Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uyuşuk Bildiriyor :

Öykülere ara verelim. Bu uyuşuk neler yapıyormuş bir bakalım. Yazarken bende bir bakayım, napmışım.. Malum, bilindiği üzre düğünüm için gün sayıyorum. Ki bu lafta değil. Az önce hesap makinesi ile hesap kitap ettim. Tam 82 gün kalmış. Burada kocaman, istediğiniz gibi kahkahalar atmanız serbest. Gücenmem valla. :D Çeyiz işlerini hele hiç sormayın. Al al, bilmiyor. Hala alınacak ne çok şey var. Millet soruyor ne eksik, ne lazım. Alırız diyorum yavaş yavaş. Desem ya şu şu lazım alıver. Ama diyemiyorum ki yaa.. Tabiatımda yok. Sağolun diyorum, o kadar. Evimizde bu arada yavaş yavaş oluyor. Bilmem söyledim mi, müstakbel eşimin ailesiyle aynı binada oturacağız. Aile apartmanı. Biz alt katta ikamet edeceğiz, hayırsıyla İnşaallah. Evde bu yüzden bakım tadilat sürüyor. Rabbim bir ömür huzur versin. (amin) Şunu da söyleyeyim, hala gelinlik yok ortada. :D Almayalım, buluruz dedik. Bulduk. Gelinlik hala bana ulaşmadı. Bunun kınalığı da var. Onu da almak yerine kiralamak taraftarıyım. E…

En Acısı Unutulmak...

Meryem, tüm üzüntüsüne rağmen, yüzüne kocaman bir gülümseme kondurarak çocuğunun odasına girdi. Kapı açılır açılmaz oğlu ile göz göze geldiler. O an, yavrusunun gözlerindeki korkuyu gördü. Yabancılaştığını hissetti. Gözlerine bakar bakmaz, o acı sonun artık gelmiş olduğunu gördü. Gözleri doldu. Ama ağlamak istemiyordu. Yanılmış olmak istiyordu. -Yavrum... Nasılsın ? Çocuk, annesi yaklaştıkça geri çekiyordu kendini. -Sende kimsin? Meryem, kalakaldı olduğu yerde. Çocuğu, canının parçası, onu artık hatırlamıyor. Tanımıyordu. Doktor bu sona hazırlıklı olmaları gerektiğini söylemişti ama bir anne buna kendini nasıl hazırlayabilirdi ki.. Oğlu rahatsızlığından dolayı, kademe kademe her şeyi unutmaya başlamıştı. O kademelerin ilerleyen safhalarında en yakınlarını bile tanımayacaktı. Yani annesini, babasını. Kardeşini. Meryem, bunu öğrendiğinden beri dualar ediyordu. Ama o gün gelmişti işte. Çocuğu ona yabancı gözlerle, dahası korkuyla bakıyordu. Meryem, dizlerinin üstüne çöktü. Y…

Duymamak..

Kadın, elinde bavulu ile otelin koridorunda belirir. Adamı arar gözleriyle. Yanına gider, bavulunun çıkardığı sesle birlikte. Yanına gelene kadar gözlerine bakıyorken, yanına gelince kaçırır gözlerini gözlerinden. Bavuluna bakar. -Gidiyorum. -Nereye? -Geldiğim yere. Görevim bitti. Gitmeliyim. -Orası neresi? ... Kadın gülümser: -Ne fark eder. -Belki eder. Adam, kadının elini tutar. Kadın elini çeker. Gözlerinin içine bakarak: -Gideceğimi biliyordun. Biliyorduk. -Ama çok alıştım sana. Gitm.... Kadın, eliyle kapatır adamın ağzını. Sonra bir buse kondurur dudaklarına. -Gidiyorum. Otelin koridorunda, tekrar bavulun sesi yankılanır. Adam, kadının ardından bakar. Dönüp baksın ister, ama kadın bakmaz. Öylece uzaklaşıp kaybolur şehrin sokaklarında. Adam, bir süre sonra odasına çıkar. Hala uyumakta olan karısının yanına uzanır. Kadın duymaz bile.







Nokta Atışı.

Hayatın kurgusu.. O saniyelik nokta atışları.. Bilirsiniz değil mi o anları. Aslında çoğu kez farketmeyiz bile. Ahh... bir fark etsek, belki çok şey değişir hayatımızda. Hayatımızın ömürlük dediğimiz o yaşamının saniyelere nasıl ustaca işlendiğini. Böyle ani kararlar verdiğim anlarda, başıma gelecek kötü ya da güzel bir şeyi kaçırdım mı acaba diye düşünürüm. Ve aslında çoğu kez beni, olacak kötü şeyden koruduğuna inanırım. Elbette böyle düşünmeme neden olan çok önemli bir olay yaşadım. Dün, çok da kalabalık olmayan trafikte, kırmızı ışıkta bekliyordum. Derken, biri gelip aniden arabanın ön camında belirdi. Öyle çok korktum ki. Çığlık attım. Yardım isteyen biri idi. Korkmuştum ama kızmıştım da. Camı açıp: -Niye öyle aniden çıkıyorsun !? Ödümü patlattın. -Affet abla, şimdi yeşil yanacak, seni kaçırmak istemedim. Derken, yeşil ışık yandı. Ve anında arkamdaki araba kornasına basmaya başladı. -Abla, gitmeden bir ekmek parası... Bir ona baktım, bir yeşil ışığa. Sonra çantamda…

Mektup...

Zehra, her sinirlendiğinde yaptığı gibi, kendini bir odaya atmış, odayı sözde toplayarak aslında dağıtarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ve yine kendi kendine konuşuyordu.
-Sevmiyorum işte.. sevmiyorum. Sevmem de bu saatten sonra. O benim hayatımı mahvetti yaa.. Onun yüzünden işimden oldum. Şu halime bak, hepsi onun suçu. Hala onu karşıma dikiyorlar. O da utanmadan ağlıyor, sızlıyor. Zaten sustuğu yok Maaşaallah.
Yatağın altından çıkardığı kutuyu da sinirle attı, son cümlesini söylerken. Baktı ki, içinden kağıtlar, resimler çıktı. Bir an dikkati onlara kaydı. Hepsini topladı. Oturdu yatağın üstüne. Hepsini koydu kucağına. Kimdi acaba bu resimlerdeki bebek... Bir resmin arkasında bir not yazıyordu.
“ Seni sevmeye başladığım gün, doğduğum gün oldu. Canım yavrum.. “
Notu okuyunca, resme bir daha baktı. Bebek yeni doğmuş değildi. Tarihte düşülmüştü. Kendisinin doğduğu tarih ile aynı idi yılı. Hesap yaptı. Ay olarak doğum gününe bir ay kala çekilmişti bu resim. Kimdi ki bu be…