10 Ocak 2012

Depresyona Girdim, İçerdeyim.

Ooo... Baya karanlıkmış içerisi. Biraz ışık olsaydı da önümü görseydim. İlerliyorum ki gözüm alıştı herhal karanlığa, birşeyler seçmeye başladım.
Duvarlarla kaplı heryer. Daracık bir labirentteyim. Duvarda çizili siyah beyaz resimler. Ama kötü çizilmiş. Beğenmedim her kim çizmişse.
İlerliyorum yavaş yavaş. Bir kapı çıkıyor karşıma. Açsam mı açmasam mı derken duvardaki resim çekiyor dikkatimi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kara duvara gri renkli resim mi çizilir hiç. Bir insana benziyor. Saçı başı dağınık gibi. Gözler şaşı. Ya da böylesini becermiş. Cenin pozisyonundaymış, bende gövdesi nere gitti diye düşünüyordum. Korkmuş demek ki. Kapıyı açmasam mı acep?
  Açıyorum ama. Yine ve daha karanlık bir oda. Ya da ince uzun bir yol mu desem. Ama burası daha karanlıkmış. Elimle etrafımı yokluyorum. Yokluyorum. Ama elim hiçbirşeye değmiyor. Gözüm görmüyor. Dipsiz bir kuyudayım sanki. Kitleniyor ayaklarım. Gidemiyorum daha fazla. Çöküyorum sanki. Görmediğim duvarlar üstüme geliyor. Ben arada sıkışmışım. Nefesim daralıyor. Son çare ellerimi açıyorum iki yana. İnanmışımdır hep ellerimin kuvvetli olduğuna. Onlara sığınıyorum yine. Ezilmemek için. Ellerim acımıyor, zorlanmıyor. Sımsıkı kapattığım gözlerimi açıyorum. Koyu karanlık sanki açılmış. Ve ileride bir ışık gibi bir şey var.
Ayağa kalkıyorum. O ışık beni sevindiriyor. Filmlerden öğrendiğim “sakın ışığa gitme” lafı geliyor aklıma. Gitme demesi kolaymış. İnsan o karanlıkta beyaz bir fıçan görse ona koşar ve sarılır.
Bende koşuyorum ışığa. Ben koştukça çoğalıyor. Gözlerimi alıyor birden büyüklüğüyle parlaklığı. Kapatıyorum gözlerimi. Ve bir üşüme alıyor beni.
Açıyorum.
Odamdayım, yerde. Ve annem perdeyi açmış bana bakıyor.

9 Ocak 2012

Alamanya Rüyası mı Yoksa Kabus mu

İki farklı film. Ortak nokta ise Almanya'ya gidişle değişen hayatlar.
Birinde Hülya Avşar, diğerinde Türkan Şoray başrollerde.
Almanya'dan fazla aslında ortak noktaları filmlerin. İkisinde de Alamanya rüyasına kapılmış kocalar, ardlarında bıraktıkları eşleri var. Eşleri eskide bıraktıkları hayatlarında. Yeni, büyülü Alamanya'da yenilerini bulurlar zira.


Alamancının Karısı filminde adam çocuğunu da alırken yanına, Dönüş filminde ardında bırakır. Üstüne üstlük Alaman olan karısından da bir çocuğu olmuştur.
Arkada kalan eşler yaşam ve yaşama mücadelesi verirler.

Alamancının Karısı filminde çocuğuna kavuşma çabası vardır annenin.
Dönüş filmi ise köyde bir başına kalmış bir kadının dramı ile daha bir yürek yakar. Üstelik evladını kaybetmiştir. Bir başına kalır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kocasının bir başka kadınla olduğunu ve çocukları olduğunu kaza geçirmiş olan araclarını o yoldan tesadüf eseri geçerken görüp öğrenir.
  Çocuğu da alıp, gider uzaklara kadın. Bir başına kaldığı o köyde eşini, çocuğunu kaybeder. Üstüne birde katil olmuştur.

Alamancının Karısında da iki farklı son vardır. Yapımcılar filmin sonunda çocukla annesini ilk sonda kavuşturmazken, diğerinde insafa gelen baba çocuğu anneye verir.

Bir Alaman rüyası ile başlar herşey. Rüya kısa sürede geride kalanlar için bir kabus olur.

Almanya'nın havası mı suyu mudur bu adamların aklını çelen.

Almanya cidden bir başka dünya mıdır ki, başka diyardaki hayatları yakıp yıkmak lazımdır.

Bir rüya iken birine Alamanya, bir diğerine ise kabus olur.

6 Ocak 2012

Örümcek Ağında Bir İpek Böceği

Örümcek ağını herkescikler bilir. Yalnız bu ağ hakkında bilmediğimiz bazı hususlarda varmış.
Mesela çok sağlam oldukları. Demirden bile.
Ama bizim örümcekler bu ağı belli kapasiteden fazlasını yapmıyorlarmış.
Uzmanlar ağları bilimde de kullanmayı nicedir istiyorlarmış. Ama işte örümcekler fazlaca yapmadıkları için ellerinden birşey gelmiyormuş tabi.
Takii ipek böeğinin genetiğini değiştirip ağ üretmesini sağlamayı akıl edene kadar.
Evet evet yanlış değil, doğru duydunuz, yazdım.
İpek böceklerinin genetiklerini değiştirip ağ üretmelerini sağlamışlar. Böylece istedikleri kadar ipek gibi demir gücünde ağ elde etmiş olacaklar.
Bu ağları mesela çelik yelek yapımında kullanmayı düşünüyorlarmış. Yada daha kaliteli sargı bezi yapımında. Çünkü örümcek ağı iyileştirici özelliğe sahip. Eski zamanlarda insanlar yaralarının üstüne ağ sürerlermiş.
Böyle söylendiğinde iyi birşeymiş gibi duruyor.
Ama çevrecilerin dikkat çektikleri bir husus varmış. Ya bu genetiği değişmiş ipek böcekleri doğaya karışırsa ne olur?
Benim hayalgücüm düşünemiyor. Ama kötü bir sonuç olur ki endişe ediyorlarmış ve yapılmaması gerektiğini düşünüyorlarmış.
Haklılar. Dünyada hiçbir canlının yaratılıştan gelen özelliklerine ne fazlasını eklemek nede eksitmek kimsenin haddi olmamalı. Amacı ne olursa olsun. Elbet başkaca yolu vardır doğada.

5 Ocak 2012

Simay Ölsün İstiyorum Diyenler

Akşam ablamla birlikte, ama en çok ablam, sinir küpü olduk Tv başında.
İzlediğimiz şey Kuzey Güney dizisi.
Bizi sinir eden zat ise Simay tabiki de. Başka kim olabilir ki?

Zavallı kadını evinden etti. Arsız, yüzsüz, yalancı ve riyakar bir insan. Üstelik ikiyüzlü. İyi birde oyuncu Maaşallah.

Kuzey salağı da hala onu evinde barındırıyor. Onun yanında annesine sesini yükseltiyor. Küçük düşürüyor o zillinin yanında kadını. Buna hangi anne katlanır. Dayanabilir ki. İyi ki attı o tokatı. Çoktan haketmişti zaten o. Böyle gelin düşman başına. Evlerden ırak olsun.

Birde Zeynep'i yeni öğrenmiş gibi yapıp, Kuzey'e tavır yapması yok mu? Birde beni kandırdın diyor. Hiç utanması yok.

Son noktayı da sahte intihar girişimiyle koydu.

Haketmedi mi şimdi, şöyle güzel bir dayağı. Zeynep ve Cemre bir olup dövseler şunu ne güzel olur. Saçını başını yollasalar bi güzel.

Gerçi ben Zeynep'e de kılım. Geldi, görür görmez tutuldu. Sanki kırkyıllık aşıklar. Arabadaki halleri aynı öyle idi. Kuzey'in de ondan farkı yok. Gördü ve unuttu Cemre'yi. Ne oldu bilmem o büyük aşkına. Gerçi hala değer veriyor. Bunu Güney'in Cemre için onu bunu dedikten sonra, arabasının tekerleklerini sökmesinden anladık. Ama Zeynep'e olan aşırı ilgisi birden çok fazla oldu. Göze batıyor. Bunu da belirtmek isterim.

Evet kimler katılıyor bakalım bize?
Simay'ı şöyle bir güzel, evire çevire dövmeye var mısınız? :)


Not: Ben bir dizikolik değilim... Değilim... :)

4 Ocak 2012

2012 İyi ve Kaliteli Komedi Dizileri Yılı Olsun

Yok. Yok. Yok...

Yok işte bana sorarsanız. Eminim ki bana hak verenlerde çıkacak çoğunluktan.

Şimdi haftanın 7 günü, Allah versin her akşamı bir tane. 1 yetmiyor kimi kanala 2 tane dizi yayınlıyorlar.

Bunların içinde kaliteli bir komedi dizisi yok maalesef. Maalesef ve ne yazık ki.

Pazartesi; Arka sokaklar, Al yazmalım, Bir ömür yetmez ve haftaya ilk bölümü çıkacak olan Koyu kırmızı adlı diziler. Malumunuz ki bunların hiçbiri komedi değil.

Salı; ah salı. Öyle bir geçer zamanki var. Zati onu es geçiyorum direk. Firarı da. Tövbeler tövbesini de. Bi yeni dizi Pis 7li diyebilirim ama içimden öyle coşkuyla evet diyemiyorum. Komedi değilde gençlik dizisi diyebilirim. Başrolde aşk adlı dizide var ama izlemediğim için saymıyorum.

Çarşamba başka çarşamba. Kuzey Güneyi, Sakarya fırat, Muhteşem yüzyıl ve Mavi kelebekler. Hepsi komediden uzak. Drama kardeş diziler. Çocuklar duymasını az daha unutuyordum. Onun için komedi diyenler çoktur. Ama hep aynı malzemelerle komedi olmaz. Aynı konular aynı tantanalar hep. Değişen sadece büyüyen çocuklar.

Perşembe; Fatmagül ile başlayan dramla zaten baştan kaybetti. Yeni dizi Kalbim 4 mevsim desen öyle. Sende gitme hiç değil.

Cuma; Hayat devam ediyor dediler. Çok eksikmiş gibi yine dram eklediler. Haa şimdi Akasya durağı var diye coşanlar olabilir. Sinan'ın her gördüğü kadının peşinden koşup, karısını aldatmasına ben komedi diyemiyorum hiç kusura bakmayın. Bir çocuk sevdim, adından kaybediyor zaten.

Cumartesi pazar desen İffetti, Umutsuz evkadınları idi. Behzat Ç. O ayrı zaten. Ben Yahşi Cazibe'yi unutmuşum. Ama isabet olmuş. O da geçerli değil. Artık konu baydı çünkü. İki polis eksittiler ama söyleyemedi Kemal Bey Simge Hanıma. Zaten bu sezon Simge'yi hepten Kemal delisi yaptılar. Bişey diyeceğim şimdi dilim varmıyor. Anlayan anlamıştır.

Görüldüğü üzre bende kabahat yok. Şöyle izlemeye değer, kaliteli ve komik bir komedi dizisi yok.

Umudum 2012 ile ekranlara gelecek olan; Seksenler, Yalan dünya ve Hababam sınıfı adlı dizilerde.

En çok da Yalan dünya adlı diziden umutluyum komedi adına. Kalite adına.

Bekleyip görelim.

2012 / Sözde Kıyamet

Guya her fırsatta film izlemekten, sinemaya gitmekten büyük keyif aldığımı yazıyorum. Ama blogumda izlediğim filmlerle ilgili çok az şey paylaşıyorum. Paylaşmak istemememden değil. Fazla izleyemiyorum. Ne yazık ki bazen dizikolik olduğumu düşünmüyor değilim.

Ama arada filmde izliyorum. Mesela dün akşam Şüphe adlı bir film izledim. Dikizcilik kötü birşeydir, zira bazen ölümle karşı karşıya gelebilirsin. Filmin ana mesajı buydu bence.

Benim bahsetmek istediğim film bu değil.

2012 Kıyamet filmini konuşmak istiyorum. 2012 yılında izlediğim ilk film. Haa değdimi bilemiyorum. Klasik bir konu idi. İnsanlar patır patır ölüverirken, bizim kahramanlara bi şeycik olmuyor.

Asıl konuda ise yine Amerikan filmleri Nuh Tufanını kullanmış. Bilirsiniz, Nuh Tufanı'nda heryeri sular basacaktır. Her canlıdan birer çift alınır gemiye.

2012 filminde de kıyamet yakındır. Nasıl bir kıyamet anlayışıysa onların ki, dünyaya kazık çakmak niyetiyle kocaman bir gemi yaptırırlar. Ama o gemiye giriş para iledir. Parası olmayanlar ölümü hakederler.

Bizim filmin kahramanları bu gemiye kaçak girerler. Sonunda kurtuluşu yine Onlar sayesinde bulur gemidekiler. Gerçi sorunu da onlar oluşturmuştu ama neyse. Nuh Tufanı'ndan esinlenilmiş demiştim ya, bunu sırf gemiden dolayı demedim. Gemiye hayvanları da almışlardı. Üstelik dediklerine göre gemiye alınan insanlar, insan ırkının yeniden çoğalması için özel! seçilmiş insanlarmış. Tabi bu yalan. Gemideki insanlardan gözüme takılan, tanıdık sima İngiltere Kraliçesi idi.

Filmde Nuh Tufanı'ndan ve kıyamet alametlerinden baya bir şey vardı. Adı da 2012 Kıyamet.
Ama yanılıyorlar. Asıl kıyamette kimse canlı kurtulamayacak ki... İşte bunu es geçmişler. Nuh Tufanı'nın sözde kopyasını yapmışlar.

2 Ocak 2012

Elveda Derken Düşündün mü Hiç

Elveda demenin o büyük gururu bir başkadır. Yalnızlığı sevmeyen biri için her elvedasının ardında bir merhaba saklıdır.

Elveda, bitiş noktasının başlangıç çizgisidir.

Her yeni yılda da eski yıla elveda der, yeni yıla kucak açarız. Oysa biten sadece takvim yapraklarından ibarettir. Başkaca biten bir şey yoktur çoğu vakit. Herşey aynen devamdır.

Yalnız bu yeni gelecek yılı yenilikle doldurmak isteyenler oldukça fazladır. Yenilik dediğinde, her kişiye göre farklıdır. Her yenilik her kişiyi mutlu etmez.
Mesela yeni vergiler, yeni zamlar gibi.

Kim bu kadar kolay der ki şimdi o elvedayı? Merhaba nasıl çıkar ki şimdi? Eskiye rağbet derler. Oysa sadece yeninin yükünü taşıyamamadır durum. Dil tutulur, merhaba diyemez insan. Ama gaflete kapılıp deyivermiştir bile elveda...

İşte yapılan olay kısaca budur. Tüm coşkusuyla elvedaya hazırlananlarının merhabası kursaklarında bırakmak.

Hele aracı varsa, vergisine zam. Kimliğini mi değişecek ona da 75 kuruş zamla 5.75 T.L. verecek. Pasaport mu lazım. Al sana ordanda bir zam. Bunlar çoğumuzun illaki yıl içinde mutlaka karşımıza çıkacak olanlar. Haa birde noter harçları da var zamlanan.

Gel şimdi sen de gülümseyerek yeni yıla merhaba...
Ama elvedayı dedin bile.