Ana içeriğe atla

Hijyen !


İnsan uzun bir süre hastanede vakit geçirince bazı detaylara takılabiliyor. Mesela hijyene. Babam rahmetli olmadan evvel Gebze'de özel 100 yıl hastanesinde yoğum bakımda yatıyordu.
Değişik bir hastane idi. Mesela gelen hastaların, refakatçıların, personelin, temizlikçisinden hemşiresine kadar, tek bir tuvaleti kullanması gibi.

Şahit olduğum bir şeyi anlatayım. Hastanenin önden ve arkadan girişi olduğundan ve ikisi de mutemadiyen açık olduğundan, içeride sıcaklık diğer hastanelere göre baya düşüktü. Soğuktan olsa gerek tuvalet ihtiyacı fazla oluyordu. Tuvaletler temizdi açıkcası. Çeşmeleri otomatikti. Yani el değmeden. Ama iki çeşmesi ve iki tuvaleti vardı. Bu ne kadar yeterli oluyor bilemiyorum. Çünkü gece ve haftasonu oradaydım. Yine de dolu oluyordu bazı zamanlar. Mesela milletçe hala klozetlere fazla alışık değiliz. Ki hastanenin klozetli olan tuvaleti kırıktı. Gözlemlerime göre kullanılmıyordu pek. Neredeyse hiç hatta.

Yine tuvaletteydik. Bir hemşire geldi. Genç bir kızcağız. Elinde telefonla. O elindeki telefonla tuvalete girdi. Ve yine elinde telefonla çıktı. Evet, görüntü canlandı mı gözünüzde. Sonra telefonu cebine koydu. Elini şöyle bi yıkadı. Sonra telefonunu yine eline alıp çıktı gitti.

Hemşirelerin eline taktığı o eldivenlerle her işi yaptığını farketmişsinizdir değil mi? (Tuvalete telefonuyla girenin eldiveni yoktu.) O eldiven hijyen görevi görmez aslında. Görevi sadece hemşirenin hastayla temas etmesini engellemek. Ha çıplak pis eliyle iş karıştırmış, ha o elindeki eldivenle. Ne fark var Allah aşkına. Sadece kendi elini koruyor o eldiven. Hastaya hijyen konusunda bir şey sağladığı yok. Bu benim gözlemim ve görüşüm.

Hijyen işyerinde de lazım. Mesela kimisi işbaşında hem iş yapıp hem yemek atıştırabiliyor. Ben yapamıyorum. Ellerimden iğreniyorum. Benim dokunduğum evrağa kağıda kimbilir kaç kişi, nasıl bir şekilde temas etti, kimbilir. Para teması cabası zaten.
Bir keresinde elimi yıkamış, atıştırıyordum. Biri geldi, ufak bir iş gördüm. Açıkcası üşendim bir daha yıkamaya. Ama olan oldu. Midem bozuldu. Sonrasında elimi yıkamadan dokunmaya tövbe ettim desem yeridir.. İsterse 10 kere yıkamak zorunda kalayım. Çektiğim o sıkıntıdan bin kat iyidir.

Sokaktan eve gelince de ellerimden iğreniyorum. Hele otobüs yolculuğu yapmışsam. Eve girince ilk iş ellerimi yıkamak oluyor. İş dönüşü de öyle.

Herkesin hijyen anlayışı galiba biraz farklı. Ve bu çerçevede sonuçları da farklı oluyor. Bu nasıl oluyor ki? Bünye o pisliğe alışıyor da artık tepki mi vermiyor yani. Her hijyene dikkat eden hassas bünyeye mi sahip? Ya da hijyen mi hassaslaştırıyor bünyeleri?

Sorularıma cevabı olanları bekliyorum. Ve sizlerden de hijyen hikayeleri istiyorum. 


 

Yorumlar

  1. Yanıtlar
    1. Değil mi.. ama herkese göre de çeşitli. :)

      Sil
  2. Bence de hijyen şart ama sen kendine dikkat et canım. Biliyorsun obsesiflik denilen bir rahatsızlık var. Bir süre sonra kişiyi de çevresindekileri de çok rahatsız ediyor. Ve genelde tramvalar ya da hayatında düzeltmek isteyip düzeltemediğin şeylerin varlığında çıkıyor!!
    Kendine iyi bak
    Sevgilerimle
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman Allah korusun. O derece değilim. Sadece yemek öncesi falan dikkat ediyorum, diyelim. :)
      Sağolasın. Sende kendine iyi bak.
      Sevgiler.. :)

      Sil
  3. ay dur ya aman dikkat etcem bundan sonra her yere aman sağol valla farkında olmadığım şeyler söledin ya.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen sağol. :)
      Hep derler ya, ellerde başlar hijyen. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…