30 Mayıs 2014

Sevgi Denizi..

Sevgiyi bilmeyen iki yüreğin buluştuğu bir denizdi, sevgi.
Kulaç açıp, acemice yüzmeye çalışmaları, hep bu sebepleydi.
Boğulmaktan korkmak da vardı, yüreklerinin bir yerinde.
O sonsuz denizde kol kola yüzmek de.
Belki arada dalganırdı deniz. Kabarırdı dalgaları hiddetle.
Zorlaşırdı o vakit, beraber yüzmek.
Ama önemli olan, o anlarda birlikte olmak
Tuttuğumuz, tutunduğumuz o eli bırakmamak değil miydi?
Çünkü her fırtına sonrası, sakinleşirdi o deniz.
İlk günkü gibi.
Sevgi, yüzmekti bir başka yüreğe.
O yürekle birleşip, okyanus olmaktı.
Korkmadan derinlere dalmaktı.
İki yüreğin birbirinden yüzmeyi öğrenmesiydi.
Sevgi bütünlüktü.
Sevmek, bütün olmak.
...






28 Mayıs 2014

Ceylan Misali...

Bir ceylan var, tam şurada. Gördün mü ?
İyi bak ona. İyi. Gözlerinin tam içine bak. Ne gördün, söyleyebilir misin? Peki duydun mu, kalbinin sesini. Onun kalbinin sesini. Heyecandan küt küt diye atışını. Duyabiliyor musun? Hissedebiliyor musun?

Şimdi kendine bak.
Söyle.
Avcı mı olmalısın yoksa ceylana yar mı..
O gözlerde korku mu görmek istersin yoksa umut mu...
O kalbin korkudan mı yoksa heyecandan mı atmasını istersin...

Seç bakalım. Bir düşün.

İstersen de seke seke uzaklaşır senden. Bir daha görmezsin o ceylanı.

Söyle...

Senin istediğin nedir?

Av mı?

Yar mı?

Yalnızlık mı?





27 Mayıs 2014

Önüm Arkam Sağım Solum: Sobe..


-Arkadaşınız saçlarını boyatmış, hiç yakışmamış. "Nasıl olmuş?" diye sorunca ne dersiniz?
-Evinizde hangisi olsun istersiniz?
-İntikam; Soğuk yenen bir yemektir, Tatlıdır, Gereklidir, Gereksizdir, Diğer (Açıklayın)
-Ülkeyi kötülerden temizlemek için hangisi olmak isterdiniz?


Sobe mimi bu, sorulardan da anlaşılacağı üzere. Cevaplaması benden, sobelere verdiğim cevapları bulmak sizden.
Bulanlar da kendini sobelesin olur mu?

 Sobe
İş çıkışı arkadaşımla buluştum. Baktım ki, ne göreyim. Saçlarını boyatmış. Hem de kimsenin kolay kolay tercih etmeyeceği bir renk tercih etmiş. Bir de havalı havalı demez mi; nasıl olmuş, diye. O vakte kadar beğenmediğimi belli etmemişim ama ne diyeceğimi düşünürken sanırım bakışlarım benden önce sorusunu cevapladı. Bir bozuldu çünkü. Her zaman ki gibi, bilemiyorum diyerekten geçiştirdim. O da beğenmedin mi diye üsteleyince de olmamış dedim gitti. Olmamışsa olmamıştır. Napalım.

Sonra evdekilerden koparttığım izin dolayısıyla, alacağımız hayvanı almak için barınağa gittik. Evimde bana arkadaşlık edecek hangisi olmalıydı.. Çok kararsızdım. Kedi isterdim ama korkuyordum da, köpeği evde bakmam zaten. Kuş olabilir ama o eskiden vardı. Kararsızlık ne kötü.

Arkadaşımda sanki benden intikam alıyor gibi, hiç fikrini paylaşmıyordu. Sanırım onun için intikam soğuk yenen bir yemek değildi. Ama demek ki gerekli bir şeymiş. Vakit kaybetmiyor baksanıza. Benim için ise hiç anlamı yok. Kimseye intikam alacak kadar nefret duymadım. Duymuş olsam da Allah'ından bulsun, benden değil.
Ama canım arkadaşımın da günahını almışım. Garibim yakışmamış dediğim için saçlarını içine dert etmiş de ondan konuşmuyormuş.

Kendim dahil tüm kötüleri bu dünyadan yok etmek için bir kahraman bulmak lazım. Ama kim olmalı bu kişi. Tabiki de kendimiz. Hepimiz, kendimizin birer kahramanı olabiliriz. Neden olmasın ki...







26 Mayıs 2014

3. Yaş Kutlamaları.

Ama aslında bir kutlama yok, çaktırmayın sakın.
Zaten doğumgününü unutmuşum. Tam rezillik bir durum. İnşaallah telafi edebiliriz. Size güveniyorum. Beni yalnız bırakmazsınız.
Değil mi?
Benim fidanım, canım blogum, 21 Mayıs itibariyle tam 3 yıllık oldu. Koca bir 3 seneyi devirmişiz. Şimdi yaşı daha çok olanlar yandan yandan gülüş atmasın. Her yaş ayrı güzeldir tamam mı..
Unuttuğumdan dolayı, her sene yaptığım özel bir çalışma maalesef yok.
Blogumun, içinizden çok da umrumda, diyebileceğiniz istatiksel verilerini resimledim. Bari dedim, onun için bunu yapayım. İçim rahatlasın. Bu da avuntu işte..


Uzun lafın kısası Efenim;
Beni bu 3 yıllık süreçte, yalnız bırakmadığınız için çok teşekkürler. Fidanıma eklediğim her dalı, sahiplendiniz. Can katan yorumlarınızla büyüttünüz. Hiç ama hiç eksik olmayın emi..
Ve son not, blogcuğuma çaktırmayın da, bu yazı en çok sizin için yazıldı. Bilmenizi isterim. Zira siz olmasaydınız, biz de olmazdık.

Sevgiler... 






Kitap Fuarı - Yağmur - Telefon

Bu yıl 6. sını düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarına, ilk kez gitmenin haklı gururu ile karşınızdayım. Hem de bu yıl, iki kez gittim.

İlkinde kitap beğenemeyip, bir kitap fuarından sadece puzzle alan bir insan olarak da bu fuara bir ilk yaşattığımı düşünmeden edemiyorum. (Avuntu)

Aslında ilk gittiğimde kitap alacaktım ama alacağım kitap yoktu. İkinciye o sebeple gitmiş sayılırım. Ama yine yoktu. Deeptone, o yayınevi ile ciddi bir konuşma yapmalısın. Kitabını fuarlarda satışa sunmayacaklarsa ne zaman satacaklar. Yanlış mı düşünüyorum ?..

Gelelim aldığımız kitaplara. İşte bu üçü. 

İnşaallah, beğenerek okurum ve tavsiye edebilirim. Hatta blogumda konusunu yazarım. Benim okuyup yazanlardan neyim eksik. Tabi sırf bunun için okumayacağım. Ama aklımda bu da var, saklamıyorum.

İkinci sefer benim için unutulmaz oldu. Oradan çıkınca, resmen yağmur bizimle gittiğimiz yere geldi. Sonra telefonun azizliği yüzünden karışan ortalık. Aklıma geldi, yine gülüyorum.
Velhasıl, değişik bir gün oldu. Güzeldi.

Evet, kitaplardan bildiğiniz ve okuduğunuz var mı? Doğru tercihler mi yoksa yanlış mı?
Fikirlerinizi bekliyorum.

Son not olarak, blogum 3 yaşında olmuş da ben unutmuşum yahu.. Onun için ayrı bir yazacağım da, zaten ayıp ettim olmuş canım bloguma, bu şekilde gönlünü almaya başlayayım.
Değil mi?





25 Mayıs 2014

Bir Soru.


Sen;

Bir işi her gün yapıp, bir gün yapmadığın zaman, hiç yapmamış olan mı...

Bir işi bir kere yapıp, hep yapıyormuş gibi olanlardan mısın ?










23 Mayıs 2014

Kahreden Bekleyiş.

25 sene önce. O gece yaşadıklarımız, yaşananlar hâlâ aklımda. Unutmak ne mümkün.

10 yaşındaydım. Kardeşim daha kundakta idi. Minicik. Annem ve babam. Bilmediğimiz bir şehirde yaşamaya çalışıyorduk. Tanıdığımız kimse yoktu. Herkes yabancıydı. Tek göz evimizde yaşıyorduk. Mutluyduk.

Babam bizden önce gelmişti bu şehre. İş bulmuş, ev bulmuş. Sonra biz yanına gelmiştik. Kardeşim bu tek göz evde doğmuştu. Hem de geldiğimiz ilk gece. Bu şehri görmek için sabırsızlanmış gibi.

Babam küçük bir madende işçi olmuştu. Bembeyaz teni kısa sürede renk değiştirmişti. Annem her akşam yemeği hazır edip, babamı camda beklerdi. Her gelişinde uzun süre görmemiş gibi sevinirdi. Babamın madende çalışmasını istemediğini biliyordum. Çamaşırlarını adeta gözyaşları ile yıkardı. Çocuk aklımla, o vakitler o çamaşırların kirliliğinden şikayetçi olduğu için madende çalışmasını istemediğini düşünürdüm. Ta ki, o geceye kadar. O gece o gözyaşlarının nedenini çok iyi anladım.

O gece, annem yine camda babamı bekliyordu. Kucağında kardeşim. Çok huysuzdu. Uyumamıştı. Ağlayıp duruyordu. Annem bir yandan onu uyutmaya çalışıyor, bir yandan babamın yolunu gözlüyordu. Saatler ilerliyor, ne babam geliyordu ne de kardeşim uyuyordu.

Annem oturduğu yerden birden kalktı. Kardeşimi öptü ve ona babamızı almaya gidiyorum kızım dedi. Kardeşimi bana verdi. Artık ağlamıyordu. Annem, hemen geleceğini söyleyip gitti. İlk kez bizi tek başımıza bırakıyordu. Kardeşimi yatağa yatırıp yanına kıvrıldım. Annemden öğrendiğim ninniyi mırıldanıyordum. Çok geçmeden uyudu. Bende annemleri bekledim. Geçip gitmek bilmeyen o saatlerde.

Annem madene vardığında hep korktuğu o manzara ile karşılaşmış. Göçük. Bir süre sessizce bakakalmış. Sonra farkettirmeden olay yerine girmeyi başarmış. Elleri ile kazarak babamı o göçüğün altında bulmuş. Babamın yüzünü gözünü temizlemiş elleriyle. Alnına busesini kondurup, görevlilere teslim etmiş. Onu götürenlere adını söylemiş. Nereye götürüleceğini öğrenmiş. Kocam artık size emanet deyip oradan ayrılmış.

Eve geldiğinde üstü başı kirliydi. Gelip yanımıza uzandı. İkimizi de sarıp sarmaladı.

-Babamızı buldum. Kısmetse yarın gelecek.

Annem kömür kokuyordu. Tıpkı babam gibi. O gece babamın kokusuyla uyudum. Sanki yanımızdaymış gibi.

Annemin dediği gibi, babam sabah geldi.

Annemin o gece yaptıkları haberlerde gazetelerde sayfa sayfa yer aldı. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Kocasını, sevdiği adamı, çocuklarının babasını eliyle koymuş gibi bulmuştu. Ona yardım edenler, inanmadıklarını ama yine de yardım ettiklerini söylüyorlardı.
Annem o gece sadece babamı değil, yanındaki arkadaşlarını da bulmuş oldu. Onların duaları ile annem babamı bulabilmişti. Biliyorum.

Ömrümün en uzun gecesi olmuştu. O kahreden bekleyiş kısa sürmüştü ama mıh gibi aklıma çakıldı.
Bende şimdi bir babayım. Her gün aynı saatte eve gidiyorum. Ailemi bekletmemek için. Bu şansa sahibim. Keşke herkes sahip olsa. Bu şansa sahip olduğu halde kullanmayanlara ise tek sözüm var.
Bir çocuğu bekletmek onu kahretmektir.



(öyküdür.
keşkelerle biten..)