9 Ağustos 2012

Misafirler Hep Aynı Saatte Geliyor.

Şaşırmıyorlar. Tam ezana yakın geliyorlar. Ezan okuduktan sonra gelmiş olmaları çok nadirleşti artık.
Sanki içlerinde kurmalı saat var. Tık.. tam vaktinde, sofra hazırken bi bakıyorsun gelmişler.
Evet -ler. Tam 4 tane bu misafirler. İkişerli ikizler. Resimlerde ikizlerden biri var. Diğeride bunun aynı zati. Öteki ikizler siyah. Biri tam siyah, karakedi. Diğerinin karnı kuyruğuna kadar beyaz. Patileri de öyle. Onlardan biri dün annesinin cesaret edemediği ağaca çıktı ama az daha düşüyordu. Ağaçta çektim ama uzaktı ve karanlıktı. Kötü çıkmış maalesef.

Misafir ismini onlara babam taktı. Sofraya gelmediği vakitler, illa onlar için gelir, ekmek verir onlara.
Ekmek yiyorlar. Hemde yoğurtlu, çorbalı ekmekler. O gün ne varsa menude.

Şu oturuşa baksanıza.. gelde sevme şu yaramazı. Hemen bu duruşu alıyor. Bekliyor.
Yemek bitince de çekip gidiyorlar. Ertesi gün aynı saatte damlıyorlar. :) :)

 






Flaşı açtım iyi görüntü olsun diye, böyle oldu. :)

Utanma Duygusunu Aldırtmak.

Bakıyorum.. bakıyorum.. Ve birde düşünüyorum. Zira boş bakışlarım güzel olmuyor, napıyım.
Ama daha düşünürken düşümü bırakmadım. O ne demek ki diyenlere, Adam şarkısını dinlemelerini öneririm. Güzel şarkıdır, severim. Söyleyen, Sibel Alaş. Başka adam şarkısı dinlemeyin şimdi yanlışlıkla. O çirkin çıkarmıkar Mazaallah.

Düşünüyorum.. doktora gitsemde desem ya adama. Ama adama, kadın doktora gitmiyorum. Niyeyse.. Aslında niyet, kısmet meselesi en çok. Kadın doktor istersin ki karşına erkeki çıkar. Mesela geçen sene ultrasyon -doğrumuyazdım bilemedimki- çektirdim. Randevu bilgisinde kadın ismi var. Ki harbi kadın ismi idi yani. Öyle çift kullanılan bir isim değildi. Ama gelin görün ki karşımda bir erkek. Ve çat patlasa ben kadar bir şey. Yani kısmet bu işler.

Nerde kalmıştır, gittim doktora ve diyorum ki;
“doktor ben utanma duygumu aldırtmak istiyorum. Ama arı çatlatmayın sakın. Zira o lazım herdaim. ..”
Doktor bana bakıyor ve diyor ki;
“iyi de o mümkün değil ki.. -hafifşaşkınifade.neayakgibisinden-

“iyi de nasıl mümkün değil. Ben biliyorum öyle aldırtmış olanları. Hem arları da sağlam yani. Hem şimdi aldırtmak mı mümkün değil yoksa çatlatmadan aldırtmak mı doktor bey.. ”

Doktor gülümsüyor. Bende yüz bulup gülüyorum. Öyle bir bakıyoruz birbirimize sırıtık sırıtık, bir zaman. Sonra ne mi oluyor... Ben deli damgası yiyorum, afiyetle. Acaba yanlış branşın doktoruna mı gittim ki..

Yanlış bir soru mu soruyorum? Yahut yanlış bir istek mi benim ki?
Sanmıyorum ama. Utanma duygusundan yoksun, nice insan var şu dünyada. Ve acı gerçek ki, arsız olanı da çok içlerinde.

İnsan düşünürken bile utanır mı yaa..

Utan utan, nereye kadar.

Utanmamak ve çekinmemek bana göre bir gibi. Ama şu var, utanmaz olurkene, arı sağlam tutacaksın. Yoksa adın başka yerlere taşınır.

Zira utanmamanında bir sınırı var elbet. Utanasıkıla utanmamak lazım.



Hal böyle ki, ben utanmama da bile sınırını bilen bir insan olup çıkıyorum. Ben neler yazdım ki şimdi deyip duruyorum.
Delilik + utanmama + saçmalık + uyuşukluk + gereksiz.. bir yazı işte.

Not: Bu yazıyı utanmaktan bıkmış biri olarak yazmadım. Zira ben halimden -çoğunlukla- memnun olan biriyim. Ama utanmaz insanların nasıl utanmaz olduklarını merak ediyorum. Yazının kaynağıda bu meraktır, der ve huzurdan ayrılırım.

8 Ağustos 2012

Sevdiğim Adamlar - Bruce Willis




Şu gülüşe bakar mısınız bi, ne tatlı değil mi? Koca adamada tatlı demek biraz tuhaf kaçıyor.
Şu kellik kaç adama yakışır peki? Sayılıdır. Bruce da onlardan biri.
Oyunculuğu ise tam on puanlık.
Oynadığı çok film var ama Zor Ölüm serisi bir başka idi.








Benim için birde Komşum Bir Katil filmi ayrı güzeldir. Filmin devam serisinde etek bile giymiştir kendileri.
Mavi Ay diye bir dizisi vardı, bilmem bilirmisiniz? Yaşı tutanlar bilir muhakkak. Severek izlerdik kendilerini.
İlerlemiş yaşına rağmen yakınlarda tekrar baba olmuştur.
Ve ve ayrıca ben gibi solaktır.








Neredeyse her filmini izlettirmeyi başaran, iyi bir oyuncudur. Karizmatiktir.
Yandan gülüşü ile tam çekicidir. :)

7 Ağustos 2012

Madurum Madur.. Ama Suçlu Kim Belli Değil


Bu kızcağız var ya bu kızcağız.. Dünden beri neler çekiyor neler.
Her şey dün bizim şu düğmeli arakablonun düğmesine basmamla başladı. Durun hemen kabahat sende işte demeyin. Bi dinleyin önce.

Ben bu işlemi senelerdir yapıyorum. İşte dünde yaptım. Sigortalar attı birden. Neyse.. düzelttim. Açtım pcyi. Ama bağlantı yok. Modeme bakıyorum. Ki modemde bahsettiğim şu ara kabloya bağlı. Işıklar tamam yanıyor, bir sadece Ethernet düğmesinin ışığı yok.

Ee bi bekledik düzelir belki. Düzelmedi.

Bende 444 0 375 numaralı hattı aradım. Bizim sorun için eskiden 5 tuşuna basılıyordu. Bende direk ona bastım ki bana başka şeyler dedi. Meğer sıralama değişmiş. 2 tuşuna basmalıymışım. Aklınızda olsun, net bağlantı sorunu için direk 2 ye tuşlayın.

Dediler ki bağlantıda sorun yok. Sonra beni canlı bir kıza bağladılar. Dedim bağlantım yok, nasıl sorun görünmüyor ki. Sonra Ethernet yanmıyor sadece dedim. O zaman sizin pc ile modem arasındaki bağlantıda sorununuz var. Bilgisayardan anlayan birine gösterttin dedi bana.

Ordan sonuç alamayınca başka yerlere başvurduk. Sonra geldi birileri. Baktılar ettiler falan. Neymiş öyle arakablodan açıp kapatmak modeme zarar veriyormuş. Bozmuş modemciğimizi. Ki onu bize veren en iyisi bu demişti bize. Markası da Ttnet. Gerçi bu ilk değil bizim 4. modemimiz Maşallah. Dayanmıyor modemler bizim hıza.

Sonrasında yeni modemi taktı ama o da çalışmadı. Allah Allah.. demez mi  sizin pcninde net kartı yanmışmış. Aman ne güzel haber.

Bu sefer pcnin teknik servisini aradık. Neymiş efenim, biz getircekmişiz pcnin bozulan parçasını.

Modem için gelen kişi ben bir bakayım, olmadı götürürsünüz dedi. Ee biz bu arada madur olacağız. Ne olacak? Bize neyse ki başka pc getirdiler. Ayarladı modemini yazıcısını falan, gitti.

Hoppa.. aradan bir saat geçmedi bağlantı yine gitti. Bu sefer sadece Ethernet düğmesi yanıyor. Diğerleri yok. Yine 444 0375 aradık. Zati biz bunlarla uğraşırkene akşam oldu. Bu sefer arıza var dediler. Kaydınızı aldık, sorun giderilcek dediler. Akşam çıkışa kadar bekledik. Gelmediler.

Sabah geldik, hala tık yok. Bağlantı sorunu halen devam. Sonra araya hatır sahibi birilerini soktukta geldiler baktılar. Ama öğlen olmuştu bile. Baktı ve dediki modeminiz bozuk sizin. Nasıl olur daha dün takıldı dedik. İyi de bu modem yeni değil dedi. Başka bağlantıya kurulmuş modem, sıfırlanıp başka bağlantı ile çalışmaz falan filan dedi.

Biz yine modemi takan adamı aradık. O gelene kadar, bağlantı geldi. Sanırım Telekomdan birini görünce tırstı. Başladı çalışmaya.

Çağırdığımız diğer kişide modemde bir sorun yok. Bunlar -telekomcuları kastediyor- hep böyle söylüyorlar dedi. Bozuk olsa hiç çalışmazdı dedi. Şimdi nasıl çalışıyor madem dedi.

Ee .. haklı idi.

Bizde şaşırdık. Kaldık.

Efenim, bayada uzun bir yazı olmuş. Ama bunlar özet hali.

Sanmayın ki şimdi tüm sorunlar bitti. Hayır…

Önceden bahsettiğim şu sistem var ya, şimdi yine o çalışmıyor.

Bir günyüzü göstertmiyorlar insana. Bir rahat nefes aldırmıyorlar.

Dua edinde sorunlar bitsin.. he mi ? Bende blog dünyama geri dönebileyim. J

5 Ağustos 2012

Photoshop Çalışmalarım - 4

Yine bir çalışma ile karşınızdayım, sayın ve sevgili blogdaşlar. :)


Çekinmeyin, fikrinizi söyleyin.




Resmin orjinal hali.


4 Ağustos 2012

İkisi Bir Arada; Acayip + Kötü

Önemsiz bir hastalığa yakalanmıştım. Sebebi takılmayacak takıntılar ve fobilerim idi. Mutsuz.. umutsuz.. kendimi kötü hissediyordum. İyice sessizleşmiştim. Hele ki birde bana bu halde 1 yıllık ömrüm kaldığını söyleyiverdiler. Ardındanda utanmadan şimdi ne yapacaksın dediler. Pehh.. dedim. Ben ne yapayım, ölecem gidecem. Siz bana yapın gayri, ölecem dedim. Son günlerimi iyi geçirtmeye bakın, almıyım ayağımın altına deyiverdim. Deli cesareti gelmişti sanki. Ama delirmemiştim, ölüveriyordum sadece.
En yakın arkadaşım bana dünyayı dolaş dedi. Çıktım yola. Ama önce dünyayı değil, ülkemi dolaşmalıydım. Ama ondanda evvel, bu yola yalnız çıkmamalıydım. Yanımda prensim olmalıydı. Ama ha deyince de bulunmuyordu ki bu merette. Sonra yine arkadaşımın aklıma uydum. Kurbağalı dereye indim. Dedi ki, prens var burda bekliyor seni. Tehh.. buluşma mekanına bak. Zevksiz adam ne olacak. Neyse, zati bi yıl çekcem yahut o beni çekecek. İşte çekişiriz bi yıl ne olacak.
Sonra baktım ki gelen giden yok. Kurbağalar üstüme atlıyor. Akşam olmuş. Kaçarkene bir kulübe gördüm. Tam kapıyı çalacam ki ne göreyim, ne işiteyim. Benim en iyi arkadaş müsfettesi kişilik, 10 kollu, 20 bacaklı, 30 başlı bir şey oluvermiş. Ne oldu ki laa sana dedim. Uzaylıyım dedi. Meğer bu hoşlaştığım tüm adamları o dereye atmış, kurbağa etmemiş mi? Hayy senin gibi en iyi arkadaşa ben ne edeyim. Bu kollar, başlar, kopar kopar da bitmez ki.
Kaçarkene susadığımı farkettim. Masadaki su gibi şeyi kaptım içtim. Sonra bana bi haller oldu. Sanki kayboldum. Derede aksime baktım. Bir kurbağaya benziyordum. Aman yok, meğer orda kurbağa varmış. Ama ben yoktum. Görünmez olmuşuz iyi mi?
Şimdi şu kurbağalardan birini öpsem de prens olsa kaç yazar, beni görmeyecek ki.. Vayy.. terazisi eğrik dünya vayy.. Laa.. hem ölcem, hem görünmezim hem en iyi arkadaş gitti, kaldım bi başıma.
İyice kötü oldum ben. Ben böyle kendimi kötü hissedince uyumak isterim de. Şimdi nere yatsam ki, millet ezip geçer beni.
Bastım çığlığı... Yeter...... Yeter... Yeter... gayri !


Bir mimde burda son bulur. Mimler acayip sorular ve kendini kötü hissettiğinde ne yaparsan idi. Ortaya böyle karışık bir şey çıkıverdi sonuçta.







ses etmeyin, uyumayaçalışıyorum şurda...

3 Ağustos 2012

Sistem Aldı Götürdü. Satamadan...

Sanmayın ki blogumu bıraktım gittim. Yaklaşık 1.5 aydır sürüp giden sistem sorunu çözüldü. Nihayet diyemiyorum. Niye? Hala sorunları devam ediyor zira.
Mesela şuan yine kayıt yapamıyorum. Asabım sinirlendi. Moralim sıfır.
Ne güzel kendimi iş yapmaya motive etmişim, sen kalk yapmama engel ol. Keyfim kaçtı resmen. Somurtup oturuyorum.
İş yapmayı sevmek değil bu. Yapmayı planladım ama yapamadım. Ne güzel bugün bitirecektim. Kafam rahat olacaktı. Gerçi dün 70 kayıt yaptım. Onlar bitti. Ama diğer ufak işlerinde bitmesi gerekiyordu bugün. Masamda bekleyen evrak kalmayacaktı.
Ama işte sistem yine sistemliğini yaptı. Yapmıyor işte. Çakacağım bir tane, gelecek kendine. Görün işte içimdeki şiddet duyguları kabardı, o kadar sinirlendim.
Blogumu da aksattım o yüzden.
Gerçi bilmem kaç kişi farkında ama ben haftaiçi blogumu ihmal etmem hiç. Etmişsem, kesin yazacak birşey bulamamışımdır. Yada moralim bozuktur.
Şimdi bunları yazıyorum. İçimi döküyorum. Yine moralim bozuk ama, yeter bu kadar ihmalkarlık dedim.
Saçmala gitsin. Dün o kadar işin içinde, okuma isteğim vardı, şimdi yok. Sistem aldı götürdü, satamadan getirse bari.