Ana içeriğe atla

Sene 2027.

Mevsimlerden sonbahar. İstanbul yine her zamanki gibi güzel. Cezbedici yine. İyi ki seçimimi ondan yana kullanmışım.
Yatağımda oturmuş, küçük çocuklar gibi, peluş ayıma sarılmışım, yağan yağmur sonrası merhaba diyen gökkuşağını görebilmenin o büyük mutluluğunu yaşıyorum. Dalmışım, gününkü köşe yazımda bu mutluluğu, bu anı anlatabilmeyi düşünüyorum.
Derken usulca yanıma, canımciğerim evladım geliyor. Bu güzelliği daha bi güzelleştiriyor gelmesi. Biri şöyle geçse de öteye, uzaktan, gökkuşağını da dahil ederekten bir resmimizi çekse diye düşünüyorum. Ne güzel olurdu.
...
Canımciğerim evladım şuan okulda.

Birşey ararken, çekmecelerin birinde albüme gözüm takılıyor. Hep severim zati albümlere bakmayı. O geçen günleri anımsamak tuhaf bir sevinç verir. Hep yeniden görmüş gibi olurum.
Kapadokya, Pamukkale ve Ankara gezilerimizden kareler var albümde. Tam gezi albümü yapmışım. Üzerine yazmak lazım bunu. Yeni huyum bu galiba. Herşeyin üstüne ne olduğunu yazıyorum. Yahut zorunluluktur, yaştan dolayı. Neyse.. Şu balonun içindeki resme takılıyorum. O an eşimin gazı ile binmeye karar vermiştim. Zira binhevesle gittiğim o geziden, balona binmeden dönecektim. Korkmuştum. O hallerimi görünce, iyi ki vazgeçmemişim binmişim de gezmişim o göklerde diyorum. İlk fırsatta yinelemek lazım. Ve tabiki diğerlerini de. Bir kere ile insan doymadığını farkediyor. Tattıkça seviyorsun, bildiğin tadı yine tatmak istiyorsun.

Mutfağa geçiyorum, kendime şöyle bol köpüklü kahve yapıyorum. Ve dolaptan çocuğumdan sakladığım bitter çikolatamı da alıyorum. Denedim bir kere, şimdi pek sık yapar oldum bunu. Hiç de sevmem diyordum ya eskiden. Sanırım çikolatanın cezbedici etkisi altındayım. Ya da kahvenin aromasının.

Vakit var, gidip bir dolaşayım. Arabama atlayıp, dolaşıyorum İstanbul sokaklarında. Dilimde en sevdiğim şarkı. Gözlerimi kapatıyorum. Sonra bir ses... Açıyorum gözlerimi.
İşyerinde masabaşında kendimi bu yazıyı yazarken buluyorum.


Not: Evet.. Bir mim daha bitiverir. Bakalım mimin içindeki küçük ayrıntıları kimler farkedecek. Şöyle baktım da herkescikler mimli neredeyse. Bana kimse kalmamış. Peehh.. bahaneye bak. Yalanımı sevsinler. :) :)
Bu arada mimin konusu kendini 15 yıl sonrasında hayal et. :)

Yorumlar

  1. "mevsimlerden sonbahar" diye başlayan yazılar hep hüzünlendirir beni. hoş şimdi öyle olmadı, umutlu bi yazıydı neticede.

    YanıtlaSil
  2. şimdi:)
    bu mimde ben nerdeyim? :):)
    a) Gezi tarafı
    b) Çikolata tarafı
    c)Hepsi....
    :):):)

    YanıtlaSil
  3. Güzel bir paylaşyımdı doğrusu. Ben de paarşütle atlamıştım orat okula giderken. Belki de böyle bir heyecanı tatmak isteyişimdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç yaşamadım, sadece hayal ediyorum. :) Ama olur mu olur. Belli olmaz..
      Güzel bir deneyim olmuştur size o atlayış.

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Teşekkürler. :) Hayallerle örülü bir hikaye.

      Sil
  5. güzelmiş geleceğin gelsin o zaman.
    :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…