20 Şubat 2012

Farketmedim Seni

Görmek farketmek değildir. Duymak da öyle. Bakarkörlük o yüzden ortaya çıkmıştır herhalde. Zira görürüz ama farketmeyiz. Mesela Sherlock. Bakıyor, görüyor ve farkediyor. Seviyorum kendini lafı gelmişken adını anmak istedim.

Kişileri, nesneleri farketmek için belki ikinci bakış kafi gelir. Birinci de görmedin de ikincide gördün, farkettin mesela. Ama duygularda bekler farkedilmeyi. Onlar için gözler bazen işe yaramaz. Tam bakarkör olursun kimine göre. Oysa sen bakmadığın için değil, görmediğin için değil, belki de görmeyi istemediğin için farketmiyorsun.

O sebeple bir insanı görmezden gelip, farketmemek, etmemiş gibi görünmek, duyguları farketmemekten zordur. Kişiler yahut eşyalar, onlar somuttur. Ordadır. Sen farketmemişsin çok mu? İnkar etsende orda vardır yani. Duygular ise öyle değildir. Çünkü o duyguyu sadece senin görmen önemlidir o kişi için. Senin farketmen önem taşır. Büyük bir istekle, hevesle görülmeyi bekler. Farkedilmeyi. Belki anlaşılmayı.

Sen farketmedikçe gözüne sokulmaya çalışılabilir bazıları tarafından. Ki onlar farkedilmemeyi bence hakederler. Ama kimisi için farkettirebilmeye çalışmak bile zordur. Öyle içinde tutar tutar, ya kurutur ya çürütür. Ya da gömer kendi ile mezara.

Bazen sen farkedersin, hiç ummadığından. Kendinden utanırsın. Yakıştıramazsın. Ya da ne fesatım dersin. Soramazsın bile. Öyle ya kendinde uydurmuş olabilirsin. Ne kadar ayıp...

Farketmedim, farketmedin, farketmediler...

Farkettiremedim, farkettiremedin, farkettiremediler...

Sonunda hep sen olursun farkedemeyen. Farkettiremeyenin suçu olmaz hiç...

Yalan mı ?

17 Şubat 2012

Zorunda mıyam Dedi, Elbetteki Değildi

Reklamı görüp duyunca dilime takılıyor.

“ zorunda mıyam, zorunda mıyam?”

Reklama çıkıp oynamasının bir hikayesi varmış aslında. Zorunda mıyım adlı bir şarkısı varmış. Bir programda direk adını söyleyince yanlış anlaşılmış. Kadında ses var, heybette var. O anı tahmin edebiliyorum. Kim bu kadın. Dilber Ay.

Dilber Ay, aslında bir kanalda mahkumlar için yaptığı, hapishane dekoruna sahip programıyla tanınmaya başlandı. Anneminde favori programıdır. Eskiden de tanırmış Dilber Ay'ı.

Bu yaşına kadar çalışmış. Kendisi ile yapılan bir röportajı okudum. Çileli bir hayat yaşamış.

Şimdilerde kendini “sanatçı” diye tarif edenlerin aksine hiç bozulmamış. Bir aşiretten geliyormuş. Ekmeğini de onlarla yemiş hep. Hala da.

Çoğumuza göre sıradışı bir program yapıyor. Yanlış anlaşıldı ama şuan bir reklam yıldızı. Aslında yılların sanatçısı. Buralara kadar gelmiş. Hiçbirşeye "zorundayım" dememiş. Ne namusu, ne ekmeği ile oynanmasına izin vermiş. İşte bu güne gelmiş Dilber Ay.

Sanat için yapılan saçmalıklar o kadar da “ zorunda” değilmiş öyle değil mi? İnsan, geçmişiyle barışık olarak bugüne gelebiliyormuş.

Dilber Ay ropörtajı için tıklayın

16 Şubat 2012

Teoman Şarkıları - Hayalperest

Sordum rüzgar gülüne daha onyedimde. Gönlümü çelen papatyalar yok artık. İki yabancıydık, o rüyamdaki hayali sevgiliyle. Cebimde aşk kırıntıları.
İsyanım vardı babamın öldüğü yaşta paramparça olmuş hayatıma. Çıktım bir bar taburesine. Seslendim hayallerimdeki o güzele. Bir sonbaharda İstanbul'da.
Serseriydim, zamparaydım.Ama herşeye rağmen, güzeldi benim hikayem.İstemedim ölmeyi, sevmeden, sevilmeden, sevişmeden. Yalnız gecelerimin rehberi çobanyıldızıyla yaptım vedamı...
...

Geçenlerde gördüm. Aklıma geldi. Özlemişim Teoman'ın şarkılarını. Dinlemek istedim. Özellikle hiç dinleme fırsatım olmadığı, hayalperest şarkısını. Benim şarkımmış. Ve Teoman konserler adını verdiği bir hediye albüm yapmış sevenlerine. Ama limitli sayıda.

Hayalperest şarkısının sözleri:
O kadar haklısın ki, Dayanamıyorum buna
O kadar güzelsin ki, Çok çirkin kaldım yanında

Korkum yaralanman hayatta, O kadar yalnızsın ki
Dayanamıyorum buna, O kadar sıcaksın ki

Çok soğuk kaldım yanında, Korkum yaralanman hayatta
Hayalperestsin, güzel hayaller peşinde, Çok gençsin, yanlış insanlar kalbinde

Hayalperestsin, güzel hayaller peşinde, Çok gençsin, çok gerçeksin
Bu yüzden çok güzelsin.

15 Şubat 2012

Sevmeye Yeteneksizim Deme...

Beceremedi sevmeyi... Sevmeye yeteneksizdi. Sanki sevmek yetenek işi.

Doğarsın, büyürsün. E doğal olarak gelişirsin. Bu ölçede aynısın. Yoksa bir hastalığın.
Utanmayı beceremiyorum denmez. Kızmayı da. Bu duygular içinden gelir. O ana göre gelişir. Ve sonra kaybolur. Kimse demez ki şu becereksize bak bi beceremedi utanmayı.
Ama söz konusu sevmeye gelince iş değişiyor nedense..
Birini sevmek yetmiyor mesela. O sevginin bi ömür sürmesi lazım. Adı sevgi olsun diye. Yoksa sadece heves olarak kalıyor. Sende gündelik heves yaşayan biri olup çıkıyorsun.

Şimdi burda bir hata yok mu?
Biz sevgiyi fazla mı önemsiyoruz da, bi ömür sürsün istiyoruz.
Yoksam, her heyecana sevgi diyerekten onu yerden yere mi vuruyoruz ?

Her iki şekilde de yanlış olan sevginin bir yetenekten sanılması. Yetenek öyle herkese bağışedilen bir şey değildir. Ki bu sebepledir ki sevgi yetenek değildir.
Çünkü, zira, ammavelakin herkes sevmeyi bilir. Kendince. Kalıpsız.
Sahibi için düşmana kafa tutan köpeğin sadakatı sevgiden gelir. Köpeği için buz tutmuş -ama buzu çatlayan- nehirde yürüyen insanın bu fedakarlığı sevgidendir. Yeteneği var ise de o buzda düşmeden yürüme yeteneğidir sadece.

Sevmeye yeteneksizim deme. Sadece zor beğeniyorum diye düşün. Beğeni bu duygunun en başıdır çünkü, bana göre.

14 Şubat 2012

Pişştt Yakışıklı O Timsahı Ben İstiyorum

Malum ya bugün o malum gün. Heryer ve her köşede, kenarda bir yazı var olacak. Ben buna uymayacağım.
Uymamak için birçok sebebim var benim. Mesela benim için bugünün diğer günlerden bi farkı yok. Niye? Çünkü bir beklentim yok. Hadi doğum günüm olsaydı neysee.. Bir sevgilim yok diye değil yani.

Bugün ben bir yakışıklıdan bahsedeceğim ama. Ve bir hediyeden.
Bu yakışıklı işte bu yakışıklı. Çok tatlı demi? Araba reklamındaki çocuk. Heryerde olmayı başarıyor. Arabası sağolsun.
Gerçi sonunda sevgilisinin yanında hep uyuyakalıyor ama olsun. Son reklamda son olarak sevgilisine koca bir timsah hediye ediyor ya. Sevgilisi ise koca timsahı değil de, küçücük anahtarı görüyor ya. İşte o ortada kalmış, o kocaman ve sevimli timsahı ben istiyorum. Onu bana getir bi zahmet. Ama öyle yerlerde süründürme bi zahmet tatlı şey.


Son noktayı, tüm sevgililere hitaben bir şarkı ile koymak istiyorum:

“ sevgilim sevgilim nasılsın... burnun kapıya kısılsın. Soğuk iç sesin kısılsın. Hop hop oynarken pantolanın yırtılsınn... “

(:

13 Şubat 2012

Dört Duvar

Kiminin evi, yuvasıdır. Kiminin müebbeti, limanı yahut kabusudur dört duvarlar.

O dört duvarı yuva yapmak senin işindir, senin elindedir denir sana. Sen genelde kadınsındır. Öyle ya yuvayı dişi kuştur yapan.

Peki herşey cidden senin elinde midir? O dört duvar bazen bir müebbet olur ki belki de yuvan olur zamanla. O yuvanı paylaştığın hiç tanımadığın ya da zamanla tanıdığın insanlarla paylaşırsın. Ya da en kötüsü hiç arkadaşın olmaz o dört duvar arasında.

Kimine dar gelir o dört duvar. Çıkıp gitmek ister. Bazen çıkıp gitse de, döneceği yer yine dört duvar olur, çaresizce. Buda mı onun elindedir diye düşünür insan.

Dört duvar limandır tersine kimine göre. Fırtınadan, korkularından kaçıp sığındığı liman. Bir adım dışına çıkmayı korktuğu...

Şimdi de mi aynı şeyi düşünüyorum. Cidden benim elimde mi o dört duvarı yuva yapmak. Bi ben mi varım dört duvarın arasında nefes alan. Yaşayan, yaşamaya çalışan. Ki sadece benim elimde olsun. Benim çabam, benim isteğim olsun dört duvarı yuva yapmak. Yuvanın ötesinde yaşanacak yer yapmak. Öyle ya dört duvar bazen istesende yuva olmaz, mapus damında.

İyi kötü bir dört duvar mı istersin yaşayacak? Bir yuva mı istersin kuracak? Aslında ikisi de aynı şey mi dersin bana?

Bence değildir.

10 Şubat 2012

Yerli Film İzleme Birincisiyiz.

Tebrikler bize. Tebrikler Türkiye.
Hemde bu birincilik 4 senedir bizde imiş.

Avrupa Konseyinin açıkladığı verilere göre Türkiye, en çok yerli yapım filmlerin izlendiği ülke. Rakam yüzdelik olarak 50.2. Aslında tam sınırda bir rakam. Neredeyse kıl payı olmuş. Ama olmuş. En çok yerli yapımlarımızı tercih etmişiz.

Yabancı filmlere ilgimiz bir sır değil. Bir Hollywood değiliz belki ama hızla ve emin adımlarla ilerlediğimiz bir gerçek sinema dünyasında.
Dünya çapında alınan ödüller bunlara en iyi cevap.
Ve kazandığımız bu birincilik tabiki de.

Toplamda ise sinema izlenme oranı olarak da Avrupa ülkeleri arasında 7. sıraya sahibiz.
Bu bilgiler satılan biletlere göre sağlanıyor.

Ayrıca, Türkiye'de geçen yıl satılan sinema biletlerinden elde edilen hasılat 398 milyon 400 bin Türk Lirası olarak belirtilmiş.

Yerli malı, Türk'ün malı. Herkes onu izlemeli... (: