22 Haziran 2011

Sağ Sarımsak, Sol Soğan

Bize küçükken böyle öğrettiler sağımızı, solumuzu.
Sağ sarımsak, sol soğan.

Şu bir gerçek ki ben çok karıştırırdım bu işi. Okulda sıra olunurken soğan sarımsak aklıma gelmezdi de bir avcumu yumruk yapardım. Farklı olsun diye. Ve sağ elimin başparmağında büyük sayılacak bir ben var. Onu da ayırıcı bir etken olarak kullandığım çok olmuştur.

Şimdi acaba diyorum bu denli kafamın karışması solak oluşum olabilir mi? Her ne kadar solak olsamda sağ elimi de iyi kullanırım zira.

Biz solaklar için söylenmiş en iyi şey zeki olduğumuzdur. Bu konuda okul hayatımda bu düşünceyi savunanları hiç yanıltmadım.

Solaklar her işi sol elleriyle yapar sanılır. Kendi açımdan konuşursam öyle değil.
İlk öncelik yazı işi sol elle yapılır. Zaten herhalde bir insanın solak olduğu ilk böyle ortaya çıkıyor. Yoksa bana göre bariz bir fark yok gibi ilk görüşte. Şaka tabi ki.

Bıçak da sol elle kullanılır. Ve bir solak cinayet işledi mi bunu uzman bir cinayet polisi hemen anlar. Direk karşı tarafın sağına denk gelmesinden olsa gerek. Yoksa cinayet falan işlediğimden değil.
Ama mesela makası şahsen sol elimle kullanmam. Kullanamıyorum. Bir kere kullanıyordum. Sağdan bir parmağımı az daha kökünden uçuruyordum. Ucuz atlattım.

Sonrasında örgü ve dantel işlerini ters yapar solaklar sağlaklara göre. Ters yaparsın hemen göze batar. İşinizi sizden başkası yapamaz. O kötü oluyor.
Birde solağımdır ama bilgisayarın faresi sağ taraftadır. Ve hiç sorun olmadı.

Belki de en önemli unsur yemek meselesi. Solaklar yemeği sol elle mi yer?
Tabiki hayır. Küçükken belki. Ama sizin ailenizde benimki gibi sizi sağ elinizle yemeğe alıştırırsa emin olun çok güzel de yiyebilirsunuz. Bir solak olarak.

Solaklık ayrı bir meziyet midir bilmem de bana göre farklılık taşıdığı için güzel birşey.
Şimdiye kadar hiç olumsuz bir durumla karşılaşmadım.

Sağım solum,
Saklanmayan ebe...

20 Haziran 2011

Seçim Yapmak

İnsan hayatında hep bir seçim yapma telaşında. Yemek seçer, ne giyeceğini seçer, eşi olacak insanı seçer... Okuyacağı okulu seçtikten sonra bir de çalışacağı işi seçer.
Ama bunlar öyle seçmekle bitmez. Sizi de başkası seçer başka başka kraterlere göre. Böyle seçe seçe, seçile seçile yaşarız bir ömür.
Çok mu karamsar bir tablo?
Hayır. Hiç sanmıyorum. Bu şekilde hayatı şekillenen insana sayısı nüfusun yarısı desek? Hadi olmadı yarısının yarısı.
Şimdi yine seçim zamanı. Kpss yerleştirme tercihleri alınıyor. Seçimini yap ve bekle. Acaba seçilecek misin? Seçtiğin iş senin olacak mı?

Eee hadi herkese hayırlısı diyelim.

19 Haziran 2011

Küçük Kız

Bağırmaktan vazgeçti küçük kız. Kimsenin onu duymadığını, duysa da umarsamadığını farkederek. O küçük hilal kaşlarını çatıp, ellerini yumruk yumruk yaptı. Çok kızmıştı. Tıpkı babası gibi kaşlarını çatıp korkutacaktı. Babası kızınca çatardı hemen kaşlarını. O gün yaptığı gibi. Neden olduğunu anlamadığı o gün babası o adama çok kızmış. Yumruklarını sıkıcı yummuştu. Adam da geçip gitmişti.
Sonra annesi geldi aklına. Geçenlerde komşu ile Tv izlerlerken "çok kızıyorum şunlara, gidip saçlarını başlarını yolacaksın hepsinin" demişti. Sonra bir daha düşündü. Onun oyuncaklarını alan erkekti. Saçları da çok kısa idi. Tutup çekmek yada yolmak zor olurdu. En iyisi babası gibi bir bakış atıp, yumruk gösterdimiydi tamamdı. Öyle bir kaçar ki diye gülümsedi. O babasının kızıydı. Gerçi annesinin de kızıydı ama şuan annesinin tekniği işine yaramazdı.
Birden bu düşüncelerinden sıyrılıp karşısında çocuğun dikilip ona baktığını gördü. " Çok sıkıcısın. Senle oyun oynanmaz" deyip gitti. Şimdi oyunu bozan kendisi miydi? Yani bu yaptığı oyun muydu? Kafası karışmıştı. Çocuk gelmiş elinden oyuncağını almış, parçalamakla tehdit edip onu kızdırıyordu. O kızıp bağırdıkça çocuk gülüyordu. Bu nasıl bir oyundu böyle. O bilmiyordu böyle bir oyun. Hiç görmemiş, duymamıştı.
Aldı oyuncağını eve geldi.
Aklı karışıktı. Şimdi yeni bir oyun mu öğrenmişti ? Ama kızan taraf olmak hiç iyi değilmiş diye düşündü. Kızan, bağıran ve ağlayan olmak kötüydü. Ya peki buna sebep olan karşı taraf? Bu oyunda zevk alan ve eğlenen oydu sadece. Ama oyun dediğin şey oyuna dahil olan herkesi mutlu ederdi. Öyle biliyordu küçük kız.
Sıkıca sarıldı oyuncağına.
Birgün yine o oyun oynanırsa şayet yine kızdırılan ve bağıran tarafın kendisi olmak istemediğini iyi biliyordu. Ama diğer tarafta olmayacaktı. Kızdırmayacak. Ağlatmayacak. Bağırttırmayacaktı kimseyi.
Oyuna gelmeyecekti artık. Kimseyi de o oyuna çağırmayacaktı küçük kız.
Sonra gidip anne ve babasına kocaman bir öpücük hediye etti yüzünde kocaman bir gülümse ile.
...

17 Haziran 2011

Karne Heyecanı

Bugün karne günü. Heyecanlar dorukta. Çocukların bu heyecanına katılan velilerde az değiller.
Benim karne günlerim geldi aklıma. Çok da heyecanlı olduğumu hiç anımsamıyorum. Ne de olsa karnemde süpriz birşey olmazdı. Hepsi 5 (beş) olurdu da söylemesi ayıp olmasın. İlkokulda tabi. Ortaokulda öyle diyebilirim. Belki arada 4'ler çıkmıştır. Yada bir tanecik 3. Liseye kadar böyle gitti. Çalışkan bir öğrenciydim dememe luzüm kalmadı herhalde.
Etkinliklere katılırdım. Bayramlarda seyranlarda şiirler okurdum. Şimdi olsa okumayazdım herhalde. Çocukluk işte. Bir de teşfik eden olunca insan yapıyormuş demek ki. Yada küçükken kendime güvenim daha mı fazla imiş ne?
İlkokul mezuniyet programında sahneye bile çıktım. Derler ya hiç sahne tozu yuttun mu diye? Evet ben yuttum o tozu.  Gerçi o sahne heyecanından çok aklımda o gün için kalan elbisemle alakalı yapılan şakalardı. Hainler.

Ben ilkokulu iki ayrı okulda okudum. Tüm bu anlattıklarımı da 4 ve 5. sınıfa giderken yaşadım. Okulumuz sosyal aktivitelere önem veren bir okuldu. Basket takımı vardı. Biz o maçlara giderdik okulca. Okula tiyatro bile gelmiş ve ben ilk tiyatromu bu sayede izlemiş oldum. 23 Nisanlarda özel etkinliklerimiz olurdu. Bando takımımız gibi.

Bu okul Huriye Pak İlköğretim Okulu.
Bu okulda ayrıca çok değerli bir de öğretmen kazandım ben. Bize öğrettikleri değerli bilgiler hayatımın büyük bir kısmında bana rehber olmuştur.

Okul seçerken bu sebeple özenli olmak gerekiyor. Her ne kadar şu an sistem değişmiş olsa da. Sizin çocuğunuzun okulu oturduğunuz yere göre belirlendiği için bu deteyı ev alırken yada kiralarken göz önünde tutmak gerek diye düşünüyorum.

Bir de lise tarafı var. Lise başkadır karne günlerinde. Alınan karne de başka değer taşır. Hem çocuk hem ailesi için. Eğitime önem veren aileler için en azından. Üniversite için basamak ve hazırlık sürecidir lise.
Şahsen lisede de çalışkanlığımı sürdüren bir öğrenciydim. Öğrencinin başarısı öğretmenin başarısı ile orantılıdır. Çocuk her ne kadar çalışkan ve zeki olsa da karşısında ona hiçbirşey öğretmeyi beceremeyen bir öğretmeni varsa kazanacağı şey de olmaz.

Lise de benimde karşıma böyle biri çıktı. Öğretmen demek  inanın hiç içimden gelmiyor ona. Zira onun için birşeyler öğretmek lazımdır. Bizse ondan sadece kopya çekmeyi öğrendik sağolsun. Okul hayatımın ilklerini yaşattı bana. İlk kopyalar ve notlarıma ve karneme gelen ilk ve tek 1(bir) notu.
O karnemi ağlayarak parçalamıştım okulda. Ailem birşey dememişti karnemin yokluğuna. İkinci dönem o notu 2 yapmıştı sağolsun. Beni matematikten soğutan kişidir aynı zamanda.
Ama tuttum muhasebe okudum o ayrı.

Şimdi yeğenim var. O da bu sene 3.kez karne heyecanı yaşayacak. 3. sınıfa geçecek. Hediye almak lazım şimdi. ne yapalım alıştıkdık artık çocuğu. Kurban olsun ona teyzesi. Her ne kadar sert bir teyze olsam da.
Zaman ne çabuk geçiyor. Onlar büyüyor biz yaşlanıyoruz.
Bakalım ben kendi çocuğumun karne heyecanına ortak olacak mıyım? Kısmet...