15 Mart 2013

Bir Resim Bir Öykü - 1


Bugün günlerden pazar. Oyun günü, oyun zamanı. Ama biz cezalıyız. Neden mi? Suçumuz mu ne? Biz bir şey yapmadık ki.. Sadece oyun oynuyorduk. Her zamanki gibi.

Neden şu cezaları pazarları verirler ki? Dışarıda oynamaya giden çocuklara, ciğerci kedisi gibi bakakaldık böyle. Ah bir çıkabilsek. Oyunlar oynabilsek. Ne güzel olurdu. Ne kadar yalvarsak da ikna edemedik büyükleri. İnatçı şeyler. 
... ...

O gün öyle düşünüyordum. Şimdi bu resmime baktıkça daha da üzgünmüşüm, onu anlıyorum. Kimbilir aklımızda o gün için ne planlar vardı. Gemisi bakmış kaptan gibiydim. Sanki batan enkaza bakıyordum.
İyi ki gerçekleşmedi o planlarım diyorum şimdi. O gün dışarıda olsaydık. Belki şimdi yaşıyor olmayacaktık biz. 
Neden mi? Oyun oynadığımız alana, o gün bir kamyon dalmış. Freni boşalmış ve oyun oynayan arkadaşlarımızın üzerine doğru resmen uçmuş. Çoğu kaçamamış. Feryatlar, figanlar inletmiş ortalığı. Bizse, bize ceza verenlere kendimizce kızıyorduk olduğumuz yerde. Bilmiyoruz ki, orda olmamamız bizi ölümden kurtarmış.

Artık şuna eminim. Bir şeyi yapamıyorsan, yahut elde edemiyorsan, o işte bir iş vardır. Fazla zorlamamak gerek. Belki de o an orda olmaman lazımdır. Nereden bileceksin ki?

Bazen en iyisi budur; sessizce razı olmak  kaderine. 

13 Mart 2013

Ters Köşe Eden Ters Koltuklar

Otobüste ters koltuğa oturmak zorunda kalmışsanız, tam ters köşe olmuşsunuz demektir.

Geçenlerde bende oturmak zorunda kaldım. İnsanın midesi alt üst oluyor. Allahtan yol kısa idi de, dayandım.

Dün yine ters koltuklu bir otobüse bindim. Tabi yer vardı, ben oraya oturmak zorunda kalmadım. Ama neredeyse binen herkes o koltuğa mecburiyetten oturdu, yer bulunca anında kalktı. Kimse memnun değil orda oturmaktan. Ama koltuk, otobüsün en geniş koltuğu, arka koltuktan sonra.

Dün iki teyze bindi mesela. Biri diğerinden büyük. Bindiklerinde o ters koltukta tek kişilik yer mevcut idi ama oturmadılar. Yaşlı olanı arkaya doğru gitti, orda yer vardı. Diğeri oturdu sonra. Bir zaman sonra yaşlı olanı, onu yanına çağırdı. “ gel oturma ters koltuğa, gel..” diyerekten.

O da yanına gitti. Kadın da değişik bir tipti bunu da söylemek isterim. İlk oturduğunda aldı telefonu eline birini aradı. Ordan yaşlısı yine seslendi, kiminle konuşuyorsun diye. Sonrasında ters koltuk yine boşalmıştı, oraya oturmak istedi teyzem ama yine diğeri otobüse inletecek derecede yüksek sesle “ hayır.. ters koltuğa oturmaa..” diye bağırdı. O da hemen önündekine oturdu. Yine telefonla birileriyle konuşmaya başladı. Gayet normal ses tonu ile, herkes duyuyor. Hatta bir ara telefonun diğer ucundaki kişiyi azarladı, dinlemiyor diye.

Böyle koltukları niye yapmışlar acaba otobüslere? Kimse memnun değil. Bildiğim bir belediyelerde oluyordu. Orda da durum farklı değil. En son dolan koltuk onlar. 
Niye yapmışlar ki acaba? Tersten yolculuk kime iyi geliyor ki?

11 Mart 2013

Radyo Dinleyicisi Olmak.


Galiba artık eskisi gibi bir dinleyici kitlesi yok radyoların. Yani bana göre öyle. Eskiden bende sıkı bir dinleyici idim. Şimdi değilim mesela. Yani ben yoksam kimse olmaz diye düşünüyorum arkadaş.
Şaka bir yana eskiden sadece radyo dinlerdik evde. Sabahtan akşama kadar açık olurdu. Televizyon neydi ki, dizi izlemek de neymiş. Varsa yoksa radyo ve radyocular.
Ama kendi yerel radyolarımızı dinlerdik çoğunlukla.
Mesela Doğan Öncel vardı. Doğanın Kanunları adlı bir program yapardı. Yerel radyolar içinde birkaç kere transfer bile olmuştu. Öyle bir kitlesi vardı. Bir ara stand up şov bile yapmşlığı vardır.
Bizim buranın fuarında sahneye çıkmıştı da, bizde onu izlemek için, fuara gitme günümüzü o gün olarak seçmiştik. Kuzenimde vardı bizimle ama o çok sıkılmıştı gösteriden. Hatta Doğan Öncel bir ara Çarkıfelek programında hosteslik bile yaptı. Muazzes Ersoy ile. Şimdi neler yapıyor bilmiyorum. Bir ara ulusal bir radyoda idi. Aynı isimle programına devam ediyordu.
Sonrasında yine yerel bir programcıya takıldık biz. Bakın adını unuttum. Niye mi? Çünkü biz kalkıp onu görmeye gitmiştik radyoya. O tenezzül edip yüzümüze bile bakmamıştı. Ondan sonra da dinlemedik o kişiyi. Öyle burnu havada idi. Hep de yerel olarak kaldı işte. Hehh.. adını hatırladım. Bora idi.
Aynı radyoda akşamları çıkan bir program vardı. Dinleyicilerden özlü ve güzel sözler isterdi. Üşenmez, en güzel sözleri bulmaya çalışır, mesajla yollardık. Sonra radyoda adımızla okununca öyle mutlu olurduk ki. Sanki bir şey kazanmışız gibi. 
O radyonun daimi ve tanınan dinleyicisi idim hatta. İstek zamanlarında şarkılar istemeyi de ihmal etmezdik bu arada. Çalındığında dünyalar bizim olurdu.
Arada bir de Nihat Sırdar ile Sivrisineği dinlerdik. Keyifliydi ama genelde İstanbul'dan, trafiğinden bahsediyor ya, biz de orda olmayınca pek cazip gelmiyordu açıkcası.
Biz hepsinden vazgeçip PowerTürk Fm'i dinlemeye koyulduk sonra. Müzik.. Müzik.. ve müzik dedik. Güzel ve güncel şarkılar çıkıyordu. Ki hala çıkıyor. Müziğe tam anlamıyla doyuyorsun. Ve üstüne üstlük hediye de kazanıyorsun. Hala öyle etkinlikleri vardır herhalde. Dedim ya bayadır uzağız radyodan. Çünkü bozuldu. O radyoyu da PowerTürk'ten, yarışmadan kazanmıştı ablam. Küçük ve saatli bir radyo. Şimdi sadece saat olarak kullanılıyor maalesef. Ama hatıra kaldı.
Böyle işte. Başka daha dinlediğimiz programlarda vardı ama unuttum onları. Bunlar hafızamda yer edinenler.
Radyo başka bir şey. Başka bir alem. Eskiden radyocu olma hayalim bile vardı. Ama geçti.
Sizin de var mı radyocunuz? Devamlı dinlediğiniz, sevdiğiniz bir radyo?

7 Mart 2013

Seven Ne Yapmasın

Birbirini seven iki insan vardır. Bazen o iki kişiyi de ayrı ayrı seven iki kişi daha olur. Onlara dikkat edin. Ne yapar ne ederler, gün gelir, sevdiğine kavuşan onlar olur. Çünkü o sevdiği, sevdiğinden bir şekilde ayrılır. Ve gider o diğer kişiyle evlenir. Hala o terkettiğini sevse bile.

 Çok mu karmaşık oldu? Yok canım. En az, bir tane Yeşilçam filmi izleyen, benim ne demek istediğimi anlamıştır.

Hatta, Kuzey Güney dizisini izleyenler de anlar. Bu konu orda da işlendi çünkü.

İnsan neden, sevmediği biri ile sırf kendisini seviyor diye ve dahası, terkettiği ya da terkeden sevdiğini kıskandırmak, belki de intikam almak için evlenir. Niye yapar ki bunu.

En başta o insana yazık. Çünkü, gün geliyor, devran dönüyor. Yine sevdiğine dönüyor insan. Sense fırtınadan kaçışda sığınılmış bir liman olarak kalakalıyorsun. Bir başına ve yine yalnız. Tek başına seven olarak.

O kişiyi de anlamak zor. Sevmediğini biliyorsun ama sevginin ikinize de yeteceğini sanıyorsun. Ama yetmiyor işte. Başkasını sevenden, dahası sırf ona eziyet olsun diye sana gelen birinden ne beklersin ki. 

Seven, işte bunu yapmasın. Sırf seviyorum diye, kendisini sevmeyen birine, dahada önemlisi başkasını seven birine kucak açmasın. Hele hiç evlenmesin

5 Mart 2013

Türkiye Müzik Ödülleri.

Kral Müzik Ödülleri artık Türkiye Müzik Ödülleri oldu. Büyük bir değişim. Ödülü bir kurum veriyormuş gibi görünmüyor. Önemi arttı sanki.

Şuan aday adayları açıklanmış ve oylama açık. Yani sizde aday adaylıktan adaylığa çıkmasını istediğiniz kişiyi oyunuzla destek verebilirsiniz. Benim adayım yok diyorsanız, ekleme şansınız da var. Denedim ve bir oy kullandım.

Aday aday listesi benim baya dikkatimi çekti. Ne değişik isimler var. Şaşırdım açıkcası. Gerçi ilk defa denk geldim bu listeye. Hep aday listelerini görmüştüm. Ondan galiba. Ama buna bakarak iyi eleme yapılıyormuş diyebilirim.
Evet..
Oylama için : tık


Büyük Gala , 11 Nisan perşembe akşamı, Star'dan yayınlanacak.  

Masadaki Simitin Hazin Sonu

Bir gün, büroya  bir kız  geldi. Patronun masasında da simit vardı. Gelen gidenden yiyememişti. 
Kız, patronun masasının önüne oturdu. Genelde onunla muhatap olmak isteyenler oraya, benimle işi olacağını bilenler de direk bana yönelirler, benim masanım önüne oturuyorlar. Bu küçük ve gereksiz ayrıntıdan sonra mevzuya dönebiliriz.

Kızın ne istediğini, o kadar süre niye beklediğini hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, masadaki simidi alıp yemesi idi. Belki de kız hızlı idi, yemek konusunda. Çok zaman geçmemiştir. 
Ne izin istedi, ne bir şey dedi. Aldı, parçalara böle böle yedi. Son lokmalarına doğru, kimin bu simit yedim ama, dedi. Gülerek.

Patron da ye önemli değil dedi. Cidden önemsememişti. Aksine hoşuna gitmişti. Kızın bu davranışı.

Bense tuhaf karşıladım. Hangi cüret, hangi davranış bu hareketi öylesine görebilir ki. Bence izinsiz yemesi, o kızın bulunduğu ortamda çok rahat biri olduğunu göstertmez. Bence gereksiz bir dengiz olduğunu gösterir. Gözü açıklıkla, uyanıklıkla ya da ne bilim, rahatlıkla ilgisi yok bu davranışın.

Yoksa ben mi yanlış düşünüyorum?

1 Mart 2013

Ödül.

En son kime yalan söyledin, neden?
Tanımıyorum. İşyerine gelen birine söyledim. Tam yalan değil aslında. Patron evrak teslim etmeye gitti, ben toplantıya gitti dedim. Niye? Patron öyle de, dedi de ondan.

Biz okumuyoruz farz et, kendine bir itirafta bulun!
Kızm, sen var ya sen.. kendini çok muhim biri olarak görüyorsun.. Ondan bu çektiklerin.

En son severek okuduğun kitap hangisi?
Sherlock okumuştum en son galiba.

Şuan istediğin işimi yapıyorsun?
Hayır.

Mutlu musun?
Bilmem. Emin değilim. Mutsuz olmam için nedenler var ama mutlu olmam için de var. Ah bu kararsızlık..

Öleceğin tarihi bilsen ömrünün son zamanlarını nerde kimle geçirmek istersin?
Tek kişiye bağlamamak lazım. Seven gelsin.

Favori şarkıcın ve şarkısı?
Şarkıcı olarak favorim yoktur. Ama şarkım: cesaretin var mı aşka...

Her bölümünü heyecanla takip ettiğin bir dizin var mı?
Artık heyecan duymuyorum ama takip ettiğim dizi olarak Kuzey Güney diyebilirim. Bitsin diye bekliyorum.

Keşke...
Ah keşke.. her şeyi içimde tutmasam..

Kötü alışkanlıkların var mı?
Evet var. İçimden gelenleri yapmıyorum. Hep millet ne der, derdindeyim.

Sence ideal eş nasıl olmalı?
Yeri geldiğinde tutkulu aşık, yeri geldiğinde dert ortağı, yeri geldiğinde can dost olmasını bilen biri olmalı.

Bu sorular, bana verilen Liebster Ödülünün bir parçası. Yoksa şartı mı? :D
Ödülümü aldım gidiyorum ben. Veren arkadaş Filmmania' ya teşekkürler.
Bu ikinci ödülümdü. Onda da soru sormaya üşenmiştim. Dileyen arkadaşlar bu soruları cevaplayabilir.