9 Şubat 2012

Deliriyorum, Sana...

Deli kelimesini tarif edin desem ?

Bir tarife yahut kalıba sığdırabilir misin deliyi?

Hiç sanmıyorum. Deli bu adı üstünde, sığmaz ki ele avuca. Şu koca dünyaya.

Delilik başka Bir şey. Akıllı insanı tarif etmek güç değildir. Basma kalıp yaşar çünkü insan. Akıllıdır ya ondan. Akıl aynı yoldan, aynı kurallarla yaşatır herkesi.

Zira, şu tuhaf dünyada en ufak hareket, söz ile o yoldan saptırılır ve deli damgasını yersiniz.

Akıllı olmak kolay gibi görünür. Yolu, çizgisi, ne yapacağın, yapmacağın bellidir. Kuralları da öyle.

Ama deliliğin bir kuralı yoktur. Bir deli, diğer deliye hiç benzemez. Biri aşağı giderken, diğeri yukarı gider. Ama bi bakmışsın birleşmişler yinede. Oysa akıllı bir insan o düz yolda önündekini bile göremez. Ya yanından es geçer, ya ezer geçer.

Zordur akıllı olmak aslında. O düz çizginin üstünde yürüyüp yol almak yorar insanı. Kuralları can sıkar. İsyana yer yoktur. Zira anında yersin ters bi hareketle damgayı. Mazaallah “deli” oluverirsin.

Son olarak korkarız nedense deliden. Delilerden...
Halbuki asıl korkulacak kişi, dünyayı yönetme ve değiştirme arzusuyla gözü kararmış “akıllı” insanlardır. Aklın yolu birdir ya, işte o yolda köstek istemeyiz. Ki ondan korkmak lazımdır akıllıdan.

Siz korkmayın, delirmek bazen dünyanın en güzel hediyesidir. İstediğinizde aklınızı alırsınız koyduğunuz köşeden.

Olmaz mı? ...

Vampirlerin Ekranlardaki Evrimi

Her vampirli film Ya da dizide vampirlerin ortaklıktan öte illaki farklı bir özellikleri var.
Vampir olmaları, günlük yaşamları falan filan.

Mesela benim aklımda kaldığı kadarıyla Drakula filminde vampirler tabutlarında yaşardı. Sarımsak onlar için tehdit sayılırdı.

Çoğumuz biliyoruz Buffy 'i. Onlarca vampir avladı. Onlarda çoğunlukla mezarlıklarda yaşarlardı. Isırılan vampir oluyordu. Tabi sonrası ölüm. Ve aşırı çirkinlerdi.

Sonra bi Tutulma çıktı. Herkes tutuldu. Vampirler okullu oldu. Gündüzleri etrafta dolaşır oldular. Güneş onlara acı değil pırıltılı bir hava veriyordu.

Birde Vampir Günlükleri çıktı ki onda vampirlerle ilgili ne biliyorsak neredeyse hepsi yalan çıktı. Cadılarla birlikçi çıktılar. Yüzükleri onları güneşe çıkartabiliyor. Fazlada çirkinleşmiyorlar üstelik.
Yani normal insandan farkları yok. Vampir olmak o kadar kolay değil üstelik. Isır, öldür falan. Ha birde zayıflıkları bir ottan geliyor. Sarımsak devredışı yani.

Bana göre bunlar büyük bir evrim. Zaman geçtikçe içimizden biri olmuş çıkmış vampirler.

Şimdilerde bizimde bir vampir öykümüz olacak diye duydum. Osmanlı zamanlarında. Yazarı, Behzat Ç.nin de yazarı olan kişi. Adı bile belli imiş hatta. Vampir-i Osmanlı mı ne. Öyle bişey. Ne kadar doğru yanlış bilemiyorum.
Bizim vampir figürümüz bakalım nasıl olacak? Boy boy yakışıklı uşaklar mı olur artık. Ya da şöyle bi değişiklik olur baş vampirimiz kadın olur. Ee bi farkımız olsun. Diğerleri hep erkek. Değil mi ama?

8 Şubat 2012

Doktor Civanım

  • gördün mü senin hüzün prensesini?
  • Sen Soner'i gördün mü?
Bu esnada yüzü düşer
  • ne hastane nede ben umrunda değil ki..

Gülüşerek ayrılırlar.
Bunlar kim mi? İki doktor bunlar. Konuştukları kişilerde hastaları. Gerçi erkek olan doktor Aylin'in doktoru değilmiş. Aralarındaki konuşmalar tam olarak böyle değilsede içerek böyle yani özetle.

Diziyi izlemiyorum. Reklam arası denk geldim. Geçen haftalarda doktorun Aylin'i görüp hayran kalmasına, yine diğer bayan doktorun şakalarına denk gelmiştim. O da Soner'i görmüş pek beğenmiş.

Nasıl bir doktorluktur bu kardeşim. Bu nasıl bir diyalogtur aranızdaki? Hasta paylaşıyorlar sanki. İnsan hastaneye gitmeye korkacak.
Aylin'in doktorunun o doktordan ikna etme konusunda yardım istemesi. Üstüne üstlük Aylin'e yemek getirmesi. Hamile olduğunu duyunca bir şok! geçirmesine bir anlam veremedim. Kadın doktorun Soner'le giderken Aylin'le karşılaştıklarında yüzünün düşmesine de bir anlam veremedim ben.
Bunlar her güzel hastaya, her yakışıklı adama yanık mı oluyorlar?
Hadi anlarım beğenirsin bir insanı. Ama o diyaloglar ne aranızdaki. O hasta, sen doktorsun. Bunu unutma bi kere.

Yanlış mıyım ?

6 Şubat 2012

Talih Kuşu Başıma Etti

İşin aslı talih kuşu olduğundan emin değilim. Talihli o kuş mu yoksa ben mi bilemiyorum. Sırf başıma pisledi diye ben mi talihli oluyorum. Yoksa o kuşun pisi başıma geldi diye o mu talih kuşu olmuş oluyor? Uzun, karmaşık bir cümle oldu sanki. Ama anladınız beni. Kim veriyor bu kararı?
 Kuş başıma pisledi, akabinde az daha öbür tarafa gidiyordum zira.
Nasıl mı?

Arkadaşımla başıma kuş pisledikten sonra ayrıldık. Yoldan karşıya geçeceğim ama nasıl geçsem düşünüyorum. Yolda arabalar peşisıra mübarek. İlerliyorum ki, bi baktım ben gibi karşıya geçmeye çalışan iki kişi. Vardım yanlarına, geçelim dedim hep birlik, içimden.

Geçmek için adım attılar, bende attım. Sonra bir duraklama. Tabi ben durmuyorum ama arabayı görünce durdum ani frenle. Geri adım arabaya yol ver. Kendime rehber seçtiğim kişilerden biride diğerine kızıyor. Az daha ezilecektik diye. Sonra beni görüp onuda yanlış yönlendirdin dedi diğerine. Ama gülüyorlar tabi hallerine. Diğeri bana dönüp affedersiniz dedi. Bi tebessüm ettim. Sonra hepbirlik geçtik karşıya.

Tabi birde ben karşıya geçene kadarda bizim oralara giden arabalar gitti. Bekledim kaldım durakta.
Şimdi bunun neresi talihlilik ? Kuş mu talih kuşu değildi? Yoksa bende mi kör talih var?

Not: olaya bu kadar kötümser bakmıyorum. Olayın mizahını anlatmak istedim.

2 Şubat 2012

Çat Kapı Geldim Demedin

Hatırımda yanlış kalmamışsa ilk tanıdığım programı “çat kapı” idi.

Böylece çat kapı girdi evimizden içeri. Deli dolu, yerinde duramayan biriydi. Dili sivri idi ama sevimliydi. Sempatikti.

Sonra evler Ona dar geldi. Sokaklara attı kendini. İşin uzmanını aradı “uzman avı” ile. Kimimiz kaçtık yolda ona denk gelmeyelim diye. Kimimiz yaş tutmadığından yoluna çıksada yarışamadı Onunla. Uzmanları buldu, paralar dağıttı.

Sonra dediki var mı ki benden çok çenesi çalışan, ikna kabiliyeti olan. Çıksın, birilerini ikna etsin de alsın paraları. Başladı böylece “ bir iş lazım” programı.

Her biri ilkti bizler için. Onunla başladı, onunla bitti. Her ne kadar birileri çıkıp devam ettirmeye çalışsada başaramadı. Bknz. EvrimAkınlaUzmanAvı.

Ve birgün harry potter ile iyi arkadaş olan bir peri oldu geldi evimize. Yine deliydi. Ele avuca sığmıyordu. Bu arada hem dizisinde hem gerçek hayatında evlendi barklandı. Çocuğu oldu.

Günlerden 2 Şubat 2011'de de en büyük süprizi yaptı ve öldü.

Hatırımızda gülen yüzü, kulaklarımızda şen sesi ile kaldı.

Kendim deli olmadığımdan herhal seviyorum bu tip insanları.

Defne Joy Foster, sana Allah'tan rahmet, sevdiklerine tekrardan başsağlığı diliyorum.

En Büyük Pişmanlık

Ölürken derler ki, insanın hayatı film şeridi gibi çeker gider gözünün önünden. Öleceğini anlayan illaki şöyle bir bakıyor geriye gayri ihtiyari. Yapacak bişey yoktur zira. Son durağa gelinmiştir.

İşte o zaman gözünün önünden geçen film şeridinde istediğini görmeyeni bi pişmanlık kaplar. O son pişmanlıktır. Son durağa gelinmiştir ve o son pişmanlık bizi geri döndürmez. Ondandır son ve en büyük pişmanlık olması. Olmaları.

Nedir peki o en büyük pişmanlık?

Hayatımızı yaşarız ama başkalarına göre. Başkalarının arzu ve isteklerini ön planda tutarak. Onların hayallerini gerçekleştirmek için hayatımızı yaşarız. Ve bu arada kendi hayallerimiz arkaplanda kalır. Duygularımız, heveslerimiz, isteklerimiz hayallerde kalır. Gün gelir, başlar o meşhur sinema. Ve başlar işte o an o büyük pişmanlıklar. Keşke deriz, kendi istediğim şekilde yaşasaydım hayatımı.

Arkadaşlarıma sahip çıksaydım ya keşke...

Mutlu olmayı becerebilseydim keşke çalışmak yerine. İnsanları ticari anlaşmalara ikna etmeye uğraşmaktan diğer duygularım içimde kalmasaydı keşke. İçimde kalmış gizli itirafları dile getirebilseydim keşke, yapabildiğim o anlaşmalar gibi.

Keşke...

O son anlarda, o filmde görmek istemediklerimiz çoğunlukla bunlar. Keşkelerle, pişmanlıkla dolu bir hayat.

Eğer ki ders almak istiyorsak, keşkeleri, pişmanlıkları azaltmak istiyorsak. Bu yolda rehber olacak bir kitap yazılmış. Avustralyalı hemşire ölüm döşeğindeki hastalarına sormuş, en çok duyduğu pişmanlıkları bu kitabında toplamış. Kimbilir belki geç olmadan başlarız koşmaya hayallerimizin peşinden ? Ne dersiniz?

Çok mu geç kaldık...

1 Şubat 2012

Kar Ruhundan Anlamak

Bembeyaz. Bi o kadar soğuk. Ama o kadarda cazibesi var. Çağırıyor kendine oynaşmak için. Büyük küçük demeden. O tertemiz dünyasını kirletiyoruz ya buz kesiyor nefretinden. Yavaş yavaş eriyip, sessizce yapıyor vedasını.

Kış mevsiminin vazgeçilmezi kar.

Kimine eziyet, cefa. Kimine tatil, eğlence oluyor.

Bunların yanısıra kar bir mucize aslında. Bir ilaç. Su demek kar. Bereket demek.

Büyük küçük herkesin içindeki çocuğu bir nebze olsun çıkartmak için bulduğu bahane aslında kar. Kartopu oynamak, kardan adamlar yapmak herkesin en büyük eğlencesi. Kaymak ise bence cesaret işi. Eğlencesi bol olsada.

Tüm Türkiye'de etkili şuan kar.
Yukardan bakıldığında beyaz bir kazak giymiş gibi Türkiye. Kısmen. Biraz alacası var o kadar.

Yazın sıcak oluyor, küresel ısınma diyorlar. Kışın soğuk oluyor yine küresel ısınma ama soğuma deniliyor.
Yıllardır bu kadar yağmamıştı. Eskiden küresel ısınma mı vardı da biz bilmiyorduk ki.

Her ne kadar soğuğu sevmesemde lazım yani kar. Sırf ben sevmiyorum diyede yağmayacak, kış olmayacak değil ya neyse.

Her şeyin, her mevsimin güzelliği ve yeri başka. Elimizden geldiğince tadını çıkarmak lazım. Yoksa çekilmez şu karlı günlerin cefası.