Şu medya dediğin şeyin içinde farklı birşeyler görmek bir şanstır. Çoğu iş, birbirinin aynıdır. Aynı senoryadan yola çıkılmış birden fazla dizi mesela. Ama izler görürüz ki, sadece biri kalır ayakta. Şu günlerde ekranlarda sayıları çoğalan gençlik dizileri örneğin.
İlki olarak söyleceğim Pis 7'li dizisi. 7 fakir ama gururlu liseli gencin, özel bir lisede zengin çocuklarının şımarık hayatları içinde var olma, daha doğrusu okumaya çalışmaları anlatılıyor. Pis 7'linin her biri, olağanüstü keskin denecek derecede bilenmiş karakterler. Lakapları ise bi o kadar yani. Hele ki Cimbom lakaplı kıza, koca avcısı ama zengin olacak, denilmesi keskinliğin bir göstergesi bana göre. Ve tabiki de saçmalığın.
Böyle benzer gençlik çatışmasını Trt ekranlarında da görmek mümkün. Bilenler bilir. Geçen sezonun iyi işlerinden sayıldı ama bu sezon için akıbeti belli değildi yakın zamana kadar.
Elde Var Hayat dizisinden bahsediyorum. Guya bu sezon dizinin ismine Sınav eklendi. Ama gelin görün ki, dizideki gençlik, lisede ağalık kavgasına tutuştu. Aynı Pis 7'lideki gibi istenmeyen bir grup genç var karşımızda. Ama lise ordaki gibi özel falan değil. Bildiğimiz devlet lisesi. Ama Maaşaallah gençler pek bir şımarık. Öğretmenlere bile saygıları yok. Sırf sonradan geldiler diye. Kavga neyin kavgası anlamış değilim. Hele ki Kenan öğretmen( Emre Altuğ) ile yeni okuldaki aynı model kadın öğretmenin( adını unuttum ama Rojda Demirer oynuyor) kavgaları insanı deli ediyor. İkisi de sözde öğrencileri için ana-baba. Pehh... Boşanmış iki ailenin kavga eden aile reisleri gibi olmuşlar karakterleri bakımından. Çocuklarıda onlara uymuş.
Ve gelen bir gençlik dizisi Muck.
Nette bakındım, Glee adlı bir yabancı diziye benziyormuş. Kopya dizi olacak yani bizim Muck. Yani açılımı ile müzik umutları, cesaret kanatları. Danslı, müzikli bir diziymiş. Tabi içinde dramı da eksik olmayacakmış. Yani orjinaline uygun olursa. Biz sevgili izleyiciler bu Muck'u kabul eder miyiz bilemiyorum. Karşılığı tokat gibi bir cevap; izlememek ya da bir busede bizden olur, izleyerek. Bakıp, görelim.
Hee.. Birde bilmem kaç sezondur gençlik dizisi diye yoluna devam eden Arka Sıradakiler dizisi vardı demi? Elde Var Hayat dizisi de onun yontulmuş hali bence. Zira Arka Sıradakiler çok uç noktaydı. Hala da izleniyor ya ona şaşıp kalıyorum.
11 Kasım 2011
10 Kasım 2011
Ben Neden Uçamadım Hakim Bey ?
Uçmalıydım halbuki. O bebekten neyim eksik? Yoksa aldatıldım mı ben, Hakim Beyamca...
Kim mi o uçmayı başaran şanslı bebek? Hani var ya reklamlarda, yiyor börekleri de yüremeyi aşıp uçuyor. Ailesine şokla karışık sevinç yaşatıyor bebekcik.
İşte bende o yağla ile pişirdim ve yedim börekleri ama uçamadım. Neden ki acep Hakim Beyamca?
Bu konuyla ilgili haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, size çok iyi bir avukat önermek isterim. O çok iyi avukat, bir gsm operatörünün avukatı. Dile kolay koskoca gsm operatörünün avukatı o. Adını sanını tam bilemiyorum. Ama öğreniriz ne olacak.
Bizim bu meşhur ve dahiyane avukat, gsm operatörünü mahkemeye veren bir kullanıcı için çok akıllıca bir savunma yapmış. Şikayetçi taraf, aldatıldığı, haksız olarak 7.500 T.L. fatura kestikleri için davacı olmuş operatöre. Limitsiz denilen tarifeyi seçmiş. Limitsiz diye tabiki de konuşmuş haklı olarak. Ama gelen fatura limitsiz olmamış. Reklamlarda görüp, tarifesini ona göre değiştiren ama kendinden haksız olarak bu kadar para talep edilen vatandaş, reklam afişlerini, filmlerini toplayıp sunmuş mahkemeye. Bizim gsm operatörünün avukatı da, reklamlarda çıkan herşeye inanılmaz demiş. Bununla ilgili de mahkemeye, şu uçuran yağ reklamı örneğini vermiş. Siz, şimdi o reklamda o bebeğin gerçekten uçtuğuna mı inanıyorsun da, bizim reklamdaki limitsiz lafına bu derece inandınız, diyerekten bir savunma yapmışlar.
Ne zeka değil mi? Eminim hatırlıyorsunuzdur. Gsm operatörlerinin sabit fiyatlar vererek, müşteri çekmeye çalıştıkları reklamları. O zamanlar, reklamda sadece vergisiz olan fiyat veriliyormuş. Vatandaş aldatıldığını öne sürmüş, mahkemede o fiyatların toplam fiyat olması yönünde operatörleri uyarmıştı. Ya da altta, reklamın bir kenarında belirtilecekti.
Görünen o ki, avukat bu hususu gözardı etmiş. Kendini zeki sanmış. Ama adalet yerini bulmuş. O şahıs, sadece 69 T.L. Ödeyecekmiş.
Reklamlarda illaki bir abartma olur. Amacı dikkat çekmektir zaten. Ama bu dikkati üründe mevcut bir özellikle yapar değil mi? Tıpkı o yağ reklamında dikkat çekilmek istenen, hafiflik özelliği gibi. Ama anlayana değil mi?
Ve siz, siz olun. Harbiden gsm operatörlerinin reklamlarda her dediğine inanmayın. Zira ben yanlış anlıyor olabilirim ama Turkcell'in Kadir Çöpdemir'li Kendi İşim Paketi adlı reklamın altından akıp giden o küçük yazıda, ücretlendirme 6 saniyede yapılmaktadır yazıyor.
Dikkatinize...
Kim mi o uçmayı başaran şanslı bebek? Hani var ya reklamlarda, yiyor börekleri de yüremeyi aşıp uçuyor. Ailesine şokla karışık sevinç yaşatıyor bebekcik.
İşte bende o yağla ile pişirdim ve yedim börekleri ama uçamadım. Neden ki acep Hakim Beyamca?
Bu konuyla ilgili haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, size çok iyi bir avukat önermek isterim. O çok iyi avukat, bir gsm operatörünün avukatı. Dile kolay koskoca gsm operatörünün avukatı o. Adını sanını tam bilemiyorum. Ama öğreniriz ne olacak.
Bizim bu meşhur ve dahiyane avukat, gsm operatörünü mahkemeye veren bir kullanıcı için çok akıllıca bir savunma yapmış. Şikayetçi taraf, aldatıldığı, haksız olarak 7.500 T.L. fatura kestikleri için davacı olmuş operatöre. Limitsiz denilen tarifeyi seçmiş. Limitsiz diye tabiki de konuşmuş haklı olarak. Ama gelen fatura limitsiz olmamış. Reklamlarda görüp, tarifesini ona göre değiştiren ama kendinden haksız olarak bu kadar para talep edilen vatandaş, reklam afişlerini, filmlerini toplayıp sunmuş mahkemeye. Bizim gsm operatörünün avukatı da, reklamlarda çıkan herşeye inanılmaz demiş. Bununla ilgili de mahkemeye, şu uçuran yağ reklamı örneğini vermiş. Siz, şimdi o reklamda o bebeğin gerçekten uçtuğuna mı inanıyorsun da, bizim reklamdaki limitsiz lafına bu derece inandınız, diyerekten bir savunma yapmışlar.
Ne zeka değil mi? Eminim hatırlıyorsunuzdur. Gsm operatörlerinin sabit fiyatlar vererek, müşteri çekmeye çalıştıkları reklamları. O zamanlar, reklamda sadece vergisiz olan fiyat veriliyormuş. Vatandaş aldatıldığını öne sürmüş, mahkemede o fiyatların toplam fiyat olması yönünde operatörleri uyarmıştı. Ya da altta, reklamın bir kenarında belirtilecekti.
Görünen o ki, avukat bu hususu gözardı etmiş. Kendini zeki sanmış. Ama adalet yerini bulmuş. O şahıs, sadece 69 T.L. Ödeyecekmiş.
Reklamlarda illaki bir abartma olur. Amacı dikkat çekmektir zaten. Ama bu dikkati üründe mevcut bir özellikle yapar değil mi? Tıpkı o yağ reklamında dikkat çekilmek istenen, hafiflik özelliği gibi. Ama anlayana değil mi?
Ve siz, siz olun. Harbiden gsm operatörlerinin reklamlarda her dediğine inanmayın. Zira ben yanlış anlıyor olabilirim ama Turkcell'in Kadir Çöpdemir'li Kendi İşim Paketi adlı reklamın altından akıp giden o küçük yazıda, ücretlendirme 6 saniyede yapılmaktadır yazıyor.
Dikkatinize...
4 Kasım 2011
Sevgini İspatla Bana
Nasıl mı? Imm... Mesela deveye hendek atlat ya da pireyi deve yap.
Yapamazsan valla inanmam, sevgine de sanada. Bak yemin verdim.
Biri bana böyle bir şey dese, yürü git işine derim. Sevgimin ispatı gerekiyorsa şayet birine, varsın ispatı eksik kalsın. Ben sevgimden eminsem, karşımdaki bundan şüphe duyuyorsa keyfi bilir. Ya da benim gözümü açtığı için teşekkür ederim. Çünkü ben böyle birine nasıl sevgi duymuşum ya da harbi duyamamışım da öyle sanmışım ki bana böyle bir teklifte bulunmuş.
Hani birde şunu derler ya;
“ Beni seviyorsan yaparsın... “
Birde bunu şımarıkça söylerler. En çok da işi düşer de ondan gelir, o seveninin yanına. Maksatı kısaca kullanmaktır. Ama bunu o saf sevdiceği anlamaz işte. Hoş, anlayanı da vardır bu durumu. Onlar için durum sevgi gösterisi olmuş, çıkmıştır artık. Bu gibi ikili için tencere-kapak desek yeridir. İşin içinde sevgiden eser yoktur. Karşılıklı çıkar gözetilir.
Ama tabi, saf ve temiz sevgileri sömürülenleri bu durumdan istisna ediyorum.
Sevgi ispatı öyle birinin emirlerini yerine getirmekle olmaz. Sevgi eyleminde zati emir yoktur. Sevgide herşey içten gelir. İşte bu içtenliği anlamayanın gözüne bunu sokmaya çalışmanın, hiç ama hiç manası yoktur. Daha ziyade gereği yoktur. Bu oyuna gelenlerin sevgilerini gözden geçirmeleri tavsiye edilir. Zira o ispat sadece o iş içindir.
Gerçek sevginin ispatı bir ömür yaşanarak, yaşatılarak gösterilir.
İşte buna cesareti olanlar, hemde hiç koşulsuz. İşte onlar gerçekten sevenlerdir.
Yapamazsan valla inanmam, sevgine de sanada. Bak yemin verdim.
Biri bana böyle bir şey dese, yürü git işine derim. Sevgimin ispatı gerekiyorsa şayet birine, varsın ispatı eksik kalsın. Ben sevgimden eminsem, karşımdaki bundan şüphe duyuyorsa keyfi bilir. Ya da benim gözümü açtığı için teşekkür ederim. Çünkü ben böyle birine nasıl sevgi duymuşum ya da harbi duyamamışım da öyle sanmışım ki bana böyle bir teklifte bulunmuş.
Hani birde şunu derler ya;
“ Beni seviyorsan yaparsın... “
Birde bunu şımarıkça söylerler. En çok da işi düşer de ondan gelir, o seveninin yanına. Maksatı kısaca kullanmaktır. Ama bunu o saf sevdiceği anlamaz işte. Hoş, anlayanı da vardır bu durumu. Onlar için durum sevgi gösterisi olmuş, çıkmıştır artık. Bu gibi ikili için tencere-kapak desek yeridir. İşin içinde sevgiden eser yoktur. Karşılıklı çıkar gözetilir.
Ama tabi, saf ve temiz sevgileri sömürülenleri bu durumdan istisna ediyorum.
Sevgi ispatı öyle birinin emirlerini yerine getirmekle olmaz. Sevgi eyleminde zati emir yoktur. Sevgide herşey içten gelir. İşte bu içtenliği anlamayanın gözüne bunu sokmaya çalışmanın, hiç ama hiç manası yoktur. Daha ziyade gereği yoktur. Bu oyuna gelenlerin sevgilerini gözden geçirmeleri tavsiye edilir. Zira o ispat sadece o iş içindir.
Gerçek sevginin ispatı bir ömür yaşanarak, yaşatılarak gösterilir.
İşte buna cesareti olanlar, hemde hiç koşulsuz. İşte onlar gerçekten sevenlerdir.
3 Kasım 2011
Two and a Half Men Ama Charlie'siz
Charlie Sheen denilince akla Two and a Half Men ya da tam tersi olarak Two and a Half Men dizisi denilince akla gelen Charlie Sheen olur.
Bu tam 8 sezondur böyle oldu. Pek de değişecek gibi değil. Her ne kadar Charlie Sheen diziden ayrılmış olsa da. Dizinin 9. sezonunda kaza sonucu ölerek diziye veda ediyormuş Charlie Sheen yani Charlie Harper. Dizinin Charlie'nin gidişi ardından boşalan yerini Ashton Kutcher'le doldurması çok konuşuldu. Ki konuşulmaya devam ediyor, dizinin yeni bölümlerinin başlamasıyla. Kutcher diziye ilk başta söylenenlere yani dedikodulara göre yeni Charlie olarak katılmıştı. Ama yeni bölümler yayınlanınca gerçeğin böyle olmadığı ortaya çıktı. Kutcher farklı bir karakter, Walden Schmidt adlı internet milyoneri olarak diziye dahil edilmiş.
Dizi fenomenlerinin hiç hoşuna gitmemişti, Charlie ile yollarını ayırmaları. Dizi artık bitti, izlenmez gözüyle bakılıyor. Yeni bölümlere yapılan yorumlar, dizinin bu sezonla kalır, son bulur yönünde.
Charlie Harper karakteri ile özdeşleşen dizi, şimdi onsuz devam ediyor. Bu gibi durumların genelde Türkiye dizileri için geçerli olduğunu düşünmüşümdür. Genelde bizde olur böyle durumlar. Baş karakter bir şekilde ayrılmayı seçer, ama dizinin reytingleri iyidir ya, diziyi bitirmeye kıyamazlar. Başka birini alırlar diziye. E tabiki dizinin eski tadı artık yoktur. Çoğu da bildiğim fazla devam etmemiştir.
Hele ki bu dizi 8 sezondur devam eden Two and a Half Men dizisi olunca baya cesur bir hareket doğrusu.
Two and a Half Men dizisini Kutcher'li izlemek isteyenler, ama Tv'den tabi.
14 Kasım, saat 20.de Cnbc-e ekranları başında olsunlar
Atasay 75.Yıl Özel Logo Yarışması
Atasay 75 yılına özel, özel bir logo arıyor.
Bunun için, son başvuru tarihi 19 Aralık olan bir yarışma düzenlemiş.
Yarışmanın temel şartlarından, göze çarpan unsur ise 7 ve 5 'in sayı yada rakam olarak kullanma zorunluluğunun olması, 75.yıl özel logosunda.
Yani Atasay bize yeterince malzeme veriyor. Onları güzel ve çekici bir logo haline getirmek, katılacak olan bizlere kalıyor.
Ayrıca yarışmaya online katılma olanağı da mevcut.
Detaylar burda: atasay
Bunun için, son başvuru tarihi 19 Aralık olan bir yarışma düzenlemiş.
Yarışmanın temel şartlarından, göze çarpan unsur ise 7 ve 5 'in sayı yada rakam olarak kullanma zorunluluğunun olması, 75.yıl özel logosunda.
Yani Atasay bize yeterince malzeme veriyor. Onları güzel ve çekici bir logo haline getirmek, katılacak olan bizlere kalıyor.
Ayrıca yarışmaya online katılma olanağı da mevcut.
Detaylar burda: atasay
2 Kasım 2011
Korkularımız
Korku.
İnsanın en güçlü ve eski duygusu diye anılır korku.
Korkarız. İnsanlardan, hayvanlardan, nesnelerden...
Korkarız, terkedilmekten. Terketmekten.
Bağlanmaktan korkarız da yalnız kalmaktan daha ziyade korkarız.
Sessizlik korkulu rüyadır. Seslilik de aşağı kalmaz korkutmaktan.
Aldatılmaktan korkarız. Bunu öğrenmekten daha çok. Ve öğrenilmesinden de korkarız biz.
Karanlıktan korkarken, bir anda çıkan ışıktan da korkarız.
Başarılı olamamaktan korkarken, başarıdan ödü kopanları farkederiz.
Ağlamaktan da korkanımız var, gülmekten de.
Güvenmekten korkanlar ile güvenecek kimseyi bulamamaktan korkanlar, eşitiz bu dünyada.
Konuşmaktan korkmanın yanısıra susmaktan korkanlarımız var.
Güzel olamamak korkusundan öte güzelliğimizi kaybetmekten korkarız. Ve güzelliğimizden korkarız.
Yazmaktan korku duyarız bazen. Kalem titrer, el titrer.
Yazamamaktan korkanlarımız kalkan olur.
Korku, keskin kılıcın şerrinden kaçamaz. Kaybolur.
Dünyanın daha eski duygusuna yenilir, korku...
1 Kasım 2011
Çocuk ve Evlilik
Doğu ile Batının bir önemi yok. İnsan heryerde insan. Çocuk heryerde çocuk.
Çocuk kime denir ki diye sorsak? Çocuk kelimesi, gerekli olgunluğa ulaşmamış, saf kabul edilen, yaptıkları doğal karşılanan kimse olarak tanımlanıyor. Kanun ve mahkemelerde ise çocuk yaşına göre tanımlanıyor. Buna göre 18 yaşına girmemiş kişi, çocuk sayılmakta. Bunun yanı sıra kişi 15 yaşından küçükse ve suç işlemiş ise Çocuk Mahkemesine çıkarılıyor. Cezai ehliyet yaşı ise 12 kabul ediliyor. Evlenme yaşı ülkemizde 17. Ama bu yaş ailenin izniyle aşağı inebiliyor.
Çocuk kime denir ki diye sorsak? Çocuk kelimesi, gerekli olgunluğa ulaşmamış, saf kabul edilen, yaptıkları doğal karşılanan kimse olarak tanımlanıyor. Kanun ve mahkemelerde ise çocuk yaşına göre tanımlanıyor. Buna göre 18 yaşına girmemiş kişi, çocuk sayılmakta. Bunun yanı sıra kişi 15 yaşından küçükse ve suç işlemiş ise Çocuk Mahkemesine çıkarılıyor. Cezai ehliyet yaşı ise 12 kabul ediliyor. Evlenme yaşı ülkemizde 17. Ama bu yaş ailenin izniyle aşağı inebiliyor.
Bütün bunlar kağıtlarda yazan kanun ya da yasalar. Bunları bilmek insanı kültürlü yapar değil mi?
Peki biz kanun ve yasalara uyan, iyi vatandaşlarız değil mi? Evlenme yaşı 17 iken, anne-babaya çocuğunu daha küçük yaşta evlendirebilme hakkı verilmiş. Bu hakkı da bazı kesim anne-babalar kullanmaktan çekinmiyor. Hatta bu durumu abartıyorlar. Çocuk anne – babalar çoğalıyor. Evlilik kurumu tanımından çıkıyor. Anlamını yitiriyor. Ama asıl çocuk, çocukluğunu kaybediyor. Anlamı hiçe sayılıyor. Yok oluyor çocukluk. 18 yaş altı çocuksa, bir çocuğun neden, bir ülkenin temel taşı olan aileyi kurmanın temeli olan evlilik işlemine izin veriliyor. Ülkenin temel taşı temelinden sarsılıyor. Hemde göz göre göre. Sırf anne-babaları izin verdi diye. Bir çocuk saftır, yaptıkları hoş ve doğal karşılanır diyor tanımda. Gerekli olgunluğa ulaşmamış deniyor da, ama evlendirilerek aile kurumunu kurmasına hangi akla hizmetle izin veriliyor anlamıyorum.
İşimize geldiğinde çocuk çocuktur. Ama işimize gelmeyen bir durumda neresi çocuk, kocaman insan deriz. Hep keyfi davranıyoruz. Yasalar, kanunlar 18 yaşına varmamış kişi çocuk diyormuş.
Pehh... Kim takar. Herkes bakar işine, işine geldiği gibi.
Bu zihniyetle çocuklar, aile kurumunu kurar. Devlet de ülkem neden geriliyor, gelişemiyorum diye düşünür. Nedenini hiç anlamaz. Anladığı vakit bu evliliklere izin vermez, fırsat da vermez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Bölüm bilmem kaç. Yeni döneme girdiğimden beridir aksatmadığım tek seri bu oldu. Zira geçen hafta başka yazı yayınlamadım. Neden mi? Koptu...
-
Ben doğum günü yazısı arıyorum. Meğer başlığa direk yazmamışım. O değilde bir senedir yazmamışım bir satır bile. Doğum günü kutlama yerime...
-
Ertelenen Hayaller Küçük bahçeli bir ev. Önünde geniş verandası. Bahçe kapısından verandaya kadar patika yol. Yolun kenarı rengarenk akşam ...