Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düğün Dernek 2 - Sünnet

Biz 3 kişilik bir aile olarak, ilk sinema seansımızı gerçekleştirdik. :)
Korkmayın canım, daha doğurmadım. :D

Düğün dernek filminin birincisini bilmeden bence ikinciyi izlemeyin. Öncelikle diyeceğim budur.
Çünkü ikincinin girişi tamamen birinci filmin devamı niteliğinde.

İlk filmde oğluna düğün yapmak için canla başla çalışan İsmail abimiz, ikinci filmde de, isminden anlaşılacağı üzre, torununa sünnet yapma telaşına düşüyor. Ve tabi olmazsa olmaz ekibiyle birlikte.
Hatırlatırım, gelinimiz yabancı idi. Yani sünnet olayı o kadar basit olmuyor. İşin komedisi de orda biraz da zaten.

Filmde 3 ünlü sanatçımızın ismi geçiyor. Geçen filmde çok kısa da olsa Emel Sayın vardı. Bu sefer sadece adı geçse de Emel Sayın, Nuket Duru ve Mustafa Keser de filmde yerlerini almışlar. Hem de gözlerinize inanamayacağız şekilde. Sanırım yeni kesim sarkıcılar, yılların sanatçıları kadar cesur olmazlardı. Nasıl yer aldıklarını merak ettiniz değil mi.. :D

Gülmek, eğlenmek istiyorsanız, filmi kaçırmayın derim.
F…

Bomonti’de yepyeni bir yaşama çok az kaldı… Bu çok özel yatırım fırsatını kaçırmayın!

155 apart daireli The House Residence ve 51 odalı The House Hotel, 2016 yaz döneminde Bomonti’de kapılarını açmaya hazırlanıyor. 
Yenigün İnşaat yatırımı, The House Collection markası ve FYP’nin dizayn, marka ve konsept planlaması ile Bomonti’de hayat bulan The House Residence’da ince işler hızlı bir şekilde devam ediyor. Özel dizayn tasarımları ile hazırlanan örnek daireler, bugünden The House Residence tasarım anlayışını ve Bomonti’deki yaşamı keşfetmeniz için sizi bekliyor…
Modern yaşam, sanat ve dizayn ile zenginleşen The House Residence’ta yaşam stüdyo, 1+1 ve 2+1 dairelerde çok özel ödeme planları ile yatırım fiyatı 230 Bin Dolar’dan başlayan fiyatlarla sunuluyor. Dairelerin yatırım planlama ve uzun/kısa dönem kiralama hizmetlerini ise daha ilk günden FYP sizin için yapıyor… 
Dinamik, sosyalleşmeye açık ve konforlu bir yaşamın kodlarıyla şekillenen The House Residence Bomonti’de, 1+0’dan 2+1 ve penthouse’lara kadar 44 m2 ile 199 m2 arasında değişen, özel tasarıma sahip 155 adet a…

Doğuma Hazırlık Kursu.

Evet, ülkemizde artık doğuma hazırlık kursları veriliyor. Şu an her ilde verilmese de, yagınlaşması için çalışmalar sürüyormuş.
Pilot il seçilen illlerden biri de, benim yaşadığım il olmuş. Oh ne güzel olmuş.

Normal doğum düşünen bir anne adayının gitmesi taraftarıyım. Şahsen, aklımda hep normal doğum yapmak var. Ve bu kurs, beni daha da cesaretlendirdi.
Bu kurslar, devlet hastanelerinde ücretsiz, özel hastanelerde ücretli veriliyor.

Kursun temel amacı, anne adayına normal doğumun, çok normal bir süreç olduğunu anlatmak.
Misal, kaçımız biliyoruz ki, bedenimizin ve bebeğimizin doğumu kendiliğinden gerçekleştirdiğini..
Ve korkunun bu doğal süreci nasılda olumsuz etkilediğini. Öyle ki, acının neredeyse tümü sadece korkudan kaynaklıymış.

Kursta en çok üstünde durulan nokta, nefes egzersizleri oldu. Zira, doğum sürecinde doğru nefes almak ve vermek doğumu oldukça kolaylaştırıyormuş. Ciğerlerden değil de diyaframdan almak lazımmış. Yani ciğerler değil, mideyi şişireceğiz. :)
Kursta ayrıca b…

Çocuğa İsim Bulmak ... Zor İşmiş.

Hamile olduğunu öğrenen bir kadın, içinde büyüyen o minik mucizeye, günler ilerledikçe seslenmek için, ya kızım ya oğlum demek ister. Yani istiyormuş. Ben öyle oldum. :)
Cinsiyeti öğrenince sanki herşey tamamlanıyor.
Ama sonra bakıyorsun ki, sadece oğlum, kızım demek de yetmiyor. İlginç.
Bu sefer, ay isim bulayım da ismiyle sesleneyim yavruma, diye istek duyuyorsun.
Amma velakin, bu iş o kadar kolay olmuyor. Bilginize yani.. Hoş, kimisi için kolay oluyor. Te ezelden belirlediği için.
Birde bu isim mevzusuna dalan 3. şahıslar vardır. Ah.. ah... anadan babadan evvel isim bulma derdine düşerler. Hiç düşünmezler ki, bu isim olayı öyle basit bir mevzu değildir. Ama bilmezler işte..
Neyse ki bende öyle dert yok.
Oğluma, oğlum, gülüm, yavrum diyorum. Ama bir isim bulaydık da ismiyle seslenseydim ne iyi olurdu.
Seçeneklerimiz var, yok değil. Ama karar vermedik. Sanırım doğmadan netlik kazanmayacak. Öyle hissediyorum.
Gerçi özellikle babasının seslendiği bir isim var. Ama dediğim gibi net deği…

Hayatın Hızı mı.. Yoksa Anlamı mıdır Kısaltmalar... ?!

Sanırım, ilk önce şöyle kocaman, sesli bir merhaba demeliyim. Hem kendime, hem sizlere.
Uyuşukluğumun hakkını layıkıyla verdiğimi düşünüyorum. Zira gelip buralara uğramamamın nedeni çokca bu huyumdur. Afbuyurun.
Tabi başka nedenlerde var. İşi bırakmış olmam mesela. Ev hanımıyım artık. Ve inanır mısınız.. koca gün bana yetmiyor. Öyle çok iş yaptığımdan değil. Sanırım yavaş bir insan olduğumdan. Ve çokca yorulduğumdan. Bir saat iş yapıp, bir saat dinlenmemden dolayıdır. Değil mi... uyuşukluk işte.
Kısaca olay bu. Belki özetle Uyuşuk geldi demeliydim.
Kısaca.
Hatırlıyorum da, ilk telefon aldığım zamanlardı. Kuzenimle mesajlaşıyoruz. Son mesajının sonuna KIB eklemişti.
Ablamla uzun bir süre KIB ne demek diye düşünmüştük. Sonra nasıl çözdük tam hatırlamıyorum. İzletme imkanım olsa, komik videolarda ilk sıraları zorlardık şimdilerde. Ya da o zamanlarda da cahildik, olabilir.
Misal, hala bazı kısaltmaları anlamakta zorluk çekiyorum.
Geçenlerde arkadaşın biri, AEO kısaltmasını kullandı. Ben y…

Gelecek Turizmde ile sürdürülebilir turizmin geleceğini yazacak üç yeni proje belli oldu!

Seyahat ederken hepimiz gittiğimiz yörenin doğasını, kültürünü hissetmek, el emeklerinden satın almak, yerel lezzetlerini tatmak isteriz.
Eko turizm, kırsal turizm, kültür turizmi, gastronomi turizmi gibi farklı sürdürülebilir turizm çeşitleri ile hem biz farklı deneyimler yaşarız hem de yerel halkın ekonomisine katkıda bulunmuş oluruz.
İşte bu sebeple Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 8 sene önce bir araya gelerek"Gelecek Turizmde" dedi ve sürdürülebilir turizm için çalışmaya başladı.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde 5 yıl boyunca başarılı modeller yaratan Gelecek Turizmde projesi kapsamında 2013 yılından bu yana 6 farklı sürdürülebilir turizm fikri desteklendi. Bursa'nın Misi Köyü'nde Misili kadınlar yerel lezzetleri ve geleneksel el sanatlarını turistlere sunmaya başladı. Safranbolu esnafıyla Karabük Üniversitesi el ele verdi, Safranbolu’ya özgü hediyelik eşyalar yaratmak için kolları sıvadı. Mardinli kadınlar tamamen kendi …

Korkaklık Var Serde Saklayamam.

Merhabalar.. :) Anlatacaklarımdan sonra beni artık “ deli uyuşuk” diye çağırabilirsiniz. Alınmam. :D
Mevzuya şöyle giriş yapalım. Ben evlenmeden evvel evde öyle tek başına saatlerce kalan biri değildim. Ablam olurdu hep. Şimdi düşündüm de, mevzunun özü burada yatıyor galiba. Neyse ben size yine anlatacağım, merak etmeyin.
Eşimle film izlemeyi seven insanlarız. Bir iki kere korku filmi de izledik, maalesef. Ki tüm suçlu o filmler anacığım. Film, şeytan ve kötü ruhlarla ilgili idi. Adını unuttum. Aylar oldu. Etkisi yeni kayboldu desem. :))) Filmde karı koca bu işlerle uğraşıyorlar. Yani insanlara musallat olmuş ruhları şeytanları defediyorlar. Üstelik kadın, bu varlıkları hissetmekten öte görüyor. Ve filmin asıl mevzusu bir aileye musallat olan kötü ruhlarla ilgili. O yaratığı evin küçük kızı da görüyor. Yok kapının ardında yok dolabın içinde. Falan filan. Yok kadın yatarken kadının üstüne çıkmış falan. Yazarken bile hoş oldum. Bendeki etki de böyle işte. Evde yalnız kalınca kendi …

Her Bir Yağmur Damlası...

Yağmur yağıyor. Ben onu dinliyorum. Camımı, camları döver gibi yağıyor. Yollara, toprağa kızmış gibi. Delik delik ediyor düştüğü yeri. Kaçırtıyor insanları kendinden. Huzur vermekten uzak çoğunluğa göre bu haliyle.
Oysa, bana en çok bu deli halleri huzur verir. Her bir damlasının düşüşünü izlemek için çaba sarfederim. İmkansızlık peşinde kendimi unuturum. Ve işte o an huzuru bulurum. Aklımda yağmur ve öfkesi. Gözlerim düşen damlalarında.
Maksadım ıslanmak değil. Yağmuru izlemek. Delice yağarken, o toprağı delen her bir damlaya odaklanmak. Yağmur kadar delice. Ve biliyorum imkansız. Ama biliyor musun... hoşuma gidiyor. Ve en önemlisi huzur veriyor. Tıpkı sonrasında açan o güneşin, insanı gülümsettiği gibi... 





Ağla Anne...

Küçük kız, sıkılmış bir ses tonu ve yüzüne dondurduğu ağlamaklı ifade ile:
-Anne... daha çok bekleyecek miyiz?.. niye bekliyoruz hala?...
Annesi, avucundaki kızının minik elini parmağıyla okşadı. Derin bir nefes alıp:
-Bekle kızım. Az kaldı.
Kadın, başını diğer yanına çevirdi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Eliyle kızına çaktırmadan sildi yaşları yüzünden. Kızına baktı. Gitmek için can attığı her halinden belli oluyordu. Eli ayağı durmuyordu. Biliyordu, kalkıp oyun oynamak istediğini...
Kadının gözleri ağlayan bir kız çocuğuna çevrildi. Ağlıyor, ağlayıp yaşlar gözünden aktıkça inatla o yaşları siliyordu. Akıp gitmelerine izin vermeden. Ağlamak istemiyor gibiydi ama sanki elinde değildi. Akıyordu o yaşlar. O sildikçe inat eder gibi. Gülümsedi kızın o haline. Kendini düşündü. Ne zamandır tıpkı o kız çocuğu gibi, sessizce ve inatla akan yaşlarını kimse görmeden siliyordu. Küçükken gizlice ağlasa annesi hemen anlardı. Gözleri kızarırdı hemen. Şimdi kimsecikler ona neden ağladın d…

Birinci yıl Yirmibir Mayıs

O gün bana deselerdi, sen O'nunla evleneceksin, yok canım.. derdim. Yani bazılarının dediği gibi, O'nu ilk gördüğümde, işte bu benim evleneceğim adam, demedim. Çünkü ilk görüşme, bizim gibi aracılar eşliğinde olunca biraz formaliteden oluyor. Ve oluyorsa sonradan oluyor.
21 Mayıs 2014 Çarşamba. Saat 14.40 civarları. ( 15.40 da olabilir, tam kestiremiyorum.) İçeri giriyor. Tanışıyoruz.  Aklımda kalan cümlesi, çok aç olduğu ve yemek istemesi.  Aklımda kalan şaşkınlıklarım, telefon numaramı unutmam. Sürekli ekranın arkasında kalmam. Giderken oturayım kalkayım mı diye ikilemde kalmam.
O'nun kendisine has bir girişi vardır. O'na göre bana öyle gelmektedir. Gözlerimin içini güldüren insansın sen. O kadar farkın olsun gözümde.
Esprili. Sevecen. Seven.
O kim mi diyen var mı hala... O benim eşim. Hayatımın diğer yarısı. Ruh ikizim. Sultanım. Karaböcüğüm.
Bu yılkı 21 mayıs yazım, blogum için değil, Onun için. Ne tesadüftür ki, tanışmamız blogumun yıldönümüyle aynı gün olmuş. Bunu …

Kapadokya Notları

En başta şunu demek istiyorum. Kışın gitmeyin. İyice yaz gelsin. Havalar ısınsın öyle gidin. Biz az biraz donduk da söylemesi ayıp olmasın.
Biz Nisan 20 de gittik. Şansımıza gittiğimizin ikinci günü kar bile yağdı tepelere. E tabi biz bu kadar soğuk beklemediğimiz için yazlık kaldık biraz. Yabancı turistler bizden daha tedbirliydiler. Eldivenler, atkılar, montlar.. bildiğiniz tam takım gelmişler yani. Bizde mevsimlik şal ve hırkalar.. düşünün halimizi.

Kaldığımız otel Nevşehir'in doğal güzelliklerine çok yakındı. Eşimle çıkıp rahatça gezme fırsatımız oldu.

Bunlar evlerin güvercinlikleri. Öğrendik ki, Nevşehirde o vakitler evinde güvercinlik olmayana kız vermiyorlarmış. Neredeyse her evin vardı. Bende dedim herkesin Maaşaallah oğlu varmış. Eşimde cevaben, demek ki kız da varmış dedi. :D Güvercinlerin gübreleri değerlendiriliyormuş. Toprak için oldukça faydalı içeriği varmış. Aklınızda olsun. Güvercin bakan tanıdığınız varsa bitkileriniz için isteyin bence.
Kiliseler çoğunluktaydı.…

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız...
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!

Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre trafik kazalarındaki ölümlerin yaş grubu analizinde diğer ölüm nedenleri arasında 15-29 yaş grubu birinci sırada yer alıyor.   Bu durum gençlere yönelik trafik güvenliği kampanyalarının acil olarak arttırılması gerektiğini gösteriyor. Trafik Hayattır platformu bu noktada çok önemli inisiyatifler alarak önemli projeler geliştirdi; 4 senedir devam eden Trafik Güvenliği Uzaktan Eğitimi projesinin üniversitelerde seçmeli ders okutulmasının yanı sıra, 2014 yılında radyolarda yer alan ‘aşırı hız’ radyo spotu da dikkat çeken bir diğer proje oldu. …

Taze Gelin Uyuşuk

Merhabalar...
Mayısta görüşürük dedim ve geldim..
Ben sözümü tuttum sizlerde tuttunuz mu bakayım... iyi baktınız mı bloguma ben yokken.. hıııı...
Efenim.. 19 Nisan günü bana sorulan o meşhur soruya " Evet.. " diyerek bende evliler kervanına katıldım.
Hala izindeyim. Pazartesi işbaşı.
Bugün evimi baştan başa temizledim. Sildim süpürdüm. Ve yoruldum.
Adımı yalancı çıkartmıyorum. Tüm güne işleri sığdıramıyorum. Son dakikalarda acayip telaş başlıyor. Kendime sinir oluyorum. Bir işi bitirmeden diğerini görüyorum. Ona başlıyorum. Diğeri yarım kalıyor.
Oyy... aman... kim demiş ev hanımlığı kolay diye...
Nevşehir'i bir ara anlatmaya geleceğim.
Şimdilik bana müsade...





Kayıp Aramayın.

Efenim..
Şu sıra pek yokum, farkettiyseniz.
Şimdiden sonra hepten yok olacağım.
İzne ayrılıyorum.
Malum düğün günü yaklaşıyor.
Sonra balayı için Nevşehir. Bu arada Nevşehirde ne yapmalı, nereye gitmeli... öneri bekliyorum.
Mayısta kısmetse görüşürüz.
Yorumlara dönemem büyük olasılıkla. Şimdiden hepinize çok çok teşekkürler.
İyi bakın bloguma da kendinize...




Gözler...

Kurs odasının kapısından girince O'nu yine yerinde, yaptığı resme odaklanmış şekilde buldum. Ben erkenciydim ama O, benden de erkenci idi. Yanına gittim. Yine nasıl harika bir resim yapıyordu, merak ediyordum. Resmini görünce yine bayıldım. Kızın olağanüstü bir yeteneği vardı. O, dalgın dalgın resmini yaparken ben sanki kendi kendime konuşur gibiydim. Nihayet eseriyle olan o görünmez bağını kopartmayı başarmıştım. Beni farkedince gülümsedi.
-Senin soyun kesin şu ünlü ressamlardan birinden geliyor. Bu resminde harika.
-Seninkilerde çok güzel. Hepimizinki öyle.
-Yapma canım. Hepimiz biliyoruz, seninkiler başka. Hoca bile ağzı açık şekilde seninkilere bakıyor. Sen, senin resimlerin için sana bir ikazda bulunduğunu hiç duydun mu Allah aşkına. Şu sınıfta laf söylemediği tek kişisin. Adam uyuzun önde gideni. Fırçayı tutuşuna bile karışıyor. O an fırçayı kafasına geçirmek istiyorum.
İkimizde kahkahalarla gülüyoruz son cümleme. Tam o an, hoca içeri giriyor. Benim kahkalarım içimde …

Benim Karıncam

Saat 6 oldu. Hala gelmedi. Çocuğum benimle 6 saattir küs, konuşmuyor. Niye, çünkü ben bir katilim, onun gözünde. Karınca katili. Karıncasını öldürdüm. Öldürmüşüm daha doğrusu.
Bulaşıkları makineye dizerken, onun yerde oturmuş, somurtkan suratını farkettim. Yanına gittim.
-Oğlum, niye yere oturuyorsun. Niye suratın asık?
Yüzünü öte çevirdi. Kaşları çatık. Yere bakıyorum. Karınca var, üç beş tane.
-Ne oldu yavrum?
-Karıncam yok.
-Karıncan mı?
-Karıncam yok. Onu makinenle öldürdün.
Şok olmuş halde, bir yerdeki karıncalara bir de oğluma bakıyorum. Makine dediği, süpürgem. Öldürmek olayı da, benim densizliğimden geliyor. Geçen evi süpürürken, süpürgenin mikropları içine alıp öldürdüğünü söylemiştim. 4 yaşındaki çocuğa söylenecek laf değilmiş.
-Oğlum, senin karıncan bu.
-Hayır değil.
Ben herhangi bir karıncayı göstersem de, O, o karıncanın kendi karıncası olmadığını söyledi. Onun karıncasını öldürmüşüm. Ah karıncalar, başıma ne işler açtınız.
Nihayet babamız gelebildi…

Mucize Kadınlar...

Migros Ailesi olarak çok iyi biliyoruz ki, bir yere kadın eli değdi mi orada imkansız diye bir şey yoktur. Bizler de 9.000 kadın çalışanımızla, Türkiye’nin en çok kadın çalışanına sahip şirketlerinden biri olarak, içimizde fark yaratan 5 kadın çalışanımızı seçtik ve yanımıza da Türkiye’de fark yaratmış 5 öncü kadın rol modelini aldık. Her biri alanlarında fark yaratmış ve yeniliklere imza atmış Mucize Kadınlarımızın hikayelerini, Türkiye’de fark yaratmış yazarımız Ayşe Arman’ın kaleminden paylaşarak, siz değerli müşterilerimize sunuyoruz.
8 Mart’tan itibaren, #KadinEliDeğince hikayeleri ile Ayşe Arman’ın röportajlarını okumak için tüm Migros mağazalarımızdan “Mucize Kadınlar” dergimizi ücretsiz alabilir veya online olarak dergimize http://www.migros.com.tr/dunya_kadinlar_gunu sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Paylaşmak ve fark yaratmak hepimize iyi gelecek! Fark yaratan hikayelerinizi, hep birlikte paylaşmak için #KadinEliDeğince hashtagi ile tweetlerinizi bekliyoruz.
8 Mart Dünya Kadınlar …

Uyuşuk Bildiriyor :

Öykülere ara verelim. Bu uyuşuk neler yapıyormuş bir bakalım. Yazarken bende bir bakayım, napmışım.. Malum, bilindiği üzre düğünüm için gün sayıyorum. Ki bu lafta değil. Az önce hesap makinesi ile hesap kitap ettim. Tam 82 gün kalmış. Burada kocaman, istediğiniz gibi kahkahalar atmanız serbest. Gücenmem valla. :D Çeyiz işlerini hele hiç sormayın. Al al, bilmiyor. Hala alınacak ne çok şey var. Millet soruyor ne eksik, ne lazım. Alırız diyorum yavaş yavaş. Desem ya şu şu lazım alıver. Ama diyemiyorum ki yaa.. Tabiatımda yok. Sağolun diyorum, o kadar. Evimizde bu arada yavaş yavaş oluyor. Bilmem söyledim mi, müstakbel eşimin ailesiyle aynı binada oturacağız. Aile apartmanı. Biz alt katta ikamet edeceğiz, hayırsıyla İnşaallah. Evde bu yüzden bakım tadilat sürüyor. Rabbim bir ömür huzur versin. (amin) Şunu da söyleyeyim, hala gelinlik yok ortada. :D Almayalım, buluruz dedik. Bulduk. Gelinlik hala bana ulaşmadı. Bunun kınalığı da var. Onu da almak yerine kiralamak taraftarıyım. E…

En Acısı Unutulmak...

Meryem, tüm üzüntüsüne rağmen, yüzüne kocaman bir gülümseme kondurarak çocuğunun odasına girdi. Kapı açılır açılmaz oğlu ile göz göze geldiler. O an, yavrusunun gözlerindeki korkuyu gördü. Yabancılaştığını hissetti. Gözlerine bakar bakmaz, o acı sonun artık gelmiş olduğunu gördü. Gözleri doldu. Ama ağlamak istemiyordu. Yanılmış olmak istiyordu. -Yavrum... Nasılsın ? Çocuk, annesi yaklaştıkça geri çekiyordu kendini. -Sende kimsin? Meryem, kalakaldı olduğu yerde. Çocuğu, canının parçası, onu artık hatırlamıyor. Tanımıyordu. Doktor bu sona hazırlıklı olmaları gerektiğini söylemişti ama bir anne buna kendini nasıl hazırlayabilirdi ki.. Oğlu rahatsızlığından dolayı, kademe kademe her şeyi unutmaya başlamıştı. O kademelerin ilerleyen safhalarında en yakınlarını bile tanımayacaktı. Yani annesini, babasını. Kardeşini. Meryem, bunu öğrendiğinden beri dualar ediyordu. Ama o gün gelmişti işte. Çocuğu ona yabancı gözlerle, dahası korkuyla bakıyordu. Meryem, dizlerinin üstüne çöktü. Y…

Duymamak..

Kadın, elinde bavulu ile otelin koridorunda belirir. Adamı arar gözleriyle. Yanına gider, bavulunun çıkardığı sesle birlikte. Yanına gelene kadar gözlerine bakıyorken, yanına gelince kaçırır gözlerini gözlerinden. Bavuluna bakar. -Gidiyorum. -Nereye? -Geldiğim yere. Görevim bitti. Gitmeliyim. -Orası neresi? ... Kadın gülümser: -Ne fark eder. -Belki eder. Adam, kadının elini tutar. Kadın elini çeker. Gözlerinin içine bakarak: -Gideceğimi biliyordun. Biliyorduk. -Ama çok alıştım sana. Gitm.... Kadın, eliyle kapatır adamın ağzını. Sonra bir buse kondurur dudaklarına. -Gidiyorum. Otelin koridorunda, tekrar bavulun sesi yankılanır. Adam, kadının ardından bakar. Dönüp baksın ister, ama kadın bakmaz. Öylece uzaklaşıp kaybolur şehrin sokaklarında. Adam, bir süre sonra odasına çıkar. Hala uyumakta olan karısının yanına uzanır. Kadın duymaz bile.







Nokta Atışı.

Hayatın kurgusu.. O saniyelik nokta atışları.. Bilirsiniz değil mi o anları. Aslında çoğu kez farketmeyiz bile. Ahh... bir fark etsek, belki çok şey değişir hayatımızda. Hayatımızın ömürlük dediğimiz o yaşamının saniyelere nasıl ustaca işlendiğini. Böyle ani kararlar verdiğim anlarda, başıma gelecek kötü ya da güzel bir şeyi kaçırdım mı acaba diye düşünürüm. Ve aslında çoğu kez beni, olacak kötü şeyden koruduğuna inanırım. Elbette böyle düşünmeme neden olan çok önemli bir olay yaşadım. Dün, çok da kalabalık olmayan trafikte, kırmızı ışıkta bekliyordum. Derken, biri gelip aniden arabanın ön camında belirdi. Öyle çok korktum ki. Çığlık attım. Yardım isteyen biri idi. Korkmuştum ama kızmıştım da. Camı açıp: -Niye öyle aniden çıkıyorsun !? Ödümü patlattın. -Affet abla, şimdi yeşil yanacak, seni kaçırmak istemedim. Derken, yeşil ışık yandı. Ve anında arkamdaki araba kornasına basmaya başladı. -Abla, gitmeden bir ekmek parası... Bir ona baktım, bir yeşil ışığa. Sonra çantamda…

Mektup...

Zehra, her sinirlendiğinde yaptığı gibi, kendini bir odaya atmış, odayı sözde toplayarak aslında dağıtarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ve yine kendi kendine konuşuyordu.
-Sevmiyorum işte.. sevmiyorum. Sevmem de bu saatten sonra. O benim hayatımı mahvetti yaa.. Onun yüzünden işimden oldum. Şu halime bak, hepsi onun suçu. Hala onu karşıma dikiyorlar. O da utanmadan ağlıyor, sızlıyor. Zaten sustuğu yok Maaşaallah.
Yatağın altından çıkardığı kutuyu da sinirle attı, son cümlesini söylerken. Baktı ki, içinden kağıtlar, resimler çıktı. Bir an dikkati onlara kaydı. Hepsini topladı. Oturdu yatağın üstüne. Hepsini koydu kucağına. Kimdi acaba bu resimlerdeki bebek... Bir resmin arkasında bir not yazıyordu.
“ Seni sevmeye başladığım gün, doğduğum gün oldu. Canım yavrum.. “
Notu okuyunca, resme bir daha baktı. Bebek yeni doğmuş değildi. Tarihte düşülmüştü. Kendisinin doğduğu tarih ile aynı idi yılı. Hesap yaptı. Ay olarak doğum gününe bir ay kala çekilmişti bu resim. Kimdi ki bu be…