Bugün gazetenin köşe yazısında okudum bu konuyla ilgili bir yazı. Okuyunca şok oldum desem yeridir. İnsanlar neler düşünüyor kolay para kazanma adına.
Eğer ki birgün kapınıza hiç bir yere ve kimseye borcunuz olmadığı halde icra dairesinden bir ödeme emri kağıdı gelirse sakın peşini bırakmayın.
Size ulaştığı andan itibaren 7 gün içinde itiraz hakkınız var. Ve bunu mutlaka kullanın. Kullanın ki boşyere millete paranızı kaptırmayın.
O nasıl mı oluyor ?
Bazı uyanık insanlar, gözlerine birilerini kestiriyorlar. İsimlerini, adreslerini öğreniyorlar. Sonra tutuyorlar icra dairesinin yolunu. Cüz-i miktarla icra dairesinde bir dilekçe ile falan kişiden alacaklı olduğuna dair "ilamsız icra takibi" başlatıyor. Bunun için elinde alacaklı olduğuna dair bir belge olması da şart değil.
Sonrasında icra dairesi size borçlu olarak bilindiğinizden ödeme emri yolluyor.
İşte bundan sonrasında iş tamamen size kalıyor.
Ödeme emrindeki borç sizin değil. Borçlu olduğunu iddia eden kişiyi de hiç tanımıyorsunuz.
Tamam.
Hemen bu ödeme emrine itiraz etmelisiniz.
Şayet itiraz etmezseniz borcu kabullenmiş sayılıyorsunuz ve sizin olmayan borç sizin oluyor.
bundan sonraki süreçte "menfi tespit davası" hakkınız var ama dava neticelene kadar meçhul alacaklı alacağını tahsil etmiş ve kayıplara karışmış oluyor.
Unutmayın böyle bir ödeme emri kapınıza gelirse hemen itiraz edin. İcra takibi böylelikle duruyor. Ama siz işin peşini bırakmayın ve dosyanın kapandığından emin olun.
Normalde böyle bir durumda gerçek alacaklının "itirazın iptali" davası açma hakkı var açar muhakkak. Ama bu dolandırıcıların böyle birşey yapacakları yok.
Siz siz olun size gelmiş olan ödeme emrine birşey olmaz deyip önemsememezlik etmeyin.
Hemen elinize ulaştığı günden itibaren 7 gün geçmeden itiraz edin.
haberin yer aldığı yazı: icradan yazı gelirse ne yapılmalı
7 Temmuz 2011
Ruhumun Gıdası Müzik Çekti Canım
Bugün canım şöyle yüksek sesle müzik dinlemek istiyor. İçimi kıpr kıpır edecek hareketli, canlı müzikler hemde.
Kapının önünden geçen arabadan yükseliyordu müzik sesi. Duydum canım çekti resmen. İmkanım olsaydı açacaktım hemen. Ama ne yazık ki pc de müzik adına birşey yok.
Ne zamandır şöyle ağız tadıyla müzik dinlemiyorum. Radyo bozuldu bozulalı. Ruhum gıdasız kaldı nicedir. Aç, vitaminsiz ve zayıf...
Kapının önünden geçen arabadan yükseliyordu müzik sesi. Duydum canım çekti resmen. İmkanım olsaydı açacaktım hemen. Ama ne yazık ki pc de müzik adına birşey yok.
Ne zamandır şöyle ağız tadıyla müzik dinlemiyorum. Radyo bozuldu bozulalı. Ruhum gıdasız kaldı nicedir. Aç, vitaminsiz ve zayıf...
6 Temmuz 2011
Zavallı Tarçın
Kim mi bu Tarçın?
Tarçın şu reklamlarda aç, susuz evde bir başına bırakılan köpekcik.
Gördüğümde acıdım hayvana. Yani Vestele böyle bir reklam yakışmamış. Sen git köpeği evde, sıcakta susuz bırak. Suyu da o akıllı klima veriyor Tarçın'a. Eve kapatılmış bir hayvan sözkonusu.
Altıüstü reklam diyebilirsiniz. Evet öyle ama verilen mesaj ne? Evde köpeğinizi kedinizi bırakın bizim klimalar onlara iyi bakar mı? Hayır. Eve gelmeden evinizi serinlebilirsiniz.
Ama bence zavallı, sıcaktan susuzluktan bitkin kalmış Tarçın, klimanın önüne geçmiş durumda.
Kimbilir belki de amaç zaten buydu.
Reklamlara girmişken ve robot klimalardan bahsetmişken 188 reklamlarındaki robota da değinmek isterim. Zira o Tarzan kılıklı robot öncesinde iki kişi vardı reklamda oynayan. Hatta daha fazla. Bir de taksicileri vardı bunların.
Ama gelin görün ki o tarzan kılıklı robot onların yerine geçti. Ne dediği bile anlaşılmıyor üstelik. Sonraları alt yazı geçmeye başladı ne dediğine dair ki öyle anladık ne diyor bu diye.
Alın size robot istilası. Robotlar insanların yerine geçiyor. İnsanlar işsiz güçsüz ortada kalıyorlar.
Tıpkı Charlie'nin Çikolata Fabrikası filminde Charlie'nin babasının işini elinden alan robot gibi. Ama sonunda robot bozuluyor. Baba yine iş buluyor. Acaba reklamda da o robot bozulur mu?
Ne dersiniz?
Film aklıma nerden mi geldi. Daha yeni izledim ondan herhalde.
Güzel, değişik ve mesaj içeren bir film. İzlemeyenlere tavsiye edilir.
Tarçın'dan Charlie'ye geçiş nasıl mı oldu? Orası sır.
Tarçın şu reklamlarda aç, susuz evde bir başına bırakılan köpekcik.
Gördüğümde acıdım hayvana. Yani Vestele böyle bir reklam yakışmamış. Sen git köpeği evde, sıcakta susuz bırak. Suyu da o akıllı klima veriyor Tarçın'a. Eve kapatılmış bir hayvan sözkonusu.
Altıüstü reklam diyebilirsiniz. Evet öyle ama verilen mesaj ne? Evde köpeğinizi kedinizi bırakın bizim klimalar onlara iyi bakar mı? Hayır. Eve gelmeden evinizi serinlebilirsiniz.
Ama bence zavallı, sıcaktan susuzluktan bitkin kalmış Tarçın, klimanın önüne geçmiş durumda.
Kimbilir belki de amaç zaten buydu.
Reklamlara girmişken ve robot klimalardan bahsetmişken 188 reklamlarındaki robota da değinmek isterim. Zira o Tarzan kılıklı robot öncesinde iki kişi vardı reklamda oynayan. Hatta daha fazla. Bir de taksicileri vardı bunların.
Ama gelin görün ki o tarzan kılıklı robot onların yerine geçti. Ne dediği bile anlaşılmıyor üstelik. Sonraları alt yazı geçmeye başladı ne dediğine dair ki öyle anladık ne diyor bu diye.
Alın size robot istilası. Robotlar insanların yerine geçiyor. İnsanlar işsiz güçsüz ortada kalıyorlar.
Tıpkı Charlie'nin Çikolata Fabrikası filminde Charlie'nin babasının işini elinden alan robot gibi. Ama sonunda robot bozuluyor. Baba yine iş buluyor. Acaba reklamda da o robot bozulur mu?
Ne dersiniz?
Film aklıma nerden mi geldi. Daha yeni izledim ondan herhalde.
Güzel, değişik ve mesaj içeren bir film. İzlemeyenlere tavsiye edilir.
Tarçın'dan Charlie'ye geçiş nasıl mı oldu? Orası sır.
4 Temmuz 2011
Gittim
Nedensiz oldu çekip gidişim.
Aniden ve hesapsız
Ne kelimelere sığdırdım
Ne de cümlelere döktüm bu gidişi...
Sadece gittim
Sorgusuz, sualsiz, sebepsiz.
Gidişimin ardına saklamadım kimseyi,
Hiçbirşeyi...
Ne sebebi vardı bu gidişin
Ne de sebep olanı.
Gittim...
Vakti, saati gelmişti.
Sessiz, sedasız
Usulca gittim...
Bu gidişe şaşıranlar da oldu
Bu günü bekleyenler de.
Sebepleri farklıydı hepsinin.
Ama kimse benim gidişimin
Nedensiz, sebepsiz olduğunu bilemedi.
Zamanı gelmişti gidişin.
Gittim...
Benden elveda bekleyen biri vardı
En azından bir o bekler dediğim.
Ama tek bir merhabası yoktu bana.
Bende ondan elvedamı esirgedim.
Sessizce
Gittim...
Aniden ve hesapsız
Ne kelimelere sığdırdım
Ne de cümlelere döktüm bu gidişi...
Sadece gittim
Sorgusuz, sualsiz, sebepsiz.
Gidişimin ardına saklamadım kimseyi,
Hiçbirşeyi...
Ne sebebi vardı bu gidişin
Ne de sebep olanı.
Gittim...
Vakti, saati gelmişti.
Sessiz, sedasız
Usulca gittim...
Bu gidişe şaşıranlar da oldu
Bu günü bekleyenler de.
Sebepleri farklıydı hepsinin.
Ama kimse benim gidişimin
Nedensiz, sebepsiz olduğunu bilemedi.
Zamanı gelmişti gidişin.
Gittim...
Benden elveda bekleyen biri vardı
En azından bir o bekler dediğim.
Ama tek bir merhabası yoktu bana.
Bende ondan elvedamı esirgedim.
Sessizce
Gittim...
2 Temmuz 2011
Sessizlik
Endişelidir. Ve de düşünceli. Telefon, odadaki sessizliği yıkarcasına çalar. Öylece bakakalır ilkten. Beklemiyordur çünkü. Sessizlik mahkumiyetindedir.
Açar telefonu. Beklentisiz, sessiz.
Tahmini doğrudur. Arayan beklediği ama beklemediği telefon değildir. Müsait olmadığını söyleyerek kapatır telefonu.
Yine derin bir sessizliğe teslim eder kendini.
Sever bu sessizliği. Kendi sorgusu başlar benliğiyle. Sessizliği hiç bozmadan. Neden ve niye yaptığını sorgular bunları. Neden, severken bu denli sessizliği, onu bozmak için bu kadar uğraşı neden... Muhtaç mı çok sesli hayata. İkinci bir kişi içinde bunca arayış neden? Ve sonunda kavuşurken sessizliğe niye bunca acı...
Yoksa... Sevdiği sandığı sessizliği sevmiyor muydu?
Ama sevmeseydi, bu kadar çabuk kavuşmak için çaba sarfeder miydi ki? Çaba mı? Çabalıyor muydu... Bilemedi. Bunca gel-git'in nedenini sahaba kadar süren sorguda bulamadı...
Günün ışıkları süzülürken odasına O, çekti başına yorganını. Gündüze küsmüş çocuklar gibi...
Açar telefonu. Beklentisiz, sessiz.
Tahmini doğrudur. Arayan beklediği ama beklemediği telefon değildir. Müsait olmadığını söyleyerek kapatır telefonu.
Yine derin bir sessizliğe teslim eder kendini.
Sever bu sessizliği. Kendi sorgusu başlar benliğiyle. Sessizliği hiç bozmadan. Neden ve niye yaptığını sorgular bunları. Neden, severken bu denli sessizliği, onu bozmak için bu kadar uğraşı neden... Muhtaç mı çok sesli hayata. İkinci bir kişi içinde bunca arayış neden? Ve sonunda kavuşurken sessizliğe niye bunca acı...
Yoksa... Sevdiği sandığı sessizliği sevmiyor muydu?
Ama sevmeseydi, bu kadar çabuk kavuşmak için çaba sarfeder miydi ki? Çaba mı? Çabalıyor muydu... Bilemedi. Bunca gel-git'in nedenini sahaba kadar süren sorguda bulamadı...
Günün ışıkları süzülürken odasına O, çekti başına yorganını. Gündüze küsmüş çocuklar gibi...
1 Temmuz 2011
Benim Bir İcadım Var
Siz hiç bir şey icat ettiniz mi?
Öyle büyük birşeyden bahsetmiyorum. Ufak hatta uyduruk olsada bir icat.
Aslında bu icatları küçükken yapardık. Mesela çay bardağı kutusundan araba yapmak. Bence küçümsenecek şey değil. İçindeki kartonlardan da apartmanlar yükselirdi dizi dizi.
Eskiden oyuncak dünyası çocuğun hayal dünyasını yansıtırdı. Elimizdekine hayalimize göre şekil verebiliyorduk.
Şimdi öyle mi? Herşey hazır çocuğun elinde. Çeşit bol, herşey elinin altında. Gördüğü şeyi olduğu gibi görüyor. Çünkü herşeyi ona göre tasarlanmış. Çocuğun kendisinden katacağı birşey yok oyuncağa. Belki ad koyar.
Teknoloji makinelerle muhabbet etmek demek. İnsan yok, hayal yok, muhabbet yok.
Dört duvar arası, bir renkli kutu karşısında geçen çocukluk, gençlik, bir ömür...
Hani deriz ya yeni birşey görünce" yeni yeni icatlar çıkarmışlar" diye.
Keşke diyorum o icatları çocuklar çıkarsa kendilerince. O özgür ve geniş dünyalarında.
Öyle büyük birşeyden bahsetmiyorum. Ufak hatta uyduruk olsada bir icat.
Aslında bu icatları küçükken yapardık. Mesela çay bardağı kutusundan araba yapmak. Bence küçümsenecek şey değil. İçindeki kartonlardan da apartmanlar yükselirdi dizi dizi.
Eskiden oyuncak dünyası çocuğun hayal dünyasını yansıtırdı. Elimizdekine hayalimize göre şekil verebiliyorduk.
Şimdi öyle mi? Herşey hazır çocuğun elinde. Çeşit bol, herşey elinin altında. Gördüğü şeyi olduğu gibi görüyor. Çünkü herşeyi ona göre tasarlanmış. Çocuğun kendisinden katacağı birşey yok oyuncağa. Belki ad koyar.
Teknoloji makinelerle muhabbet etmek demek. İnsan yok, hayal yok, muhabbet yok.
Dört duvar arası, bir renkli kutu karşısında geçen çocukluk, gençlik, bir ömür...
Hani deriz ya yeni birşey görünce" yeni yeni icatlar çıkarmışlar" diye.
Keşke diyorum o icatları çocuklar çıkarsa kendilerince. O özgür ve geniş dünyalarında.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Bölüm bilmem kaç. Yeni döneme girdiğimden beridir aksatmadığım tek seri bu oldu. Zira geçen hafta başka yazı yayınlamadım. Neden mi? Koptu...
-
Şuan sağ üstteki köşeden balon 🎈 çıkıyor, dikkatim dağıldı. 😀😀 Kırk yılın başı toplamışım üstelik. Bugün doğum günüm evet. Belki baloncu...
-
Ertelenen Hayaller Küçük bahçeli bir ev. Önünde geniş verandası. Bahçe kapısından verandaya kadar patika yol. Yolun kenarı rengarenk akşam ...