16 Temmuz 2012

Bugün Günlerden...

Bugün günlerden,
............... Boşluk..
Boşlukta zaman, ilerlemez. Tıpkı boşluk gibi, içi boştur onunda.
Sen doldurdum sanırsın.
Boşluk geçer gider zannedersin. Ki yanılırsın.
Zira boşluk dolabilseydi, en iyi zaman doldururdu onu..
Ama ne boşluk dolar. Ne zaman geçer boşlukta.
Böylesi birşeydir.
O boşluk hep vardır. Hep bir adım geridedir.
O sebeple hep ileri gitmelisin. Tıpkı zaman gibi.
Çünkü gerisi hep boşluk...
Ve boşlukta zaman geçmez.

13 Temmuz 2012

Bütün mü Atacam İçine?


Evet blogdaşlar, sizlere bir sorum olacak. Aşağıdaki metinden ne anladığınızı bana bi deyiverin..

-İki ucundan kesiceksin ama soymuyorsun kabağı. Az su koy...

+Bütün mü atacam içine tencerenin.. ? !...



Gülüyorlar bana bu lafı edince. Allah aşkına, o laftan sonra “ bütün mü atacam ki..” diye sormak çok mu garip. İnsanın aklına geliyor yani sormak.

Siz nasıl anladınız ki... ?

Bu arada, yemek bebek için. Tek kabakla yapılacak, sadece ona.

12 Temmuz 2012

Ölmeden Yapıversem Bari..


Efenim.. Biliyorsunuz ki, benölmeden adlı blogda blogdaşımızın bir listesi var. Hep der kendi listenizi yapın diye, sağolsun.

Bende düşündüm yapmaya karar verdim. Gerçi benimki biraz komedi gibi çılgınlıklar olacak. Ve içimde kalanlar diyebileceğim türden bir liste.Yani çıtayı biraz düşük tutacağım. Kendimce tabi. Ama belli olmaz belki büyür.
Evett.. Gelelim listeye. Haa.. birde unutmadan söyliyim. Bu konuyu blogda sayfa olarakda ekleyeceğim anasayfaya. Arada bir yoklayıp bakın, bakalım bir ilerleme var mı? Yoksa şayet beni dürtün, tembellik yapıyorsam beni uyandırmış olursunuz. Yaptıklarım artı (+), yapmadıklarım eksi (-) olarak ayrılıyor olacaklar.

Ölmeden Yapmak İstediklerim

-Şöyle keyfine vara vara, bol köpüklü kahve içmek ve yanında çikolata yemek.(bitter hemde)

-Denize girmek. Yüzmesemde olur.

-Pamukkale'yi görmek. Şu meşhur bembeyaz merdivenlerde dolaşmalıyım.

-Özellikle Nevşehir'de balona binmek.

-Boyum kadar diyebileceğim bir peluş ayıya sahip olmak.

-Denizde martılara simit atmak.

-Devlete memur olmak.

-İstanbul'u keşfetmek. Şimdi o yerleri tek tek yazmıyım.

-Sahilde güneşin batışı ve doğuşunu izlemek bir kere.

-Senaryosu bana ait bir diziyi Tvde izlemek.

-Kitap yazmak.

-Ulusal yahut yerel bir gazetede köşeyazarlığı yapmak.

-Araba ve ehliyet sahibi olmak.

-Bir köpeği şöyle doyunca sevmek, kucaklamak.

-Nisan yağmurunda, isteyerek, bilerek ıslanmak ama sırılsıklam.

-Ankara'yı bi kez olsun görmek, gezmek.

-Şelalenin altından geçmek.

-Herhangi bir grafik yarışmasında birincilik kazanmak.

-Uçağa binmek.

-
Ekleme olacaktır, olabilir.. neden olmasın ki... ;)

11 Temmuz 2012

Islanmaktan Nefret Ederim...

Kesin bir yargı oldu ama, sevmiyorum işte. Hoşuma gitmiyor.
Dünden kalmış, sebilin üstündeki bardağı değiştireyim dedim. Gittim, aldım bardağı. Olan oldu..
Su varmış içinde, üstüme ve yere döküldü birden. Ayaklarım da cabası.
Sevmiyorum ıslak olmayı. Islanmayı. Acayip sinir oldum. Kim bıraktıysa var ya.. Bu sıcakta su bulmuşun, iç işte..
Ortaokuldaydık. Boş derste, yine bir yaz günü, sınıftakiler birbirlerini ıslatıyorlardı.
Ben tabi sessiz bir öğrenci olaraktan, oyuna dahil değilim. Ki zaten sulu şeyleri sevmem. Ama nasıl olduysa, şimdi tam hatırlamıyorum. Sanırım ayağa kalkmış, bir yere gidiyordum ki, başkasına niyet bana kısmet olan, neredeyse yarım şişe su, üstüme tam üstüme isabet etti. Ama nasıl sinir oldum ben. Siliyorum da siliyorum. Arkadaşta bu halime gülüyor, sanki fasulye suyu döküldü üstüne diyor.
Su aksın gitsin isterim ama napayım. Takıntı belki de. Kuruyana kadar yaparım neredeyse, leke gibi hissederim o ıslaklığı.
Yüzüm içinde öyle. Islak suratla duramam. Ağzım içinde öyle.
Bir kere teyzemlere gitmiştik. Onların bağı bahçesi var. Ordan geliyoruz, elimizde armut. Yedik falan, su içip ağzımızı yıkacağız. Neyse içtik falan, ben ağzımdaki ıslaklığı siliyorum, teyzemin kızıda takıldı buna. Sanki ne yedin de ağzını siliyorsun ikide bir diye. O zaman küçüktüm, laf söylemedim. Ama sinir olmuştum o an.
Sulu şakaları da, ıslanmayı da sevmem arkadaş. Ben yağmurda ıslanmayı da pek sevmem. Ama nasılsa içimde vardır hep şöyle keyfi ve içten gelerek, sırılsıklam olmak.. yağmurun altında..

10 Temmuz 2012

A'dan Z'ye Excel Türkçe Eğitim Seti

Bilgisayar kullanıp da Excel'i bilmeyen, kullanmayan yoktur sanırım. O yüzden Excel nedir, ne işe yarar diye anlatmayacağım. Ki zaten aşağıdaki dosyayı indirdiğinizde detayına kadar öğreneceksiniz. İndireceğiniz dosya; Office 2003'e göre anlatılmış, Excel eğitim setidir. A'dan Z'ye her şey anlatılıyor. Excel'i hiç duymayan biri bile bu set sayesinde her şeyini öğrenebilir. Yani sette başlangıç seviyesinde görsel ve sesli anlatımlar var. Evet, okuduğunuz gibi sesli kısımlar bulunuyor. Office 2003'ten sonra bildiğiniz gibi Office programlarının görünümü, menüleri değişti. Bu eğitim seti eski, benim ne işime yarar demeyin. Yerleri değişse bile çoğunun işlevi, buton görünümleri vs. aynı. O yüzden size kesinlikle faydası olacaktır. Ben beğendim, umarım siz de beğenirsiniz. :)

Ekran Görüntüsü:

 


Resmi net görmek için üzerine tıklayın.

Bana Bi Haller Oluyor...


Sabah kalktığımda gözlerimi açamıyordum. Öyle bir uyku var. Sanırsın ki, bu zavallı kızı 1 saat bile uyutmamışlar. Ama değil, uyku alınmış ama hala aç gözler uykuya. Kalktım, oturdum ranzanın kenarına, ayaklar aşağıda. Ama inemiyorum. Gözler açılıp kapanıyor. Açılınca saate bakıyor. Imm.. diyorum, bi kaç dakika daha. Ama yaa ne giyeceğimi bilemiyorum.. kalk kızım sen. Sonra gözler saate bakarken yastığı görüyor. Uff.. yat iki dakika daha. Hopp.. geri devriliyorum. Başım yastığa bile gitmiyor. Kalıyorum öyle birkaç dakika, gözler kapalı. Dalmaya korkuyorum bu halimle. Uyanamazsam geç kalacağım. Tekrar bi gayret, kalktım.

Babamda kalkmış, saati 9 sanıp. Beni görünce; sen daha gitmedin mi kızım diye soruyor. Ağzımda diş fırçası, elimle saati gösteriyorum. Salona gidip saati görüp, annemden de onay alınca saatin 8 olduğu kanaatine varıyor. Sonra ortadan kayboluyor. Kanımca gitti yattı, ohh ne ala... bende yatsam ya..

İşyerinde ise durum değişmiyor. Gelen giden yok. Oturmaktan hepten bana bir şey oluyor. Yumulup kalacağım masada. O olacak yani. İlk iş bloga bakıyorum. Yorumlara cevap veriyorum, iyi geliyor. Ama geçici. Hala gelen yok. Bi başıma kalmışım bu halde. Msn'den arkadaşa mail attım, imdat çığlıkları sanırsın. Hasta sandı beni. Gel dedim, konuşalım, bi açılayım. O gelmeden birileri geliyor işyerine, msn kapatıyorum. Mühim misafirler gelecek, etrafı temizlemeli. Yapıyorum bir şeyler, iki fırça sallıyorum. Patron düzelt dedi etrafı, bakınıyorum, içimden; düzgün yaa, nesini düzelteceğim ki işte.. diye geçiriyorum. Koltukları elliyorum. Bir iki oynatıyorum, tamam.

İyi geliyor ama açıldım gibi. Sonra dön msn'e, muhabbete. Muhabbetten ala ilaç mı var.

Ama eve gelirken, sıcaktan herhalde birilerine acayip sinir oluyorum. Markete doğru giderken, iki adam, marketin önünde dikiliyor. Çıkış kapısından içeri girmeye kalktı biri. Kapıyı içeri itikliyor. Açılsın diye. Tee.. Allahım.. Çıkış yazısını mı görmüyor ne.. bi an yabancı mı ki acaba dedim. O derece bi tuhafıma gitti. Artı sinir oldum. Sonra onlar orda iken, kadının biri girişten girmiş idi. Manav reyonu tam girişte markette. Kasaya gitmek için, marketin içinde bi dolanmanız lazım geliyor. Bu akıllı bıdık kadında, bi limon almış, ben girerken açılan kapıdan çıktı şimdi. Baktım ardından, elinde limonla nereye gidiyor diye. Gitti çıkış kapısına. Tık tık.. açar mısınız kapıyı... dedi. Orda duran müşteri açtı kapıyı. Girdi gülerek, ayy dolanmıyım dedim de... bak bak.. millet salak, bi sensin akıllı demi. Nasıl sinir oldum kadına var ya.. niye bilmiyorum. O çıkış kapısından girmeye çalışan adam yanında melek kaldı.

Birde ekmek geçen markette 70 kuruştu, şimdi 60 kuruş olmuş. Heryerde de farklı farklı görüyorum. Niye böyle oldu ki..

Kendime de biscolata pia aldım. Yedim afiyetle ama, içimi de yakmadı değil. Yazın pek gitmiyor tatlı tatlı. İyi gelsin diye aldıydım ama..

Şimdi daha iyiyim. Üşenmekten bu yazıyı yazamamaktan korkuyordum ama yazdım, bitti, oldu..

9 Temmuz 2012

Küstüm...

Nette ablam bulmuş bu güzel şiiri.
İtiraf ediyorum, ilk kez duydum, gördüm.
Büyük kayıp bence..