Ağlamaktan
konuşamıyordu kadın. Adam çaresizce teselli etmek istese de,
yapamıyordu. Onu böyle hiç görmemişti. Kadın da istemiyordu
zaten teselli. Uzak dur, diyordu arada. Uzak dur...
Öylece
bakakalmışken kadına, sevdiğine, kadın kaldırdı başını. Ve
o iki kelime döküldü ağzından birdenbire.
Aldattım
seni...
Sustu
sonra. Adam, duyduğu kelimelere anlam kazandırmaya çalışıyordu.
Sustu bir süre. Tam konuşacakken, kadın tekrar delicesine ağlamaya
başladı. Yüzüne bakmadan konuşurdu bu sefer. Ağlayarak.
Aldattım seni tamam mı, aldattım. Bir başkası ile aldattım
seni. İsteyerek, bilerek hemde. Kadın konuşmuyor adeta bağırıyordu
bunları söylerken.
Adam, kadının çıldırdığını sandı bir
an. Kafası öyle karışıktı ki. Sevdiği kadını o halde görmek
... dahası dedikleri.. anlamsızdı hala. Bir kabus görür gibiydi.
Ama
kadının ayağa kalkıp, onu iki eliyle kollarından sıkıca
tutması, bir gerçekti. Göz göze gelmişlerdi şimdi. Kadın
ağlamaktan şişmiş gözleriyle adama bakıyordu. Adam o gözlerde
öfke gördü.
Kadın, beni affetme dedi. Affetme. Sanma ki, senin
için ağlıyorum. Senin için kahroluyorum. Kendime acıyorum ben.
Kendime...
deyip,
bıraktı adamı. Yine çöktü koltuğa. Tekrardan ağlamaya
başladı.
Kadın
onu aldatmıştı. Aldatılmıştı adam. Ama bu manzara neydi böyle?
Bir küçük öfke bile yoktu içinde adamın şu an. Artık durumu
idrak etmişti ama sevdiği kadının bu haline anlam yükleyemiyordu.
Sevdiği
kadın. Ve onunda sevdiğini sandığı. Evet sevdiğini sanmıştı.
Çünkü sevseydi aldatmamış olurdu. Ya söylediği sözler. Belli
ki onunda kafası karışıktı.
Ağlamasına
şimdiye kadar dayanamadığı kadının, şimdi şimdi ağlamasının
manasızlaştığını hissetti. Ama hala öfke yoktu.
Adam
sessizce düşünürken, kadın kalktı. Ağlamasının hiddeti
azalmıştı ama hala devam ediyordu. Gidiyorum dedi, adama. Kapıya
doğru giderken, adama baktı. Adam da ona bakıyordu. Sakın affetme
beni, dedi yine kadın. Ben kendimi hiç affetmeyeceğim.