10 Ağustos 2014

Ne Sihirdir ne Keramet..

Günler.. şöyle bir köşede, geçmeyi bilmez halde dursun.

Sonra bir an gelsin..

O an, seninle ama senden uzakta, ama kalbine bir o kadar yakın o kişi ile, aynı şeyi düşünüyor ol.

Birbirinizi...

İşte o anlar.. O sihirli anlar.. paha biçilemez..

O anları bilmek başka, yaşamak çok başka...

Bu öykümde, o anları sevdiğimi fazlasıyla güzel anlattığımı düşünüyorum.














5 Ağustos 2014

İlk...

Gözlerini kapadığında.


Sinirlendiğinde.


Acıktığını hissettiğinde.


Yorulduğunda.


En mutlu anında.


Güldüğünde.


Ağladığında.


Sabah uyandığında.


Dualarında.

Hayallerinde. 

Gözün seyirdiğinde.


Yoğun iş temposunun tam ortasında.


Canın yandığında.


Sıkıntıdan patladığında.

Korktuğunda.


Güzel bir şey gördüğünde, duyduğunda.


Bir şey beğendiğinde.


Bir şey paylaşmak istediğinde,

Ve dahası nice hal ve durumlarda
Aklına gelen kaç kişi var?
Ya da kim var...

Çok düşünmeden, bu yazıyı okuduğunda ilk aklına gelen, herhalde en sevdiğindir değil mi...





4 Ağustos 2014

Ölüyorum Saadetten.

- bu nasıl bir mesaj şimdi ya...
- ne yazmış ki ?
- ölüyorum saadetten diyor.
- çok sevinmiş ama... ölürsem şu an bu saadetle öleyim.. sonsuz olsun saadetim, diyor.
- e geber diye cevap yazayım ben o zaman ...
- yaz yaz.. zira şu an geberttin zaten çocuğu. Geçmişler olsun !
- ? ...





3 Ağustos 2014

Fox – Yaz Ekranı.


Tv dünyası, bilindiği gibi, yaz ve kış olarak ayrılır. Eğlencelik, çıtır çerezlik programlarını yaz ekranında izleyiciye sunar. Seçimlerini o yönde kullanır. Kışın, iddialı yapımlar zamanıdır.
Ama bazen, yaz ekranlarının çerezleri, öyle sevilir ki, kışa da sarkar.
Ama bizim mevzu bu değil tabi.
Şimdiki yaz ekranları. Yani yazın çıtır çerezleri olan diziler.
Her kanalda ayrı ayrı yenilikler var.
Velhasıl, benim en çok dikkatimi çekeni, anladığınız üzere Fox'un dizileri oldu.

Ruhumun Aynası.
Kocamın Ailesi.
Kiraz Mevsimi.

Bu üç dizide mahallede geçiyor. Mahalle ortamı, insanları, yaşayışları falan.. İçlerinde elbette entrikada yok değil.
Ama üçü de, genel olarak kendilerini izletiyorlar.

Kiraz Mevsimi, gençlik dizisi tadında.

Kocamın Ailesi, gelin-görümce, gelin-kaynana ilişkileri üzerine harika bir komedi. Entrikası da var. Hikayesi çok iyi gidiyor. Yalnız izleyenlere sormak istiyorum. Apartmana ilk taşındıklarında, sol tarafta oturuyorlardı, sonrasında sağa geçtiler. Bu, en son çıkan özel bölümde acayip dikkatimi çekti. Eminim tek değilim. Bunu nasıl atladılar acaba..

Fox harici Atv'nin sonradan izlemeye başladığım Diğer Yarım dizisi var. O da mahalle dizisi tadında. Hikaye kilit noktada. Kış sezonuna kadar uzatılmazsa süper olur. Ve tam tadımlık hatıralarda kalır, diye düşünmekteyim.

Siz ne düşünmektesiniz peki...




2 Ağustos 2014

Sorular ve Cevaplar...

Bu soruları ilk okuduğumda, baya yoğun bir günün içinde idim. Bu yüzden okuduğumu anlamadığımı düşünmüştüm.
Ama şu an, kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Soruları hazırlayan da lütfen kusuruma bakmasın da, bunlar nasıl sorudur böyle. Bir soru soracaksın, lafı bu kadar dolandırmaya ne hacet var. Düz mantıkla sor gitsin. Sevgiliden kaçamak sorularla cevap almaya çalışır gibi olmuş.

Geçmişin olmasaydı, bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?

Şimdi sanırım burada, geçmişin farklı olsaydı, bugün nerede, nerelerde olurdun, demek istenmiş. Zira geçmişim olmazsa bugünüm olmaz. Bugünüm yoksa, geçmişim yoktur diyemem ama.
Bende millete laf ediyorum. Lafı dolandırmayı bende pek ala seviyorum. :D
Cevabım, bunu hiç düşünmedim. Geçmişime saygılıyım. Yalnız benim geçmişimde şöyle bir detay var. Beni teyzem büyütebilirmiş. Ki öyle olsa idi, inanın muhtemelen şu an, bu satırları okuyor olmazdınız. O sebeplen rica ediyorum, geçmişi kurcalamayın. Zararlı siz çıkarsınız. :D

Annen ve baban senin için ne ifade ediyor?

İfade özgürlüğüm var mı peki.. Şaka şaka. İzninizle bu soruyu cevapsız bırakıyorum.

İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?

Her şeyin derken...
Her şey mi imkansız yani.. Yoksa ben mi her şeyi imkansız görüyorum, ya da imkansızlaştırıyorum?
İstediğim şeyleri, cidden istiyorsam, gözümde öyle imkansız görünmezler. Bunun kendine güvenle ilgisi var mı bilmem ama ben genelde imkansız şeyler istemediğimi düşünüyorum şahsen.

Şu an kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?

Hımmm..
Şu an, ben uyuşuk bir hayalperestim.. artı...
Maceralarım blogda olacak. Bekle ve gör, diyorum. :D

Kalbin daha önce kırılmamış olsaydı, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?

İftira.. Vallahi iftira.. Kimse kalbimi kırmadı ki benim. E kırılmadığı içinde, ne kadar neşeli, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki yaşayacağımı, varın artık siz düşünün.
Yalnız, bu nasıl bir ilişki tanımıdır arkadaş.

Bir mimin daha sonuna geldik.
Sevgili blogdaş Şeyma'ya teşekkürler.
Sağolsun, beni unutmaz da ben onun mimlerini genelde unuturum. Bunun sebebi de aslında, artık mimlerin cazip gelmemesi galiba. Yani bana mim yollayan kişilerle hiçbir ilgisi ve alakası yok. Bunu da belirtir, satırlarıma son veririm.
Sevgiler,
Saygılar...





1 Ağustos 2014

Kapalı Kapılar

Kapının önüne gelene kadar, o kadar kendinden emin ve korkusuzdu ki. Kapının koluna eli değer değmez, sanki her şey bitti. Korku ve heyecan tüm bedenini sardı. Eliyle kolu tutuyordu ama açamıyordu. Adeta kitlendi kaldı. Bir yanı “ hadi aç..” diye çılgınca bağırırken, diğer yanı açmaması için sanki elini tutuyordu.

Günlerdir bu kapının ardında ne olduğunu merak ediyordu. Bu eve gelin geldiği gün, kaynanasının ve dahası kocasının dediği ilk şey, o kapıdan uzak durması, oldu. Hizmetliyi ve kaynanasını buradan çıkarken birkaç kez görmüştü. Kocasını ise girerken görmüştü. Saatlerce içeride kaldığını biliyordu. Zaten merakını kamçılayan bu durum olmuştu. İçeride ne vardı da, kocası saatlerce çıkmamıştı oradan. Neden kendisi giremiyordu. Neden ona yasaktı. Kendisi de artık bu evin bireyi değil miydi? Neydi bu gizem?

Kalbi deliler gibi atıyordu. Buraya kadar gelmişti. Ve son kararı, bu kapının ardındakini görmeden gitmemekti. Kapıyı tutan dona kalmış eline güç geldi ve kolu hızlıca çevirdi. Kapıyı bıraktı ve kapı ardına kadar sessizce açıldı. İçeride, camın önünde oturan bir adam vardı. Kapı açılınca ona doğru baktı. Gülümsüyordu. Eliyle içeri buyur etti. Kimdi bu adam? Neden bu odada yaşıyordu. Neden ondan gizlemişlerdi. Ya gizli bir hastalığı varsa.. ya da... korkusu birden bambaşka bir hal aldı. İçeride ne bulacağından korkarken, şimdi bulduğu şeyden korkmaya başlamıştı. Kapının önünde öylece, içeride ona gülümseyen o adama bakakalmıştı.

-Kızım hadi, açtın kapıyı, içeri niye girmiyorsun? Cesaretin bu kadar mıydı? ...

Bunları söyleyen, odanın diğer ucundan çıkan kaynanası idi. Camın kenarında oturan adam da kalktı. Sakalını çekip çıkardı. Gözlerine inanamadı kadın. Bu da eşi idi.

Bir eşine, bir de kaynanasına bakıyordu. Gözleri karardı sanki bir an. Düşecek gibi oldu. Kapıya tutundu. Eşi geldi yanına. Kolundan tutup, onu sandalyeye oturttu. Camın kenarında duran suyu ona içirdi.

- Su lazım olur demiştim anne.

Ana oğul gülüşüyordu. O ise hala olayın şokunda idi.