29 Nisan 2012

Gözüm Kapalı


Gözlerim kapalı.
Belki uçuyorum, belki de düşüyorum.
Ama zevk alıyorum.
Belki ağlıyorum, belki de gülüyorum.
Ama nefret doluyum.
Belki geç kalıyorum, belki de daha erken.
Ama umrumda değil ki zaten.
Belki seviyorum, belki de seviliyorum.
Ama küstahça reddediyorum.
Belki yerin binkat altındayım, belki de bulutlarda
Ama düşünmüyorum bile.
Gözüm kapalı bakıyorum sana.
Kendimi değil,
Seni görmek için.
Şu belkili hayatta, belki bende yaşıyorumdur diye ...

27 Nisan 2012

Köpek Çocuğu Isırdı, Çocuk Köpeği Boğdu.

Gazeteciliğin bir meşhur lafı vardır ya; köpek adamı değil, adam köpeği ısırırsa haber olur.
Bu haberi izlerken geldi aklıma bu laf. Çünkü ortada normal olmayan bir olay vardı. Isırılan kişi, ki o daha çocuk, onu ısıran köpeği boğmuştu suda.

Haberi izleyip bilenler vardır içinizde. Çocuğun o anki görüntülerini, olayı hastanede anlatmasını izlemiş olanlara sorum var. O çocukta bir tuhaflık gördünüz mü hiç? Biz gördük. Bizce “ablam ve ben” çocuk, köpek tarafından saldırıya uğramış bir çocuk olarak, yüzü yaralanmış bir çocuk olarak fazlasıyla sakindi. Ambulansa yürüyerek, sakin bir şekilde biniyordu. Yüzünde o dehşeti yaşamış birinin ifadesi yoktu. Korku yoktu gözlerinde. Yaş yoktu.
Olayı anlatırken sakindi. “ kanı gördüm, girdim denize tekrar ve köpeği boğdum” diyor. Kısasa kısas yapmış. O halinde, o yaşında, onu o hale getiren köpeği öldürme gereği duyuyor. Sizce bunda bir tuhaflık yok mu? Şiddete şiddetle karşılık vermek bir çocuk için bu basit bir olay mı?

Haberlerde köpeğin yaptığı saldıradan bahsedildi. Çocuğun yüzünde kalacak izlerden. Ya içindeki yaralar? Evet içinde oluşmuş ciddi bir yara bence zaten varmış. O çocuk ileride yine kendisine zarar vermek isteyen bir insanada aynı düşünce ile zarar vermez mi? Canını almak istemez mi ? Olay sadece kendine saldırmış bir köpeği öldürmesi mi? Boğuşurlarken öldürmüyor ki köpeği. Elinden kurtuluyor, yarasını farkediyor ve dönüp köpeği suda boğuyor o çocuk.

Ortada, şiddete uğramış bir çocuk var. Evet. Ama birde o şiddeti kendince, ölümle sonlandıran bir çocukta var. Ben bunu demek istiyorum. Olaya birde bu açıdan bakmak lazım değil mi?

İşte o “kahraman” çocuğun haberi: tıklayıp izleyin.

Dizilere Bir Mim Dokunuşu

8 maddelik – uyuşuk hayalperest kanunları – başlıyor. Yazacağım dediğimin üstünden bir hafta geçti. Artık ertelemiyeceğim dedim. Ve o 8 madde. :)

1- Ben dizi izlerken, hiçbir şekilde araya bir şeylerin girmesini istemem. Bu herhangi bir şey izlerkende aynıdır. Bir iş karıştırırken de. Reklam aralarında zaping yapmam. Bu şekilde baya kazandırırım yapımcılara, tvlere.
 


4- Polisiye dizileri severim. CSI-NY, Closer, Rizzoli and Isles izlediğim dizilerden bazıları. Türk yapım, şöyle ağız tadıyla izlenecek bir aksiyon polisiyeler yapamadık. Behzat Ç. var. Evet var, ama o polisiye değil, drammış. Kaldı ki Onu ben izleyemiyorum. Annemden dolayı.

5- Komedi dizilerini severim. Mesela yabancılardan The Big Bang Theory. Türk yapım Dadı. İyi bir komedi idi. Her ne kadar aktarma olsa da, en iyi aktarmalardan biriydi. Sonra Belalı Baldız dizisi de pekde fena değildi. İzlerdim.

6- Şöyle düşününce eskiden daha iyi diziler varmış. Mesela komik dizilerden, Bizim Ev, Everybody Loves Raymond ve Friends. Polisiye olarak Prison Break ve Cold Case. Şuan aklıma gelen, severek izlediğim dizilerden. Sonrasında İkinci Bahar, Çemberimde Gül Oya dizileri de çok güzeldi. Asmalı Konakta türünün en iyisi idi. Çünkü sonrasında Tvyi ağalar basmıştı.



7- Fantastik dizileride sevmiyor değilim. Mesela Merlin. Sonra, daha ilk sezonunda kalsamda, The Vampire Diaries. Arada, şu adını tam teleffuz edemediğim cadılı diziye bakıyorum.

8- Dizileri Tvden izlemeyi tercih ediyorum. Netten izlemeye bir türlü alışamadım. Hele bölümleri indirip izleyenlere imreniyorum. Ben şahsen üşenirim. Bana göre tv keyfi başka tabi. Öyle indirip bir Death Note adlı animeyi izlemiştim. Keşke, pc de sorun çıkmasaydı da, orda kalsaydıda, ben yine izleseydim.

26 Nisan 2012

Boşluğun Ortası Neresidir?

Ortada bir yerdeyim. Tam ortada değil. Kenara yakın gibi ama oda değil. Ortada biryerde işte. Bilmiyorum ki nerde. Ama ortaya yakın. Kenara biraz uzak... Belki de..
Her insan gibi, belkide çoğu insan gibi. Her insan dersem, sanki herkes bana tepki verecek. İstemem ben tepki. İstemem bana laf söylensin. Kaldıramam...
Evet çoğu insan gibi, çok param olsun istiyorum. Ama öyle havadan gelsin. Şimdi gelsin. Hemen gelsin. Şuan, şuracıkta. Ama.. Yok gelmiyor...
Canım sıkılıyor. Kimse beni arayıp sormuyor. Bende sormuyorum ki.. Yapmıyorsam niye bekliyorum ki. Tıpkı herkes gibi...
Öfkeliyim. Kime? Niye?.. Öfkeliyim ama. Boğazımda düğümlenen o düğüm daha çözülmedi. Yazarken bile, gözbebeklerimin kapaklarını zorluyor. Belki de çözülmek istiyor. Ama şimdi sırası değil. Kal içimde. Yine.. Yeniden. Büyü içimde. Çözülmeyen bir düğüm ol kal orda emi..
Susuyorum. İçim konuşuyor. O bile konuşurken, çekinceli. Temkinli ben gibi. Dışı gibi. İçim neyse dışımda o gibi.. Ama öyle değil. İçim isyanda. İçim yorgun. İçim ağlamaklı şuan. Düğüm yine boğazıma oturdu. Kapakları zorluyor. Ama yok, ağlamak yok.
Ortasındayım. Tam ortasında. Boşluğun ...

Marka Kent Ödüllü Logo ve Slogan Yarışması İptal

Evet evet, yanlış değil, sonunda kesin ve net cevabı verdiler sağolsunlar.
İptal etmeye karar vermişler. Niye?
Birinciye layık bir çalışma bulamamışlar.
Anca düştü akıl başa. Yarışmanın başlatıldığı neredeyse bir sene olacak. Bakınız burda yarışmayı ilan etmişim. Aylardan Temmuz, ki ben hemen duymadığımı hatırlıyorum. Ordan bir ay geri atın, Haziran. Biz hangi aydayız? Nisanı sayma, Mayıs. Yani uzun lafın kısası, olmuş bir sene.
Şuan iptal edildiğine dair açıklama yazısını tesadüf eseri buldum. Anasayfada yok bir açıklama. Ben hergün, olmadı birgün ara ile hep baktım siteye. Bir açıklama var mı diye.
Bundan iki yada üç hafta evvel idi. Anasayfada link vardı. Seçici kurul seçme işlemini bitirdi. Yarışma takvimi açıklanacak deniyordu.
Şimdi sadece duyuru linkinde bu açıklama yer alıyor. Tekrardan sağolsunlar !

25 Nisan 2012

Ben Değilim...

Böylesi seni yalnız bırakan, ben değilim.
Duymazdan gelen sesini, çığlıklarını
Ben değilim.
Mevsimlerden baharı, kışa çeviren 
Ben değilim.
Önüme katıp fırtınada, bir yaprak gibi,
Ordan oraya savurup, yolunu kaybettiren,
Ben değilim.
Ağlarken gülümseten de,
Kahkahalarının arasına hıçkırıkları katan da
Ben değilim.
Yaralarına merhem olan,
Yarana tuz basanda, ben değilim.
Beni, bunca şeye sebep eden,
Beni bir halt sanan,
Hep sendin...
Ben değil.

Aradaki Mekan: Türkiye Sineması Panoraması

Türk sineması her geçen gün gelişiyor. Arşive her yıl yeni filmler ekleniyor.
Ve Türk sineması geniş bir yelpaze ile dünyaya açılmaya da devam ediyor.
Lincoln Center Film Cemiyeti tarafından organize edilen bir program 27 Nisan'da start alacak.
1950’lerden bugüne çeşitli ödüller kazanmış 29 film, 27 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında New York’da, Aradaki Mekan: Türkiye Sineması Panoraması adlı program sayesinde Amerikalı izleyiciye ulaşacak. Filmlerin yanısıra oyuncu ve yönetmenlerle söyleşi bölümünde soru cevap imkanıda olacak program dahilinde.

Raşit Çelikezer’in yönetttiği Can filmi ilk film, Özcan Alper’in Gelecek Uzun Sürer (2011), son film olarak programda yer alan filmlerden.

Diğer filmlerin bazıları da şöyle sıralanıyor;

Memduh Ün - Üç Arkadaş (1958)
Atıf Yılmaz - Ah Güzel İstanbul (1966)
Metin Erksan - Yılanların Öcü (1962)
Susuz Yaz (1964)
Atıf Yılmaz - Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)
Ali Özgentürk - Hazal (1979)
Ömer Kavur - Anayurt Oteli (1987)
Tunç Başaran - Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)
Gülsün Karamustafa - Benim Sinemalarım (1990)
Gizli Yüz (1991)
Derviş Zaim’in ilk filmi Tabutta Rövaşata (1996)
Nuri Bilge Ceylan - İklimler (2006)
Ve Yılmaz Güney'in üç filmide programda yer alıyor. 1970 yapımı Umut ve 1971 yapımı Ağıt ve Yol.
Haberin kaynağı için tıklayın