12 Eylül 2013

Zaman Aynı Değil..


Anlatmak yetmiyor, anlamıyorlar.
Göstermek yetmiyor, görmüyorlar.
Hayatı kaldığı yerden başlamak lazım da, hiçbir şey aynı kalmıyor.
Erken ya da geç değildi. Vakti gelmemişti ama anlamıyorlardı. Gerçeği görmüyorlardı. Hayat aynı kalmıyordu. Çünkü hayat denilen şey, zamandı. O da hiç aynı kalmadı.
Gitmek istiyorsun, korkuyorsun. Yeniye alışamamaktan. Ya da gitmeyi gerçekten istememekten mi.. Yoksa gitmenin daha vakti gelmedi mi?
Anlamıyorum.. görmüyorum belki de. Ama biliyorum. Hayat kaldığı yerden devam ediyor, aynı kalmadan.





11 Eylül 2013

Sen Bana Lazımsın..


Hani afili bir laf atsan ortaya, kim ciddiye alır seni.
Hani seviyorum desen, kim duyar sesini.
Ya özlüyorsan. Kime ne?
Böyle böyle yok oluyor insan. Bitiyor.
Bitiriyor kendini.
Hani kendi içinde, bazı bazı çok mühim insan sanarsın ya kendini. Sonra sana öyle olmadığını kanıtlarcasına davranırlar ya. İşte o an başlarsın bitmeye.
Halbuki sadece kendine ihtiyacın vardır öyle zamanlarda.
Sadece kendine. Seni sana mühim hissettirecek olan sana ihtiyacın vardır.
Bilemezsin.. bilmezsin işte.




10 Eylül 2013

Kağıt mı yoksa Pamuk mu Olsun?


En az bir kez olsun, selpak markasının yeni kağıt havlu reklamını görmüşsünüzdür. Yok yok, reklam eleştirisi yapmayacağım. Reklamın temel mesajına takıldım ben.
Biz eskilerden beri havlu kullanan bir milletiz. Öyle ki havlular, kızların çeyizlerinin vazgeçilmez elemanıdır. Şimdilerde pek moda olmasa da, geçmişte o havlu kenarlarına nasıl da çeşit çeşit danteller yapılırdı. Deli gibi yeni modeller aranırdı. Hala da vazgeçilmiş değil. Artık herkes kendisi yapmasa da yaptırıyor. Çok olmasa da eksik olmuyor hala çeyizlerde. Değil mi?
Peki reklam bize ne mesaj veriyor. Havlular mikrop yuvasıdır diyor. Tercih etmeyin, hastalık bulaşır diyor. En ideali kağıt havludur diyor. Bunu da açıkcası çok iğrenç yolla göstermiş. Hiç çekinmemiş yani. Havlu, toptan tutun da bankamatik bile oluyor.
Peki bu yıllardır kimsenin aklına gelmemiş miydi? Önceden millet hastalıktan mı kırıldı? Biz şimdi bu sebeple havlu kullanmaktan vaz mı geçeceğiz? 
Tamam, mutfaktaki el beziler uzun süre ıslak kalıyor, mikrop üremesi olağandır. Mutfakta kullanıma tamam da, havluyu tamamen devredışı bırakmak da olmuyor bence. Orada kullanma, yok orada da kullanma. Kapılara mı asacağız biz bu havluları. Sandıkta mı çürüteceğiz? Ya da hiç çeyize koymayalım ya.. boşuna para gitmesin. Çeyize direk kağıt havlular koyalım. Böyle renk renk, desen desen.. ay ne şık olur değil mi?
O havluyu su içinde bırakmadıktan sonra, düzenli değiştirdikten sonra bence sıkıntı yok. Reklamı fazlasıyla abarttıklarını düşünüyorum. Reklam bu, tabiki abarttılı olacak denebilir de, insan yine de takılmadan edemiyor. Havlu bu nihayetinde hep kullanıyoruz. Kullanmaya da devam edeceğiz, bence.
Sen hangisini tercih edersin? Mutfaktakini sormuyorum. Banyodaki el havlusunu soruyorum. Ona göre söyle cevabını...




9 Eylül 2013

Özel Üyelik

Şu dakika, şu saniye, şu an, şu saatler, bu gün, bu hafta itibariyle blogumda özel üyelik dönemi başlamıştır. Başvurular için gerekli belgelerimiz ise sadece banka hesabınızın ayrıntılı dökümü. En kabarık hesaba sahip üye, en tabiki de en prestijli üyem olacak. Özel üye olacak, boru mu ? ...
Evet boru. Gereksiz bir uygulama. Resmen ayrımcılık. Sınıfcılık arkadaş..
Haksız mıyım...
Nereye gitsek, hep özel üyelere özel şeylerle karşılaşıyoruz. Elini uzatıp bir şey alacaksın, eline vuruyorlar, cız o cız hııı.. özel üyelere o. Bakamazsın bile. Heyytt...
Allah Allah..
Sonra da diyorlar ki, müşteri memnuniyeti. Yemişim senin memnuniyetini. Sen kalk beni katagorize et, sonra birde memnuniyetten bahset.
Alın en birinci örnek. Gsm operatörleri. Yok platin üyeliği, yok red ayrıcalığı... yok bilmem ne. Sonra bankalar var. Kimin banka hesabı şişkinse o özel müşteridir. Bu böyle biline.. diye bir buyrukları var kesin.
Her yerde, her alanda çıkıyor karşımıza bu özel üyelikler. Sonra da diyorlar ki herkese eşit hizmet. Hani nerede eşit hizmet ? Pardon...
İşine geldi mi tüm müşteriler eşit. İş para kazanmaya gelince yok sen özelsin, yok sen değilsin muamelesi.
-Aa.. o hizmet sadece özel müşterimize ama.. -Ben özel değil miyim yani.. ben müşterin değil miyim peki..
Yok yok.. Resmen ayrımcılık bu. Karşıyım tüm özellere.. Benim en özel... Anlaştık mı.. :D





5 Eylül 2013

Serzeniş...



Bu ülkede her bağırıp çığıran deli muamelesi görüyor. Her bağırıp çığıran hakkını aradığını sanıyor. Kimse bağırarak, af buyurun öküz gibi böğürerek iş yaptırmasın. Bakın deli muamelesi görüyorsunuz. Tabi bu durum işinize geliyorsa o ayrı. Tamam hakkını ara ama bağırarak değil. Hakaret ederek hiç değil. Hele baban yaşındaki adama yapıyorsan bunu, haklıyken haksız olursun.






4 Eylül 2013

Evli ama Bekar Kadınlar.


İlk evvela şunu söylemem lazım ki, sevgilisi ile yaşayanları kastetmiyorum. Onların olayı başka. Benim dikkatimi evdeki adama “kocam” diyen kadınlar çekiyor. Ama ortada nikah yok. Varsa da imam nikahı. Artık bir gerçek var ki, imam nikahı tek başına geçerli değil. Çok çok eskidenmiş o dönem. Ama hala sadece imam nikahı ile yaşayan kadınlar var. Hem de çoluğu çocuğu ile.
Hani bir laf vardır, yeri geldi mi babana bile güvenmeyeceksin diye. O kadınlar, o adamlara güveniyorlar ama aslında hiç güvenceleri yok.
Bu durumu ailelerde biliyor çoğu vakit.
Bakın size bu konuda bizzat şahit olduğum iki olayı anlatayım. Birinde baba biliyor, ses etmiyor. Akraba zaten diyor. Diğerindeki babaanne, ısrarla nikah diyor. Çünkü çocuğun anne-babası da nikahsız.
Hülya Koçyiğit'in bir filmi vardır. Filmde adam kadını kandırır senelerce nikah kıyacağım diye, 3 çocuk olur bu arada. Ve bir gün adamın evli olduğunu öğrenir kadın. Tartışırlar, kadını öylece ortada bırakıp gidecektir adam. Kadın adamı öldürür.
Çok trajik değil mi? Belki de uç bir örnek. Ama olmayacak bir şey değil.
Ve bir de yaşını başını almış ama kocası tarafından terkedilen kadınlar vardır. Kocaları başka kadınlarla hayatlarını devam ettirir. İmam nikahı ile. Ya da belki de o da yok. O terkedilen kadın, o adamı boşamaz. Niye mi? Zaten yaşını başını almıştır. Adam da öyle. Hem sigortasından faydalanmaktadır. Hem de kendisinden evvel ölürse maaşını alacaktır.
Çok mu zalimce? Hayır... Çok akıllıca bence. Yıllarca kahrını çektiği adamın bu kadarcık da olsa hayrını görmek istiyor kadın. Bu hakkı o diğer kadına vermek istemiyor.
İkisi de aynı gibi değil mi... evli ama bekar kadınlar onlar... ama farkları çok.

2 Eylül 2013

Yeni Ay, Yeni Ev, Çatlak Ayak Bileği ve Ağaç Katliamı..



Lafa nereden başlasam ki. 
İnsan kiracı olunca taşınması sürpriz olmuyor. Yine taşınıyoruz. Dün ev bakarken bir anda evi tuttuk. İki katlı evin ikinci katı, güneş görüyor. Önü açık ve park var. Şuan oturduğumuz evden eksiği yok, fazlası var. Ama kira aynı.
Şimdi durup dururken taşınmıyoruz tabi. Bizim ev bahçe içinde, iki katlı ama üstü henüz yapılmamış bir ev idi. Üç yanında kirazlar vardı. Yeşilin içindeydik. Karışanımız edenimiz yoktu. Ta ki geçen haftaya kadar. Ev sahibi geldi ve dedi ki, üst katı yaptırıyorum. O günden beri ustaların biri gidiyor, biri geliyor. Yani huzurumuz gitti elden. Bir de balkon gibi bir şeyimiz vardı, onu da kapatıyor evsahibi. Yani ileride ev içinde hapis kalacağız. Zaten evin kapısının önünden başka manzarası yoktu. Yani konforu yoktu. O da gidince... 
Bir de üst kat çift daire. Yani iki aile birden gelecek, kimbilir kimler olacak. Velhasıl, uzun lafın kısası taşınıyoruz işte. Bir de bir ağaç katliamına şahit olduk ki, gezi parkı eylemcileri görse, kapının önüne kamp kurarlar kesin. Dedim ya, yeşillik içindeydik diye. O yeşilliklerden pek bir şey kalmadı desem yeridir. Dış bahçe kapısını saran üzüm, karadut gitti ilk önce. Sonra diğer yanındaki henüz büyümeye başlayan incir gitti. Arka kısımda kalan şeftaliyi ve kiviyi de kesmişler. Biraz berisindeki fındık da nasibini almış, artık yok. Bunlar daha yeni büyümeye başlamış, yeni yeni meyve verecek ağaçlardı. Bugün de öndeki kirazı ve eriği kesmişler. Yan da armut var, onu da keseceklermiş. Tahminim iki kiraz daha gidecek. Niye? Evin dış cephesi de yapılacak ya, dallar eve değiyor. Ne uğraşacaksın, kes gitsin. Bahçe dımdızlak kalsın işte. Ağaçta neymiş, kökü duruyor, önümüzde bir yirmi yılda eski haline gelir canım...
Birde sorarsanız çatlak bilek de ne iş. Annem. Komşunun kapısında düşmüş bugün. Ayağının üstüne basamayınca doktora gitmişler, çatlak demiş. On gün alçıda kalacak.
Ne eylül ama.