8 Temmuz 2012

Ayagını Burdan Kesecem Senin...

Otobüslerde yolculuk edenler bilir. Hergün rutin gibi görünsede bazen insanın karşısına değişik durumlar çıkabiliyor. Otobüsde insanları izlemek de yolculuğunuzun biraz olsun sıkıcılığını gideriyor. Yahut otobüsten tamamen arınıp yola bakmak. :)
Ortaokula gidiyordum daha. Zaten ilkokul hayatım hariç, orta ve lise kısmında okula hep otobüsle gittim, geldim.
Okul çıkışı boş bir otobüs denk gelmiş. Binmişim. Yerime yerleşmişim. Arkamdan binen, aynı okulda okuduğumuz, böyle boylu poslu bir erkek değil, -öyle diyeceğimi sandınız kesin. :D - kız, arka tarafa ilerlerkene, birden kendi gibi gür sesiyle; " bi tanemmm... " demez mi.. Allah dedim ne oluyor.
Sonrasında şarkının devamını getirdi de, şarkı olduğunu anladık. O zamanların meşhur İbo şarkısı bilirsiniz.
Sonrası deli gibi severim seni ben diye devam ediyor olmalı.
..
Bir kaç yıl evvel. Otobüsle eve geliyoruz ablamla. Önümüze bir anne kız oturdu. Kız henüz ilkokula ya gidiyor ya gitmiyor. O yaşlarda. Annesinin kucağında bir oturuyor, bir ayakta duruyor.
Sonra bu sevimli kız şarkı söylemeye başladı. Ben pek kulak vermiyordum ki ablam beni dürttü yanlış hatırlamıyorsam. Sonra kzı dinlemeye koyuldum. Gerçi sesi otobüste rahatla duyuluyordu ama kulak vermek lazım, mesajı almak için. Söylediği şarkı aynen şöyle;
" Uçacaksın... uçacaksın.. ayağını burdan kesecem senin.. kalbime konacaksın.."
Evet sizde o küçük ayrıntıyı ve mesajı aldınız mı şarkıda. :D Ayağı yerden kesmeyecek, burdan kesecek küçük kızımız. O bura nere bilemiyorum. :)
...
Daha geçenlerde de baya kalabalık bir otobüse denk geldik. Hani bilenler bilir. Arkada gidecek yer yoktur ama şöför devamlı yeni binenlere; " arkaya ilerleyin..ilerleyelim, arka taraf boş... " Nasıl bir göz vardır onlarda bilinmez. Hatta birini gözüne kestirir. Direk ona söyler, ilerle diye.
İşte böylesi bir kalabalık ortamda, bir genç kızımız ayakta, anacığının yanında durmakta. Ön taraflarda. Şöför bu kıza, önün boş, ilerle dedi. Kız başladı bağırmaya. Yok ilerlemezmiş. Annesi ordaymış. Onun yanında dururmuş. Nasıl bağrıyor adama. Adamda iyi tamam dur durduğun yerde dedi. Anası da kızına sus diyor ama kız coştu, hala söyleniyor. Niye öyle demiş.

6 Temmuz 2012

Bir Kadın Nasıl Aldatılır


Şimdi.. o güzel kulaklarını dört aç. Sana hayatının anlamı, tek amacın, gayen olan bu işin, hiçbiryerde olmayan o müthiş sırrını vereceğim.

Ama gel gelelim önce şu mevzu var.

Şöyle ki, birini, senin deyiminle dersem bir kadını aldatabilmen için, önce sahip olman lazım. Yok bu sahip olmak kelimesini sevmedim. Ama sen sevmişindir kesin.

Öncelikle birini bulman lazım. Ki bence bu zor. Hatta imkansız. İki dünya bir araya gelse olmaz yani. O derece bi imkansızlığı var bu işin.

Niye?

Evet bak güzel sorular sormaya başladın sen. Aferin..

Niye mi?

Çünkü önce senin gibi bir yaratığın varlığını kabul edip, seninle birlikle olacak bir kadını, bırak kadını bir insanı bile bulamazsın ki sen. Zira... velhasıl bence sen insan bile değilsin ondan.

Sen bana bakma, sana sen diyorum. Ama napıyım, terbiyem böyle. Herşeye de bozamam onu. Lütfen kendini bir şey sanma emi.

Eyy aldatılacası yaratık diyeceğim olmayacak. Zira onca ettiğim laf boşa gidecek.

Hadi git bakalım. Kendi dünyana git.
....
Bu açıklama, benim blogumda “ bir kadın nasılaldatılır ” kelimesini arayan o varlığadır. Üstünüze almayın. Ki aldatma meyilliyseniz alabilirsiniz. Ücretsizdir..

Ki ters bir olay var. Hemen altında şu aranan kelime var: “ seni seveni nasıl bulursun

Biri sevmeye susamış, biri aldatmaya.. tehhh... pehhh..

Saygı ve sevgilerimle..

5 Temmuz 2012

Elleri İncinmesin...

Siz hiç dayak yediniz mi? Çıplak elle ama. Çok canınız yandı mı? Yanmıştır.
Küçükken yemişizdir bir iki tane. Bende yedim, itiraf ediyorum. Suçumda belli idi.
Şimdi benim canım yandı ya, peki ya babacığımın elleri.. onlar benim kabayerimden daha çok acımıştır kesin. Ahh ahh.. ne büyük eşşeklik etmişim, gitmişim izinsiz hastane açılışlarına. Sanki Süleyman Demirel'i görebileceğim de.
Lafı getireceğim yere az kaldı.
Hep biz dayak yiyene acırız ya şu hayatta.
Amma safmışız, amma dandik bir düşünce imiş bu böyle..
Asıl canı yanan dayağı atanmış, yiyen değil.
İşin özü bu artık.
Dayak acı verir evet, ama dayağı atana, yiyene değil.
Aman dikkat.
Bunu ben değil, devlet diyor. Devletin mahkemesi diyor.
Geçen günlerde Fatih'te 11 polisten dayak yiyen o kişiyi duymuşsunuzdur.
İşte o polisler “elleri incindi” diye rapor almış, serbest bırakılmışlar.
Dayağı yiyen vatandaşa da “ görev başındaki memura direnme ve hakaret” suçları nedeniyle 6 yıl falan ceza istemiyle dava açılmış.

Sonuç; dayak yemek acıtmaz. Dayak atmaktır işin acı tarafı. Madur onlardır. Elleri incinen onlardır. Senin nerenin incindiği, kanadığı yahut kırıldığı önemli değildir.
Bundan böyle, bunu böyle bil. Gardını al. Aman sakın dayak yeme kimseden.

Son söz; babacığım affet, incitmişim vaktinde ellerini. Gerçi elinle mi vurdun hatırlamıyorum ama. Ben özrümü dileyeyim de. .. Öptüm seni ellerinden.


4 Temmuz 2012

Tek Bir Kelam Et..

Yalvarırım mektup yaz... Beş dakikanı ayırdaa.... demiyorum ki ama..
Tek bir kelime istiyorum senden.
Tek bir kelam.
Beni sana anlatan, ifade eden bir kelime bul getir.
Yalnız tek bir tane ama öyle destansı şeyler istemem ben. İşin özünü severim. Lafı uzatmayı da sevmem.
Tek kelime kafi.
Zırhımı giydim, bekliyorum. :D

Lafın özü şu. Birde laf uzatmayı sevmem diyorum... yalannn...
Mim bu blogdaşlar. Haberdar olmuşsunuzdur belkim. Olmayanlar için bir açıklama yürüttüm onu nakledeyim:
"..*Şöyle ki bu mimin altına benim takipçim olarak benimle ilgili düşüncelerinizi yazacaksınız.
*Benim mimlediklerim de kendi sayfasında bu mimi duyurup takipçilerinin yorum yapmasını sağlayacak.
*Ve siz de başkalarını mimleyerek bu mimin elden ele dolaşmasını sağlayacaksınız. Oldu mu ?..
"

Şimdi, mimlediklerim benim hakkımda mim konusunda yazmayacak diye anladım ben. Bende beni mimleyenler hakkında birşey yazmadım. Gittim, tek kelimemi konuya bıraktım, geldim.
Kim onlar; Süpercellma, Biricitconsungunluğu ve Beyaz Sayfa
Bekliyorum sizlerin o tek kelime ile ben tanımlarınızı... :)
Aslında mim bahane. Ben hep merak etmişimdir milletin benim hakkımdaki düşüncelerini. Bu fırsatı da bulmuşum. Kaçırmak olmaz.. 

Aa.. mimleme işi var birde demi şimdi? Imm.. Erdi Karadeniz.

3 Temmuz 2012

Photoshop Çalışmalarım - 2

Evett... Çok beklemedim, duramadım.. yaptım yine bir tane resim.
İştee.. karşısınızda.. Ama bunun orjinal halini almayı yani maille almayı unutmuşum. Evde yani. Evde eklerim merak etmeyin. Yüzde yüz U.H. yapımıdır, şüpheniz olmasın. :)



Resmin orjinal hali.


2 Temmuz 2012

Beraber Yaşamak Zordur..

Bir insanı tanımanın yollarından en garantilisidir bence. O kişi ile beraber yaşamak. Sevgili babında demiyorum. Bir gün bile yeter aslında kimine. Hemen açık eder kimliğini.
İnsan evinde yabancı sevmez çok. Hadi söyleyin, çekinmeyin hiç.. İnsan alışıyor kendi yaşamına. Anasına babasına, eşine çocuğuna. Yani ailesine.
Birgün çıkagelen günlük bir misafir, iki günlük olunca az biraz keyif kaçıyor gibi. O misafirlik uzayınca o candan akraba batmaya başlıyor. Ne kadar sevsen de..
Komşularda öyle.
Yıllarca tanıdığınızı sandığınız komşunuzun yeni yeni yüzünü görmeye başlıyorsunuz. Niye? Daha çok vakit geçirmeye başladınız çünkü. İçinize girmeye başladı. Girdikçe sanki sıfırdan tanımaya başladınız onu.
Öğrendiniz ki, zor beraber yaşamak insanlarla. Tanımak öylesi kolay değil, tanıyorum demek kadar.
Bende nihayetinde bana gelen mime bir cevap yazabildim.
Yeni öğrendim, öğreniyorum. Belki de biliyordum da, yeni, yeniden farkettim bunu.
Bir insanla birgün geçirmeden tanıyamazsınız o kişiyi tam olarak.
Bilmezsiniz ki ev hali nasıldır? Evinde nasıldır? Gün içinde ne yapar, ne yapmaz. Nasıl yaşar özetle.. bunu görmeden bilmek imkansızdır.
Ve o insanla birgün aynı evi paylaşmak.. tanımaya imkan verir. Bakın bakalım, tüm gün dipdibe, aynı ortamda, aynı şeyleri yapmak keyifli mi yoksa can sıkıcı mı?..


Bende mimleri bi garip cevaplıyorum. Farkındayım.
Mimlemeye gelince de herkescikler. Üşendim.. :)

1 Temmuz 2012

Buzdolabını Tasarruflu Kullanmak

Bugün 1 Temmuz. Bugün itibari ile değişen ticaret kanunu ile artık A sınıfı buzdolaplarından hariç, buzdolabı satılamayacakmış.
Enerji tüketimi açısından böyle bir kanun çıkartmışlar. Satıcıların ellerinde bi dünya dolap kalmıştır kesin. Onları nasıl tasarruf edip elden çıkaracaklar acaba? Bu kanunu çıkaranlar, bunca zararı düşünmüştür herhal diye düşünüyorum. Yoksa bir A sınıfı buzdolabının yararı bu zarardan daha mı büyük? Kimbilir, olabilir..
Peki buzdolabının daha az enerji ile çalışması mümkün mü?
Mümkünmüş, öyle diyorlar. Geçen tvde denk gelmiştim. Hep paylaşayım diyordum, bu güne kısmet oldu. Tam zamanı bence.



İlk olarak buzdolabının etrafına sıfır mesafeli şeyler konmamalıymış. Yani etrafı açık olacak. Önyüzü saymaksak, ki zaten o açık olmalı. :) Üç kenarında en az 10 cm açık olmalı. Arkası en az ayda bir temizlenmeli. Toz enerji tükemini arttırıyormuş.
Buzdolabının içine üstü açık içecekler başta olmak üzere hiçbirşey konmamalı. Üstü açık sıvılar buzdolabının çalışmasını arttırıyormuş. Onları soğutacağım diye herhal.
Ayrıca buzdolabının normal soğutma yerinde herhangi biryerine ağzı kapalı bir poşet içinde buz koyarsak, bu dolabın içindeki soğuk havayı destekleyeceğinden, enerji tüketimini azaltıyormuş.
İşte böylesi küçük ve zahmetsiz birkaç detay ile buzdolabımızın daha az enerji ile çalışmasını sağlayabiliriz. Zira beyaz eşyalar içinde en çok enerji tüketenler buzdolapları imiş. Normal, çünkü gece-gündüz hep çalışan sadece o.
Bize de yeni dolap lazımdı. Gerçi şimdi hiç alınmaz bence. Zira eldeki tek dolap A sınıfı. Ee adam yani satıcı, diğer dolapları satamayacak olduğundan, şuan elindeki A sınıfları buzdolaplarını daha pahalıya satar. Öyle değil mi? Yanlış mı düşünüyorum ki acep?...