12 Ağustos 2013

Geri Dönüş – üm.

Huyumdur, bir şeye ara verdim mi kopmalarım başlıyor. Soğuyorum resmen. Aynen şu an gibi. Yazamıyorum. Aklımda konu var aslında ama toplayamıyorum.
Mesela yeni dizilerden Med Cezir. The O.C dizisinin uyarlaması. Şahsen meraktan bakarım da, arkadaş ben şu adamı sevmiyorum hiç. Şu adını feriha koydum adlı dizisindeki adam. Çağdaş mı adı, Çağlar mı ne. Dizide canlandıracağı karaktere de açıkcası hiç uymamış. Bilmiyorum nasıl olacak. 
Ayrıca dizinin bize uyarlaması nasıl olacak merak ediyorum. Malumunuz öyle her şeyi aynen aktaramıyoruz biz.
Dün de başıma ne gelse beğenirsiniz. Haftaya liseden arkadaşımın düğünü var. Bekarlar listemiz eksiliyor, onlar çoğalıyor. Halimiz vahim yani.
Biz de iki arkadaş onun için hediye bakmaya çıktık. Deli gibi dolandık. Mesela çok güzel çerçeve bulduk ama parası çok olunca kararsız kaldık. Olmadı, bir şey beğenmezsek onu alacaktık. Ama en son girdiğimiz yerde kupa takımı gördüm, bayıldım. Aynından kahve takımı da vardı. Birimiz birini, birimiz diğerini aldı. Takım aldık yani. Arkadaş bir de kendine aldı.
Kasaya yöneldik, tek tek verelim dedik. Demez olaydık ya. Önce arkadaş verdi parasını sonra ben verdim. Onun paraüstü 10 kuruşmuş. Ben 24.75 lira için 50 lira bir de 75 kuruş verdim. Ama gelin görün ki, paranın üstünü alıp almadığımı bilmiyorum hiç. Bunun farkına da eve giderken arabada farkettim. Cüzdana baktım, çantayı deli gibi aradım. Yok. Elimde kalan parayı da biliyorum. Ama bir 5 lira fazla çıkıyor, ona da anlam veremiyorum. Ne de olsa elimde kağıt 25 lira olması lazım. Ama yok. Eve geldim, önce arkadaşımı aradım. O da farkında değil. Fatura da onun adına kesildi. Faturadan telefonlarını istedim. Aradım, anlattım. Bakacağız dediler. Sonra aradılar beni. Bizle ilgilenen kadın, her şeyi hatırlıyormuş. Verdiğim 3 tane 25 kuruşa kadar. Bana da iki 10'luk, 5'lik ve 1 lira vermiş. Çok eminim verdim diyormuş. İyi de nerede bu para.. Çantama yine baktım, bir tane 1 lira buldum. Yani 6 lira fazla param çıktı. Sonra hatırladım ki, orada 6 liralı bir hesaplar yapıyordum ben. De niye yapıyordum onu hatırlamıyorum. Aldım düştü desem, ikisi birden nasıl düştü anladım. Üstelik çantamda bir 10 lira daha vardı. O duruyor. Bir de bana kasayı sayalım, size döneriz dediler ama hala dönmediler. Ne desem, ne yapsam bilmiyorum. Aldıysam da bilmiyorum, kesin bir şey diyemiyorum. Almadıysam da bir şey diyemiyorum. Almadıysam o parayı almak istiyorum. Aldıysam ve düşmüşse de bunu da bilmek istiyorum. Bu sebeple tekrar arayıp, kamera kayıtlarına bakın diyeceğim. Akşamda demiştim ama o kadar için luzüm yok dediler. Almadığım konusunda ısrarlıysam, verirlermiş paramı. Ama ya almışsam, niye günaha gireyim ki. Ben sadece alıp almadığımı bilmek istiyorum. Ki içim rahatlasın. Öyle değil mi?

7 Ağustos 2013

Bir Bayram Günü...

Hayatın her günü bayram olsa, o günlerin kıymetini bilir miydik?
Bayram olan günün bir anlamı vardır. Kıymeti vardır. Ayrıcalığı da tabi. O yüzden farklıdır. Diğer günlerden farklı olduğu için. Farkı özünde olduğu için kıymetlidir.
 ...

Gün gelir, bir bayram sabahı kapıyı gözleyen biz oluruz. Ki belki bilerek, belki bilmeden kaç kişiye kapılarda beklettik. Özündeki o kıymeti bilemediğimiz için. Günün bayram olduğunu unuttuğumuz için. 
...

Kıymeti bilinesi mutlu, huzurlu, sağlık ve afiyet dolu bir bayram dilerim.





6 Ağustos 2013

Tuvalet Eğitimi.


Yoksa alışkanlığı mı deseydim. Şimdi başlıktan yanıltma yapmayalım. Tuvalet eğitimi ile ilgili bir yazı yazmayacağım. Sadece bu eğitim zamanla noksanlaştığını düşünüyorum.
Efenim, bu tuvalet eğitimlerinde temizlikte öğretiliyor değil mi? Eller yıkanıyor, tuvalete su dökülüyor falan. Yani iş sadece o çocuğu, o tuvalete oturtmak olmuyor. Ama gel zaman git zaman, o eğitimden sadece tuvalet ihtiyacı geldiğinde tuvalete gidileceği kısmı kalıyor. Gerisi hikaye, bir anı oluyor. Hiç öğrenmemiş gibi girip çıkıyor. Sadece altına kaçırmamayı öğrenmiş olarak  kalıyor. Ne yazık...
Nerede bunun temizliği... yok.
Söyler misiniz kim mecbur sizin çıkardığınızı görmeye?... Hele bu yaz mevsiminde o kokusunu çekmeye.. kim mecbur yani, söyler misiniz?
Madem bir eğitim aldın vakti zamanında, o tuvaleti kullanmayı öğrendin, tam hakkını ver. Rica ediyorum. Lütfen yani.. 



 

5 Ağustos 2013

Beş Kuruşu Olan.. ?


Yolda görseniz, a para düşürmüş biri deyip, eğilip alır mısınız o beş kuruşu?
Çok kıymetsiz görünür değil mi gözünüze. Üstüne basıp yolunuza devam edersiniz. Eğer içinizde alan varsa tebrik ediyorum onu. Alıp cebe indirmeyi kastetmiyorum. O parayı yerden alıp başka yere koymayı kastediyorum ben. Olmadı hayır kutularına atmak mesela. Yani gerçekten paranın değerini vermekten bahsediyorum.
Lisedeydik. Tarih öğretmenimiz demişti. O zamanlar paramızda sıfırlar var. En küçük para 5bin lira. (Bak şimdi 5 bin deyince insan bi heyecanlanıyor de mi? )  Şimdiki 10 kuruş 5 kuruş kadar bir şeydi. Yolda görüp tenezzül edip kimseler almıyor bu parayı demişti. Halbuki para değerlidir, kıymet bilmek lazımdır, demişti.
Şimdi ne zaman yerde para görsem, hocamın dediği gelir aklıma.
Düşünsenize, markete gittiniz. 10 kuruşunuz yahut 5 kuruşunuz eksik. Kasiyer bekliyor sizden, tamamlayın diye. Sizde eksik çıktı param diye mahçup oluyorsunuz. Kıymetini bilsek o paranın hiç yerlere atar mıyız? Siz hiç yolda yanından yahut üstüne basılarak geçip gidilen 100 lira gördünüz mü? Mümkün değil ki. Hemen sahibi aranır o paranın. Ama o kuruşların sahibinin kim olduğunun bir önemi yoktur hiç. Halbuki ikisi de para. İkisinin de değeri var. Yeri geliyor, o kadar noksan olduğu için istediğini alamıyor bile insan. 5 kuruş noksan diye nice paralar bozdurulur değil mi? Aman ne kıymetsiz para imiş. Bu kuruşların kıymetini en iyi kim biliyor biliyor musunuz? Marketler. Tek kuruş bırakmıyor hiç. Böyle zincirler kuruyorlar zaten kesin. Hem niye bıraksın ki, fiyatı o. Vereceksin tabi. Önemsemeyip yerlere düşürmeden evvel düşünseydin. Bilseydin kıymetini o beş kuruşun. 



 

2 Ağustos 2013

Televizyon Reklamları Nereye Gidiyor...

Bildiğimiz reklamlardan bahsetmiyorum. Hani şu telefon numarası verip, ürün satıyorlar ya, onları diyorum. Nereye gidiyorlar kardeş?...
Adamlar bir ara bala takmışlardı. Bissürü firma bal kampanyaları ile bal satıyordu. Çok şükür azaldılar. Bitti diyemiyorum. Yine bir iki tanesi çıkıyor hala.
Reklamları da en az 5 dakika sürüyor. Hep aynı şeyleri söylüyorlar.
Şimdilerde birde kampanya zamanı diye bir şey uydurmuşlar ki. Neymiş reklamın çıktığı saat harici aransa şu kadar, ama şimdi ararsan bu kadar. Ne kar ama.. kaçırma vatandaş. Madem öyle, aynı fiyatla başka zamanlarda ekranın altında nasıl çıkıyor? Bunu açıkla o zaman... Hııı.. ?
İş olayı cazip hale getirmek ya, adamlar birde köşeye ürün sayıyı koyuyorlar. Sayı zaman geçtikçe azalıyor. Neymiş, kapış kapış satılıyormuş. Acele etmezsek kaçırırmışız. Stok bitermiş. Bak sen ya.. Çok değil, bir 45 dk. sonra yine çıkıyor aynı reklam, yine stok dolu mübarek. Ne çabuk tedarik ettin. Maaşallah...
Bir de şimdilerin popüler ürünleri kameralı ürünler. Yok kameralı anahtarlık, yok kameralı saat.. Millet sapık mı yoksa kamera aşığı mıyız biz milletçe de benim  haberim yok. Bir de demezler mi kamera olduğu hiç belli değil. Bu ne ya, resmen sapık gibi dolaşın diyor adam. Napıyım ben gizli kamerayı yahu. Hem de anahtarlıkta, saatte. Tövbe ya Rabbim..
Bunlar hariç bir de ne satıyorlar biliyor musunuz? Ev satıyorlar ev. Ekranda böyle 3, 4 katlı evleri gösteriyorlar. Arkaplanda adamlar konuşuyor. Yok bilmem kimmiş. Kardeşim kendini bir göstersene. Kimsin necisin, in misin, cin misin... Bir sese inanıp ev mi alacağım ben senden. Bir tek ev de değil, arsada satıyorlar. İster ev yaparmışım, ister ekip biçermişim. Böyle yatırım kaçar mıymış...
Eskiden orjinler, ağrı kremleri vardı. Şimdilerde bunlar var. İnsanlarımız hala kanıyor ki, utanmadan günün her saati çıkıyorlar dakikalarca.
Bal konusuna tarım bakanlığı el attı da, bu mevzulara hangi bakanlık bakar ki. Hele ki şu ev ve arsa için. Ha, birde şu gizli kameralı ürünler de var. Birilerinin bu işe el atması lazım bence.
Haksız mıyım arkadaşlar... ? 


 

Resimdeki Kediyi Görüyor musunuz?

Yukarıdaki resimdeki kediyi gördüyseniz ama ilk bakışta tabi... Sizde iyi bir gözlemci gözü var demektir.
Biz kediyi nasıl mı gördük... tam tesadüf oldu. Hemen resmini çekip ölümsüzleştirdik.
 
Peki... Aşağıdaki sevimli hayaleti kimler görüyor bakalım.. ?



1 Ağustos 2013

Karar.


Duygu, Batur'un kapısına geldiğinde bir an tereddüt duydu. Eli havada zile uzanmış halde kalmıştı ki, Batur kapıyı açtı. İçeri girdiğinde her şeyin hazır olduğunu gördü. Bir yanda atıştırmalıklar, meyve suları bir yanda ders kitapları vardı.
Duygu, ne çok zahmet etmişsin dedi. Batur, her şeyi annem hazırladı ve çıktı. Sadece ikimiz varız evde. Kimse ders çalışırken rahatsız edemeyecek bizi, dedi.
Duygu gülümseyip, ders kitaplarının olduğu yere oturdu. E hadi başlayalım, dedi. İçinde anlam veremediği bir darlık vardı. Ayıp olmayacağını bilse, şimdi çekip giderdi bu evden. Öyle boğucu geliyordu ki her şey. O an, bu evde ders çalışma teklifini sırf Teoman'a gıcıklık olsun diye kabul ettiğini kendine itiraf etti. Ve çok pişman olmuştu bile. Bir an önce ders çalışıp gitmek istiyordu. Bunları düşünürken de odayı inceliyordu. Sonra Batur'un sesi ile bu düşüncelerinden sıyrıldı.
-Sen iyi misin, çok düşünceli gibisin.
-Yoo.. iyiyim. Evden çok izin alamadım, fazla kalamayacağım.
-Hıımm.. o halde hemen başlayalım, dedi Batur. Ama önce ağzımızı ıslatalım deyip bardaklara meyvesuyu doldurdu. Hem içer hem çalışırız. Anlaştık mı?
Duygu, tamam manasında kafası salladı sadece. Bir yudum içti meyve suyundan. Sonra ders çalışmaya başladılar.
Batur, Duygu'dan iki yaş büyüktü ama sağlık nedenlerinden okulu bırakmış olduğundan şimdi kaldığı yerden devam ediyordu. Bu sebeple Duygu'dan dersler konusunda yardım istemişti.
Duygu anlatıyor, çiziyor, Batur dinliyordu.
Yarım saat sonra Batur, yoruldum deyip mola istedi. Duygu saate baktı. Molayı kısa tutup az daha ders çalıştırıp giderim, diye düşündü. Batur'un uzattığı çerez tabağını aldı.
-Ol maz ama orada, bu tarafa geçelim, kitapların üstüne dökülmesin bir şey, deyip Duygu'nun elinden tutup kaldırdı. Yerdeki mindere oturdular. Sehpadaki sürahiden bardağını yeniden dolduran Batur, sürahiyi Duygu'ya doğru yakınlaştırıp; içsene hadi, ziyan etme güzelim meyvesuyunu.. hadi..
Duygu bardağındaki meyvesuyunu içerken, Batur Duygu'ya doğru yaklaştı. Saçlarını elleyip, ne güzel saçların var, dedi. Duygu saçlarını Batur'un ellerinden kurtarıp, evet biliyorum, dedi. Batur az daha yaklaştı. Duygu tam ne oluyoruz diyecekken, Batur Duygu'yu öptü. Duygu hıçımla ittirdi Batur'u. Yanağını silip, ne yapıyorsun sen diye bağırdı. Batur ise gülüyordu.
E ders bahanesine gerek yok artık. Sıkıldım, deyip Duygu'yu tekrar öpmek istedi. Ne saçmalıyorsun, ne bahanesi. Saçmalıyorsun deyip kalkacakken, Batur Duygu'nun elini tuttu ve kendine çekti. Duygu sendeleyip yere, Batur'un yanına düştü. Düşerken başını sehpaya çarptı.
Başının acısıyla bir an öylece kaldı yerde. Batur, sende istemesen gelmezdin, şimdi bana naz etme, deyip Duygu'yu kollarından tuttu.
Bırak beni.. bırak.. diye bağırıyordu Duygu. Tek elini kurtardığı an sehpanın üstündeki sürahiyi alıp Batur'un kafasına vurdu. Batur yere düştü, Duygu doğruldu.
-Bırak dedim sana, bırak... diyerek elindeki sürahi ile Batur'un yüzüne vurmaya başladı Duygu.
Vuruyor.. vuruyor.. vuruyordu.. bir yandan da öfke ile bırak dedim sana.. bırak.. diye bağırıyordu.
Bir zaman sonra eli havada öylece kaldı. Batur'a baktı. Eline baktı. Kan... kan vardı elinde. Her yerde...
Ne yapmıştı Duygu... Yaşlar boşaldı gözlerinden, çıldırmış gibi attı elindeki sürahiyi ve odanın en kuytu köşesine gidip, ağlayarak Batur'a bakmaya başladı.

Cidden ne yapmıştı Duygu...
...