Ana içeriğe atla

Küçük Kız

Bağırmaktan vazgeçti küçük kız. Kimsenin onu duymadığını, duysa da umarsamadığını farkederek. O küçük hilal kaşlarını çatıp, ellerini yumruk yumruk yaptı. Çok kızmıştı. Tıpkı babası gibi kaşlarını çatıp korkutacaktı. Babası kızınca çatardı hemen kaşlarını. O gün yaptığı gibi. Neden olduğunu anlamadığı o gün babası o adama çok kızmış. Yumruklarını sıkıcı yummuştu. Adam da geçip gitmişti.
Sonra annesi geldi aklına. Geçenlerde komşu ile Tv izlerlerken "çok kızıyorum şunlara, gidip saçlarını başlarını yolacaksın hepsinin" demişti. Sonra bir daha düşündü. Onun oyuncaklarını alan erkekti. Saçları da çok kısa idi. Tutup çekmek yada yolmak zor olurdu. En iyisi babası gibi bir bakış atıp, yumruk gösterdimiydi tamamdı. Öyle bir kaçar ki diye gülümsedi. O babasının kızıydı. Gerçi annesinin de kızıydı ama şuan annesinin tekniği işine yaramazdı.
Birden bu düşüncelerinden sıyrılıp karşısında çocuğun dikilip ona baktığını gördü. " Çok sıkıcısın. Senle oyun oynanmaz" deyip gitti. Şimdi oyunu bozan kendisi miydi? Yani bu yaptığı oyun muydu? Kafası karışmıştı. Çocuk gelmiş elinden oyuncağını almış, parçalamakla tehdit edip onu kızdırıyordu. O kızıp bağırdıkça çocuk gülüyordu. Bu nasıl bir oyundu böyle. O bilmiyordu böyle bir oyun. Hiç görmemiş, duymamıştı.
Aldı oyuncağını eve geldi.
Aklı karışıktı. Şimdi yeni bir oyun mu öğrenmişti ? Ama kızan taraf olmak hiç iyi değilmiş diye düşündü. Kızan, bağıran ve ağlayan olmak kötüydü. Ya peki buna sebep olan karşı taraf? Bu oyunda zevk alan ve eğlenen oydu sadece. Ama oyun dediğin şey oyuna dahil olan herkesi mutlu ederdi. Öyle biliyordu küçük kız.
Sıkıca sarıldı oyuncağına.
Birgün yine o oyun oynanırsa şayet yine kızdırılan ve bağıran tarafın kendisi olmak istemediğini iyi biliyordu. Ama diğer tarafta olmayacaktı. Kızdırmayacak. Ağlatmayacak. Bağırttırmayacaktı kimseyi.
Oyuna gelmeyecekti artık. Kimseyi de o oyuna çağırmayacaktı küçük kız.
Sonra gidip anne ve babasına kocaman bir öpücük hediye etti yüzünde kocaman bir gülümse ile.
...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Güven Duygusu - Hikaye

Dükkana girdiğimde, şöyle etrafa bakınıp ne alacağımı düşünüyordum. Sonra ağlama sesini duydum. Herhalde annesi istediğini almıyor çocuğun diye düşündüm. Raftan en sonunda bir şey seçip kasaya yöneldim. Ağlayan çocuğu gördüm. Sandığım gibi annesine ağlamıyordu. Yalnızdı. Dükkan sahibi müşterisine para üstü verirken, çocuğa bakıp,” hadi defol git, git demedim mi sana. Yok benim beleş verecek malım...” diye sinirli ve hiddetli bir şekilde bağırıyordu. O müşteri çıkınca sıra benimdi. Gözüm çocuktaydı. Gayri ihtiyari elimdekini masaya bıraktım. Çocuk: “ amca, vallahi doğru söylüyorum. Paramı kaybettim, anam evde ekmek bekliyor. Sonra veririm sana. Lütfen..” diyordu, ağlayarak. Dükkan sahibinin “ borcunuz 1.75 lira” dediğinde göz göze geldik. Artık nasıl bakmışsam adam bana “ hep böyle bunlar bacım” cümlesiyle başlayan uzun bir açıklama yaptı. Çocuk verilen parayı kaybettiğini söylüyor, sonra başka dükkandan çikolata alıyormuş. Çocuğa baktım. Oda bana baktı. “ Abla valla birkez yaptım, o gü…