Ana içeriğe atla

Çocuk ve Evlilik

Doğu ile Batının bir önemi yok. İnsan heryerde insan. Çocuk heryerde çocuk.
Çocuk kime denir ki diye sorsak? Çocuk kelimesi, gerekli olgunluğa ulaşmamış, saf kabul edilen, yaptıkları doğal karşılanan kimse olarak tanımlanıyor. Kanun ve mahkemelerde ise çocuk yaşına göre tanımlanıyor. Buna göre 18 yaşına girmemiş kişi, çocuk sayılmakta. Bunun yanı sıra kişi 15 yaşından küçükse ve suç işlemiş ise Çocuk Mahkemesine çıkarılıyor. Cezai ehliyet yaşı ise 12 kabul ediliyor. Evlenme yaşı ülkemizde 17. Ama bu yaş ailenin izniyle aşağı inebiliyor.
Bütün bunlar kağıtlarda yazan kanun ya da yasalar. Bunları bilmek insanı kültürlü yapar değil mi?
Peki biz kanun ve yasalara uyan, iyi vatandaşlarız değil mi? Evlenme yaşı 17 iken, anne-babaya çocuğunu daha küçük yaşta evlendirebilme hakkı verilmiş. Bu hakkı da bazı kesim anne-babalar kullanmaktan çekinmiyor. Hatta bu durumu abartıyorlar. Çocuk anne – babalar çoğalıyor. Evlilik kurumu tanımından çıkıyor. Anlamını yitiriyor. Ama asıl çocuk, çocukluğunu kaybediyor. Anlamı hiçe sayılıyor. Yok oluyor çocukluk.
18 yaş altı çocuksa, bir çocuğun neden, bir ülkenin temel taşı olan aileyi kurmanın temeli olan evlilik işlemine izin veriliyor. Ülkenin temel taşı temelinden sarsılıyor. Hemde göz göre göre. Sırf anne-babaları izin verdi diye. Bir çocuk saftır, yaptıkları hoş ve doğal karşılanır diyor tanımda. Gerekli olgunluğa ulaşmamış deniyor da, ama evlendirilerek aile kurumunu kurmasına hangi akla hizmetle izin veriliyor anlamıyorum.
İşimize geldiğinde çocuk çocuktur. Ama işimize gelmeyen bir durumda neresi çocuk, kocaman insan deriz. Hep keyfi davranıyoruz. Yasalar, kanunlar 18 yaşına varmamış kişi çocuk diyormuş.
Pehh... Kim takar. Herkes bakar işine, işine geldiği gibi.

Bu zihniyetle çocuklar, aile kurumunu kurar. Devlet de ülkem neden geriliyor, gelişemiyorum diye düşünür. Nedenini hiç anlamaz. Anladığı vakit bu evliliklere izin vermez, fırsat da vermez.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…