Hayaller Birgün Gerçekleşir Umuduyla Kurulmaz. Zira Hayaller Değildir Umutla Beslenen. Hayaldir Umudun Ekmek Kapısı...






Uyuşuk Bildiriyor :

Öykülere ara verelim. Bu uyuşuk neler yapıyormuş bir bakalım. Yazarken bende bir bakayım, napmışım..
Malum, bilindiği üzre düğünüm için gün sayıyorum. Ki bu lafta değil. Az önce hesap makinesi ile hesap kitap ettim. Tam 82 gün kalmış. Burada kocaman, istediğiniz gibi kahkahalar atmanız serbest. Gücenmem valla. :D
Çeyiz işlerini hele hiç sormayın. Al al, bilmiyor. Hala alınacak ne çok şey var. Millet soruyor ne eksik, ne lazım. Alırız diyorum yavaş yavaş. Desem ya şu şu lazım alıver. Ama diyemiyorum ki yaa.. Tabiatımda yok. Sağolun diyorum, o kadar.
Evimizde bu arada yavaş yavaş oluyor. Bilmem söyledim mi, müstakbel eşimin ailesiyle aynı binada oturacağız. Aile apartmanı. Biz alt katta ikamet edeceğiz, hayırsıyla İnşaallah.
Evde bu yüzden bakım tadilat sürüyor. Rabbim bir ömür huzur versin. (amin)
Şunu da söyleyeyim, hala gelinlik yok ortada. :D
Almayalım, buluruz dedik. Bulduk. Gelinlik hala bana ulaşmadı. Bunun kınalığı da var. Onu da almak yerine kiralamak taraftarıyım. Evde durmasının bir anlamı yok.
Nikah yerimiz çok şükür belli de, biz kız tarafı olarak daha kına için yer beğenemedik. Bu gidişle sokakta yapmak zorunda kalmayız İnşaallah.
Fark ettim de, çeyizimdeki mutfak eşyalarının neredeyse çoğu Karaca. Farkında olmadan hep Karaca almışım. İnanın Karaca takıntım yok. :D
Misal, en son Karaca kepçe takımı aldım. Bakın, çok şeker değil mi.. Rengarenk. 

Bardakda Karaca çay setinin bardağı. Piyasada başka yok. Güzel değil mi? Ama benim müstakbel kocacığım pek beğenmedi. İnce belli bardak severmiş. Öylesini de alırız canım. Geçen beğendim de sonra baktım onlarda da aynısı varmış. :D İyi ki almamışım dedim içimden. Neden bilmiyorum. Alt tarafı çay bardağı yani. Nasıl farklı olabilir ki.. aman işte.
Beyaz eşyalarımız Profilo. Umarım hepsi sorunsuz çıkar. Ütüm ve süpürgem philips.
Süpürgem philihs dedim de, daha almak kısmet olmadı. Dün uygun bulduğum yere beraber almaya gittik. Maksat süpürgeyi ona taşıtmaktı. Tabi önceden söyledim kendisine. Haberi var. Ama kısmet olmadı. Tükenmiş. Netten alacağız bizde. Philips Fc 8475. Kullanan var mı içinizde. Memnun musunuz acaba, o mor küçük şirin süpürgeden.
Başka anlatacak ne kaldı.. Tül perde sorunum var aslında. Hala az biraz kararsızım. Sizce stor zebra mı olsun, yoksa tül fon perde mi olsun. 
 Zebra olursa bu tarz bir şey olacak. Çünkü mobilyalarım pembe. :D Ama bir yanımda olmasın diyor. Tül ve fon perdede biraz tuzlu, yani fiyatı neredeyse iki katına çıkıyor. Bilmiyorum yani. Bakalım nasıl olur.
Başka...
İyilik sağlık işte. 
Evlenince çalışmayı düşünmüyorum. Evimin kadını, çocuklarımın anası olmaya niyetliyim. Dergilere öykülerimi göndermeyi planlıyorum aslında. Birinde dikiş tutturursam, belki çalışan ve evde oturan bir kadın olabilirim. Neden olmasın. Dua edin bana. O kadar beğeniyoruz yazdıklarını diyorsunuz. Sizden cesaretle yapacağım bu işi. Hayırlısı artık.
Başkaca yazılarda görüşmek üzere... 
Bu iki kitapta çeyizimin en nadide parçaları. :D




En Acısı Unutulmak...

Meryem, tüm üzüntüsüne rağmen, yüzüne kocaman bir gülümseme kondurarak çocuğunun odasına girdi. Kapı açılır açılmaz oğlu ile göz göze geldiler. O an, yavrusunun gözlerindeki korkuyu gördü. Yabancılaştığını hissetti. Gözlerine bakar bakmaz, o acı sonun artık gelmiş olduğunu gördü. Gözleri doldu. Ama ağlamak istemiyordu. Yanılmış olmak istiyordu.
-Yavrum... Nasılsın ?
Çocuk, annesi yaklaştıkça geri çekiyordu kendini.
-Sende kimsin?
Meryem, kalakaldı olduğu yerde. Çocuğu, canının parçası, onu artık hatırlamıyor. Tanımıyordu. Doktor bu sona hazırlıklı olmaları gerektiğini söylemişti ama bir anne buna kendini nasıl hazırlayabilirdi ki..
Oğlu rahatsızlığından dolayı, kademe kademe her şeyi unutmaya başlamıştı. O kademelerin ilerleyen safhalarında en yakınlarını bile tanımayacaktı. Yani annesini, babasını. Kardeşini.
Meryem, bunu öğrendiğinden beri dualar ediyordu. Ama o gün gelmişti işte. Çocuğu ona yabancı gözlerle, dahası korkuyla bakıyordu.
Meryem, dizlerinin üstüne çöktü. Yaklaşamadı daha fazla biricik yavrusuna.Onun korku dolu o bakışları yüreğini deliyordu. Evladı ondan bir yabancı gibi kaçıyordu. Korkuyordu.
Ağzını açtı bir şeyler demek için. Ama konuşamadı. Kapadı ağzını eliyle. Eğdi başını. Gözyaşları sel gibi akıyordu gözlerinden.
Derken, kapıda diğer çocuğu belirdi. 3 yaşındaki ufaklık, bir annesine bir de yatakta, yorganın altında öylece duran abisine baktı. Masumca. Olan bitene anlam kazandırmaya çalışır gibiydi.
-Kardeşim... Umutcan..
Yatağından fırlayıp koşarak gitti yanına. Kucağına aldı. Öptü.. öptü.. Ağlıyordu bir yandan da.
Meryem gözleri yaşlı bakakalmıştı iki oğluna. İki kardeşe. Anladı ki, oğlu durumunun farkına vardı. Yüreği bir kez daha parçalara ayrıldı.
Yanlarına gitti. İkisini de sardı kollarıyla. Kokularını çekti içine. Oğlu baktı annesine. Biraz mahçup ama hala yabancı gibi...


 öyküdür.. 





 

Duymamak..

Kadın, elinde bavulu ile otelin koridorunda belirir. Adamı arar gözleriyle. Yanına gider, bavulunun çıkardığı sesle birlikte. Yanına gelene kadar gözlerine bakıyorken, yanına gelince kaçırır gözlerini gözlerinden. Bavuluna bakar.
-Gidiyorum.
-Nereye?
-Geldiğim yere. Görevim bitti. Gitmeliyim.
-Orası neresi? ...
Kadın gülümser:
-Ne fark eder.
-Belki eder.
Adam, kadının elini tutar. Kadın elini çeker. Gözlerinin içine bakarak:
-Gideceğimi biliyordun. Biliyorduk.
-Ama çok alıştım sana. Gitm....
Kadın, eliyle kapatır adamın ağzını. Sonra bir buse kondurur dudaklarına.
-Gidiyorum.
Otelin koridorunda, tekrar bavulun sesi yankılanır. Adam, kadının ardından bakar. Dönüp baksın ister, ama kadın bakmaz. Öylece uzaklaşıp kaybolur şehrin sokaklarında. Adam, bir süre sonra odasına çıkar. Hala uyumakta olan karısının yanına uzanır. Kadın duymaz bile.







Nokta Atışı.

Hayatın kurgusu.. O saniyelik nokta atışları.. Bilirsiniz değil mi o anları. Aslında çoğu kez farketmeyiz bile. Ahh... bir fark etsek, belki çok şey değişir hayatımızda. Hayatımızın ömürlük dediğimiz o yaşamının saniyelere nasıl ustaca işlendiğini.
Böyle ani kararlar verdiğim anlarda, başıma gelecek kötü ya da güzel bir şeyi kaçırdım mı acaba diye düşünürüm. Ve aslında çoğu kez beni, olacak kötü şeyden koruduğuna inanırım.
Elbette böyle düşünmeme neden olan çok önemli bir olay yaşadım.
Dün, çok da kalabalık olmayan trafikte, kırmızı ışıkta bekliyordum. Derken, biri gelip aniden arabanın ön camında belirdi. Öyle çok korktum ki. Çığlık attım. Yardım isteyen biri idi. Korkmuştum ama kızmıştım da. Camı açıp:
-Niye öyle aniden çıkıyorsun !? Ödümü patlattın.
-Affet abla, şimdi yeşil yanacak, seni kaçırmak istemedim.
Derken, yeşil ışık yandı. Ve anında arkamdaki araba kornasına basmaya başladı.
-Abla, gitmeden bir ekmek parası...
Bir ona baktım, bir yeşil ışığa. Sonra çantamdan elime gelen ilk parayı bakmadan verdim. Arkamdaki sabırsız şöförde bu arada beni sollayarak yanımdan kornasını çalarak geçti.
Bende tam gaza bastım ki, korkunç bir ses geldi. Kocaman bir tır, beni sollayıp giden arabayı ezip geçti. Dahası hala duramamış önüne gelen tüm araçlara çarpıyordu. Tırın arka kısmı sallanarak arabamın önüne kadar geldi. Tam önümde devrildi.
Şaşkın gözlerle olan biteni izlerken:
-Abla, başının gözünün sadakası dememe kalmadı. Allah razı olsun, inandım, cidden gönlünden koparak vermişsin.
Yüzüne baktım, verdiğim parayı öptü. Eyvallah deyip, uzaklaştı. Sanki çok olağan bir şey olmuştu. Ardından bakakaldım. Bir şey diyemedim.
Ortalık bir anda savaş alanına dönmüştü. Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilemez halde öylece kalmıştım.
İnsan derinlemesine düşününce içi ürperiyor. Benim önümü kesen o kişi, beni kurtarırken arkamdaki kişinin ölümüne sebep olmuş gibi görünüyordu.
Halbuki sadece hayat o nokta atışlarından birini yapmıştı. Neden sonuç ilişkisi.
Ömrümüz boyunca kimbilir böylesi kaç olay oldu da, biz farkında bile olmadık.



Kurgudur..





Mektup...

Zehra, her sinirlendiğinde yaptığı gibi, kendini bir odaya atmış, odayı sözde toplayarak aslında dağıtarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ve yine kendi kendine konuşuyordu.

-Sevmiyorum işte.. sevmiyorum. Sevmem de bu saatten sonra. O benim hayatımı mahvetti yaa.. Onun yüzünden işimden oldum. Şu halime bak, hepsi onun suçu. Hala onu karşıma dikiyorlar. O da utanmadan ağlıyor, sızlıyor. Zaten sustuğu yok Maaşaallah.

Yatağın altından çıkardığı kutuyu da sinirle attı, son cümlesini söylerken. Baktı ki, içinden kağıtlar, resimler çıktı. Bir an dikkati onlara kaydı. Hepsini topladı. Oturdu yatağın üstüne. Hepsini koydu kucağına. Kimdi acaba bu resimlerdeki bebek... Bir resmin arkasında bir not yazıyordu.

“ Seni sevmeye başladığım gün, doğduğum gün oldu. Canım yavrum.. “

Notu okuyunca, resme bir daha baktı. Bebek yeni doğmuş değildi. Tarihte düşülmüştü. Kendisinin doğduğu tarih ile aynı idi yılı. Hesap yaptı. Ay olarak doğum gününe bir ay kala çekilmişti bu resim. Kimdi ki bu bebek. Kendisi miydi.. Annesinin evi idi bu ev. Ondan kalan bir hatıra yok diye biliyordu. Bir resmi bile yoktu. Yüzünü hayal meyal hatırlıyordu. Zehra 7 yaşındayken annesi ölmüştü. Teyzesi büyütmüştü Zehra'yı.
Sonra kağıtları karıştırmaya başladı. Zarf buldu. İçinde kağıt vardı. Açtı çıkardı içindeki notu. Tarih vardı en başta. Resimdeki tarihin aynısı idi. Başladı okumaya...

Sevgili yavrum, canım benim.. sana bu mektubu yazıyorum ama aslında kendime yazıyorum bunları. Unutmamak için. Ve belki gün gelir de bulursun bu yazdıklarımı. Ya sevmeye devam edersin beni. Ya da hayallerinden bile çıkarırsın.
Sana hamile kaldığımı anladığım o andan itibaren senden kurtulmak istedim. Çünkü sen, benim kabusum olan o gecenin lanetiydin. Bana tecavüz eden o adamın çocuğuydun sen. Ve hiçbir kuvvet bana o pisliğin çocuğunu doğurtamazdı. Çok uğraştım. Ama olmadı. Sen mıhlanıp kalmıştın içimde. Doğurdum. Ailem benden çok sahiplendi seni. Bana kalsa seni doğduğun gün sokağa atardım. Yüzünü görmek, sesini duymak bana işkence gibi geliyordu. Sen o adamın tohumundandın. Yaşamaman gerekliydi. Günler aylar geçiyordu. Yüzüne bile bakmıyordum. Ananen, teyzen el bebek gül bebek ilgileniyorlardı seninle. Ananen yaşlıydı. Ama yinede elinden geldiğince bakardı sana. Sana son nefesine kadar baktı biliyor musun..
O gün işte.. ne olduysa o gün oldu. Annem seninle yalnızdı. Teyzenin acil olarak yarım saatliğine gitmesi gerekmiş. Bende çıkacaktım evden. Hazırlanırken burnuma duman kokusu geldi. Kapımı açtığımdan salondan dumanlar ve alevler çıkıyordu. Hemen koştum. Salonun kapısında yerde annem yatıyordu. Kucağında sen. Beni görünce sustun birden. Annem kımıldamıyordu. Seni aldım kucağıma. Ananeni dürttüm. Uyanmadı. Öldüğünü anladım. Öylece kalmıştım orada. Dışarıdan sesler gelmeye başladı. Kalktım, koşarak kendimi dışarı attım. Kucağımda sen, teyzen ağlayarak geldi sarıldı bana. Annem.. diyebildim. O ara itfaiye geldi. Ambulans geldi. Beni duman is içinde görünce ambulansa aldılar. Seni almak istediler kucağımdan. İzin vermedim. Tüm o gürültünün içinde kucağımda uyuyakalmıştın. Bir elin göğsümde. Kokunu çektim içime. Mis gibi kokuyordun yavrum. Mis gibi.. Hemşireler sağlığından endişeli idi. Israrla seni benden alıp muayene etmek istiyorlardı. Bırakmadım. Onun ilacı bende dedim. Seni usulca uyandırıp emzirmeye başladım. İşte o an, yaşadığımı anladım. Yeniden doğmuş gibiydim.
O yangın, seni bana kazandırmıştı. Ama ananeni aldı. Yangın sırasında kalbine yenik düşmüştü. Ama seni bana kavuşturmayı başarmıştı. Son nefesini verirken bile bana annelik yapmıştı.
Affet beni yavrum. Affet Zehram.. belki bunları hiç bilmeyeceksin. Eğer bir gün bu yazdıklarım eline geçer de okursan affet beni. Bilirim, teyzen beni sana bir melek gibi anlattı. Bunların lafını bile etmedi. Ama ben kendimi affetmedim. O günlerde, bana en çok ihtiyacın olduğun o günlerde yanında değildim. Affet beni canım yavrum..

Kulakları uğulduyordu Zehra'nın. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Resimlere baktı yine. Güldü kendine.
Sonra birden ağlama sesi geldi kulağına. Günlerdir her duyduğunda sinirlendiği o ağlama sesi, şimdi sanki onu çağırıyordu.

Koşarak gitti. Yavrusu babaannesinin kucağındaydı. Kadın, mahçup ve şaşkın bakıyordu. Yaşlar iniyordu Zehra'nın gözlerinden. Yaklaştı. Usulca aldı kucağına bebeğini ilk kez kucağına.
Oturdu koltuğa. Kaynanası da başladı ağlamaya. Zehra'nın başını okşadı. Torunu susmuştu. Zehrada kokladı yavrusunu. İçine çekti. Çekti...

Bir anne, yine bir anneyi yavrusuna kavuşturmuştu. 


....


öyküdür..