Sanırım, ilk önce şöyle kocaman, sesli bir merhaba demeliyim. Hem kendime, hem sizlere.
Uyuşukluğumun hakkını layıkıyla verdiğimi düşünüyorum. Zira gelip buralara uğramamamın nedeni çokca bu huyumdur. Afbuyurun.
Tabi başka nedenlerde var. İşi bırakmış olmam mesela. Ev hanımıyım artık. Ve inanır mısınız.. koca gün bana yetmiyor. Öyle çok iş yaptığımdan değil. Sanırım yavaş bir insan olduğumdan. Ve çokca yorulduğumdan. Bir saat iş yapıp, bir saat dinlenmemden dolayıdır. Değil mi... uyuşukluk işte.
Kısaca olay bu. Belki özetle Uyuşuk geldi demeliydim.
Kısaca.
Hatırlıyorum da, ilk telefon aldığım zamanlardı. Kuzenimle mesajlaşıyoruz. Son mesajının sonuna KIB eklemişti.
Ablamla uzun bir süre KIB ne demek diye düşünmüştük. Sonra nasıl çözdük tam hatırlamıyorum. İzletme imkanım olsa, komik videolarda ilk sıraları zorlardık şimdilerde. Ya da o zamanlarda da cahildik, olabilir.
Misal, hala bazı kısaltmaları anlamakta zorluk çekiyorum.
Geçenlerde arkadaşın biri, AEO kısaltmasını kullandı. Ben yine, uzun bir süre bu ne demek diye kafa yordum. Ve sonunda kendim buldum yine. Çok mu safım yoksa çok mu akıllı.. hııı.. ne dersiniz. :))
Giriş konuşmaları uzun olmaz değil mi.. kısa keselim. Ama anlamlı olsun. ;)
Gitmeden diyeceğim bir şey daha var.
Maalesef sadece bir iki aylığına geri dönüş yaptım. Sonrasında uzun bir zorunlu ayrılığımız olacak. Sizlerle ve blogumla.
Neden mi..
Fidanım dediğim blogum yerine büyüyüp, kocaman olmasını izleyeceğim, her dakikamı ona adayacağım, canımdan bir parçam olacak Allahın izniyle.
Yani kaybolmamın tek nedeni uyuşukluğum değil deyip, suçu, içimde tekmeler atan oğluma atmak istiyorum ama kıyamıyorum. :)))
Yani biz geldik. Şimdilik..
11 Kasım 2015
31 Temmuz 2015
Korkaklık Var Serde Saklayamam.
Merhabalar.. :)
Anlatacaklarımdan sonra beni artık “
deli uyuşuk” diye çağırabilirsiniz. Alınmam. :D
Mevzuya şöyle giriş yapalım. Ben
evlenmeden evvel evde öyle tek başına saatlerce kalan biri
değildim. Ablam olurdu hep. Şimdi düşündüm de, mevzunun özü
burada yatıyor galiba. Neyse ben size yine anlatacağım, merak
etmeyin.
Eşimle film izlemeyi seven insanlarız.
Bir iki kere korku filmi de izledik, maalesef. Ki tüm suçlu o
filmler anacığım.
Film, şeytan ve kötü ruhlarla ilgili
idi. Adını unuttum. Aylar oldu. Etkisi yeni kayboldu desem. :)))
Filmde karı koca bu işlerle
uğraşıyorlar. Yani insanlara musallat olmuş ruhları şeytanları
defediyorlar. Üstelik kadın, bu varlıkları hissetmekten öte
görüyor.
Ve filmin asıl mevzusu bir aileye
musallat olan kötü ruhlarla ilgili. O yaratığı evin küçük
kızı da görüyor. Yok kapının ardında yok dolabın içinde.
Falan filan. Yok kadın yatarken kadının üstüne çıkmış falan.
Yazarken bile hoş oldum. Bendeki etki de böyle işte. Evde yalnız
kalınca kendi kendimi fena korkutmayı başarıyorum. Yatarken gözüm
dolabın üstüne gidiyordu. Gözümü kapatınca tepemde
dikiliyormuş gibi hissediyordum. Banyoda özellikle kapı ardından
çıkacakmış gibi oluyordu. Evin içinde sanki başka birileri
varmış da her an çıkacaklarmış gibi hissetmeler. Alıyordu beni
benden bu saçma sapan korkular. Dualar okuyordum. Biraz içimi
ferahlatsa da bazı anlar işe yaramıyordu. Beynimin içindeki
saçmalık ağır basıyordu. Evde sessizlik olmasın diye televizyon
açıyordum. Ki önceden tv izlemeyi ne güzel bırakmıştım ben
ya.. :D
Evet, şimdilerde tüm bunlar geride
kaldı. Hala yalnız kalınca içimde manasız korkular ara ara dolsa
da filmin ilk etkileri kadar değil çok şükür. Misal artık kapı
ardında biri varmış gibi hissetmiyorum. :D
Şimdi, niye yalnız kalıyorsun eşin
nerede derseniz. Adam camiye gidiyor. Kendisinin filmden bu kadar
etkilendiğimden fazlaca haberi yok. Ama korktuğumu söylemiştim.
:D Zaten artık o tarz filmler izlemiyoruz.
Beynin saçmalaması çok kolay. Hele o
saçmalığa inanması daha kolaymış.
Şimdi filmi merak ettiniz mi... :D
Yoksa benim için Allah'a dua mı
ediyorsunuz.. :p
22 Temmuz 2015
Her Bir Yağmur Damlası...
Yağmur yağıyor. Ben onu dinliyorum.
Camımı, camları döver gibi yağıyor. Yollara, toprağa kızmış
gibi. Delik delik ediyor düştüğü yeri. Kaçırtıyor insanları
kendinden. Huzur vermekten uzak çoğunluğa göre bu haliyle.
Oysa, bana en çok bu deli halleri
huzur verir. Her bir damlasının düşüşünü izlemek için çaba
sarfederim. İmkansızlık peşinde kendimi unuturum. Ve işte o an
huzuru bulurum. Aklımda yağmur ve öfkesi. Gözlerim düşen
damlalarında.
Maksadım ıslanmak değil. Yağmuru
izlemek. Delice yağarken, o toprağı delen her bir damlaya
odaklanmak. Yağmur kadar delice. Ve biliyorum imkansız. Ama biliyor
musun... hoşuma gidiyor. Ve en önemlisi huzur veriyor. Tıpkı
sonrasında açan o güneşin, insanı gülümsettiği gibi...
29 Mayıs 2015
Ağla Anne...
Küçük kız, sıkılmış bir ses
tonu ve yüzüne dondurduğu ağlamaklı ifade ile:
-Anne... daha çok bekleyecek miyiz?..
niye bekliyoruz hala?...
Annesi, avucundaki kızının minik
elini parmağıyla okşadı. Derin bir nefes alıp:
-Bekle kızım. Az kaldı.
Kadın, başını diğer yanına
çevirdi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Eliyle kızına
çaktırmadan sildi yaşları yüzünden. Kızına baktı. Gitmek
için can attığı her halinden belli oluyordu. Eli ayağı
durmuyordu. Biliyordu, kalkıp oyun oynamak istediğini...
Kadının gözleri ağlayan bir kız
çocuğuna çevrildi. Ağlıyor, ağlayıp yaşlar gözünden aktıkça
inatla o yaşları siliyordu. Akıp gitmelerine izin vermeden.
Ağlamak istemiyor gibiydi ama sanki elinde değildi. Akıyordu o
yaşlar. O sildikçe inat eder gibi. Gülümsedi kızın o haline.
Kendini düşündü. Ne zamandır tıpkı o kız çocuğu gibi,
sessizce ve inatla akan yaşlarını kimse görmeden siliyordu.
Küçükken gizlice ağlasa annesi hemen anlardı. Gözleri kızarırdı
hemen. Şimdi kimsecikler ona neden ağladın diye sormuyordu. Kimse
onun ağladığını bilmiyordu. Anlamıyordu. Bu konuda
ustalaştığını düşünüyordu artık. Ya da artık gözlerinden
akanın gözyaşı değilde başka bir şey olduğunu düşünüyordu.
Gerçekten ağlasa, tıpkı küçükken ağladığı gibi, belki biri
gelir de sorar, neden ağladığını. Yaşlar akıyordu gözlerinden
ama o ağladığını düşünmüyordu. Nicedir ağlamamıştı ki...
-Anne.. !
-Efendim.
Kızı ona bakıyordu. O da yüzünü
kızına çevirdi. Göz göze geldiler. Kızı, eliyle annesinin
yüzüne dokundu. Tuttuğu elini, elinden çekti. Annesine sarıldı.
Annesi, aniden sarılmasına biraz şaşırsa da, hemen oda yavrusuna
sarıldı. Kızı annesini yanaklarından öptü.
-Yanakların tuzlu anne.
Gülümsedi kadın kızının bu
lafına. Kızı yine sarıldı boynuna annesinin. Gözleri doldu
kadının. Derin bir nefes aldı. Kızı o an kulağına şöyle
dedi:
-Ağla anne. Sadece yaşlar akmasın
gözlerinden. Ağla.
Sonra yine yanağından öptü
annesini.
Parktaki bankta, anne kız sarılmışlar
birbirlerine. Ve kadın hıçkıra hıçkıra ağlamakta. Tüm gözler
onlara bakıyor. Onlar kimseyi görmüyor. İkisi de yaşadıkları o
anın içinde kaybolmuş gibiler.
21 Mayıs 2015
Birinci yıl Yirmibir Mayıs
O gün bana deselerdi, sen O'nunla
evleneceksin, yok canım.. derdim. Yani bazılarının dediği gibi,
O'nu ilk gördüğümde, işte bu benim evleneceğim adam, demedim.
Çünkü ilk görüşme, bizim gibi aracılar eşliğinde olunca
biraz formaliteden oluyor. Ve oluyorsa sonradan oluyor.
21 Mayıs 2014 Çarşamba. Saat 14.40
civarları. ( 15.40 da olabilir, tam kestiremiyorum.) İçeri
giriyor. Tanışıyoruz.
Aklımda kalan cümlesi, çok aç olduğu ve
yemek istemesi.
Aklımda kalan şaşkınlıklarım, telefon numaramı
unutmam. Sürekli ekranın arkasında kalmam. Giderken oturayım
kalkayım mı diye ikilemde kalmam.
O'nun kendisine has bir girişi vardır.
O'na göre bana öyle gelmektedir. Gözlerimin içini güldüren
insansın sen. O kadar farkın olsun gözümde.
Esprili.
Sevecen.
Seven.
O kim mi diyen var mı hala...
O benim eşim. Hayatımın diğer
yarısı. Ruh ikizim. Sultanım. Karaböcüğüm.
Bu yılkı 21 mayıs yazım, blogum
için değil, Onun için. Ne tesadüftür ki, tanışmamız blogumun
yıldönümüyle aynı gün olmuş. Bunu o vakitler hemen
farketmemiştim. Farkettiğimde garip bir şekilde sevinmiş, gülümsemiştim. U.H. kısaltmasının O'nun ismininde kısaltması
olduğunu demiştim, hatırlarsanız.
Biz tanışalı tam bir yıl olmuş. Su
gibi geçmiş zaman. Halbuki nişandan sonra alınan nikah tarihi
bana ne uzak gelmişti. Nasıl geçer 6 ay diyordum. Ki geçti,
üstüne artı bir ay daha eklendi.
Rabbim nice güzel seneler nasip etsin. Cümlemize İnşaallah...
13 Mayıs 2015
Kapadokya Notları
En başta şunu demek istiyorum. Kışın gitmeyin. İyice yaz gelsin. Havalar ısınsın öyle gidin. Biz az biraz donduk da söylemesi ayıp olmasın.
Biz Nisan 20 de gittik. Şansımıza gittiğimizin ikinci günü kar bile yağdı tepelere. E tabi biz bu kadar soğuk beklemediğimiz için yazlık kaldık biraz. Yabancı turistler bizden daha tedbirliydiler. Eldivenler, atkılar, montlar.. bildiğiniz tam takım gelmişler yani. Bizde mevsimlik şal ve hırkalar.. düşünün halimizi.
Kaldığımız otel Nevşehir'in doğal güzelliklerine çok yakındı. Eşimle çıkıp rahatça gezme fırsatımız oldu.
Bunlar evlerin güvercinlikleri. Öğrendik ki, Nevşehirde o vakitler evinde güvercinlik olmayana kız vermiyorlarmış. Neredeyse her evin vardı. Bende dedim herkesin Maaşaallah oğlu varmış. Eşimde cevaben, demek ki kız da varmış dedi. :D Güvercinlerin gübreleri değerlendiriliyormuş. Toprak için oldukça faydalı içeriği varmış. Aklınızda olsun. Güvercin bakan tanıdığınız varsa bitkileriniz için isteyin bence.
Kiliseler çoğunluktaydı.
Bu kilise dağın tepesinde bir başına. Biz buradayken kar yağıyordu. Manzarası müthiş. Rüzgarı kesiyor.
Bu gördüğümüz tek cami.
Artık ben susayım, resimler konuşsun.
Son olarak, insan buraları gördükçe şaşırıyor. İnsanlar eskiden buralarda nasıl yaşamış diyorsun. Yüksek yerler, heryer kaya.
1 Mayıs 2015
Taze Gelin Uyuşuk
Merhabalar...
Mayısta görüşürük dedim ve geldim..
Ben sözümü tuttum sizlerde tuttunuz mu bakayım... iyi baktınız mı bloguma ben yokken.. hıııı...
Efenim.. 19 Nisan günü bana sorulan o meşhur soruya " Evet.. " diyerek bende evliler kervanına katıldım.
Hala izindeyim. Pazartesi işbaşı.
Bugün evimi baştan başa temizledim. Sildim süpürdüm. Ve yoruldum.
Adımı yalancı çıkartmıyorum. Tüm güne işleri sığdıramıyorum. Son dakikalarda acayip telaş başlıyor. Kendime sinir oluyorum. Bir işi bitirmeden diğerini görüyorum. Ona başlıyorum. Diğeri yarım kalıyor.
Oyy... aman... kim demiş ev hanımlığı kolay diye...
Nevşehir'i bir ara anlatmaya geleceğim.
Şimdilik bana müsade...
Mayısta görüşürük dedim ve geldim..
Ben sözümü tuttum sizlerde tuttunuz mu bakayım... iyi baktınız mı bloguma ben yokken.. hıııı...
Efenim.. 19 Nisan günü bana sorulan o meşhur soruya " Evet.. " diyerek bende evliler kervanına katıldım.
Hala izindeyim. Pazartesi işbaşı.
Bugün evimi baştan başa temizledim. Sildim süpürdüm. Ve yoruldum.
Adımı yalancı çıkartmıyorum. Tüm güne işleri sığdıramıyorum. Son dakikalarda acayip telaş başlıyor. Kendime sinir oluyorum. Bir işi bitirmeden diğerini görüyorum. Ona başlıyorum. Diğeri yarım kalıyor.
Oyy... aman... kim demiş ev hanımlığı kolay diye...
Nevşehir'i bir ara anlatmaya geleceğim.
Şimdilik bana müsade...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Bölüm bilmem kaç. Yeni döneme girdiğimden beridir aksatmadığım tek seri bu oldu. Zira geçen hafta başka yazı yayınlamadım. Neden mi? Koptu...
-
Ben doğum günü yazısı arıyorum. Meğer başlığa direk yazmamışım. O değilde bir senedir yazmamışım bir satır bile. Doğum günü kutlama yerime...
-
Ertelenen Hayaller Küçük bahçeli bir ev. Önünde geniş verandası. Bahçe kapısından verandaya kadar patika yol. Yolun kenarı rengarenk akşam ...







