Ana içeriğe atla

Yara Kabuğu Suskunluk..

Siz tanır mısınız suskun insanı? Her konuşmayan bir suskun mudur? Değildir. Öyle susmuş insanlar vardır ki, o derin suskunluklarını yanlarında bir ömür geçirseniz, anlayamazsınız.
 
Susarak kapamıştır yarasını. Kabuğudur yarasının susmak. Ve sen, görmezsin o kabuğun altındaki o yarayı. 

O öyle bir kabuktur ki, öyle ustaca kapatır ki yarasını, baksan da göremezsin.
 
Anlamazsın suskunluğunu. Bilmezsin. Öyle derin bir suskunluğu vardır ki, farketsen, kaçarsın derinliğinden.
 
Korkarsın. O kabuk değil, yaranın derinliğidir seni korkutan. Öyle derin bir yaradır ki o, o derin sandığın suskunluk hafiftir yanında.
 
Şaşarsın... Şaşırırsın ama tek kelime edemezsin ki. Seni de yaralar o yara. O suskunluk seni de bağlar.
 
Ve susarsın sende. Kabuğuna kabuk olursun, suskunluğa ortak.
 
Ama ya susmazsan... Sanır mısın ki, yarayı iyileştiririm. Kabuğu kalkınca kanar o yara bilirsin. Akıtır içindeki acıyı.. Ama sanır mısın ki, iyileşir sonra.
 
Ya kaparsa mikrop. Göze alabilir misin bunu?
 
Her şeye rağmen, suskunluklarını bozmayı göze alır mısın?
 
Yapacağın şudur aslında. Ya ortak olmaktır suskunluğa ya da tüm şefkatinle o yaraya sahip çıkıp, mikrop kapmaması için, sesinle merhem olmaktır.
 
Sen seç... Hangisi daha kolaydır bilir misin?

Yorumlar

  1. Yanıtlar
    1. :) Her güzelliğin cefası vardır değil mi?

      Sil
  2. Birde şöyle var , bazısı hakikaten susmayı becerir. Susmakta bir anlatım biçimidir aslında ve bunu sadece "anlayana" olarak değil de "anlatan" kişi olarak anlatabilmek bunu becerebilmek herkese yakışmaz / yapamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de susanın derdi bu değildir. Bakın ben sustum demek istemiyordur belki.
      :)
      Ama katılıyorum size de.

      Sil
    2. Dayatılmış susmalara her zaman karşıyım.
      O iradesizliktir , o kaçıştır.

      Sil
    3. Benim kastettiğim de o değil. Susmak kaçış değil, çoğu zaman çaredir. Hem de tek çare.

      Sil
  3. ben suskun bi insan tanıyorum; ha patladııı ha patlayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En çok kimin canı yanar acaba? Kendinin mi yoksa etrafındakilerin mi? Cevap vereyim; kendinin.
      :)

      Sil
    2. alışmıştır ona, du bakalım...

      Sil
    3. Bakalım... hayırlısı diyelim. :)

      Sil
  4. Susmak güzeldir çoğu zaman.Ama bazende suskunluğu bozmak gerekir.seçimse çok zor:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. En büyük mesele belki de o kararı vermek.

      Sil
  5. söylediklerini karşındaki anlamayacaksa,
    susacaksın...
    ama sustukça nefretim kabarıyor yaw...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle insanlardan Allah uzak eylesin.

      Sil
    2. amin...
      insanlar konuşa konuşa demişler demi..
      anlaşamayacaksak konuşmak niye...

      Sil
    3. Öyle.. büyük eksiklik işte. Ama sende değil, onda var o eksiklik.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…