2 Ağustos 2014

Sorular ve Cevaplar...

Bu soruları ilk okuduğumda, baya yoğun bir günün içinde idim. Bu yüzden okuduğumu anlamadığımı düşünmüştüm.
Ama şu an, kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Soruları hazırlayan da lütfen kusuruma bakmasın da, bunlar nasıl sorudur böyle. Bir soru soracaksın, lafı bu kadar dolandırmaya ne hacet var. Düz mantıkla sor gitsin. Sevgiliden kaçamak sorularla cevap almaya çalışır gibi olmuş.

Geçmişin olmasaydı, bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?

Şimdi sanırım burada, geçmişin farklı olsaydı, bugün nerede, nerelerde olurdun, demek istenmiş. Zira geçmişim olmazsa bugünüm olmaz. Bugünüm yoksa, geçmişim yoktur diyemem ama.
Bende millete laf ediyorum. Lafı dolandırmayı bende pek ala seviyorum. :D
Cevabım, bunu hiç düşünmedim. Geçmişime saygılıyım. Yalnız benim geçmişimde şöyle bir detay var. Beni teyzem büyütebilirmiş. Ki öyle olsa idi, inanın muhtemelen şu an, bu satırları okuyor olmazdınız. O sebeplen rica ediyorum, geçmişi kurcalamayın. Zararlı siz çıkarsınız. :D

Annen ve baban senin için ne ifade ediyor?

İfade özgürlüğüm var mı peki.. Şaka şaka. İzninizle bu soruyu cevapsız bırakıyorum.

İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?

Her şeyin derken...
Her şey mi imkansız yani.. Yoksa ben mi her şeyi imkansız görüyorum, ya da imkansızlaştırıyorum?
İstediğim şeyleri, cidden istiyorsam, gözümde öyle imkansız görünmezler. Bunun kendine güvenle ilgisi var mı bilmem ama ben genelde imkansız şeyler istemediğimi düşünüyorum şahsen.

Şu an kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?

Hımmm..
Şu an, ben uyuşuk bir hayalperestim.. artı...
Maceralarım blogda olacak. Bekle ve gör, diyorum. :D

Kalbin daha önce kırılmamış olsaydı, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?

İftira.. Vallahi iftira.. Kimse kalbimi kırmadı ki benim. E kırılmadığı içinde, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki yaşayacağımı, varın artık siz düşünün.
Yalnız, bu nasıl bir ilişki tanımıdır arkadaş.

Bir mimin daha sonuna geldik.
Sevgili blogdaş Şeyma'ya teşekkürler.
Sağolsun, beni unutmaz da ben onun mimlerini genelde unuturum. Bunun sebebi de aslında, artık mimlerin cazip gelmemesi galiba. Yani bana mim yollayan kişilerle hiçbir ilgisi ve alakası yok. Bunu da belirtir, satırlarıma son veririm.
Sevgiler,
Saygılar...





1 Ağustos 2014

Kapalı Kapılar

Kapının önüne gelene kadar, o kadar kendinden emin ve korkusuzdu ki. Kapının koluna eli değer değmez, sanki her şey bitti. Korku ve heyecan tüm bedenini sardı. Eliyle kolu tutuyordu ama açamıyordu. Adeta kitlendi kaldı. Bir yanı “ hadi aç..” diye çılgınca bağırırken, diğer yanı açmaması için sanki elini tutuyordu.

Günlerdir bu kapının ardında ne olduğunu merak ediyordu. Bu eve gelin geldiği gün, kaynanasının ve dahası kocasının dediği ilk şey, o kapıdan uzak durması, oldu. Hizmetliyi ve kaynanasını buradan çıkarken birkaç kez görmüştü. Kocasını ise girerken görmüştü. Saatlerce içeride kaldığını biliyordu. Zaten merakını kamçılayan bu durum olmuştu. İçeride ne vardı da, kocası saatlerce çıkmamıştı oradan. Neden kendisi giremiyordu. Neden ona yasaktı. Kendisi de artık bu evin bireyi değil miydi? Neydi bu gizem?

Kalbi deliler gibi atıyordu. Buraya kadar gelmişti. Ve son kararı, bu kapının ardındakini görmeden gitmemekti. Kapıyı tutan dona kalmış eline güç geldi ve kolu hızlıca çevirdi. Kapıyı bıraktı ve kapı ardına kadar sessizce açıldı. İçeride, camın önünde oturan bir adam vardı. Kapı açılınca ona doğru baktı. Gülümsüyordu. Eliyle içeri buyur etti. Kimdi bu adam? Neden bu odada yaşıyordu. Neden ondan gizlemişlerdi. Ya gizli bir hastalığı varsa.. ya da... korkusu birden bambaşka bir hal aldı. İçeride ne bulacağından korkarken, şimdi bulduğu şeyden korkmaya başlamıştı. Kapının önünde öylece, içeride ona gülümseyen o adama bakakalmıştı.

-Kızım hadi, açtın kapıyı, içeri niye girmiyorsun? Cesaretin bu kadar mıydı? ...

Bunları söyleyen, odanın diğer ucundan çıkan kaynanası idi. Camın kenarında oturan adam da kalktı. Sakalını çekip çıkardı. Gözlerine inanamadı kadın. Bu da eşi idi.

Bir eşine, bir de kaynanasına bakıyordu. Gözleri karardı sanki bir an. Düşecek gibi oldu. Kapıya tutundu. Eşi geldi yanına. Kolundan tutup, onu sandalyeye oturttu. Camın kenarında duran suyu ona içirdi.

- Su lazım olur demiştim anne.

Ana oğul gülüşüyordu. O ise hala olayın şokunda idi.



 

24 Temmuz 2014

Minik Bir Serçe Zaman..

Zaman, bir minik serçe
Avuçlarında..

Çırpınsa.. çırpınsa..
İzin verir misin uçup gitmesine..

Çırpına çırpına can versin ister misin avuçlarında.
Akıp gitse sonra, parmaklarının arasından.

Zaman,
Avuçlarında bir minik serçe de olsa.
Ya uçar gider.
Ya da can verir parmaklarının arasında...

Sen,
Tutamazsın zamanı.




 




21 Temmuz 2014

Şakacı Yazıcı.


Bizim yazıcının arada şakacılığı tutar. Sizinkilerin de böyle huyları var mı?
Misal, alır bir şeyi, saklar. Bizi deliler gibi aratır.

Bundan birkaç sene evvel idi. Gelen kişiden kimlik aldık. Eminiz. Gelen kişi, kimliğini verdiğinden emin. İşlemi yaptık. Kişi, kimliğini istiyor. Ama kimlik ortada yok. Kayıp. Biz geri vermedik, o geri almadı.

Eee.. nereye gitti bu kimlik.. ? Aradık deli gibi. Olmadık yerlere baktık. Ortalığı talan ettik. Bulamadık.

Sonra bende bir ışık belirdi. Aniden. :D

Bizim haylaz yazıcının içine bakıverdim.
Ahaa.. kayıp kimlik orada öylece duruyor.

Yazıcının kağıtlarının üstündeymiş. Yazıcıya komut verip yazdırınca, üstteki kağıtla içine kayıp gitmiş kimlik.

Peki bunu nasıl biliyorum.

Zira böylesi bir şeye sonrasında birkaç kez tanık oldum. :D nasıl da kayıp gidiyorlar içine. Görmeniz lazım. Sanıyorsun ki, onu da yazdıracak. Üstten çıkacak. :D Ama tabi öyle olmuyor, takdir edersiniz ki. 

Bir kere de telefonum gözlerimin önünde kayıp gitti. Nasıl heyecan ve telaşla kaptım telefonu, gören telefonu canavara kaptırdım sanardı.

Buradan çıkacak sonuç şu: kayıp bir eşya arıyorsanız. Yazıcınızın içine de bakmayı aman ihmal etmeyin. Sizde şakacı bir yazıcıya sahipsinizdir belki de. Kimbilir :D






16 Temmuz 2014

Aşk : Gitmek Değildir...

Seni kaybetmemek için giderim...
Oysa, gitmek kaybetmeyi seçmek değil miydi..
Eğer gidiliyorsa kaybetmemek için
Kazanılmış çok da şey yoktur zaten..
Sen,
Kazandığını sandığın şeyi kaybetmediğini sanarsın.
Yani, hiç savaşmadan meydanı terketmektir yaptığın.
Oysa Aşk savaşmak demektir.
Kendinle,
Sevdiğinle,
Hayatla.
Savaşı kazandığın an, Aşk olmuş demektir.
Ve Aşk,
Kalmaktır.
Gitmek değil.








15 Temmuz 2014

Mesaj - Hatırlatma


Evrenin bizlere mesaj yolladığına inanır mısınız?
Bunu çok değişik yollardan yaptığı oluyor. Mesela bir içecek reklamıyla.
Komik mi.. olabilir.

“ Necati.. Şaşkın Necati..!”

Bu repliği eminim tvde çokca duyuyorsunuz.
Ben her duyduğumda, içimden, o kadına, sensin şaşkın diyorum.

Neden mi?

Babamın adı Necati.

İşte siz buna evrenden mesaj mı dersiniz, tesadüf mü dersiniz.. ne dersiniz bilmem.

Babamsız geçen ilk ramazan ayında, reklamlarda çokca “ Necati ” ismini duyuyoruz. Hemde malum içecek reklamında. 





10 Temmuz 2014

Zamanın Selamı...


Zaman, selam verip giderken, sağ yanımdan. Sol yanım öksüz.

Yaşlar akıyorken sağ yanımdan, kurak çöller gibi sol yanım.

Zaman, alıp götürürken yaşları, yine sağ yanımdan. Kurak kalıyor sol yanım yine. Selamsız geçiyor günleri.. öksüz..

Korkuyorum;
bir gün  zaman, sol yanıma selam verecek. Ama sol yanım görmeyecek.. bilmeyecek..