28 Şubat 2013

Otur.

Resmi bir kuruma ya da bir ofise girdiniz. İşiniz halolsun diye ayakta bekliyorsunuz. Masa başındaki yetkili:
  • Otur.
Dedi ve hemen oturdunuz.

Telaşlanmayın. Normalsiniz. İnsanların yüzde doksanı, bu komutu duyunca oturuyor. Oturmayan ve yok böyle ayakta iyi, diyenler azınlıkta.

Bizim patron çok yapıyor bunu. Otur, diyor, oturuyor karşısındaki. Bense, kibarlıktan ödün vermiyorum ve oturun diyorum. Ama genelde böyle koltuğa yan göz bakanlara, oturacak gibi görünenlere. İnsan kendini belli ediyor. Ya da zamanla insanları öğreniyorsun.

Kimisi oturmak için izin istiyor mesela. Böylesi kibar insanlar da var. Onlara en sevimli halimle, tabi ki, diyorum.

Bazı insanlarda var ki, masaya abanıyorlar. Sanki kırk yıllık arkadaşı ile konuşmaya gelmiş. Onlara tuhaf gözlerle bakıyorum. Öyle nasıl rahat oluyorlar acaba? Rahatlıkta bir yere kadar bence.

Bense, gittiğim yerde kendimden oturmayı seçiyorum genelde. Rahat ve kendinden emin görünmek istiyorum.

26 Şubat 2013

Giden ve Vazgeçen...

Evet... çok çabuk vazgeçen bir bünyem var. Kazanmak için savaşmadım hiç. Belki de hep bu yüzden kaybettim. 
Ama, ya bana kazanmam için hiç destek olmayanlar.. Onların hiç suçu yok mu? Ya da vazgeçtiğim insanlar.. Ben mi suçluyum sadece, sizden uzak kalmayı seçtiğim için. Hiç düşündünüz mü, neden diye? Bir sebep verdiniz mi bana, size yakın olmam için. Bir gülümseme, bir sıcak söz.. Şöyle içten, bir kere olsun, hatrımı sordunuz mu benim? Yok.. Ama yine giden ve bırakan ben oldum. Söylesene,  her aradığımda, mesaj attığımda, hatrını sorduğumda, biraz olsun mutlu olmadın mı? E o zaman, o küçük mutluluğu niye bana çok gördünüz? 
Niye beni, acabalarla dolu bir boşluğa attın? Acaba rahatsız mı ediyorum.. Acaba konuşmak mı istemiyorlarla dolu boşluklara.. Zor muydu bir kere de senin bana, ben yazmadan dönüş yapman... Zor diyorsan şayet, gitmem en doğrusu imiş. 
Ben çabuk vazgeçerim. Ben yaptığım kadar, karşımdakinden de beklerim. Ki düşmesin aklıma acabalar.. 
Söyle şimdi.. Haksız mıyım ben gitmek istemekle?

25 Şubat 2013

Kıymık...

Hani eline, küçük minnacık bir kıymık batar. Batar da öyle bir canın yanar. Tüm canın oraya toplanmıştır ya..

Her dokunduğunda takılır o kıymık ve daha da yakar canını...

Çıkarmak istedikçe daha da işler içine.. İçine girer, parçan olur zamanla kıymık..

Unutursun o kıymığı içinde.. bir yenisi batana kadar...

Ben o kıymık olmak istiyorum...

Canını yakayım ama içinde olayım.. Ve unut sonra beni, içinde.. 

18 Şubat 2013

Sevdiğim Adamlar - İlker Aksum

Yıl 1999. Eski Star'da bir Çarli rüzgarı esiyordu. Bilmem hatırlayan var mı? Ve işte ordaki, işsiz, güçsüz, hilebaz ama sevimli dayı karakteri Afakan, nam-ı değer İlker Aksum idi.

Nete baktım ama ilk Çarli dizisinden resimlerini bulamadım. Sonrasında dizi Çarli İş Başında olarak devam etti ama orda Afakan karakterini acayip değiştirdiler. Pislik içinde yaşayan, bildiğin pis bir adam yaptılar. Halbuki Afakan, gayet kılığına kıyafetine özen gösteren, karizma biri idi. Tek kusuru çalışmayı sevmiyordu o kadar. Yani şimdiki Avrupa Avrupa dizisindeki Tekin karakterine benziyordu diyebiliriz.

Lafı çok uzattım. Biz ailecek İlker Aksum'u Afakan karakteri ile tanıdık. Fazlasıyla sevdik. Şuan bile annem, İlker Aksum'u gördüğünde Afakan çıktı der.

Sonrasında Yabancı Damat dizisinde, Afakan karakterine zıt, sessiz ezik, içgüveysinden hallice damat olarak çıktı karşımıza, İlker Aksum.

Ve bir de Canım Ailem dizisinde de yer almıştı.

Şöyle bakınca, yer aldığı işler, hep başarılı olmuş, unutulmayacak diziler. Bunda kendisininde katkısı unutulmamalı bence.
Şimdilerde 20 Dakika ile ekranlarda. Dahası bir kaç tane de sinema filminde yer alıyor.
Başarılarına başarı katıyor. Gördüğüm her rolüyle, iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Zira tek karakter oyuncusu hiç olmadı . Bu da başarısının ispatı işte. Değil mi?

Her ne kadar 20 dakika dizisini, senaryosunun uyuzluğuna kıl olduğum için izlemesem de, arada bakıyorum.

İlker Aksum' a başarılar diliyorum. Sevdiğim adamlar serisine Afakan rolü ile girmeyi haketmiştir.Bunu da belirtmek isterim.




15 Şubat 2013

Üzüm Üzüme Baka Baka Misali.

Atalarımız demiş ya, üzüm üzüme baka baka kararır diye. Ne doğru demiş. İnsan doğduğu andan itibaren ne görüyorsa onu yapıyor. Davranışlarının, karakterinin neredeyse bütünü, gördüğü manzarayla eşdeğer gelişiyor.

Hal böyle olunca, piyasada özgün olmak iyi para getiriyor. Hatta millet özgün ve tek olacağım diye, saçmalıyor.

Hayatımıza Tv girdikten sonra, öğrenme ve görme çevremiz de bir hayli genişledi doğal olarak.
Hemi de nasıl genişledi. Her şeyi kapar olduk.

Bakınız; doktor dövme olayları.
Millet gördü haberlerde. Dedi ki, benim ne eksiğim var. Bende döverim beni sinir eden doktoru. Hem dövene ne oluyor ki. Hiç.. Var mı bir cezası? Ben duymadım. O halde bize kıl davranan doktoru dövmek haktır. Öyle görüyoruz ne de olsa.

Bakınız; şöför dövme olayları.
Millet gördü haberlerde. Dedi ki, benim ne eksiğim var. Bende döverim beni sinir eden şöförü. Hem dövene ne oluyor ki. Hiç... Var mı cezası? Ben duymadım. Hepsi serbest bırakılıyor arkadaş. O halde bana otobüste laf söyleyen şöföre ben uçan tekmede atarım, bıçak da sokarım. Hakkımdır. Kapısını kırar dalarım otobüse, döverim. Ne de olsa öyle gördüm. Yapmam lazım benimde. Ezik miyim la ben.

Akşam haberlerde iki haber vardı. Şöförleri dövmüşler. Bundan evvel yine vardı. Doktor dövenlerin haberleri de öyle.

Millette görüyor bu haberleri. Benim neyim eksik düşüncesiyle yapıyor aynısını. Yoksa birden böyle şöför dövme olayları niye arttı arkadaş. Şöförler mi kıllaşmaya başladı bir anda. Yoksa çok mu dayak yer modunda dolaşır oldular.

Görüyoruz böyle haberleri. Tamam kimimiz dövenlere kızıyoruz da, kimileri de ah ben olsam şöyle yapardım diye düşünüyor kesin. Ve ilk fırsatta dalıyor birine. Nihayetinde kaybettiği bir şey yok ortada. Özgürce hayatına devam ediyor.

Öyle değil mi?
Bize böyle şiddet haberleri iyi gelmiyor. Görüyoruz, resmen cesaretleniyoruz. Cesaretleniyorlar. Kadın cinayetlerinin artmasının nedeni de budur. Şiddet şiddeti çağırıyor. Niye? Çünkü hiç birinin adam gibi cezası yok. Onu biliyorlar. Rahatlar.

Öyle değil mi?

Liebster Ödülü - Mim

1- Blog yazmak nereden, neden aklına geldi?
Bir gün arkadaşımla konuşuyorduk. Yazmakla ilgili. O da bana blog yaz dedi. O gün bu gündür yazıyorum işte. Arada tıkanıyorum ama.
 
2- Blogunun ismini çok düşündün mü? Özel bir anlamı hikayesi varsa da paylaşsan güzel olur bence. Hadi hadi nazlanma ;)
Yok, çok düşünmedim. Kendimden pay çıkararak buldum ismimi. Blogum ben, ben blogum olduk.
 
3- Blog yazmak dışında yazar mısın? Mesela bir kitabın olsun ister miydin?
Yazmıyorum ama çok istiyorum. Kitabım olmasını tabi ki çok isterim. Kısmet.
 
4- En sevdiğin film/dizi karakteri hangisi?
Hımm.. Dizi severim ama karakterlere pek bağlanmam. Ama Trt de Böyle Bitmesin dizisi var. Nisa Yazıcı karakterini seviyorum orda.
 
5- En sevdiğin süper kahraman hangisi?
Bak bunu baya baya düşündüm. Yok galiba.
 
6- En çok ... 'da (Facebook, Twitter, Friendfeed vs.) takılırım çünkü ...
Bu sıra Twitter da çok takılıyorum. Nedeni yok. Facebook bıraktım.
 
7- Yarın istediğin yere gidebileceğin bir biletin olsa nereye giderdin?
Sanırım İstanbul olurdu o yer.
 
8- Sen de hep daha iyisini isteyenlerden misin?
Daha iyisini değil de iyisini istiyorum. Çünkü bazı bazı elimdekinin iyi olmadığını düşünüyorum.
 
9- İlişki bir ihtiyaç mıdır sence? Neden?
İhtiyaç ve ilişki... İlişkilere o yönden bakmıyorum. Evet sevmek bir ihtiyaçtır ama günümüzde çoğunluğun sevme ihtiyacı baya farklı oldu artık.
 
10- Kendinde değiştirmek istediğin bir özelliğin var mı? Varsa nedir?
Evet var. Sessizliğimi değiştirmek isterdim. Kendimi ezik hissetmek istemiyorum mesela. Cazgır insanlar niyeyse daha bir çok seviliyor bu hayatta. Her lafı söylerler. Sonra iki sevimlilik ederler, unutulur her şey. Ohh ne ala.
 
11- Soruları cevaplarken nasıl hissettin?
Beni düşünmüş olmanız beni mutlu etti. İçten cevaplamaya çalıştım.

Şimdi benim de soru sormam lazım ama pek soru sormasını sevmem. Bu ödülü ve mimi isteyen herkese yollamak istiyorum. Evet, çok hazırcıyım. Üşendim. 
Sevgili blogdaş Benay Gavazoğlu'na teşekkürlerimi sunuyorum. 
 

14 Şubat 2013

Bir 14 Şubat Hikayesi.

Takvimler 14 Şubat'ı gösteriyordu bugün. Gülümsedi takvime bakıp. Gün yine çok yoğun geçecekti.

Çok değil, 6 sene evvel, O'na hiç bir şey ifade etmiyordu bu tarih. Kutlamazdı. Mantıksızdı. Ama işte, insana kutlatacak birileri çıkıyordu işte. Farklı adlarla bile olsa.

6 sene evvelinin 14 Şubat'ın da, hayatının aşkını, eşini tanımıştı. Kim derdi ki böyle bir gün de tanışacaktı ruh ikizi ile. Ama olmuştu. Tesadüfler ikisini bir araya getirmişti. Aşk doğmuştu işte ikisi içinde.

Sonrasındaki ilk 14 Şubat, bazı gelişmeler sonucu, evlilik yıldönümü oluvermişti. Hayatta hiç aklına bile gelmezdi bu gün evleneceği. Ama iyi idi, kocası hiç unutmazdı işte.

İkinci 14 Şubat'ta ise başka bir sürpriz geldi hayatlarına. Beklediklerinden erken merhaba demişti Onlara, minik yavruları. Hayatlarının anlamı.

Sözleşmiş gibiydiler sanki 14 Şubat ile. Ona hep iyi şeyler getirmişti. Sanki beni sev, ben iyi bir günüm der gibiydi.

Seviyordu 14 Şubat'ı. Ona getirdiklerini seviyordu. Tarih bahane idi. Onları çok seviyordu, hep sevecekti.

Sonra mutfağa gitti. Biricik yavrusuna doğum günü pastası yapmaya başladı.