyim ki ?
-Artık tanıştık. Edebilirsiniz.
-.... ?!...
-Bir çay ısmarlayabilir miyim Melda Hanım ?..
-Olur. 


....

Kurgudur. :)

Uyusuk teyze...

Ben, evrenin mesajlarına inanan biriyim. O küçük saniyeler içinde olanların veya olmayanların insanın hayatını nasıl etkilediği görmek, bilmek, beni acayip bir şekilde etkiler. Her gün istatistiklerime bakarım. Kimler ne aramış, nereden gelmiş, kaç kişi gelmişler... Amma bu zamana kadar hiçbirinin linkine tıklayıp bakmadım. Taki bu güne kadar. İşte baktığım o link.
uyusuk-teyze-nabon.
Başta da dediğim gibi, evrenin mesajı işte. Ne zamandır aklımda olanı, benim için kolaylaştırdı. Blog alemindeki serüvenim de bu kadarmış. Bu kararı vermeyi uzun süredir düşünüyordum ama yine de işte bir şeyler yazmaya çalışıyordum. Ama işte miladımız dolmuş. Bir yerden sonra zorlamamak lazım. Bu bir veda yazısı değil. Yanlış anlamayın. Saçma gelir zaten bana bu tarz yazılar. Gidiyorsan git yani, sömürmenin manası ne.. Benimki, bu arkadaşlara gitmeden bir lütüfta bulunmak. Onları tanıtmak. Beni seçtikleri için pişman olmasınlar. Ben onları ciddiye aldım, onlarda beni ciddiye alırlar İnş…

Yağmur

Sabah yataktan zor kalktım. Sanki birileri içimdeki her şeyi vakumlayıp almıştı. Sadece uyumak istiyordum. Sadece uyumak. Ama kalktım. Aynada yüzüme baktım. O da kendini iyi hissetmiyor belli. Kurumuş. Bakıma ihtiyacı var. Ama benim yürümeye mecalim yok. Akşam yatarken nasıl olduysa dişlerimi fırçaladım. Hayret. Sonra sol göğsüme bir sızı saptanıyor. Canım bir şey mi çekti düşünüyorum. Bilmem. Şu an önüme ziyafet koysalar umrumda olmaz. Aklıma kötü şeyler getirmek istemiyorum. Bin bir nazla hazırlanırken telefonum çalıyor.
-Efendim.
-Gidiyormuş bugün. Biliyor musun?
Kim diye sormuyorum. Soramıyorum. Biliyorum kim olduğunu. Telefonu kapatıyorum. Elimde kazağım, öylece durup düşünmeye başlıyorum. Gidecekmiş, gitsin. Banane. Gülüşü geliyor gözümün önüne. Sonra kokusu. İnsanların farklı koktuğuna onun kokusunu farkedince inanmıştım. Kazağımı giyiyorum hızlıca. Ve aynı hızla evden çıkıyorum. Sokaktan çıkmadan yağmurun hafif hafif başladığını farkediyorum. Duruyorum. Eve bakı…

İnanç.

Otobüse binmiş, Hicran'a doğru giderken birden farkettim. 2 senelik evliliği boyunca, Hicran, beni evine ilk kez çağırıyordu. Hep ben gitmiştim ona. Bazen emrivakilerle, bazen çat kapı yaparak. Ama bu kez o beni bizzat çağırmıştı. Arayıp çağırdığında da çok şaşırmıştım. Ama bu detayı düşünmemiştim. İnşaallah kötü bir şey olmamıştır. Her zaman karşılaştığım o manzaranın daha beterini mi görecektim yoksa.. Ama sesi iyi geliyordu. Ama Hicran bu, ruh halini oldukça iyi saklayan biridir. Onun yaşadıklarına ben değil 2 sene, 2 dakika bile dayanamazdım. Otobüsten inip, her gittiğimde mutlaka uğradığım marketi es geçip, doğruca evine gittim. Kapıyı o açmadan nedense gözlerimi kapadım. Kapıyı açtı, bekledim. Ses etmiyor. Gözlerimi açtım. Gülümseyerek bana bakıyor.
-Gözlerini dinlendirmen bitseyse hadi gir içeri.
İçeri girdim. Sarıldık birbirimize. O güzel yüzüne dokundum. Gözlerinin içi gülüyordu. Yıllardır onu böyle görmemiştim. Sanki kendine güveni yerine gelmişti. Yüzüne sinen …

Duygu Patlaması...

Duygu, çantasını bıraktığı yerden almadan önce içine baktı. Olmamasını umduğu şey, para, hala çantada duruyordu. Çok sinirlendi. Çantasını sinirle alıp, Polat'ın yanına gitti. Sinirle ve öfkeyle çantayı Polat'a doğru uzatarak: -Niye almadın.. Hııı...! Niye !.. Az mı geldi.. -Ne demek istiyorsun sen? -Neden almadın parayı ! .. Sen hırsız değil misin.. sana açık iş bıraktım işte. Gördüğünü biliyorum. Neden almadın parayı !!.. Polat, güldü. O gülüşü Duygu'yu daha çok kızdırmıştı. Duygu, çantayı Polat'ın önüne atıp, koşar adım tuvalete gitti. Polat, aynı sakinlikle çantayı yerden aldı. Ağzını kapadı. Duygu'nun peşinden kızlar tuvaletine girdi. İçeride bir kız vardı. Kız Polat'ı görünce şaşırdı. Polat kıza kafasıyla çık işareti yaptı. Kız, kaçar gibi çıktı dışarı. Duygu, ellerini lavaboya dayamış, başını eğmiş, sessizce ağlıyordu. Polat duvara yaslandı. Ellerini önünde kenetleyip, beklemeye başladı. Duygu'yu izliyordu. Konuşmasını bekliyordu. Konuşacağına emi…