Ana içeriğe atla

Bak Postacı Geliyor Kapılar Kilitleniyor

Düşünüyorum da günümüzde mi postacılık zor yoksa eskiden daha mı zordu ?
Aslına bakılırsa bana göre zorluğundan pek de birşey kaybetmedi postacılık. Çünkü hala adresler bir tuhaf. Bulabilene aşkolsun. Hele ki yeni postacıysanız işiniz daha zor. Her kesimden herkesin duymaktan nefret ettiği sözü söylerler üstelik. " Eski postacı buluyordu, getiriyordu... " 


Adreslerden başka postacıların işlerini zorlaştıran, daha doğrusu sevimsizleştiren şey artık sadece mektuptan ziyade başka evrak getirmeleri. Öyle ki zaten günümüzde mektup yazar kaç kişi var ki aramızda. Ki mektup alsın değil mi? Hal böyle olunca öğrendiğimiz postacı şarkısı da unutuldu. Hatta abartmayalım ama yalan oldu.

"Bak postacı geliyor selam veriyor, herkes ona bakıyor merak. Çok teşekkür ederiz postacı sana, pek sevinçli haberler getirdin bana... " diye devam ediyor. O sevinçli haberler yok, icra takibi yada mahkeme kağıtları var postacılarda yığınla. Artık kimse merakla beklemiyor. Kapısını çalarsa açmıyor. Ve tanımıyor postacısını.

Uzun süre bir bölgede postacılık yapanların işi daha kolaydır. Zira onlar artık mahalleliyi tanımışlardır. Yolda dahi görseler tutuştururlar evraklarını ellerine. Yeni gelen ise yazın sıcağı, kışın soğuğu demez ulaştırır evrağı sahibine. Hepsinin yaptığı gibi. Yazı kışı yok mesleklerinin. Yağmuru, karı da.

Şimdilerde yığınla icra evrakları dağıtsalarda eskiden sadece mektup da dağıtmazlarmış. Mesela seçmen bilgi kağıtlarını postacılar dağıtırmış eskiden. Hala bu beklenti de olan kişiler mevcut. Bunun haricinde kapılarımızda bulduğumuz buroşürleri, dergileri de onlar dağıtırmış. Şimdi onlar için ayrı kuryelikler mevcut.

Yaya olarak görmeyi alıştığımız postacıların bir kısmının bisikleti, bir kısmının motoru, bir kısmının da aracı var. Aracı olanlar APS olanlar. Yani acil posta. Ondan yani. Ve her meslekte kendilerini ispatlayan bayanlarımızda var  postacılarımız arasında.

Onlar için yapılabilecek en güzel şey adreslerimizi doğru vermek. Doğru ve tam adres almak. Zira artık falan yere yakın, yada şöyle bilinir gibi şeyler geçersiz. Herkesin bir adresi mevcut. Bir numarası var kapısında. Ve o numara ya sokağa aittir yada caddeye. İkisine birden değil. Yani bilmemiz ve söylememiz gereken mahalle / sokak yada cadde / kapı numarası / iç kapı numarası. İşte bu kadar. 

Eee herkese kolay gelsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…