26 Nisan 2021

Durum Modu Gevezelik



Bölüm bilmem kaç. 

Yeni döneme girdiğimden beridir aksatmadığım tek seri bu oldu. Zira geçen hafta başka yazı yayınlamadım. 

Neden mi?

Koptum yine. 

Tam kelime oyunu için birşeyler yazdım. Elimde telefon yerimden kalkacağım. Ekrana bir baktım ki yazdıklarım jet hızında siliniyor. Oraya buraya bastım ama kurtulamadı. Bende devreler yandı. Aklımdakini daha da dökemedim yazıya. Günler geldi geçti. Bak yine pazartesi. 

Gecede kalkamadım sahura. Yatmadan baya bir cips yemiştim. Bari kalkıp bir su içseydim iyiydi. Içim yanıyor şuan. Ve kendimi oruçlu hissetmiyorum kalkmayınca. Bugün ağzıma birşey atmasam iyi. Sanırım ömrümde ilk defa akşamdan oruç tutacağım. Emin değilim ama hatırlamıyorum böyle bir şey. Zaten bu sene sahurda sadece yoğurt ve hurma yiyorum. Ilk gece iki yumurta haşladım ama birini bile zor yedim. Bende vazgeçtim yemiyorum. Açlıkda olmuyor öyle. Hatta bir gün enerjime ben bile hayran kaldım. 

Ama şuan sıfır enerji mevcut. Zira  aklım başka yerlerde. 


  

19 Nisan 2021

Durum Modu Gevezelik

Bugün 19 Nisan.

Günün anlam ve önemi var sayın okuyucu.

Zira bundan 6 sene evvel, 19 Nisan 2015 de, saat 14buçuk sıralarında belediye başkanının sorduğu o mühim soruya, evet demiş bulunduk biz. 

😂😂

Amma uzattım lafı değil mi?

Evlilik yıldönümü de, geç.

Ama olmaz. Çene çalma modundayım şuan. Tam başlığa uygun mod. Yaşasın. 

6 yıl. Kimine çok kimine az bir zaman dilimi. Bana göre biraz çok biraz az gibi geliyor. Şöyle bir düşününce ne çabuk geçmiş. Sanki kısa bir zamanmış gibi. Ama değil. Koca bir 6 yıl geçmiş diyorsun sonra. 

Neler yaşanmadı ki bu yıllar içinde. En başta ve en mühimi de iki çocuk sahibi olduk. Eş durumundan anne babaya terfi oldu bu zaman içinde. Az birşey değil zira bu. Rabbim cümlesini korusun. İsteyene de hayırlısıyla sağlıcakla nasip etsin. 

Şu sıralar kızımla ilgili başım dumanlı. Detaya girmek istemiyorum. O iyi merak etmeyin. Sadece sanırım herhalde galiba benim anneliğimi kendince sorguluyor. Sabrımın sınırları ne kadar, merak ettiği de aşikar ne yazık ki. Geçecek İnşaallah bu günlerde. Sabır lazım bana o kadar. 

Ramazanın ilk haftası bitti bile. Ben ise bu haftayı yine boş geçirdim. 

Turşunun birini açtım ama yiyemedik. Zira bir acılık tat vardı. Sanırım karnabaharın kendisi acı idi. Ona ayrı üzüldüm. Morlahanayı daha açmadım. Bir yanım onunda olmamasından korkuyor galiba. Hep unutuyorum. 

Unutmak demişken, aklıma taktığım bir mevzu varsa unutkanlık oluyor bende. Bildiğin iki saniye öncesini unutuyorum. Kalıyorum öyle, ben ne yapacaktım, niye buraya geldim, niye dolabın kapağını açtım gibi basit ve anlık soruların yanıtı olmuyor. Bazen çabuk hatırlıyorum bazen uzun sürüyor hatırlamak. 

Nette eski kazaklardan yolluk yapılıyordu. Aslında aklımda onlardan kendime uzun ve cepli hırka yapmak da var ama yolluk da yapabilirim. Zira girişteki halı beni deli ediyor. Tam eziyetlik tam. Öyle bir yapısı var ki üzerinde kıl tabakası oluşuyor. Süpürmek bile kafi gelmiyor. Kan ter içinde kalıyorum onu süpürürken. Onu kaldırmak ve bir daha sermemek istiyorum. Parke süpürüp silmek onu temizlemekten kat kat kolay olur. 

Vakaların artmasından, hastalıktan dolayı bayadır anneme de gidemedim. Gittiğim tek yere de gidememek moralimi bozuyor. Ona ayrı üzülüp kafamı takıyorum. Ev kuşu olan ben bile bunaldım. Herkesten uzağa gitmek. Hiçbirşey düşünmeden saatlerce tek başıma kalmak istiyorum. 

Egsersiz yapmayı bırakalı aylar oldu. Hep istiyorum yapmayı ama o gücü bulamıyorum kendimde. Iki hareket yapsam, sanki yorgunluktan gebereceğim ve öylece yığılıp kalacağım olduğum yere. Öyle zor böylesi saçma bir moddayım egsersize karşı. Oysa durum böyle olmayacak biliyorum. Ama yapamıyorum işte. Şu göbekten kurtulacaktım oysa....

Neyse..

Bu düşük mod halinden bahsetmek bile moralimi düşürüyor ne yazık ki. 

En iyisi burda bitirmek.

Sanırım aklımdakileri yazdım. Kalanlar varsa da şansına küssün artık.

....

.....





16 Nisan 2021

Güzel Bir Gün

 


Karı koca, oturmuş konuşuyor. Konuşuyorlar ama karşılıklı değil. Kadın başka birşey anlatıyor. Adam bambaşka birşey. Ama ikisi de kızgın. Ve dahası üzgün de biraz. Günleri güzel geçmemiş belli. 

Kadın, bugün ilk kez katıldığı gün aktivesinde yemekleri beğenilmediği için gelenlere kızmış. Hatta biri neredeyse hiç yememiş. Zira alerjisi varmış. Kadın hatır için yer insan, bir tadına bakar, diye söyleniyor. 

Adam, halı saha maçından geliyor. Yenilmişler. Hâlbuki kendi gol bile atmış. Ama ofsayt diye vermemişler. Baklava yiyememiş. Hakeme kızgın. Ona kırmızı kart vermiş. Hakkım değildi, diye söyleniyor. 

Kapı açılıyor. Takım marşını coşkuyla söyleyerek içeri evin oğlu giriyor. O da maçtan geliyor. Üstü başı toz ve kir içinde. Ama neşesi yerinde. Gözleri parlıyor mutluluktan. 

"Oğlum, bu halin ne? "

"Maç çok çetin geçti anne. Sarı kart gördüm. Az daha kırmızı olacaktı. " 

Baba, bunu sevinçle söyleyen oğluna;

"Sarı kart iyi birşey değil, biliyorsun değil mi oğlum?"

"Biliyorum baba. Ama ilk sarı kartım baba. Çok heyecanlıydı. Birde gol attım.  Tam sevinçten bağıracağım, derken hakem ofsayt dedi biliyor musun?"

"Of oğlum sorma banada aynı oldu. Deli oldum sinirden."

"Golüm ilk kez ofsayt sayılmış baba. Ne deli olması. O sevinç bir anda şaşkınlığa dönüşüyor ya, ne acayip bir duyguymuş. Hakem ofsaytı anlattı. Anlaştık. Bundan sonra ofsayta gol yedirmek yok baba." 

Babasına çak işareti yapıyor. Baba şaşkın şaşkın karşılık veriyor. Çocuk annesine dönüp;

"Anne bugün takımda hiç cevizli baklava yiyemeyen bir çocuk vardı. Alerjisi varmış. Ama meğer takım kaptanı biliyormuş da ona fıstıklı yaptırmış. Bende ilk kez fıstıklı baklava yedim. Cevizli gibi değil ama güzeldi. Çocuğa tadına baksan az olmaz mı dedim. Alerjisi yüzünden yüzü kızarıp şişiyormuş. Çok dikkat etmesi lazımmış. Insanın alerjisi olması ne kötü değil mi anne? Iyiki alerjim yok hiçbirşeye. Sonra insanlara hep dert anlatmak zor olurdu değil mi? Çoğu da anlamaz, birşey olmaz der  dururdu. Takımda bir çocuk ısrar edecek oldu da kaptan ona durumu anlattı. Sonra hep birlikte baklavayı yedik. "

"Kazandınız yani aferin oğlum. "

"Yoo baba kaybettik biz. Ama baklava bu hepbirlik yenir, ki tadı gelsin. Damağında tatlı bir hoşluk bıraksın."

Karı koca birbirlerine bakıp öylece kalıyor. 

Çocuk marşını tekrar coşkuyla söyleyerek banyoya doğru gidiyor.

....

......

..........




12 Nisan 2021

Durum Modu Gevezelik

Pazartesi muhabbeti var de mi...

Ama moralim hiç yok benim bugün. Aslında birkaç gündür. Sebebi birçok şey aslında ama sadece bir şey. 

Anlatmak istesem de vazgeçtim. 

Birazda rahatsızım aslında. Cuma ve cumartesi boğazım acıyordu. Dün öksürük başladı. Kuru öksürük. Bugün sabah yine var gibiydi ama geçti o da. Böyle bakınca korona gibi duruyor. Ama hep evdeydim. Perşembe pazara gittim. Ki gidip gelirken ayaklarımdan acayip üşüdüm. Gelince de birşey yapmadım. Sabahında boğazım acıyordu zaten. Üşüttüm mü boğazım acır direk. Oğlumda aynı. Zaten kötü ne huyum varsa almış. Kız desen ayrı âlem. O kadar zıtlar ki. Geçen onlara bakıp zıtlıklarını düşündüm. Nasıl kardeş bunlar ya, demedim değil  :))

Günlerim iyi ve verimli değildi bu hafta. Sinirli ve hastalıklı geçti. Bu hafta yine ve hatta şuan canım yine içli köfte istiyor. Dolaptan çıkarıp pişirmek istiyorum. Ama o tadı aklıma geliyor. Vazgeçiyorum. Git gellerdeyim anlayacağınız üzre. Bakalım akşama var daha. Ama bu bezgin ruh halimle kesin yapmam ya neyse...

Sinirli iken, önceden sinirimi bozan insanı gördüğümde, herşeyi beni rahatsız ediyor. Yaptıkları söyledikleri geliyor aklıma herhalde. Bugün meselâ, blogları dolaşırken, böyle sinir olduğum birinin yorumu beni acayip sinir etti. Hatta cevap vereyim dedimde yapmadım. Neyseki öfkemle hareket eden bir insan değilim. 

Aslında öfkeli yada sinirli bir insanda değilimdir. Yani çabuk sinir olan o tiplerden değilim. Yorgunsam  daha çabuk sinir olurum. Yakın olduğum kişilere daha çok sinirlenirim. Ve bunları şimdi niye anlatıyorum bilmiyorum. 

Bazen kimsenin beni anlamadığını düşünüyorum. Herkesin ...

Neyse burda bitirelim. 

.....

Hayırlı Ramazanlar olsun Inşaallah. 

Rabbim şükür kavuşturdu. Güzel günlere vesile olsun Inşaallah. 

....

......


8 Nisan 2021

Kelime Oyunu 19


 Ertelenen Hayaller


Küçük bahçeli bir ev. Önünde geniş verandası. Bahçe kapısından verandaya kadar patika yol. Yolun kenarı rengarenk akşam sefaları ile âdeta çit gibi kapatılmış. Bahçenin kenarında  sıralı  beyaz zakkumlar. Evin bir yanında kocaman bir erik ağacı. Yana uzanan kalınca dalında bir salıncak. Az berisinde oturaklar. Yazın sıcağında hararet basınca gidilecek bir liman. 

Diğer yanında sırasıyla biber, patlıcan ve mısır. Veradanın bir kenarında boylu boyunca çilekler. Kapıda kapaklardan yapılmış el emeği sineklik.

Içeride oturmuş 30 senelik evli, Hikmet bey ve Nimet hanım. Televizyonda eski sahil güvenlik dizisini izliyorlar. 

"Size yine hararet bastı herhalde Nimet hanım. İç çekip duruyorsunuz belli bir süredir. "

"Şu kumsalın güzelliği. Denizin çekiciliği. Özledim ben o kokuyu Hikmet bey."

"Şimdi David dururken kuma denize çekici demekte ayıp olmasın Nimet hanım. "

"Asıl sizin yanınızda Davide çekici demek size ayıp etmek olur Hikmet bey. "

Öper karısının mis kokulu saçlarından. 

"Özledin biliyorum. En az o haylaz torunlarını özlediğin kadar özledin denizi. Diziyi açtığın ilk an anladım ben. Ama elden de birşey gelmiyor Nimet hanım. Bu korona illeti bitmeden denize de torunlara da olan hasret bitmez."

"Bari torunlar geleydi Hikmet bey. Onların hasreti bitseydi. Aşı olduk işte. Niye gelmezler ki hâlâ. "

"Eee... ikisini de doktor eden biziz Nimet hanım. Bilemedik böylesi günlerin geleceğini... Aşı olduk olmasına da tehlike bitmedi ki ... bulaştırma riskimiz var hâlâ... Sen hele şu erikler gibi dallarında heba olmadan çilekleri toplada reçel yap olmaz mı?"

"Dizi bitsin de."

"Kapama kendini dört duvara. Çık bahçeye. Dua edelim de böylesi evimiz varmış. Apartman dairesinde oturuyor olsa idik geçmezdi şu günler geçmez..."

"Eline emeğine sağlık. Minik bir orman oldu sanki bahçe Hikmet bey. "

"Seninde eline emeğine sağlık Nimet hanım. O bahçeyi güzel eden sensin. "

"Sen ve o tatlı dilin. Hayat sensiz pek tatsız olur Hikmet bey. Sakın beni tatsız tutsuz eyleme şu dünyada. "

"Sende beni Nimet hanım sende beni... "

Yerinden kalkar ve eline bir leğen alıp verandaya çıkar Hikmet bey. Peşine de Nimet hanım çıkar. 



....

......

........


5 Nisan 2021

Durum Modu: Gevezelik

Kaldık bu saate. Ama geldim. 

Cumadan beri dolma sarıyorum. Devamlı olmasa da sarıyorum yani. Bugün bitti şükür. Dolabta yer açmak için çıkardım. Bayada varmış. Cuma yemeğe pişirdim. Buzu çözüldü geri koymayayım dedim. Ara ara sardım. Bugün bitti. Pişirmeden koyacaktım. Sonra dedim kendime, geri koymamak için uğraştın. Tencereye alıp pişirdim bende. Cumadan kalanları da koydum. Üç kap dolma hazır. Oh mis. Ramazana arada yeriz afiyetle İnşaallah. 

Yapmaya üşenip hazır yapılmışını alayım dedim. Pişman oldum. Ne mi? Içli köfte. Yapmayı beceremiyorum diye almak iyi fikirmiş gibi gelmişti ama damak tadı farklı oluyor işte. Yapan yabancı değil. Ama benim yaptığımın şekli bozuk olsada tadı daha lezzetli imiş. Bir kere ilk tuzsuz geldi. Ki çok tuzlu yemeyiz de biz. Birde kıyma kokusu geldi. Soğanı vardı ama kıymanın o çiğ kokusu gitmemiş. Baharat yoktu ondan herhalde. Bilmiyorum. Maydanoz da yoktu. Ben yemeklere, pulbiber, karabiber ve kimyon üçlüsünü illâ koyarım. Çocukların yediği yemeğe kararınca. Sadece bizim yediklerimize de bolca koyarım. Damak tadım alışmış galiba. Halbuki gece rüyalarıma girmişti. Pişirdim pişirdim durdum rüyamda içli köfteleri. O derece hayaller içindeydim ben yiyeye kadar. Düşünün artık nasıl hayal kırıklığı yaşadığımı.  :(

Kırkayak paniğinden beridir evde kırkayak görmemiştim. Geçen gece çocuk kucağımda, mutfakta denk geldim. Işığı açınca kaçacak yer aradı. Gitti bulaşık makinesinin altına. Sonra gelde uyu. Huylandım. Sanki evin her yerinde onlar var. Fır fır dolanıyorlar karanlıkta. Iyykkk...

Başka neler var bakalım.... hımmmm...

Okula ara verdik. Oğlumunda canına minnet. Sormuyor bile artık okulu. Şimdi gidiyoruz desem kesin yine gitmem diye ağlar. 

Turşu kurdum bu zamanda. Karnabahar ve mor lahana. Karnabahar ile seviyeli olan ilişkimiz bu sayede sevgi yumağı oldu diyebilirim. Turşusunda o tadı hiç yok. Biz sevdik turşu halini. Deneyin belki sizde seversiniz. Mor ise eşimin isteği. O da güzel oluyor. Sert ve kütürlüğü gitmiyor.

Şimdilik bu kadar. 

Yayınlayayım da pazartesi bitmeden 🤣

....



1 Nisan 2021

Kelime Oyunu 18

 


Minik Güneş 'in Duası 


Güneş, 5  yaşında, sapsarı saçları, bal rengi gözleri olan, akıllı mı akıllı bir kızdı. Ama bu günlerde biraz üzgündü. Annesi hastaydı. Ve yanına gidip ona sarılamıyordu. Yanına yaklaşmayı bırakın da odaya girmesine bile izin yoktu. Evde babası da maskeyle dolaşıyordu.  Oysa Güneş annesini çok özledi. Bu soğuk günlerde annesinin koynunda hem ısınmak hem mutlu mutlu uyumak istiyordu. 

Geçen gün dedesi geldi. Babası ona niye geldin diye kızdı hatta. İnsan babasına kızar mıydı hiç diye düşündü. Kızardı elbet dedi. O da bazen babasına kızardı ama belli etmezdi pek. Sonra zamanla geçerdi kızgınlığı. Gider öperdi babasını. Babası da şaşırırdı bu öpücüğe. 

Dedesi geldiğinde annesinin hastalığının sebebinin Güneş olduğunu söyledi. Babası ona olmaz dese de dedesi ısrarla sebebinin Güneş olduğunu söyledi durdu. Güneşin  çocuk olarak taşıyıcı olduğunu, virüsü eve taşıdığını söyledi. Güneş bunları duyunca o bal rengi gözlerinden boncuk boncuk yaşlar döküldü. Annesini cidden o mu hasta etmişti yoksa? Yoksa Güneş artık herkesi hasta eden ucube bir yaratık mı olmuştu ki? Bunları düşünüp ağlarken babası gelip onu teselli etti. Ona sevdiği çikolatadan verdi mutlu olsun diye. Güneşte o an herşeyi unuttu. Çikolatasını yemeye başladı. 

Günler geçtikçe Güneş annesini daha çok özlemeye başladı. Kimsede gelmiyordu. Gelen olsa babası kapıdan içeri sokmuyordu. Kendi işe gitmiyor Güneşi de okula göndermiyordu. Ne sıkıcı günlerdi. Arada dedesinin lafı aklına geliyor yine üzülüyordu. Yaratık olma hissi onu korkutuyordu. Annesine arada odanın kapısından bakıyordu açık bulursa. Sonra annesinin ona öğrettiği bir şey aklına geldi. Mutluluktan yüzü gözü ışıldadı. Ama annesinin yanına girmesi lazımdı. Bu nasıl bunca zaman aklına gelmemişti ki. 

Akşam olunca sessizce yatağından kalktı. Minik ayaklarıyla minik minik adımlar atarak babasını kontröl etti. Bilgisayar başında oturuyordu. Hemen kalkmazdı. Sevindi. Yine sessizce annesinin yattığı odanın kapısına geldi. Tüm cesaretini toplayıp, son defa etrafa bakıp içeri girdi. Annesinin baş ucuna geçti. Güzel yüzlü annesi uyuyordu. Usulca eliyle yanaklarına dokundu. Elini tuttu iki eliyle. Sonra başladı annesinin ona öğrettiği duayı okumaya.

"Allah'ım sen bu minik kulunun duasını kabul edersin. Annemi iyileştir. Ona şifa ver. "

Artık uykudan gözleri kapanana kadar tekrar etti duasını. Isterdi ki burada annesinin yanında uyusun. Ama yarın uyurdu. Çünkü annesi iyileşirdi artık. Odasına gitti. Mutlu bir şekilde derin bir uykuya daldı. 

Sabah yanağında bir  öpücük hissetti. Zar zor gözlerini açmaya çalıştı. Başını döndürdü. Uykudan mahmur gözleri birden kendine geldi. Karşısında annesi vardı. 

"Annem.. canım annem.. "

Diyerek atıldı annesinin kollarına. Anneside ona sarıldı büyük bir özlemle. Uzunca  zaman öylece kaldılar. Doyamadılar birbirlerine. 

"Biliyordum iyi olacağını biliyordum. Tüm gece dua ettim öğrettiğin gibi."

Bal rengi gözleri ile sevinçle bakıyordu annesine Güneş. 

"Adı gibi güneş renkli sıcak kanlı kızım benim."

Tekrar sarıldı annesine. Öptü öptü kokladı. 

......

....



30 Mart 2021

Z.U.nun Doğum Hikayesi

30 Mart 2018. 

Doktor kontrolüm var. Ve ben artık doğurmak istiyorum. Sancım ve ağrılarım çok oluyor çünkü. 39.haftaya günler var sadece. Yani 38 bitmiş 39dayım. Zaten sezeryanda 39 bekleniyor. 

Saat 3 gibi hastaneye geldik. Doktor önce nts istedi. Benim sonuçlar bu şekilde. Anneler görünce anlar durumu.

Sonra bana haftaya çarşamba gel dedi doğum için. Ben dedimki bugün olmaz mı ben hazırım. Biz hazırız. Eşyalarla gelmişiz tam takım. 

Yemek yemediğimi söylüyorum ama bir elma yedim diyorum. Evet açlığa dayanamamıştım artık napıyım. Anestesi uzmanı neyseki sorun olmaz dedi de biz doğum için hastaneye kayıt yaptırmaya başladık. 17.30da ameliyata alındım. 6ya 10 kala kızım dünyaya geldi. Ama ilkten ağlamadı. O süre öyle uzun geldi ki bana. Biliyorum, belden aşağı anestesi verildi. Bekliyorum ki çocuğumun sesini duyayım. Ve duydum. Ağlamaya başladı. Rahatladım. 

Yanıma getirdiler minik kızımı. O an çok sessizdi ama sonrasında çok ağladı. Gazdan çok çekti. Çok uykusuz kaldı. Uykusuz bıraktı. Aç bıraktı. Ama hepsi geçti çok şükür. 

Yerinde durmayan, cimcime bir kız oldu başıma. Ya yerde idi ya yukarda. Evdeki düzeni alt üst etti. Hâlâ da belli süre sesi çıkmasın hemen peşine giderim ne işler karıştırıyor diye. 

Merhametli koca yürekli kızım, iyiki doğmuşsun.

Rabbim ömrün boyunca sağlık mutluluk ve başarılar nasip etsin Inşaallah. 


🥰🥰🥰


29 Mart 2021

Bonibon Makinesi

Pazartesi gevezeliği yapalım önce de mi ama. :))

Geçen hafta çocuğun okulunda başka sınıfta corona çıkmış. Bizim sınıfta da hasta uşaklar varmış. Bizde çocuğu göndermeme kararı aldık. Şükür bir hastalık belirtisi de olmadı. Tabi benimki okula gitmiyorum diye sevindi. Sabahta gideceğim diye üzülmedi değil hani :)))

Pazar günü mutfakta karınca yuvası aradık eşimle. Bulaşık makinesiyle buzdolabının arkalarına baktık ama yoktu. Bence fırına yakın  yerde yuvaları. Zira fırına bile girmişlikleri var. 

Temizlikte çıktı aradan. Sonra yıllardır tezgahın üstünde olan çöp kovasını da tekrar yere indirdim. Karıncalar onada gelip duruyordu zaten tezgahta. Iyi oldu. Tezgahta açıldı. Bende baktıkça açılıyorum valla 😁

Sonra börek yapmaya koyuldum. Içi için soğan doğrarken sağ orta parmak hafif kesildi. Ilkten kanamadı. Hamura el atmadan kontrol edeyim dedim bastırınca kanamaya başladı. Eldivende yok. Mecbur sol elle yoğurdum. Solak olmanın avantajı bu işte  :)))

Sabahta çatalı tutamadım acıyordu değince. Canım kıymetli biraz :))

Dün birde oğlumun günlerdir istediği bonibon, onun deyimiyle bonbon, makinesi yapmaya koyuldum. Akşam bitmişti ama çocuğun istediği gibi olmamıştı. Sabah okuldan dönünce bu hale getirdim. Beğendi. Istediği gibi delikten bonibonlar dökülüyor. 


 Öndeki kırmızı çubuğu çekince alttan bonibonlar dökülüyor. 

Malzemeler ise şöyle efenim. 🤣 çok iş becerdim ya tarif vereyim birde. Eksik olmasın. 

1buçuk litrelik boş su şişesi. Boş şeker kutusu ve bir adet dondurma çubuğu. 

Boş şeker kutusunun altını deldim. Bonibon geçecek kadar. Dondurma çubuğu ile açma kapama mekanizması oluşturdum. Altına da su şişesinin alt kısmından yer yaptım. Kaydırak gibi. Bonibon kayıp geliyor bu sayede efenim. 

Üstünü de eva ile kapladım. Nette gördüğü kırmızı idi. Bende kırmızı yaptım. 

Bizden bu kadar. 

🌷



....


27 Mart 2021

Gülmeyi Bilen Gözler 3

Bölüm 2 



Arabanın içinde Iraz ve eşi sessizce oturuyordu. Fırtına öncesi sessizlikti âdeta. Eşi Irazın yüzüne bakıp:

"Iraz, konuş benimle. Bağır çağır. Ama konuş. Susma böyle. "

Iraz yalancı bir gülümse ile:

"Bağırıp çağırayım öyle mi... Ne değişecek peki ben bağırınca. O kadın ben bağırınca  ayağa kalkacak mı?! .. hııı... söyle bana. Kalkacak mı ayağa? "

Sustu. Göz yaşları dökülmeye başladı gözlerinden. Parmağındaki yüzüğü ileri geri oynatarak konuşmasını sürdürdü. 

"Senin yüzündenmiş. Senin...."

"Bilmiyordum. Bilerek mi yaptım sanki. "

"Senin yüzündenmiş.... "

Yüzüğü çıkardı Iraz. Eşine uzattı. 

"Sen benim sevdiğim adam değilsin. Ben senin gibi bir adamla evli olmak istemiyorum. "

Evlerinin önünde onlara bakan küçük Irazı farketti. 

"O kızın yüzüne nasıl bakarım şimdi. Bile bile.. "

"Benim bir suçum yok ki Iraz. Ben gördüğümde gayet sağlıklı idi. Hem benimle..."

"Yeter!!!.. Sus dinlemek istemiyorum. Bitti anladın mı bitti. "

Yüzüğü eşinin yüzüne fırlattı. Arabadan indi. 

"Iraz dur. Doğacak çocuğumuzu da düşün. Beni ondan mahr...."

Fren sesi tüm sesleri susturdu birkaç saniye için. 

"Iraz.... !!!!!"

"Öğretmenim!!!... "

........

1 ay sonra. 

Küçük Iraz ve babası kapıda bekliyorlardı. Öğretmen Irazın avukatı,  eşinden bir mektup getirmişti. Avukat mektubu sesli olarak okudu.

"Sevgili Iraz. Herşey için üzgün olduğumu söylemem sanırım boş bir laf olacak. Seni çok seviyorum bunu bil. Ama sen beni görmek bile istemiyorsun. O halde istediğin olsun. Bende boşanmak istiyorum. Avukatıma tam vekâlet verdim. Bu şekilde olsun istemezdim. Sana şifa diliyorum. "

Odadaki herkes gizlice gözyaşlarını silmeye çalışırken, avukat öksürüp,

"Ne diyeceğimi bilemedim. Iraz hanım iyi misiniz?"

Iraz yattığı yerden başını sallayarak iyi olduğunun yanıtını verdi. 

Odaya giren hemşire ve bakıcılar sedyeyi hazırladılar. Iraz bugün hastaneden çıkıyordu artık. Geçirdiği kazadan sonra uzun süre yoğun bakımda kaldı. Günler önce uyandı. Yatağa mahkûm kaldığını, sadece başını oynatabildigini öğrendi. Eşi ise Iraz onunla konuşmadığı için o günden sonra bir daha gelmedi. Öğretmen Irazı, öğrencisi Iraz ve babası kendi evlerine götürmek için gelmişti. 

........

.......



Son.

.....



23 Mart 2021

Kelime Oyunu 17

Düğün Havası 


Minik Efrin çok heyecanlıydı bugün. Mahallede yine düğün vardı. Düğünleri çok severdi. Göbek atmayı da çok severdi Efrin. Hele ki düğün başlamadan pamuk şekeri satmaya gelen Hori ablasını pamuk şekerden daha çok severdi. Hori ablası düğünden evvel onlara mini konser verirdi şekerlerini hazırlarken. Efrin büyülenmiş şekilde dinlerdi her seferinde onu. Bazen düğün sahibi olanlar Horiyi kınada şarkı söylesin diye çağırırdı. Efrin atılırdı hemen gelir diye. Horide kırmazdı kimseyi. Önce ağlatır sonra herkesi coştururdu söylediği şarkı ve türkülerle. 

Efrinin düğünlere dair sevdiği şeylerden biride dağıtılan nikah şekerleri idi. Ama onları yemezdi. Büyükçe bir kutu edinmiş, onu güzelce süslemişti. Gittiği her düğünden aldığı nikah şekerlerini bu kutuda toplardı. Mahallede çok düğün olurdu. Efrinlerde hepsine giderdi. Hatta bir kere üç düğüne gitmişlerdi bir günde. Biri öğlen diğer ikisi akşam olmuştu. Öyle denk gelmiş demişti annesi. Aileler uygun günü hep o gün bulmuşlar. O gün Efrin çok yorulduğunu iyi hatırlıyordu ama çok da güzel eğlenmişti. 

Bugün olacak düğün nerede olacaktı acaba diye düşünüyordu. Hori ablası da gelirdi. 

Giyinmiş süslenmiş düğün saatini bekliyordu Efrin. Kulağına hiç müzik sesi gelmiyordu. Hâlbuki bundan önceki tüm düğünlerde mahallede sesten yer yerinden oynardı. 

Annesi babası da çıkınca daha mutlu oldu Efrin. Babası arabayı çalıştırdı. Neden düğüne araba ile gidiyorlardı ki? Annesine sorunca düğün yeri uzak dedi. Ondan ses gelmiyordu demek, diye düşündü. 

Mahalleden çıkmışlardı ama hâlâ gidiyorlardı. Sonra kocaman bir binanın önünde durdu babası. Indiler arabadan. Efrin, şaşkınlıkla bakıyordu. Buraya neden gelmişlerdi? Annesi buranın düğün salonu olduğunu, düğünün burada olacağını söyledi. Efrin iyice şaşırdı. Onun gittiği tüm düğünler sokakta olmuştu. Salonda düğün olur muydu hiç. İçeri girdiler. Her yerde masalar ve sandalyeler vardı. Millet nerede oyun oynayacaktı? Efrin bu salon işini hiç sevmedi. Etraftaki bissürü ışıktan, tıkış tıkış masa ve sandalyelerden çok rahatsız olmuştu. Yukarı bakınca yıldızları bile göremiyordu. Hori ablasını aradı gözleri. Ama oda yoktu. Hepten üzüldü. Bari iki göbek atıp mutlu olayım dedi ama müzikler bile oynamasına izin vermiyordu. Adamın biri sarı bir alet çalıyordu. Annesi onun saksafon olduğunu söyledi. Damat orkestrada saksafon çalıyormuş. Düğününde de çalmak istemiş. Babasına kalsa çalgıyı bedavaya getirmekti. Efrine göre ise can sıkıcıydı. Ilk kez saksafon görmüştü. Ama sevmedi. Hori ablası olsa belki şarkı söylerdi çalarken. O zaman severdi. 

Sonra baktı ki nikah şekerleri dağıtılıyor. Hemen koştu. Bari şeker alayım da kutuma koyarım diye sevindi. Ama o da ne? Bu dağıtılan minicik bir saksıda kaktüs çiçeği idi. Şaşkın gözlerle kadının elindeki kaktüse bakarken, kadın, bunu annene ver de eline dikeni batmasın, diyordu.

Efrin, boynu  bükük, boğazında düğüm olmuş hıçkırığı ile elinde küçük kaktüs annesine koştu. 

.....

........

...........


22 Mart 2021

Yeni Döneme Merhaba

Hadi bir besmele çekip yeni düzende tekrar merhaba diyelim. 

Aklımda oluşan bir düzen henüz yok ama karar verdim.  Bu şekilde yapacağım. 

Yazıları akşamdan  yayınlarım. Zira gündüz elimde telefon çok durunca kızımın canı çekiyor istiyor. :)

Şuan yukardalar. Okuldan geldik. Yoruldum. Daha evi sileceğim. Gitmeden evvel süpürdüm. Silerdim de kızı önden parka götürdüm hava iyiyken. Oğlan istemiyor park nedense. O yüzden onu almaya gitmeden kızı götürüyorum. 

Temayı da değiştiriyorum olursa artık. Bakacağız. 

Yorumlara cevap kısmına da geri dönüşler yapacağım. 

Bugün böyle konuşma gevezelik günü olsun hakikaten. Arada ağaç ev sohbetleri için de yazarım. Kelime oyunu var. Birde kendimce yazdığım öykülere yer veririm bir gün seçip. Aslında cumartesi günü hikayem vardı. Bu hafta yazamadım. Yarım kaldı onu bitireyim bu hafta. Çok da abartıp hergün birşey yazmayacağım. Yazamam da zaten. Üç gün konu yayınlasam kafi bence. Pazartesi tamam. Bağımsız gün ilan ettik. 

Çarşamba kelime oyunu var. Devam ettiği kadar.

Aaa cumartesi günü de hikaye günü oldu bak. Düzen yok derken oldu bile. 

Hadi bakalım. 

Hepbirlik hayrını görelim İnşaallah. 

🌷😍





Tema bunu düşündüm yapabilirsem eğer.


 

21 Mart 2021

Haftanın Raporu Diyelim

 Şuan bilgisayar başında yazıyorum ama aslında yazmaya çalışıyorum. Zira telefonun klavyesine öyle alışmış, bu klavyeyi neredeyse unutmuşum. Misal noktadan sonra kendiliğinden büyük harf gelmiyor. Ne büyük kayıp. :)

Ya diğer harflere ne demeli peki ? ı, ü gibi harfleri gözüm resmen yok sayıyor. Zira diğer harfleri onlardan daha kolay bulduğumu farkettim. Bu durum iyi mi kötü mü kestiremiyorum. Sizce ? :)) 

Blogumla ilgili yenilik yapmak istiyorum ama yapamıyorum. Yani zihnimdekileri hayata geçirmeye sanırım üşeniyorum. Neden mi....

Blogda bir düzen olsun istiyorum. Misal pazartesi gevezelik günü olsun. Salı öykü günü. O tarz bir rutin oluşturmak gayesi içinde olsam da yapamıyorum. Galiba gerçek olamayacağını hissediyorum. Tutturamayacağım hedefi. O yüzden baştan pes ediyorum resmen. 

Yorum olayı da ayrı mevzu zaten. İnanır mısınız alıştım bu duruma. Kafam rahat resmen. Millet o yüzden yapıyormuş bunu. Ama bazen öyle yorumlar oluyor ki, cevap vermek istiyorum. Yani konuşmak babında. Çünkü bence yorumlarla konuşuyoruz. Diyalog yolumuz bu bizim. Ama işte birileri seninle konuşmak sana derdini anlatmak yerine başkasına anlatınca ip kopuyor. Evet hala ordayım ben. Unutmadım. Hatta konu ile ilgili ayrıntılı bir konu bile yazmak istiyorum. O derece içimde hala.

Neyse...

Salı sütçü geliyor süt alıyorum. Okula başladığımızdan beri kapıda yakalıyorum adamı. B u hafta ya gelmedi ya kaçırdık. Başka yerden aldım süt ama iyi değil. Sütü yoğurt yapıyorum. Bayadır ev yoğurdu yiyoruz. Hatta sert kıvamlı yoğurt yapmaya başladım desem yalan olmaz. 

Birde ne yapıyorum biliyor musunuz? Çıkan suyunu pipetle içiyorum tencereden. Nefes vermeden tabi. Direk içime çekiyorum. Yoğurda birşey olmuyor. Hoş gelen giden olsa yapmam. Aile içinde yediğmiz için yapıyorum. Sonuçta yoğurt süzme yoğurt gibi taş gibi oluyor. :))

Yağmurlu bir haftada okula çocuk götürmek de sıkıntı oluyor. Birde yanında bonus bir çocuk daha olunca daha sıkıntı. Geçenki yağmurda ayakkabısı su aldı okula gidenin. Dedim okulda çıkar, çıkarken tekrar giyersin. İyiki öyle yapmış. Zira ayakkabılar baya ıslak imiş. Bot aldık ama henüz kargo gelmedi. Yarın sabahtan yağmur yağmasa bari.

Artık okula gitmem demeden gidiyor. Alıştı. Gelince ne yaptın diye de sormuyorum.  Kendi bazen birden anlatmaya başlıyor. Hoşuma gidiyor. :)

Küçüğüde bende gideceğim diye ağlamıyor artık. O da alıştı.

Bende sanırım bu kadar uzun yazınca klavyeye alıştım. Daha hızlı yazmaya ve harflere dikkat etmeye görmeye başladım. :)) ah birde yukarı tuşu ile harfleri büyütmek için bastığım tuş yan yana olmasa imiş süper olacakmış. Yanlışlıkla ona basıyorum. Bakıyorum ki yazdığım harf nerde, yok .. :)) işte burda o delice gülen ifade iyi giderdi. Evet ya ben telefondan yazmaya iyi alışmışım. 

Haftanın raporu dedik de genel birşey oldu bu. 

Sizin fikirleri bekliyorum. 

Dahası önemsiyorum. 

;)






20 Mart 2021

Kelime Oyunu 16

 Güven.


Günlerdir evde oturmaktan artık çok sıkılır. Yıllardır çalıştığı şirket dara düşer aylar evvel. Patrona durumu sorduğunda, eleman azaltmaya gideceğini ama gidecekler listesinde kendi adının kesinlikle ve kat-iyetle olmadığını söyler. Buna rağmen  ilk işten çıkarılanlar arasında olur. Sebep olarak da maaşı gösterilir. Komik gelmiştir o an. Hâlen aklına geldikçe güler. Ne ikiyüzlü insanlar var diye.

Yine evde sıkıntıdan patlamak üzere iken bir yazı görür nette. Blog yazın rahatlayın diye yazıyordur yazıda. 

Neden olmasın diye kendine bir blog açmaya karar verir. Ilkokuldan beridir hep kullandığı bir rumuzu vardır. Hemen onu yazar ama daha önce kullanılmıştır uyarısı çıkar karşısına. Şaşırır buna. Ilk kez kendinden başka biri üstelik blog açarken bu rumuzu kullanmıştır. Merak edip o blogu aratmaya karar verir. Bulur hemen. Açar blogu. Şaşkınlığı daha da artar. Zira blogda yer alan fotoğraflar ona çok tanıdık gelmiştir. Evet evet, fotoğraflarda gördüğü eşyalar, ev, onun evi onun eşyasıdır. Blog sahibinin adına tıklar ki ne görsün. Yıllardır  arkadaşı olan Guru. Evet o. Profil resmini o çekmiştir hatta.

Kafası karışır. Binlerce düşünce dolar beynine.  Bir yandan da yazılarını okumaya çalışır hızlıca. Okudukça neye uğradığını ne düşüneceğini bilemez hale gelir.

Guru, onun evini kendi evi gibi paylaşmıştır. Onun aldığı eşyaları kendinin gibi anlatmıştır blogda. Okuduğu neredeyse herşey onundur ama o yazmamıştır. Bir gölge gibi yaşadığı hayata baktığını hisseder. Oysa gölge değil gerçektir. Yoksa bilmediği gölgesine mi bakıyor?! 

Guru kendi hayatı dururken neden onun hayatını kendi hayatı gibi yazmıştır. Sebep düşünür. Kıskançlık mı yoksa cesaret mi ? Ona göre tüm bunlar cesaret ister. Aciz bir cesaretlik örneği üstelik. 

Tam kapatacakken karasevda isimli yazıyı açmaya karar verir. Gördüğü şey ise tüm herşeyi geride bırakır. Yazıdaki fotoğrafta eşi ile Guru var. Altında ise karasevdam yazmaktadır. O an tüm kanı çekilmiş gibi hisseder. 

"Seviyorum ama evli napalım bizimkide böyle kavuşma hayaliyle karasevdaya döndü. "

Bu yaşadığı gerçek midir yoksa bir kabusun içinde midir... tüm bu gördükleri okudukları gerçek olmamalı. Olmamalıydı. Guru onun en yakın arkadaşıydı. Sırdaşıydı. Kardeşim dediği, ailem gibi oldun dediği insandı. O Guru idi. Tüm bunları o yazmış olamazdı. Olmamalıydı. 

Bir insan bu kadar zıt olamazdı. Nedendi bu çaba. Evet neden ondan bu kadar uzakken neden bu kadar yakın olmak için çaba sarf etmişti ki... 

Elleri titrerken, ayaklarında güç yok gibiydi. Oturduğu yerden kalkmaya çalışırken düşmemek için son anda tutabildi masayı. Işte tam o an yaşlar süzülmeye başlar gözlerinden. Herşeyin gerçekliği, düşmemek için tutunmaya çalışırken vurur yüzüne. Acı duyar bedeninin her noktasında. 

Derken bir titreşim sesi ile Gurunun sesi duyulur evin duvarlarında. 

"Zilfi.. Zilfi... Ben Gurun ... hadi bekletme. .."

Titreyen eliyle zar zor kapatmayı başarır telefonu. Birden gülmeye başlar. Bu melodiyi ilk eşine yüklediği düşer aklına. Sonra kıskanma sanada yüklerim diye onada yüklediği. 

"Zilfi... zilfi..."

Telefonu aldığı gibi duvara fırlatır. 

" sus Allah'ın cezası sus!!!.... " 

Tüm bedeni, öfkeden gelen bir güçle sanki yeniden doğar. 

Bilgisayardaki eşi ve gurunun resmine bakıp onuda yere atar. Masadaki herşeyi savurur. 

Içindeki öfke öyle büyür ki bir anda, şuan karşısında olsa napar kimbilir.

Kapı çalar o an. Gözündeki yaşı silmeye çalışırken,

"Zilfi... Zilfi evde misin canım? Telefonun kapandı  birden...."

.....

........





16 Mart 2021

Durum Modu - Diş Çekildi

Edit: 

Hadi gelin hepbirlikte gülelim 🤣🤣

Neden mi efenim. Zira doktor yanlış dişimi çekmiş. 

Evet evet, yanlış dişimi çekmiş. Ama çürük dişti. Aklımda onuda çektirmek vardı da ne bilim şimdi kök diş çektirmeye gidip başka diş çektirmek de komik oldu. 🤣

Birde dedimki aşağıda adam pek kolay çekti  🤣🤣🤣


....

Az önce geldik.

Iki iğne vurdu da bana mısın demedi çene. Tam uyuşmadı nedense. Çekerken bu yüzden canım az acıdı. Ama adam iyiymiş çekti aldı sadece ucu görünen dişi tek seferde. 

Diğeri on gün sonra. 

Akşam yediye kadar yemek içmek yasak. Sonraki iki gün sıcak yemek yasak.

Hala uyuşukluk var. Ağrı yok. Geçince olur mu bilmem. Olmaz İnşaallah. 

Diğer konuda bahsi geçenlere, aklımda kalanlara cevap vereyim. 

Özele gittik. Devlette randevu almak zor malum.

Doktoru eşim çok iyi tanıyor. Güvenimiz tam. 

Iyi dilekleriniz için çok çok teşekkür ederim. 

Eksik olmayın. 

Sağlıcakla kalın. 

🌷




14 Mart 2021

Durum Modu - Diş Sağlığı

Sağlık dedim amma sağlıklı olma yolunda bir adım atmak lazımmış. 

Yirmilik dişlerim 37 yaşında çıkınca başıma dert oldu. Çıkarlarken bile tüm yüzüm ağrımıştı. Ki o zaman dişten haberim yok tabi. Bu yüz kemiklerim neden ağrıyor diye epey kafa yormuştum ama diş çıkarmak aklıma gelmemişti. Hemde sağlı sollu geldiler peşi sıra. 

Sol taraf gecen haftalarda bir acıma yaptı. Baktım kızarmış yanak tarafından. Yara oldu herhalde dedim. Ki olur öyle bünye alışık. Sonra günlerce geçmedi. Bir ara baktım çıkan dişin yanında beyazlık belirmiş. Çok da önemsemedim. Sonra yok oldu. Bu süreçte tvde bir doktora denk geldim. Dediki; özellikle kök dişlerdeki apseyi önemseyin. Beyne ordan çabuk ulaşım olur. 

Ben sonraki günlerde dişimi unuttum tabi. Ama bu arada diğer diş etlerim neredeyse 7/24 kanıyor. Yok normalde de kanayan bir diş et sorunum vardır da böylesi hiç  olmamıştı. 

Neyse baktım yine bembeyaz birşey var dişin yanında. Elledim. Diş mi değil mi diye. Acıdı. Diş değil yumuşak. Sonrasında ağrı oldu. Doktorun dedikleri bir bir aklıma düştü. Eşime haber uçurdum. Sağolsun hemen bir randevu bulabildi. Gittik baktı. Antibiyotik verdi. Bittiğinde o sonradan çıkmaya çalışan kök dişleri çekeceğini söyledi. 

Eşime kalsa pıt pıt çekecek bitecek. Öyle diyor.

Ablam o küçücük dişi nasıl çekecek. Illa başka bir şey daha yapar. Bir akraba daha yeni çektirmiş. Dikiş mikiş demişler. 

Velhasıl bu iş nasıl oluyor?

Bilgi verin bana. 

Çekinmeden korkmadan söyleyin doğruları. 

Zira çekilmezse apse yaparmış devamlı. Sıkıştırıyormuş diğer dişleri. 

Geçmiş olsun dilekleri  ve bilgilendirme için şimdiden herkese teşekkür ederim. 

🌷


13 Mart 2021

Gülmeyi Bilen Gözler 2

Bölüm 1


Öğretmen Iraz, eşinin karşısında sinirden ve öfkeden tirtir titriyordu.

"Sen ne ara böyle bir insan oldun ? ! ... Nasıl yapabiliyorsun bunu nasıl? "

"Ben işimi yapıyorum Iraz. Işimi. Senin bu koca evde yaşamanı sağlayan işimi."

Sesi de kendi de oldukça sakindi eşinin, Irazın aksine. Bu hep de böyle olmuştu aslında. Ani patlamalar yaşayan, bağıran çağıran  genelde hep Iraz olurdu. O ise sakince fırtınanın dinmesini beklerdi. Yine öyle olacağını seziyordu. 

"O evde yaşayan küçük bir çocuk var. Ve yatalak bir kadın. Bir insan o haldeyken bu yaptığını bile bile nasıl yaparsın bunu aklım almıyor. "

"Yatalak kadın mı? Küçük çocuk mu? Aynı evden bahsettiğine emin misin sen Iraz? O evde sadece bir adam yaşıyor. O da inatçı keçinin önde gideni."

"Hayır hayır. Aynı ev. Rengarenk olmuş ama eminim. Neden mi?  iki yanında dikilmiş senin yaptığın o koca binaları tanıdım. Yıkılsın da o güzel binalarınız tamamlansın değil mi? "

Sustu ve yine aynı şiddetle konuşmasına devam etti Iraz.

"Senin o inatçı keçi dediğin o adam, hem yatalak karısına hem küçük bir çocuğa bakıyor. Ya ben Irazın üstünü bir gün ütüsüz görmedim. Yemeği olmadan geldiği günü de bilmem. Hele ki okula geç kaldığını hiç. Düşünsene tüm bunları babası tek başına yapıyormuş. Böylesi fedakâr bir insana sen keçi diyebiliyorsun. " 

"Sen sırf tanıdığın için bu insanları böyle düşünüyorsun farkındasın değil mi? Zira ben birilerini evinden ilk kez çıkartmıyorum. Ki kaldı ki bunu yaparken onları sokağa da atmıyorum. Ama seni duyan, beni milletin evini başına yıkan bir cani sanacak. Sakin ol biraz. "

Eşine yaklaşıp elini tuttu. Iraz elini tutan ele sonra eşinin gözlerine baktı. Sonra delice bir ağlamaya tutuldu. Hıçkırarak ağlıyordu eşine yaslanmış. Tuttuğu eli sıkıca tutarak;

"Yapma.... eşi sadece parmağını oynatabiliyor diye sokak lambasının düzeneğini elinin altına getirmiş. Tek parmağı ile ona uzakta bile olsa ulaşabilsin diye..."

Eşinin elini öpüyordu bunları söylerken. 

Eşi Irazı oturttu. Ona su getirdi. Yüzünü sildi. Iraz ise hala titriyordu. 

"Iraz, bir eczaneye gidelim mi? Ne dersin? Belki müjdeli bir haber alırız."

Iraz anlamsızca eşine baktı. Eşi ise gülümsüyordu. Saatlerdir adama demediğini bırakmamıştı ama o gülüyordu. Irazda birden gülmeye başladı. 

"O neden peki?"

"Tüm bu sinir harbinin, ağlama krizinin sadece fedakar bir babadan kaynaklandığını düşünmüyorum da ondan. Hatırlarsan biz bir takım planları hayata geçirmeye başlamıştık. Hatırladın mı canım karıcığım. "

Iraz biraz düşündü bu sözlerden sonra. 

"Sahi olur mu ? "

"Neden olmasın. Gel hemen gidelim. "

Herşeyi bir anda unutan Iraz, eşiyle eczanenin yolunu tuttu.



....

.....


11 Mart 2021

Kelime Oyunu 15

 


İnsanoğlunun rabıtaları ne muğlak.

Ya aşırı diğerkâm,

Ya aşırı bencil.

Ya kavi,

Ya pestenkerani bir sebeple bitecek kadar zayıf. 

Ya kara,

Ya beyaz.

Ortası yok... 

Ucu bucağı hiç yok....

.....


9 Mart 2021

Çukur Dizisi #efyam

Dört sezondur ucundan köşesinden ortasından izledim, eşim izlerken. Haliyle diziye hakimim. Kim kimdir necidir gibi. Iyi mi kötü mü bilirim.

Size diziyi anlatmaya gelmedim. Içinizde izleyen de yoktur kesin.

Ben sadece bir karakterden bahsetmek istiyorum. 

Efsun.

Sanırım 3. sezondan beri dizide. Ama beni etkileyen kısım 4. sezondan. Yani final sezonundan.

Finale sayılı bölümler kalmadan evvel bu Efsunu hamile haliyle pavyona attılar. Derdi bana düştü. Hemde ne düştü. Rüyama girdi. Rüyamda Efsunu kurtarmaya çalıştım o adamın elinden. 

Sonra ben gelecek bölümü âdeta bekler oldum. Fragman çıktı mı çıkmadı mı hergün bakar oldum.

Sonraki bölümlerde yıllar geçmişti. Çocuğunu doğurmuştu ama hasret gibiydi âdeta. Kısıtlı bir zaman diliminde görebiliyordu. Bu bir anaya yeter miydi... yetmezdi tabi. 

Sonrasında hap bağımlısı olduğu çıktı ortaya. Gördüğü işkencelerin izlerini gördük. Intihar girişiminin de. 

Geçen iki senede çok şey yaşamıştı Efsun. 

Ve nedense bu beni çok etkiledi. Bilmiyorum neden. Belki bir kadın bir anne olarak o yaşadıkları bana çok  ağır geldi.

Biliyordum diziydi. Hepsi hayal ürünü. Ama gelde bunu bana, benim zihnime anlat işte. 

Son bölümde kurtuluyor galiba. Çocuğunun babası geldi. Bunca zaman nerdeydi derseniz o ayrı mevzu. Ama bulundukları evden güvenli bir yere gitmeden bitti bölüm. Sosyal medyada kurtuldu denmiş ama ben o evden çıktıklarını görmeden inanmam arkadaş. 

Üstelik asıl suçlulardan olan pavyonun sahibi hala hayatta iken. 

 Işte böyle. Içime dokundu Efsunun o hali. Yaşadıkları. 

Sırf bu yüzden bu huyumu bildiğimden kırmızı odayı izlemiyorum. Orda da dramlar diz boyu. Her türlüsü var. Uzaktan bakıyordum da onu da bıraktım. Yani sosyal medyadan kısa kısa bölümden parça gösteriyorlar ya, onlara bakıyordum. Onu bıraktım. 

Son olarak efyam ne diye soranlar olabilir.

Bu Efsun ve Yamaç aşkının sosyal medyadaki kısa adı. 

Buna benzer çok var. Her dizideki aşıklar için uydurulmuş. Bana ise aşırı saçma geliyor.


 Salyangozun bir anlamı var tabiki sevgili okur 🤣🤣

Dizi yavaş yavaş ilerliyor da biraz. Gereksiz öyle çok sahne ekliyorlar ki asıl mevzu koca iki saatte bazen 15 dakika geçiyor. O derece. Inanmazsın 

.....

....


6 Mart 2021

Gülmeyi Bilen Gözler 1



Öğrencisi Iraz'ın peşine takılmış gidiyordu, öğretmen Iraz. Öğrenci Iraz, neşe dolu, çalışkan, gözleri hep ışıl ışıl. 

Öğretmen Iraz, sevgi dolu, idealist, cesur yürekli. 

Okulda velisini tanımadığı bir Iraz kaldı. Her seferinde bir sebep sundu Iraz. O da kabul etti. Baktı ki böyle olmuyor, öğrencisinin peşine takılıp, evlerine gitmeye karar verdi. 

Öğrenci Iraz, babam boyalarla harika işler yapar diye anlatırdı. Annem sessizdir. Evden pek çıkmaz diye söylerdi. 

Yol boyunca nasıl bir aile diye düşündü öğretmen Iraz. Çocuklarını iyi yetiştirmişlerdi. Gurur duyulacak bir çocuktu Iraz. Sınıfın neşesi ve zeka küpü idi.

Tam karşıdan geçeceklerdi ki, öğrenci Iraz, neşeyle bağırdı; baba!...

Öğretmen Iraz, çevreye bakıp hayaline uygun bir baba aradı gözleriyle. Karşıdan bir boyacı el sallıyordu onlara doğru. Yeşil ışık yanınca koştu öğrenci Iraz öğretmenin elini bırakıp. Bir solukta babam dediği ayakkabı boyacısına sarıldı. 

Geriden şaşkın bakışlarla geliyordu öğretmen Iraz. Öğrencisi babasını öyle bir anlatmıştı ki, gideceği yer burası değil bir atölye olmalıydı oysa.

Şaşkınlıktan kurtulup selam verdi adama. Adam memnuniyetle aldı selamı. Elini uzatmak istedi. Ama baktı ki boyalı. Vazgeçti. 

Öğrenci Iraz, öğretmenine bakıp, "Görüyorsunuz değil mi babamın sanatını. Ne de güzel boyuyor." 

Babası okşadı kızının saçını. 

"Bizide bu halimizle sanatçı yaptı bu kızan."

Öğretmen Iraz gülümsedi. 

"Her iş bir sanattır efendim. Ama itiraf etmeliyim ki , sakın yanlış anlamayın, beklediğim meslek bu değildi. Kızınız sizi çok seviyor. 

"Biliyorum."

"Sizi meşgul etmeyeyim fazla. Veli toplantılarına hiç gelmiyorsunuz. Tanışamadık. Sınıfta bir siz varsınız birebir iletişim kuramadığım. O yüzden geldim."

"Haklısınız gelemedik. Sanmayın işi gücü bırakamamak neden. Eşim. Onu yalnız bırakmak istemiyorum. "

"Şuan nerede. Onunla da tanışmak isterim. "

Adam karşıya doğru bakıp,

"Evde. Tam karşıdaki rengarenk küçük ev bizim. Irazın fikri böyle renk renk olması. Kıramadım bende çocuğu. Eskiden boya fabrikasında çalışırdım da, boyalar ordan kalma idi." 

Sustu sonra. 

"Eşimi sordunuz de mi. Yatalak benim eşim. Yaklaşık iki senedir. Birden oluverdi. Ama doktorlar birden de düzelir diyor. Allah'tan umut kesilmez. Bir gözleri ile konuşur. Birde sağ işaret parmağı oynar. Bende sokak ışığının bağlantısını hemen yanına parmağının altına kadar getirdim. Gözüm ordadır hep  boya yaparken. Işık yanarsa koşuyorum hemen yanına. "

Öğretmen Iraz, eve baktı. Gözlerine inanamadı. Bu ev, mühendis eşinin yıkmak için uğraştığı o küçük gecekondu ev idi. Tekrar dönüp baba kıza baktı. Eve baktı. Gözlerinde yaşlar gülümsüyordu yine de.

....

....


24 Şubat 2021

Kelime Oyunu 13

 

Noter Katibi

Zamanın birinde, bir küçük sahil kasabası varmış.  Bu kasabada herşey ve herkes kayıt altına alınırmış. Kasabanın ortasında, kocaman bir bina yapılmış. Binanın tamamı noter olmuş. Tüm kayıtlar bu noterlik tarafından tutuluyormuş. Her işin ayrı odası varmış. Her odanın ayrı bir arşivi. 

Kasabanın yarıya yakını da bu noterde çalışıyormuş. Her işin çalışanı farklıymış. Misal biri yenidoğan kayıt yaparken ölüm kaydını da yapamazmış. 

Bu noterin en işlek bölümü ise aşk kayıt bölümüymüş. Bu bölümde yeni çalışmaya başlayan bir kız varmış. Özellikle bu bölümü istemiş. Oysa herkes çok yoğun diye bu bölümü istemezmiş. Bu kız ise hiç aşık olmadığı için aşkı çok merak edermiş. Aşıklara bakmak, aşklarını dinlemek onun için bir keyif imiş. 

Günlerden bir gün. Iki aşık gelmiş yine. Elele, gözgöze. Demişler ki, biz aşkımızı onaylatmaya, kaydını yaptırmaya geldik.

Tabi demiş noter katibi genç kız. Hemen iki form uzatmış ikisine ayrı ayrı. Bunları doldurun demiş. Aşıklar karşılıklı oturup başlamışlar doldurmaya. 

Formun biri kişisel bilgiler içinmiş. Diğeri de aşk üzerine. Nerede nasıl tanıştıkları sorulurmuş meselâ. Sinema, park, restoran, aile arasında diye seçenekler varmış formda. 

En son aşklarına ne kadar süre verecekleri sorulurmuş. Ay ve yıl olarak seçenek varmış 12 ye kadar. Bazen bu formu dolduran aşıklar oracıkta anlaşmazlığa düşer, kayıtlarını  yaptırmadan ayrılıp giderlermiş. Ama noterlik onları bile kayıt olarak tutarmış. 

Gelen aşıklar sessizce formlarını doldururken kapıdan yaşlı bir çift girmiş. Genç katip onları görünce, bunların aşkları daha heyecanlı ve güzeldir diye düşünüp genç aşıkları başka katibe bırakıp yaşlı çifte buyrun demiş. 

Yaşları hayli var olduğu belli olan bu çift, birbirine bakıp şöyle demiş;

"Bizim aşkımız zaman aşımına uğradı. Tazelemek istiyoruz." 

Genç noter katibi şaşkın şaşkın bakakalmış bu yaşlı çifte. Şimdiye kadar duyduğu en ilginç en sıradışı kaydı yapacak olmanın heyecanı ve gururu sarmış bedenini. Hayranlıkla bakıp iç geçirmiş kendince. Ben böyle bir aşk yaşarmıyım ki diye düşünmeye başlamış bile.

Formlarını vermiş ellerine ama ikiside çok yaşlı olduğundan formu dolduramamış. Katip onlara bu konuda  yardımcı olmuş. O sormuş Onlar hiç düşünmeden birlikte cevaplar vermişler. Nerede tanıştınız sorusunda sinema demişler. Ama erkek söze devam ederek, o gün sinema filmi değil kukla gösterisi vardı ama, demiş. Kadın gülmüş. Bunu illâ belirteceksin değil mi her seferinde, demiş. Adam, elbette demiş elbette. Senin kukla sevdan olmasa o gün benim yaptığım kuklaları izlemeye gelir miydin hiç, demiş. 

Genç katibin hayranlığı dahada artmış bu çifte karşı. Dahada özlem duymuş böylesi bir aşka. 

Akşam olmuş. Tüm dosyalar arşivlere taşınmış. Herşey bitmiş, çıkmaya hazırlanırken patronu gelmiş yanına. Tebrik ederim, bu ayın elemanı siz oldunuz, bugünkü yaşlı çift size bir hayli yüksek puan vermiş, demiş. Tekrar tebrik etmiş ve eklemiş,

"Yarın resminiz ve unvanınız duvarda asılı olacak. Iyi akşamlar," demiş ve gitmiş. 

Kız ise bu habere sevinmemiş bile. Aklı, o zamana sığmayan büyük aşkta kalmış. Hayaller kurakura evinin yolunu tutmuş genç katip. Bir gün kendi aşkını da tekrar tekrar kayıt altına almanın heyecanını yaşamak istiyormuş. 



...

.....



22 Şubat 2021

Önemli Bir Bildiri

Evet.

Bekleyip kararım değişir mi dedim. 

Yok değişmedi.

Artık yorumlara cevap vermeme kararı aldım. 

Yorum yapan, yapacak blogdaşları bilgilendirmek isterim. 

Bu konuda dahildir. 

Ona göre bilginiz olsun.

Bu ara yazmak isteyip okumak istemiyorum. Ama yazmak da nasip olmadı, kafamı toplayıp. 

Bu yazıyı da bilgilendirme olsun diye yazıyorum. Zira kendimden olaya bakıp, niye cevap gelmiyor diye beklemeyin istedim. 

Ne de olsa yorum ve okunma peşinde koşan bir bloggerim ....


....





18 Şubat 2021

Kelime Oyunu 12

 


Bir Kocada Aranan Özellikler 

Koca dediğin, çevresinde sevilen saygın bir adam olacak.

Koca dediğin, sakin olacak.

Koca dediğin,  güvencesi geleceği olan bir  iş sahibi olacak. 

Koca dediğin, haksızlık karşısında öyle çaresiz kalmayacak.

Koca dediğin, sade ve sadece adam olacak.

😂😂😂



Gelecek haftanın kelimeleri de bunlar. (Kocamın seçimidir. 😂 ) Kelimeler 4 tane imiş. Hiç uyarmıyorsunuz da. Düzenledim. 






16 Şubat 2021

Ağaç Ev Sohbetleri

"Sınırların Olmadığı Bir Dünya. "

Aslında sınırsız yaşamayı seviyoruz. 

Neden mi... ?

Reklamlar bile bu yoldan yürüyor da ondan. 

Misal, sınırsız internet verenler. Sınırsız konuşma ve mesajlaşma paketleri. 

Kahvaltıda sınırsız seçenek ve alım sunan restoranlar. 

Ne çok severiz bunları. Ilk tercihimiz olurlar hep.

Ama ne var biliyor musunuz tüm bu sınırsız seçeneklerin sonunda ?!

Tabiki bir bedel. 

O bedeli ödüyorsunuz ve o sınırsız imkanları kullanmaya başlıyorsunuz.  

Dünyadaki sınırları da eğerki birileri kaldırırsa elbetteki bir bedel isteyecektir. 

Ama dünyanın çoğunluğu bu işe olur gözüyle bakar, bedeli ne olursa olsun öderlerdi. 

Değil mi...

Sonuçta sınırsızlığı seviyoruz. Bedeli ne olursa olsun derecesinde üstelik. Bu bedel bazen ekonomik olsa da bazen başka bedellerde ödeyebiliyor insan.

Şayet, bu sınırsız imkanı bize dünya kendiliğinden sunmuş olsaydı tabi herşey başka olurdu.

Bedeli ödeyen biz değil dünya olurdu.

Her zamanki gibi. 

Özetle,

Sınırsız olmak demek,

Sonunda elbet birinin bir bedel ödemesi demektir.

Soru bu değildi galiba ama aklıma gelenler bunlar oldu.

Sınırsız bir hayal bile kuramadım.

İyi mi...

😂


...



14 Şubat 2021

Sevgi Bu da Değil Bence

Ezik, başını okuduğu dergiden kaldırıp;

"Sevgi neydi ? "

Diye sordu.

Sinik, başını bilgisayardan kaldırıp;

"Bilmem." 

Dedi. 

Ezik tekrar dergiye bakıp,

"Bence bu değil."

Dedi.

Sinik, başını bilgisayardan tekrar kaldırıp Eziğe baktı. Yerinden kalktı. Eziğe bir öpücük kondurdu. 

"Peki bu sevgi mi?"

Dedi.

Ezik, Siniğin gözlerinin içine bakıp,

"Bilmem."

Dedi.

Sinik,

"Bence bu da sevgi değil."

Dedi.

Masasına yöneldi. 

Ezik ardından bakarak;

"Sevgi emeğindi."

Dedi.

Sinik tekrar döndü ve ikinci öpücüğü kondurdu.

"Bu da aşk. "

Dedi.

......


.....





12 Şubat 2021

Oddbods

Hayatımıza mavi ve mor olarak girdiler. Bir balonun içinde.

Konuşma olmadan,  mimikler ve belirli ses kalıpları ile hazırlanmış  bir çizgi film.

Oddbods. 

Yedi ana karakterden oluşuyor. Her biri farklı bir renk ve karakter.


Pembe olan. Renginden de anlaşıldığı gibi bir kız. Pembe rengi seven. Duygulu. Sevecen. Oyuncakları da pek kıymetli.

Bir diğer kız karakter ise sarı olanı. Ama tam erkek fatma tarzında. Bilime meraklı. Çok çeşitli icatları var. 


Gelelim ilk tanıştığımız maviye. Grubun haylazı. Şakamatik tam anlamıyla. Sulu ve eşek şakaları ile hepsini deli etmeye bayılıyor. Ilk mor ile karşımıza çıksa da genellikle kırmızı ile beraber. 


Kırmızılım sana yandı canım, demek isterdim ama bu arkadaş tam öfke makinesi. Herşeye sinir oluyor. Öfke patlamaları yaşıyor. Ortalığı yıkıyor geçiyor öfkesi ile. Onu kızdırmak çok kolay. 

Mor olan arkadaş ise tam temizlik hastası. Titiz. Düzen manyağı bir tip. Bildiğin takıntılı. 

Yeşil ise bunun tam tersi. Iğrenç. Midesiz bir tip. Çöpte yemek bulsun yer. Evi pislik içindedir. 

Turuncu ise tam yıldız. Görünüşü onun herşeyi. Müzik tutkusu ve dans sevdası olan havalı arkadaş. 

Her biri ayrı bir karakter sizin anlayacağınız. Ve tabi hepsinin bir adı var. Her ne kadar konuşmuyor olsalar bile. Ama isimlerini ben aklımda tutmuyorum.

Bizdeki isimleri renkleri.  :)

Her ne kadar çizgi film desem de büyüklere de hitap ediyor bana göre. Zira öyle sahneler var ki, küçük çocuk onu anlamaz. Misal yeşilin iğrençliklerini. Öyle şeyler yapıyor ki miden bulanır. Örnek verelim. Bir bölümde, sinema salonunu temizliyor süpürge ile. Süpürgeyi mısır patlatma makinesine bağlamış. Çöpün çoğu mısır tabi sinemaya hani. Sonra topladığı o çöplerle dolu mısırları tekrar millete ikram ediyor. 

Kısa kısa bölümleri hem de uzun süreli bölümleri var.  Tabi bu 7 ana karakterden hariç karakterlerde oluyor. Onlar ise gri renk oluyor. Tabi birinin anne babası değilse. Öyle ise aynı renkte oluyorlar. 

Didişip dursalarda çoğu zaman dostluk hep kazanıyor. 

Aslında filmi bile çekilebilir bence. Yani insanlı olarak. Nasılsa isimleri var zaten. Aynı mahalleyi yaptılar mı tamamdır. :)



Ve son olarak diyeceğim, bu üçlüyü bize teyzemiz yaptı. Çok yeteneklidir bu konuda. Maşaallah. 

....







10 Şubat 2021

Kelime Oyunu 11

Karşı Kaldırımdaki Çocuk 


 

Usulca kalktı yatağından. Gece annesi uyuyunca üstünü giyinmiş geri yatmıştı. Geç kalmak istemiyordu. Heyecanlıydı. Montunu değil de kapşonlu mevsimlik hırkasını giydi üstüne. Küçük sırt çantasını sırtına takıp, sessizce kapıyı açıp çıktı. Biraz bekledi. Ses olmayınca yola koyuldu.

Elleri ceplerinde, keyifli şekilde ana yola çıktı. Babasının dediği yer burası olmalıydı. Bir yufka dükkanı. Dükkân  kapalı idi. Içeri baktı. Önünde beklemeye başladı. 

Ama heyecandan yerinde duramıyordu. Üşüyordu da. Acaba heyecan mı yoksa sabahın ayazı mı üşütüyordu Onu. 

Yufkacının önünden az ilerdeki bakkalın önüne geldi. Gözü de bir yandan yolda idi. Babası gelince hemen koşmak istiyordu yanına. Gözü gelen geçen arabaların içinde babasını arıyordu. Geçen otobüslerin içindeki yolcularda ona bakıyordu. 

Bayadır bekliyordu. Babası yoktu hâlâ ortada. Olduğu yerde artık sıkıldı karşıya geçti. Belli bir süre de orda dolandı durdu. Artık umudu tükenmişti. Tam o esnada karşıdan bir köpek geçtiğini gördü. Koşarak yanına yaklaştı. Başını okşadı korkmadan. Köpekte ona usulca memnuniyet yanıtı verdi.

Köpekle oyunlar oynarak eve dönüş yolunu tuttu.

Babası yine sözünü tutmamıştı. Oysa bu sefer daha çok inanmıştı geleceğine. Zira hava güzeldi, sabah soğuk olsa da. Yağmurda yoktu ki yine bahane etsin. Acaba ne olmuştu ki.

Eve girdiğinde annesi uyanmıştı. Hemen nerede olduğunu sordu. Çocuk, babam dedi sadece. Annesi de sustu. Yanakları elleri buz gibi olmuştu oğlunun. Üşümüşsün yavrum, diyerek sarıldı. Öptü soğuktan al olmuş yanaklarından. Hemen sana ıhlamur kaynatayım da iç, ısın yavrum benim, dedi. Hemen mutfağa geçip hazırlığa başladı. 

Ihlamur hazır olunca oğluna verdi ve bugün fazladan iki sayfa okuyacaksın dedi. Tekrar öptü kokladı oğlunu. 


..........


Normalde hikâyelerime not iliştirmem ama bu hikâyenin gerçek bir yanı var. 

Geçtiğimiz pazar günü, sabah saat sekizde camdan öylesine bakarken bir çocuk gördüm. Sırtında çantası, üstünde şapkalı hırkası. Kısıtlama da var. Sabahın o saatinde dışarıda ne işi olduğunu çok merak ettim doğrusu. Hikayede de geçtiği gibi karşı kaldırımda yufkacının önünde bekledi uzun süre.  Sonra karşı tarafa geçti. Dakikalarca izledim Onu. Karşıya geçince tabi görüş alanımdan çıktı. Bir saat sonra yine tesadüfen gördüm. Geldiği yoldan geri yanında bir köpekle oynarak gidiyordu. Gözden kaybolana kadar izledim yine.

Yanına gidip konuşmayı çok istedim ama yapamadım. Neden niye kimi beklemişti ki o soğukta tek başına. 

Aklımda oluşan bir ihtimali de böyle hikâye yaptım. 

Daha önce yazacaktım ama fırsat olmadı. Sonra kelime oyunu ile yazarım diye bu güne kaldı. 

Sizce ne olmuştur. 

Aklınıza ilk ne geldi gözünüzde canlanınca?

....



6 Şubat 2021

Sinirler Havada

Hamsiler tavada değil ama 


Pasta önümde yiyorum. 

O çizgiden itibaren yiyorum, korkmayın. 

Niye korkacaksanız artık bilmiyorum. 

Mide benim

Kilo benim

Sinir benim

Öyle böyle değil ama 

Baya baya bağırıp çağırıp haykırmak istiyorum şuan. 

Kendime yapıyorum biliyorum. 

Ama elimde değil. 

Herkes kafasına göre birşeyler kuruyor.

Suçlu sen oluyorsun. 

Hayret birşey 

Hayret birşey Hayret 

..............

.............

............

..........

........


4 Şubat 2021

Kelime Oyunu - 10




Anne Olmak mı ?



"Sana şimdi ne demeliyim bilmiyorum. Kafam öyle karışık öyle bulanık ki şuan. Tam gidiyordum elime tutuşturdular kağıdı kalemi. El kadar bebekdin. Ne diyecektim ki sana. Anlamazdın. Belki şimdi okurken bile 
anlamıyorsun beni.  Seni terkeden bir anneyi anlaman da beklenmemeli. 
Sana veda bile etmeyecektim güya. Şimdi ise sana bu saçmalıkları yazıyorum. 
Bunlar bir özür değil. Bağışlanma ise beklemiyorum bile. Ben ömrümde sevilmek nedir bilmedim. Ben seni doğurmak da istemedim ama senin kaderin doğmak imiş. En başta bunun için affet beni belki de. Çünkü bana sorsalardı ben doğmak istemezdim ki. Doğdum da ne oldu ki. Acılar çektim durdum. Dayak, işkence, istismar. Aklına gelen ne varsa gördüm bu yaşıma kadar. Yaşımı da büyük sanma. 23 yaşındayım. Doğduğum güne her sene küfürler savurarak girerdim bu yaşa kadar. 23. yaş günümde seni doğurdum. Doğduğum gün ölüm günüm olsun derken bir can daha kattım bu dünyaya. Ne komik değil mi?
Seni görmeden gitmekti niyetim. Bırakmadılar. Gör dediler. Kucakla dediler. Nasıl kucaklardım ki seni tek elle. Diğerini baba dölün olacak o vahşi yaratık satırla kesmişken. Ama merak etme sen. Seni ona asla bırakmıyorum.  Ben yoksam hayatında o da olmayacak merak etme.  Zira artık yaşamıyor. Seni benim yaşadığım cehenneme sürükleyecek kimse kalmadı. Sen mutlu ol. Inan annensiz ve diğer akrabaların olmadan daha mutlu ve güvende olacaksın. 
Şuan ağlıyorsun deli gibi. Odadaki kadınlar anladığını söylüyor. Sahi anladın mı ?
Bana birşeyler ifade edecek gibisin ama inan ruhum öyle yaralı öyle perişan ki. Anne olacak gücü kendimde göremiyorum. Hissettiğim son gücümle seni doğurdum. Ve bütün enerjim bitti. Üstelik nedir annelik, bilmiyorum ki ben. Tek bildiğim güzel şey, aklımda kalan şu cümle:
"Parmağının ucuna diken batsa senin canın daha çok yanar."
Düşündükçe içim ürperiyor. Hisseder miyim diye garip bir his kaplıyor içimi, bedenimi, ruhumu. Insan bilmediği görmediği bir şeyin acısını duyar mı ?
Sen benim içinde mutlu ol bu hayatta. 
Bir vedayı bile beceremeyip yazdığım şu satırlara bak.
Bana herşeye rağmen anne ol diyorlar. Hâlâ. 
Ben kendime bile güvenmezken , dört duvarın arasında hiç tanımadığım insanlara nasıl güvenebilirim sen söyle.
Hayat işte. Kimisi anne olabiliyor. Kimisi de sadece doğuruyor. 
Çok üzgünüm. Seni sadece doğuran olmak istemezdim. Ama anne olmayı bile çok gördüler bana. 
Hoşça kalasın benim parmağının ucuna diken batsa canım yanacak olan yavrum. Yani öyle umuyorum. Diliyorum. 
Hoşça kal....
.... "


Hazır mısın diye sordu bana.
Bilmem. Böyle bir şeye hazır olabilir miydi insan. Beni doğuran öz annemi yıllar sonra parmaklıklar ardında da olsa görmeye  ne kadar hazır  olabilirdim ki...
...

....







2 Şubat 2021

Mavi Renk Kek Mi ?

Yok canım bizimki biraz yeşilimsi oldu 😂

Bu rengi nasıl mı sağladım. Anlatıyorum. İyi dinleyin. Not edin. 😁
Bildiğiniz mor lahanayı kaynattım suyun içinde. Suyunun rengi iyice koyulaşınca kapadım. Renk mor gibiydi. Bir bardağa yarımı kadar koydum. Içine az karbonat attım. Zamanla maviye döner gibi oldu.
Kek hamurumu ise göz kararı hazırladım. Iki yumurta kırdım. Yaklaşık iki kaşık tereyağ. Bir bardak şeker. Portakal suyu, bir portakalın suyunun yarısını koydum. Kabuğunu rendeledim. Unu da yine yaklaşık iki bardak koydum. Akıcı bir kıvamı oldu. Birde tabi mavi renk suyumuzu koydum. 

Rengine aldanmayın. Dökünce mavi renk görünüyor 😂
Bundan biraz daha koydum rengini vermeyince. 
Gelelim esas konuya. 
Tat.
Tadı nasıl oldu acaba diye meraktasınız değil mi sayın okuyucu.
Karbonatı az daha az koysaymışım mükemmel bir yeşilimsi bir kek olacakmış. 
😂😂
Ama yenmeyecek gibi değil. Ben kekte kurabiyede  karbonatın verdiği o tadı sevmiyorum. Onun harici dediğim gibi herşeyi tutmuş güzel bir kek olmuş. Rengi hariç 😁
Niye mavi renk için uğraştım peki?
Evet evet
Sen anladın beni sayın okuyucu.
Oğlum havlunun üstünde mavi renk kek gördü. Istedi. Bende ona yeşilimsi kek yaptım. 
Yedi mi yedi.
Oh afiyet olsun.
Fırından mis gibi balkabaklı kurabiyelerde çıktı. 
Diyet mi...
O ne ki....
😂😂😂
 


26 Ocak 2021

Ağaç Ev Sohbetleri 75

Benim görüp yapmak istediklerim genelde çocuklarla alakalı artık. 
Bilen vardır. Ahşap yada kartondan ev yapılıyor. Minyatür desem yanlış olmaz sanırım. Mutfağı, salonu, yatak odası, tuvaleti ve banyosu var. Içlerinde tam ev gibi tüm eşyası mevcut oluyor. 
Hehh bende bunlardan yapmak istiyorum çocuklara. Ama biraz büyüsünler diye bekliyorum. Yani kızın. Zira yapıyorsun bozuyor. Aklı ermiyor daha. Tabi bende bu süreçte boş durmuyorum. Malzeme biriktiriyorum. Kutular meselâ. Kâğıt havlu rulolarını atmıyorum. Kırılmış herhangi bir şeye önce bu iş için kullanılabilir mi diye bir göz atıyorum. Lazım olur diye düşünürsem atmıyorum. Evde eva var iki paket. Keçe var. Silikon tabancasını böylesi şeyler yapmak için aldım. 
Sonra nette kullanılmayan eşarplardan giysi yapanlar var. Bende de var bir dolu eşarp. Onları bu şekilde değerlendirmek istiyorum. Geçen yaz kızıma artık giyilmeyen yada küçük gelen kıyafetlerden etek elbise yapmıştım. 
Örgüden çocuklara birşeyler yapmak istiyorum. Hatıra kalsın diye. 
Birde kendim için düşündüğüm bir şey var. Araba kullanmayı öğrenmek. Şimdilik hayal gibi aslında. Yani eyleme geçiş için yaptığım bir şey yok henüz. 
Böyle işte şuan aklıma gelenler. 






24 Ocak 2021

Tamirat Işleri

 


Efenim çok güzel tamirat işleri yaparım ki aklınız tavana vurur 😂😂

Bu gördüğünüz artık çocuklara oyuncak oldu.

Nasıl oldu diye sormayın. Anlatmaya hevesim kaçtı. 

 Şu kadarını söyleyeyim, tam oldu dedim kapatırken elimde kaldı kırıldı bağlantı yeri.

Sonuç,

Dediğim gibi oyuncak oldu işte. 


20 Ocak 2021

Kelime Oyunu 8 - Kışlık Moda Geçiş

Kış mevsimi benlik değil. Ben soğuğu sevmem. Miskin ruhum hepten miskinleşir. 

Her ne kadar karı sevsem de kar sonrası o buz tutmuş havayı suyu yolları hiç sevmem. 

Hadi şimdi şükür evin her yeri sıcak oluyor. Tuvalet hariç:)) yinede o soğuk hava beni etkiler. 

Kaç gündür sporu aksatıyorum yine. Yapmak için kalkıyorum. Bu kısmı başarıyorum bak. :)) Isınma sonrası ayaklarda hal kalmıyor yine. Ah ah.. bir yerde okumuştum. Bir çeşit hastalık aslında. Yatıp dinlenmek en doğal hakkımız. Bir çeşit güç kaybı yaşanıyor sonuçta bünyede. 

Dört gözle şu yasakların kalkmasını bekliyorum. Yalan yok. Zira evde bunaldım. Anama gitmek istiyorum ben. Haftaya okullar tatil olacak. Kalkar mı derseniz çocukların yasağı. Yaparlar mı bu iyiliği analara.

Derdim maske de değil mesafe de değil. Ama çocukları belli saatlerde dışarı çıkarmak dert. Hadi hava güzel tam bahar havası diyorsun. Ki bunu diyen sen değilsin sadece. Herkes çıkmış. Aynı saatte mecbur. Parklar anababa günü oluyor. Yani götürsek dert götürmesek dert. Anladın mı beni okuyucu...

Şuan ikisi birden babaannesinden getirdikleri çiçeğin yapraklarını yoluyor. Oğlum merak saldı çiçeğe. Büyüdüğünü görmek istiyormuş. Şuan geldi yanıma. Çiçeğim büyümüyor anne diyor. Sulamaya gitti. Umarım çiçeği çürütmezler. Suyu taşırmazlar. Umarım. 

Bu hafta kelime oyununda Ibiza diye bir kelime var. Ilk kez karşılaştım. Bakayım dedim neymiş ne demekmiş. Bir ada imiş. Tatil adası. Birde ibiza diye tatlı da varmış. Birde bir araba modelinin adı ibiza. Yazacaklara üç seçenek. Bu hafta pek içimden gelmiyor. Sanki çoğunluk da öyle.  Bu saat oldu kimse yazmamış. 

Bu arada çocuklara müdahale etmek zorunda kaldım. Bardakları doldurup tekrar çiçeğe su dökmeye gelmişler. 😂

Böyle işte. Biz öğle yemeği yiyelim. Sizde zaten kesin bir roman okuyorsunuzdur. Sonra çarşaf çarşaf hakkında yorum yazarsınız. Yada izlediğiniz bir dizi yada filmin yorumunu. Okuyun okuyun. Izleyin. Çekinmeyin. 

Az kınayayım da başıma gelsin de mi...

Hıhhhhh.....

😂😂😂




19 Ocak 2021

Ağaç Ev Sohbetleri 74

Konumuz özetle çocukluğumuzun korkunç hikayeleri.

Aslında aklımda yazmak yoktu. Düşündüm aklımda kalanları. Hepsi yarım yamalak. Gerçi anneme sorsam hatırlar hepsini. Ama gerek yok.

Sanırım en korkunç hikayeler bende. 

Kendinizi hazırlayın anacığım. 😂😂

Kadının birinin kaynanası ölmüş. Kadın ise cenaze evden çıkıp mezarlığa gidilene kadar hep gülmüş durmuş. Kendine hâkim olamıyormuş. Kocası artık dayanamamış. Söyle kadın niye gülüp duruyorsun demiş. Oda kocasına sorma bey, diyemem demiş. Kocası ısrar etmiş. Kadın ısrar etme bey diyemem. Pişman olursun demiş. Kocası yok illa söyleceksin diye tutturmuş. Kadın iyi sen bilirsin demiş. Başlamış anlatmaya. Evdeki duvarları silmiş bak birde onu demeyi unutmuşum. Duvarları kan lekesi oldu diye silmiş. Kaynanası ölürken sıçramış. Bir o görmüş tabi. Sonra mezar omuzlarda giderken ardından bir süpürge de peşinden gidiyormuş. O süpürge de kaynanasının ya yaptığı son iyilikten ya da yapmadığı. Orasını hatırlamıyorum. Peşlerinden gidiyormuş işte süpürge. Kadınada görünce komik gelmiş gülmüş. Söyledikleri bitincede kaybolup gitmiş. 

....

Bazı bölgelerde çekirgeye aliosman da derlermiş. Birgün bir mahallede çocuğun biri koşarak gelip babasına, baba koş anamın üstüne aliosman atladı demiş. Adam bunu duyunca aklına çekirge gelmemiş tabi. Direk mahalledeki Ali Osman gelmiş. Gitmiş onu ölmüştür. 

....

Bu hikayenin başı yok. Aklımda kalanı şöyle. Adamın kafasını baltayla kesiyorlar. Kesilen baş zıplaya zıplaya ordaki kadının baldırına dişlerini geçiriyor. Kimse de çıkaramıyor. 

....

Bu kadar aklımdakiler.

Daha var aslında ama unutmuşum. Bunlarda eksik zaten. 

Nasıl hoşunuza gitti mi bari 😂



16 Ocak 2021

Sevmek

 


Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım, diyemiyorum. Kusura bakma o kadar da büyümedim henüz. Belki sonra. Sen şimdi etrafına bakıyorsun değil mi? Ben seni göreceğim ama sen beni göremeyeceksin merak etme. Artık sana, senin deyiminle , rahatsızlık vermeyeceğim. Için rahat olabilir. 

Oysa benimki sadece sevmekti seni.

Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek misali. Neden mi?

Ben daha küçükken geçirdiğim kaza sonucu yarı komada tam 15 sene kaldım. Kalmışım demem lazım. Bir gün uyandım ki artık 5 yaşında bir çocuk değilim. Sanki kozadan çıkmış bir kelebek gibiydim. Ve tek başıma idim. Ailemden kimse yok. Ölmüşler. Hatırlamıyorum bile. 

Seninle karşılaştığımız o gün, dış dünyadaki ilk günümdü. Ilk seni gördü gözlerim. Anlıyor musun?

Şimdi gözlerin dolmuştur senin. Dolmuş evet. Siliyorsun. Eğer bunları sana anlatmış olsaydım, bana çok başka bir gözle bakardın, biliyorum.

Ben senin gözünde, şımarık, laf dinlemez, çılgın bir kız çocuğuydum.

Haklıydın da. Ben çocuktum ki. Dış görünüşüm genç bir kız olsada,  ruhum  o uyuduğum yıllar içinde hiç büyümedi. Bedenimin aksine.

Seni ilk gördüğümde belki çocukça bir bağ kurdum seninle. Ama sonra o çocuk seninle büyüdü. Seninle açtı gözlerini. 

Git desen de gitmeyişlerim, ağlayışlarım, gülüşlerim. Hepsi çocuk tarafımdı. Büyümüş ve seni seven o kadını belki sana tam  gösteremedim. Ya da sen hiç görmek istemedin.

Neyse..

Farketmez.

Çünkü sen kalbini başkasına verdin. Ben çocukça sana sevgimi göstermeye çalışırken, sen başkasına aşık oldun. 

Ve benimde gitme vaktim geldi böylece. 

Çocukça inatlaşıp başını ağrıtırım diye çok korkmuş olabilirsin. 

Ama ne var biliyor musun?

Sen beni reddettikçe, ben büyüdüm. Çocuk yanımı kaybettim yavaş yavaş. Seni sevmenin en büyük bedeli buydu benim için. Zira hiç yaşamadığım o çocukluğu kısa bir zaman yaşamak bana inan yetmedi.

Ah, yapma. Seni suçlamıyorum. Yine mi beni yanlış anladın sen...

Saçmalama. Bu benim seçimimdi. Seni severek büyüdüm. Biraz hızlı oldu o kadar. 

Şimdi sana mutluluk diliyorum. Bir genç kız olarak, bir aşık olarak ama bir çocuk olarak değil. Zira o çocuk, sana kırgın. Kızgın ve öfkeli. Birazda kıskanmış tabi. 

Ama bir çocuk nihayetinde değil mi...

Çabuk unutur herşeyi. 

Çabuk  büyüdüğü gibi.

Hoşça kal gözümün, kalbimin, çocukluğumun ilk göz ağrısı. 

Hoşça kal.....

.....



( Böyle bir koma hali varmıdır bilrmiyorum. Aklıma böyle bir şey geldi yazdım. Mantık aramadım. Sizde aramayın fazla.)



14 Ocak 2021

Kelime Oyunu 7 - Kriz

Aynanın karşısında, ağlamaktan kızarmış gözlerine, yorgunluktan çökmüş morarmış  göz altlarına, solmuş yüzüne, sararmış dişlerine ve dağınık saçlarına uzun uzun baktı. Hala yaş akıyordu gözlerinden. 

Derin bir nefes aldı önce. Gözyaşlarını sildi. Saçlarını güzelce topladı. Yüzünü yıkadı soğuk suyla bir güzel. Sonra dişlerini fırçaladı. 

Tekrar baktı aynadaki kendine. Gülümsemek istedi. Olmadı. Görünüşü bir nebze onu mutlu etmişti ama yetmedi. Başı hâlâ feci derecede ağrıyordu. Ne ara bu kadar tiryaki olmuştu. Dünden beri içemediği sigara yüzünden, hem kendini hem çocuklarını çok üzmüştü. Sigara içemediği her saat sinirleri daha bozulmaya başlamıştı. O da bu sinirle çocuklara bağırıp duruyordu. 

Arkasını dönünce, iki çocuğunun kapının yanından kafalarını uzatıp ona baktığını gördü. Yakalanınca kaçtılar hemen. Yanlarına gitti. Sarıldı ikisine de. Oğlu annesine mutlu musun diye sordu. Kadın mutluyum dedi. Öptü kokladı çocuklarını. Duvarda asılı, eşinin elindeki  tek fotoğrafına bakıp, yineden ağlamamak için zor tuttu gözyaşlarını. 

Eşi hayatta olsaydı bu halde olmazdı. Parasızlıktan ne çocuklara istedikleri herşeyi alabiliyordu ne de kendine sigara. Bir çıkmazda idi. Elindeki parayı sigaraya verse çocuklara yeteri kadar yiyecek alamazdı. Iki gündür başını ağrıtan, sinirlerini harap eden bu çıkmaz onu çok yormuştu. Oysa aldıkları maaş yeterdi bir şekilde ama bu ay çocukların ikiside hasta olmuştu. Beklenmedik çok masraf çıkmıştı. 

Çocuklarına, "hadi büyük  markete gidelim" dedi. Çocuklar öyle bir sevindi ki bu habere. Kızının saçlarını topladı önce. Oğlunun gömleğinin yamulmuş yakasını düzeltti. Kendi üstüne baktı, sonra gidip eşinin hediye ettiği, çok sevdiği ama her zaman giymeye kıyamadığı gömleğini giydi. Eşine bakıp gülümsedi bu sefer. Gömleğine dokundu, eşine dokunur gibi.

Kapıdan çıktıklarında Lilipa ile karşılaştılar. Lilipa, lila renk çerçeveli gözlüğü, her zaman yanında olan lila renk çantası, yaz kış hep taşıdığı küçük lila renk şemsiyesi ile çok tatlı bir teyze idi. 

Birbirlerine selam verdiler. Tam gidiyorlardı ki, Lilipa onları durdurdu. Çantasından para çıkarıp, kendisine de elma alabilir mi diye sordu. 

Kadın tabi deyip aldı parayı ama baktı ki para fazla idi. Tam bu fazla değil mi diyecekken, Lilipa elini tutup, "fazlasıyla da çocuklara istediğini alırsın yavrum. Sende kendi ihtiyacını karşılayabilirsin" dedi.

Göz göze geldi iki kadın. Duymuştu bağırmaları demek. Utandı ve üzüldü bu duruma. Lilipa ise merhametle bakıyordu gözlerine. Ezmeden sevgiyle. 

O sırada kız çocuğu coşkuyla, "Lilipa teyze ne renk elma istersin" diye sordu. "Kırmızı elma mı, yeşil elma mı, sarı elma mı,  mor elma mı, siyah elma mı" derken erkek olan sözünü kesti. "O renk elmalar olmaz ki. Onlar televizyonda."

Lilipa güldü dinlerken. "Siz hangisinden isterseniz  banada ondan alın", dedi çocuklara. Çocuklar gülerek, kırmızı elma ve yeşil elma dediler.

Onlar gidince dairesine çıkmak için  merdivene yönelen Lilipa, merdivenin başındaki elma poşetini de alıp yukarı çıktı.  

Markete gidip geldiler. Çocuklar mutlu. Kadın mutlu. Çocuklara  elma verip kendi balkona çıktı. Burnuna direk küllüğün kokusu geldi.

Cebini yokladı. Küllüğe baktı. Kendini sardı kollarıyla. Gömleğin kokusunu, eşinin kokusunu duymak istercesine kokladı.

"Başarmama yardım et", diye fısıldadı. 

.....

....












12 Ocak 2021

Ağaç Ev Sohbetleri 73

 


Söze annemle başlamak istiyorum. 

Kendisi, okuma yazmayı yazın gittiği kurslardan öğrenmiş, okula gitme çağında okula gitmek varken.

Peki neden okula gitmiyor,  gidemiyor dersiniz?

Zira dedem onu yollamıyor. Neden peki? 

Sebep ablaları. Ablaları okulda her istediği çocukla konuşmuş mektuplaşmış da ondan. Aynısını o da yapmasınmış. O sebeple okula göndermiyor annemi. Gönderseydi belki benim annem bile olmazdı. Matematiği süpermiş. E konuşma hitap konusunda da bir o kadar olay. Okusaydı çok iyi yerlere gelirdi eminim. 

Bir kız çocuğu, görün hangi sebeple okula gönderilmiyor. . Bu arada bir bilgilendirme geçelim ablalar hakkında. Biri illokulu bitiyor daha okumuyor. Diğeri okuyup öğretmen oluyor. 

Bana gelince, yani benim anılarıma. 

Ilkokul 4e gittiğim zamanlar. Okula  başka okuldan gelmiştim. Sınıfta iki kişinin adı geçerdi. Biri kız biri erkek. Herhalde ikizlerdi bilemiyorum. Kardeş olduklarını biliyordum da. Tam net olmasa da sanırım okula ben geçiş yaptığımdan beri ya bir ya iki kere geldiler. Öğretmenimiz sağolsun. Ilgilenmiş onlarla. Bulanık anılar ama onlar icin üzüldüğünü hatırlıyorum. Ozellikle kızın derslerinin çok iyi olduğunuda hatırlıyorum. 

Sebep neydi peki okula devam etmemelerinin...

Aile.

Tam net hatırlamasam da ailede sorun vardı. Geçim sıkıntısını bahane ettiklerine dair birşeyler var hatırımda. 

Üç çocuk, bir şekilde çeşitli bahanelerle okutulmuyor. Daha kaç tane var değil mi... bunlar benim bildiklerim sadece.

Kendime gelelim.

İlkokul öğretmenlerim çok iyilerdi. Simaları isimleri hala aklımda. Hele ki Mehmet öğretmenim. Bendeki ve sınıf arkadaşlarımdaki yeri çok ayrı idi. Neden bilmem 5. sınıfta aynı ilçede başka okula tayin oldu. Öyle üzüldük ki bu duruma. Sınıfça toplanıp ziyaretine gitmiştik. 

Sonra ortaokulda Zeynep öğretmen. Kadın herşeyi biliyordu benim gözümde. Küçücük bir kadındı ama gözümde bir diva idi. 

E tabi hep şanslı olamadım bu hususta. Bir matematik öğretmenine denk geldim ki, matematiğim bitti desem abartmam. Adam ders anlatmıyordu. Sınavda sorduğu sorunun cevabı bulunmuyordu. Yoktu yani.  Böylesi değişik bir insandı kendisi. Hayatımın ilklerini yaşatmış biridir. Yani okul hayatımdaki ilkler. Ama kötü olan ilkler. Misal kopya. Ilk ve tek onun dersinde ihtiyaç duydum. Ki soruların cevabı olmayınca işe yaramadı. Ve ilk olan karnede 1 notunu görmem idi. Tabi ben o karneyi sinir ve üzüntü ile okulda paramparça ettim o ayrı mevzu. 

Lafı uzatmayalım. 

Öncelikle eğitim tabiki ailede başlıyor. 

Sonra okulda. 

Benim görüşüm şu;

Okulun bir önemi yok. Yani çocuğum aman en iyi okullarda okusun diye uğraşmam. Zira kişinin kendisi iyi olunca başarıyı yakalar. Yeter ki insan okumak istesin. Başarılı olsun. Ve tabi hayali olsun.

Benim vardı ama peşine düşmedim. Benim eksik yanımda bu olsa gerek. Çabasız olmak.


......




10 Ocak 2021

Durum Modu; Can Çekmelik Olaylar

Canım içli köfte istiyor.

Üşeniyorum yapmaya.

Canım şöyle bol çikolatalı kurabiye istiyor.

Üşeniyorum yapmaya. Dahası fazla kaçırmaktan da korkuyorum. 😁 

Sözde kapalı lahmacun yapacaktım kaç hafta önce. Malzemeler aldım. Ama daha yapılmadı. Iki hafta önce aldığım biberler duruyor hala. 

Pizza yapmak niyetindeyim. Bakalım ondan da vazgeçer miyim bilmiyorum. 😁😁

Şimdi derseniz diyet ne oldu hanfendi.. Ona devam canım. Bunlar öyle canım çekmelik şeyler zaten.

Ki daha hiçbirini yapmadım. Iyi irade varmış bende. 😂

Kendimi bir zayıflamış hissediyorum bir aynı hissediyorum. 

Garip.