30 Kasım 2011

Acaba ?

Baktı. Bir daha baktı. Ve bir daha...

Emin olamıyordu bir türlü. Zaten hep böyleydi. Böyle oldu ömrü boyunca. Hep “acaba” vardı içinde? Atamıyordu ne yapsa bu soruyu.

Acaba kapıyı çıkarken kapamış mıydı?

Açık bir şey unutmuş muydu? Tuvaletten çıkarken bile acaba sifonu çekmiş miydi?

Bunları her defasında yapsa da, kısa zaman sonra aklında o soru beliriyordu. Acaba yaptım mı?

Acaba işten çıkarken, pc yi kapatmış mıydı? Ya açık bir şey unuttuysa? Üşenmez yine bakardı.

Yaptığı her işin ardından bakar, eksik bir şey var mı diye.

Bakmazsa içini bir şüphe kaplar hemen.

Vazgeçemiyor bu huyundan.

Huy... Huy mu cidden? Yoksa hasta mı?

Yok yok sadece takıntı. Öyle değil mi? Takıntıdır sadece.

Bir o mu böyle davranan. Vardır elbet başkaları da. Beyninde “acaba”lar dolanan başka birileri var mutlaka.

Vardır değil mi? Var mıdır acaba... ? !


29 Kasım 2011

İndiana Jones Serisi Beş'liyor

Duyunca sevindim. Serinin ilk filmlerini beğenerek izlemiştim. Harrison Ford zati iyi bir oyuncu.

Ve İndiana Jones filminin beşincisinde de İndiana Jones yine o olacakmış. Yani, illa ki demek lazım. Başkası götürmez ki.

Bir seri filmi çekmek için önce ilkini sevdirmeli biz izleyiciye. Birinci film, akılları almalı. Düşündürmeli ki konuştursun kendinden. Ve en önemlisi devamı geldiğinde, ya bunun ilk filminde ne olmuştu dedirtmemeli. Öyle akıllara kazıtmalı, önce karakterlerini, sonra olayı/ları.

Mesela Karayip Korsanları. Aklıma gelen son seri filmlerden. Ve çok tutan ve beğenileni de.

Ve seri filmlerde olması gereken, atlatılmaması, gözardı edilmemesi gereken diğer husus da oyuncu konusu. Kadro değişmemeli. Biz izleyicilerin öncekinden kalma göz aşinalığı hafife alınmamalı. Değişikliğe gidilmemeli. Bu büyük bir risktir yani. Hele ki söz konusu başroldaki, baş kahramansa.

İndiana Jones filminin 5. filmi de geliyormuş. Harrison Ford'u nicedir görmüyorduk. İyi olacak yani. Her ne kadar dördüncüsü pek iyi izlenim bırakmasa da, buna şans vermek önceki filmleri için değer.

Bekleyelim, görelim.

İzlediğimiz Dizilerden Şikayetçiyiz

İzliyoruz evet. Ama şikayetçiyiz de. Var mı itirazı olan. Bu sonuç bir anketten çıkmış. Gerçi ankete luzüm mü vardı ki ? Biz hem söylenir hem yaparız işimizi. Hele ki fazla seçenek hakkımız yoksa.

Toplumun Kültür Politikaları ve Medyanın Kültürel Süreçlere Etki Algısı adlı kamu araştırmasının sonucunda Türkiye'de çoğunluğun medyaya güvenmediği, dizilerin gençleri olumsuz etkilediği ve Türk gelenek ve göreneklerini yansıtmadığı ortaya çıkmış.

Şöyle bir düşünürsek şuan yayındaki dizileri, hangisi doğru bir şey ki ?

Mesela fazlasıyla abartıldığını düşündüğüm Hayat Devam Ediyor adlı dizi. Reklamlarında çocuk yaşta evlendirilen kızlarımızı hedef aldılar. Tamda gündemde onlar varken. Ama dizide gözardı edilen nokta, 70 yaşında bir adamla evlendirilmeye zorlanan 15 (sanırım, galiba) yaşındaki kız, o yaşta evleneceğiz diye! sevgilisiyle birlikte oluyor. 15 yaşında zorla evlendirilmesi yanlış yaşı küçük diye, ama cinsel manada birliktelik yapmak için uygun bir yaşta öyle mi? İşte bu husus hiç üstüne durulmadan es geçirilmiş. Bu mu Türkiye gerçeği, doğudaki yaşam böyle mi? Doğuyu geçtim Türkiye'deki durum bu mu? Din, örf gelenekler mi bunlar. Madem bir takım gerçekleri göz önüne getirmek için dizi yapıyorsunuz. Bu hafife alınmayacak ayrıntıyı( ayrıntı çünkü gözönünde tutulmamış doğru dürüst) niye araya sıkıştırmışlar anlamadım.

Amerikan aile dizilerinde ( yine mi Amerika derseniz ama bi dinleyin) aileler çocuklarını evlilik öncesi ilişkilerden uzak tutarlar. Öyle yetiştirirler. Kaldı ki bu ayrıntı onlar için ne dinen, nede örf adettir. Ama topluma öyle yansıtılır Amerikan aileleri.
Biz de ise evlenmeden yapmayanlar duyulunca ağzımız açık kalınır ve alay edilir! Hatırlayın Aşk ve Ceza adlı dizi. Aile dizisi denen Çocuklar Duymasın adlı dizi de bile lafı geçiyorsa bu durumun diyecek söz yok.

Bu bakımdan gerçekten ailecek izlenecek bir aile dizimiz şuan maalesef yok. Varsa siz söyleyin..

28 Kasım 2011

Orjin Sen Gerçek misin

Uydudan yayın yapan hemen hemen tüm kanallarda reklamı çıkıyor bu tip ürünlerin. Hemde dakikalarca.
Ürünün özelliklerini sayıyorlar da sayıyorlar. Hele ki bunları bizden sizden normal insanlara yaptırıyorlar ki inandırıcı olsun. Hele ki Orjin denen krem, kendini aştı. Trt de bile reklamları çıkmaya başladı. Reklamlarını daha profesyonel olarak yapmaya bile başladı.
Son reklamlarında karı-koca arası ilişkilere bile girildi.

Bunları izleyen, özellikle kadınlar dertlerine derman olur diyerekten alıyor. Çünkü reklamlarında ağrılara iyi geldiği deniyor. Ama gelin görün ki bu krem bakanlıktan kozmetik ürün olarak izin almış.
Yani ortada tam bir dolandırma var. Reklamlarında ağrıya sızıya iyi gelir. Şifadır deniyor. İnsanları kandırıyorlar. Bakanlık işe al atınca, biz sadece kozmetik ürünüz diyorlar. Bakanlıktan bir şikayet yok, toplatılmıyor ürün deniyor.
Duymuşsunuzdur ya da duymadınız benden duyun.
Bakanlık, reklamlarıyla insanları ilaç gibi iyileştirdiğini söyleyen kremleri toplatma kararı almış. Orjinde bunlardan biri.
Hatta en birinci sıradaki.
Ama gelin görün ki bakanlıktan onlar için toplatılma kararlarının olmadığını söylüyorlarmış.

E siz de kozmetik ürün değil misiniz? Reklamlarınızda ağrınızı, sızınızı alır demiyor musunuz?
Yoksa sizde şu gsm operatörünün avukatı gibi, reklamlarda her duyduğunuza, gördüğünüze inanmayın mı diyorsunuz. Ya da onu demeye getiriyorsunuz da biz anlamıyoruz.
Adı üstünde reklam değil mi? Yalan olmalı. Orjin kozmetik bir krem. Ağrıya, sızıya iyi gelmez. Şifa dağıtmaz.
Bunu açıkca söyleyin de, millet de size inansın.

25 Kasım 2011

Kim Demiş Eskiye Rağbet Bit Pazarından Geçer Diye

Yalan yok. Eskiden birçok şey daha güzeldi. O güzel şeylerin içinde şarkılarda var hiç şühpesiz. Bunu ispatlayansa hala o eski şarkıları eskitememiş olmamız. Hala bıkmadan dinliyor. Özlemimiz, aşkımız sevdamız çoğalıyor her defasında.

Şimdilerde bir moda çıktı. Aslında pek de yeni sayılmıyor. Reklam sektörü yenileri geçtim, eski şarkılarımızı da kendilerine araç etti.
Mesela, Yarim İstanbul. Gittiler o güzel şarkıyı bir mobilya reklamına uyarladılar.
Ayten Alpman'ın Ben Varım şarkısı da bir bankanın şarkısı oldu çıktı.
Daha var. Şu an aklıma ilk gelenler bunlar oldu.

Bence bu durum, reklamcıların hazırcılığı. Tembelleşmişler artık. Bir firmaya kendilerince bir şarkı bulamıyorlar. Yahut o yol daha pahalı. Zira bizde emek dediğin çok ucuz birşeydir. Hele eskilerin çoğunun telif hakkı bildiğim kadarıyla yok bile. Bu bakımdan herhal hem kolaylarına hemde ceplerine böylesi iyi geliyor olmalı.

Tıpkı dizi sektörü gibi. Dizilerin yarısı bir kitap ya da filmden uyarlama diyebiliriz. Ve çoğu eskisini aratıyor maalesef.

Bu durumdan çıkan sonuç; artık iyi şeyler üretilemiyor. Hemde her alanda neredeyse. Herşey bir öncekinin kopyası. Yahut eskisinin yeni uyarlaması. O olmazsa yeni düzenlemesi. Ya bi şarkıcının albümünde (ki bu iyi bir şey yinede, iyi bir çalışma oluyorsa) ya da bir ürünün yeni melodisi oluyor.

İyiki vaktiyle ustalar iyi çalışmış. İyi çalışmalar, eserler ortaya çıkarlarmış. İyi ki.
Yoksa şimdikilerin hali nice olurdu. Demi ama !? ...


24 Kasım 2011

Keşanlı Ali Destanı

Nejat İşler geri dönüyor.

Hem de bir destanla. Keşanlı Ali Destanı adli dizi ile ekranlara gelecek. Keşanlı Ali karakterini oynayacak Nejat İşler, rolü için bıyıklı oldu.


Şahsen pek yakıştıramadım bıyığı. Büyük göstermiş Nejat İşler'i. Şimdi diyorsunuzdur ne küçüktü ama. Olabilir. Bıyık erkeği çok değiştiriyor. Nejat İşler'i de olduğundan çok farklı göstermiş.

Keşanlı Ali Destanı dizisi KanalD ekranlarında olacak.

10 Aralık Cumartesi saat:20.de başlıyor

Kadroda Nejat İşler olması, benim için izlenebilir bir dizi yapıyor. Yani ilk bölüme şans verebilirim. Onu seviyorum diye de diziyi sevmezsem izlemem ama.

10 Aralık tarihi geldiğinde izleyip görürüz bıyıklı Nejat İşler'i.

Peki Keşanlı Ali Destanı nedir, kimdir ?

Keşanlı Ali Destanı Haldun Taner'in yazdığı müzikal bir oyundur. İşlemediği bir suç yüzünden hapse giren ezik denilecek kadar efendi, sessiz Ali, hapisden bambaşka biri olarak çıkar. Artık susmayan, başkaldıran ve zalim biri olmuştur. Ama değişmeyen tek şey sevdasıdır. Ama sevdalısı artık ona düşmandır. Çünkü öldürdü diye hapse girdiği kişi Onun dayısıdır.

Keşanlı Ali Destanı, sinemaya 1965 yılında Atıf Yılmaz tarafından uyarlanmış, Keşanlı Ali'yi Fikret Hakan, Zilha(sevdiği) Fatma Girik oynamıştır. Film o zamanlar birkaç ödül de almıştır. Dizi olarak da 1988 yılında çekilmiştir.

23 Kasım 2011

Bir Ailenin Hikayesi

Bu aile, anne baba ve 2 çocuktan oluşuyor. Şimdilerde çok mutlular. Zira yuvalarının şen üyeleri olan çocukları yeni katıldı aralarına. Yaklaşık 1,5 aylık oldular.

Anne bu an için, çocuk sahibi olabilmek için çok uğraştı. Daha ortada baba adayı yokken bile çocuk özlemi vardı içinde. Bunu bilen çevresi, ona bir eş buldu. Yuvasını kurdu. Ama çocuk sahibi hemen olamadılar.

Bu süreçte ailede kavgalar bile çıktı. Zaten başta hemen ısınamamıştı eşine. Onun aklında anne olmak vardı. Ama zamanla alıştılar birbirlerine. Dağılmadılar. Vazgeçmedi anne. Denemelere devam ettiler. Ve sonunda mutlu son geldi. Aslında dördüz olacaklardı ama ikisi yaşamadı. Şimdi mini mini 2 çocuk sahibi oldular.

Yuvaları onların sesleri ile daha da şenlendi.

Gözü gibi bakıyor anne onlara. Baba da anneye.

Çabuk büyüyor çocukları. Şimdiden yaramazlık yapmaya başladılar bile. Tıpkı annelerine benziyorlar.

Her göreni kendilerine hayran bırakıyorlar. Öyle tatlı öyle küçükler ki. Talipleri de çok ama. Gören birini bize versenize diyor. Ama onların sahibi var ne yazık ki.

Bu aile, bizim evin muhabbet kuşu ailesi. Bizim fingirdek, tavuk gibi yumurtlayan kuşumuz nihayetinde yumurtadan yavru çıkartmayı başardı. İkiside ona benziyor.

Ve harbiden çok ama çok tatlılar. Görmeniz lazım. Keşke çekebilsem de yayınlasam resimlerini. ):