Ana içeriğe atla

Görmeden Sevmek.

 
Bir ilişki görmeden yaşanır mı? Dokunmadan demiyorum. Görmeden. Sadece netten, mektupla ya da telefonla olur mu bir ilişki? Yahut bu duruma ilişki denir mi?
 
Şahsen netten tanışıp, konuşmaya ve arkadaşlığa, dahası sevgili olmaya doğru giden arkadaşlıkları yadırgayan biri değilim. Herşeyin bir sebebi vardır. Belki de netten denk gelip, konuşmaya başlamak da bir sebep idi. Mutlu bir birlikteliğe açılan kapı oldu. Kısmetiniz oldu.
 
Yalnız... takıldığım konu şu.
 
Bu durumun sadece ve sadece net üzerinde kalmış ve kalacak olması. Hal böyle olunca bu duruma, yani hadi diyeyim bari, ilişkiye, ben ilişki demem.
 
Saçmalık olmuyor ama bu duruma ilişki demek de, aşk demek de sanki yanlış oluyor.
 
Öyle değil mi?
 
Netten tanışmaya bir şey demiyorum ama net üzerinden aşk yaşadığını, bir ilişki yaşadığını söyleyenlere itirazım var. Aşk bu değil bence. Net üzerinden başlayıp net üzerinden biten şeye aşk denmez. İlişki bitti denmez. Sen sadece oturup konuşmuşsun onunla. Olay bu. Hani birlikteliği nerede bu ilişkinin. En kötü anında yanında olamıyorsan, gözlerinin içine bir kez bile bakamamışsan, bu nasıl ilişki oluyor.
 
Şimdi beni yanlış anlayanlar da çıkmasın. Aşk dediğimde sadece ten uyumu da değil. Ne demek istediğim anlaşıldı herhalde. Ama sadece klavyeden, telefondan söylenen sözlerde değil aşk. Bu sözleri, o kişinin karşısına çıktığında da hissetmek ve hissettirebilmek aşk olmalı. Yani olay sadece nette oturup konuşmayla kalmamalı. Kalıyorsa da, buna kimse aşk demesin. Bir ilişki demesin.
 
Vesile ile neticeyi karıştırmayalım. Net bir vesile olur. Neticesi size kalır.

Yorumlar

  1. "Sanal" başlayan bir ilişki "sanal" kalmamalı yani..Doğru düşünmüşsünüz, güzel yazmışsınız..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani.. kalıyorsa da, kimse kusura bakmasın da aşk demesin yaşadığına. Ya da ilişki.
      Teşekkür ederim. Düşüncemde yalnız olmamak güzel. :)

      Sil
  2. Hangi mecrada tanıştığın da önemli. Bazısı sanaldan aşk yaşamayı alışkanlık haline getiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Dediğim manadaki olayı düzen haline getirmiş yerler olduğunu biliyorum. Hatta bunu her yerde yapmaya çalışanlarda var. Blog aleminde bile.

      Sil
  3. Gördüğünün yarısına, duyduğunun hiçbirine inanma demişler.
    bu durumda nette tanıştığın birinin ne kadarına inanıp güvenebilirsin...
    Aşk bence güven işidir,
    ve onu gözlerde görür, davranışlarından hissedersin...

    Sen gözünün içine bakmadığın,
    gülümsemesini görmediğin birine sakın ola aşık falan olayım deme,
    oldum desen de inanma emi, o havalardandır.
    bu havalar herkesi aşık eder...
    eve ekmekle tuz götürmeyi unutursun kız,
    demedi deme :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Güvende önemli. Güvenenlerde çok. Ya da ne bilim, teselli arayanlar.
      Ne güzel demişsin öyle.
      Olmam olmam.. Büyük konuşmak değil de, insan dediklerini arıyor cidden. Yoksa da denilen hiçbirşeye inanmıyor..

      Sil
  4. Aşk diye bir şey var mı ki sanalı olsun (:

    YanıtlaSil
  5. Ne isabetli ne güncel bir konuya değinmişsiniz tebrikler.Her zaman ısrarla savunduğum işte budur.Asla va asla sanalda aşk olmaz onun adı olsa olsa boşluk değerlendirme olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Doğru şekilde anlaşılmak güzel. :)

      Sil
  6. Görmeden sevmek; niye olmasın? Allah'ı görmeden sevmedik mi her birimiz?
    Görmek,duymak,hissetmek... Bunlar olmadan yaşadığınızı düşünün.
    Bu da demektir ki - sizin görüşünüze göre - sizin için aşk hiç olmayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim bahsettiğim konu ile Allah sevgisi çok farklı şeyler. Allah sevgisi ile kullar arası sevgi farklıdır.
      Benimki filmlerdeki gibi zati, hep imkansız olacak galiba. :)

      Sil
  7. Hepimiz bloglarda düşündüklerimizi/düşünmediklerimizi, yasadıklarımızı/yaşamadıklarımızı, hayallerimizi paylaşıyoruz. Bazen okuduğum bloglardaki yazılar beni öyle etkiliyor ki , bir süre sonra o yazıları yazan kişilerin bloglarının müptelası oluveriyorum. Okuduğun metinler içinde öyle cümlelerle karşılaşıyorum ki , benim yaşadığım, hissettiğim ama açığa çıkaramadığım o duygunun tasvirini buluyor ; aynanın karşısına geçip kendimi görmüş gibi oluyorum. Sanal da olsa görmedeğim, dokunmadığım, işitmediğim o yazarlar içimdeki eksiliğimi dolduruyor. İşte bu sebeple bazı cümleler , sözcükler ve hatta harfler bile merak duygusuna kapılmamı sağlıyor. Hal böyle olunca da , okuduklarımı yazan elleri tanımak isteyebiliyorum. (Mesela bir blog var ki her cümlesine, her harfine aşığım...)


    Bloglardaki kişilerin kim olduğunu/olmadığını , ne yaptığını/yapmadığını merak etmiyorum, dersem yalan söylemiş olurum. Tabii bu her okuduğum blog için geçerli değil maalesef. İşte bu noktada "algıda seçicilik" denen kavram kendini gösteriyor. AŞK'ın kimyasında da yok mu bu seçicilik ? İster reelde olsun, ister sanalda olsun, AŞK bir madde değil ki görünebilsin, dokunulabilsin... AŞK belki de bilim adamlarının bulamadığı 7.his'tir. Ve sadece eşine gösteriyordur kendini... Ve belki biz onu burada hissetmişizdir.. (olabilir de , olmayabilir de)


    Kısacası ; AŞK hissedilebilen bir olgu ise bunu belirli bir alanın içinde kalıplaştırarak, doğru ya da yanlış diyerek kısıtlamak ne kadar doğru ?


    Lakin yine de haklı olunan bir konu var ki , düşüncelerimizle aynı fikirleri savunmayan ama savunuyormuş gibi yaparak bizi sömürmeye -duygu açısından- niyetlenenler de olacaktır. (Tarihin her kısmında bu tür sömürgeciler mevcuttur) Bizler de , iyi okuyucu , iyi dinleyici özelliklerine vakıfsak zaten bu sömürgecileri hemen tespit edebiliriz.


    Sevgiler diliyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim öncelikle.
      İlk başta dediğiniz gibi yazılarını beğendiğim, kendimi bulduğum blog yazarları var ve onları tanımak istiyorum dediniz. İşte insan görmek istiyor. Bir kere bile olsa. Öyle değil mi?
      Aşk tabi ki hissedilen, yaşanılan bir duygu. Onu kalıp içine sokmayı istemiyorum. Zaten demek istediğim de o. Net içinde, kalıba sokulmaya çalışılıyor. İki güzel laf ettiğin insana sevgili diyorsun, aşk diyorsun. İşte benim değinmek istediğim bu konu. O kalıp. Tamam Aşk her yerde ama kimyası öyle büyük ki, iki cam kutunun ötesine geçmiyorsa Aşktan ne kalıyor, söyler misiniz?
      Evet, belki de ben özetle, o bahsettiğiniz sömürgecileri kastediyor olabilirim. Evet genel hitabım onlara zaten.
      Ama bazı kimselerinde hissettiği bazı beğeni duygularına Aşk demelerine de karşıyım.
      Ben sevgiler diliyorum. Ve o bahsettiğiniz duyguları bende yaşıyorum. Var benimde şimdi ne yapıyor dediğim blogdaşlar. Sevgiyle kalsın onlarda. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…