Ana içeriğe atla

Hastalık Yapan Twitter.



Efenim, teşhisi şöyle konduruyorsunuz kendine. Ama gayet açık, net ve lütfen rica ediyorum dürüst olun. Hastalık bu nihayetinde, utanılacak bir şey değil. Tedavisi var mı bilmiyorum ama. Bulunur kesin, telaşa gerek yok.
Şimdi...
Twitteri açtınız. Tivit yazma yerine tıkladınız. Başladınız düşünmeye. Bir yandan da yazacağınızı yazıyorsunuz.
Güzel mi ki... oldu mu böyle... beğenilecek mi ki... ya kimse beğenmezse... çok mu saçmaladım ki acaba... etkileyici duruyor mu ya...
Gibi gibi düşünceler aklınızdan her daim geçiyorsa siz hastanız demektir. Sizde beğenilmeme korkusu var. Twittera özel bir hastalık bu. Siz tivitlerinizle kendinizi rahatlattığınızı düşünüyorsunuz ama aslında derinden derine, beğenilecek mi acaba, düşüncesiyle boğuşuyorsunuz. Hadi itiraf edin. O tivitleri laf olsun diye atmıyorsunuz. Her tiviti bini kırk yararak atıyorsunuz. Bin türlü endişe ile. Hatta kaç kere yazıp yazıp siliyorsunuz, kimbilir...
Ah.. ahhh.. Hasta eder bu twitter insanı. Ediyor bile. Pis, kaka twitter ne olacak...

Yorumlar

  1. Üç gündür Twitter hesabımı dondurdum. Dört gündür de Facebook'a bakmıyorum, aslında kurtulabiliriz. Bu biraz da bizim elimizde. Kendimi sınadığım günlerdeyim anlayacağınız. Twitter ve Facebook olmadan da yaşanabilir durumunu kanıtlamak istiyorum, bağımlılıktan kurtarıyorum kendimi. Ondan sonrası rahat zaten, alıştıkça bu duruma, eskisi kadar aramaz oluyor insan. Tavsiye ederim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben kapatmadım ama kullanmıyorum diyebilirim. Hiç birşey yazmıyorum ikisine de. Facebooku zaten sırf liseden arkadaşlar var diye tutuyorum. Twitteri blog için. :) konu paylaşıyorum tivitte sadece artık.
      ilk zamanlar aman birşey yazayım dedim, yazmaya bıraktığım vakitlerde. Ama dediğiniz gibi alışıyor insan.
      rahatlık ciddende.

      Sil
  2. dusundugumuzu yazamiyoruz iste cunku sadece 148 harf yazabilirsin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçi o da etkilidir ama bahsi geçen hastalık etkeni beğenilme dürtüsü.

      Sil
    2. Beğenilme dürtüsüne kesinlikle katılıyorum. Eskiden böyle bir durum yoktu. Hakikaten eskiden her şey daha saftı. Sosyal medyanın, buna bloglar da dahil bence. Bu kadar çok okunmasının, bu kadar çok rağbet edilmesinin en önemli etkeni beğenilme dürtüsü. Yazdığımız, paylaştığımız her şeyi beğenilme ihtiyacı hissederek yapıyoruz. Maddi bir karşılığı olmuyor belki ama, manevi bir karşılığı olsun istiyoruz.

      Sil
    3. Aynen. Her gün o istatistiklere baktığımızda, yüzümüz biraz tebessüm etsin İstiyoruz o rakamlarla. :)

      Sil
  3. facebook twitter boş asıl en güzel blog :) kendimi en iyi orda anlatabiliyorum düşünmeden dert etmeden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Blog daha başka. Tamam, burada da beğilmek, okunmak istiyoruz ama önceliğimiz hep bir adım önde olarak kendimizi anlatmak oluyor. :)

      Sil
  4. çok ama çok doğrusun.
    :)
    kapattım zaten blog yetiyo.
    :)

    YanıtlaSil
  5. Hasta olduğumu açıkladığın için çok sağ ol .... :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Siz sağ olun. Bende öyle idim. Kurtuldum gitti.

      Sil
  6. doğru demişsin ama beğenilmeme korkusu sadece twitterla ilgili değil ki şahsen ben normal hayatımda da yaşıyorum bunu.. mesela üçbeş insan toplanmışız, bir şeyler konuşuluyor, ben bişey söylemek istiyorum ama elli kere düşünüyorum söylesem mi söylemesem mi diye.. tabi o sırada zaman geçiyor konu değişiyor filan söyleyemiyorum :D tivitıra kaç kere yazıp sildiğimi saymaya da onlarca abaküs yetmez..
    lan çok ciddi hastayım ben :) bana bi doktor.. bi de dondurma..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) açıkcası bende öyleyim. Özellikle ilk karıştığım ortamlarda öyleyimdir. Tanışıp kaynaştığım arkadaş ortamlarında öyle değilim. O ortamda güvenim oluyor ama diğerlerinde ağzımı açmak için on kere bin kere düşünüyorum. Konuşulan mevzuda bilgi sahibiyim ama desem mi demesem mi diye binsaat düşünüyorum. sonra da niye demedin ya, belki bir hayrın dokunacaktı şapşal diyorum kendime. Sıkıntı yaşıyorum kendi içimde. :)
      Şimdi sabah sabah dondurma yenmez.. sonraa.. :D

      Sil
  7. :) arkadaşlarım var ellerinde telefon devamlı o tivit derdinde..Benimde hayatımda şu an sadece blog var..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O her daim tivit atanlar ayrı dünyaların insanı, bence. :)

      Sil
  8. tiviti öyle düşünen blogda yazı yazınca delirir ama.
    Ya hepten kötüyse yazı? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) İşte önceki yorumların birinde dediğim gibi, öyle ama kendi içimizi dökmek hep bir adım önde oluyor burada.
      Yoksa o kadar yazı yazamazdık ki.

      Sil
  9. Şöyle söyleyeyim, nereye yazarsak yazalım düşünerek yazmak lazım. Ben blog yazılarını da zor yazarım, uygun kelimeleri seçmeye çalışırım, birçok kez okurum yayınlamadan önce.
    Sosyal hesapların tümünde varım nerdeyse. En çok sevdiğim blog. Facebook`da hem Mutlu Eller olarak, hem kendi adımla varım. Twitter`ı daha çok okumayı tercih ediyorum sanırım. Kelime kısıtlamasından dolayı net ifade edebiliyorsam yazıyorum, daha çok paylaşıyorum.
    Eskilerin dediği gibi "azı karar, çoğu zarar". Her şeyde olduğu gibi fazla abartmamak gerek:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, abartmamak en iyisi. Bende düşünüyorum yazarken. Defalarca okuyorum, değiştiriyorum falan.
      Kendimce en iyisini bulmaya çalışarak yayınlıyorm. Ne kadar oluyorsa artık. :)

      Sil
  10. vay arkadaş,
    elalem nasıl vakit buluyor da hastası oluyor yaw.
    bana da bırakın az vakit, azcık hasta olur gibi yapsam yeter...
    öksüremiyorum bile yaw :D

    aha bir gıcık oluştu galiba,
    öhüü öhhüü :)))

    hmm şimdiii, yazdıklarımı :
    ben beğendim,
    sen beğenmek zorundasın zaten. :D
    onlar da beğenir kesin,
    o beğenmese de olur...
    bu gıcık zaten, onu kimler beğensin, bu demişim şahsına.
    kimse de kalmadı....
    şimdi sıra tivit edinmeye geldi.
    benim tivitim var mıydı yaw :S

    Not: Bu yorumdaki tüm kişiler ve diğerleri tamamen hayal ürünüdür.
    Bir de çaktırma ama çubuğu birkaç kere kaydırdım.
    ateşim mi var ne, bir halsizlik de var sanki :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D :D Du önce güleyim.
      Sana bir vakit bulmalı önce. Bak nasıl hastası oluyorsun sonra. Sen bile kendini tanıyamazsın hee.. :)
      Bakayım var mı ateşin.. yok yok. Turp gibisin Maaşaallah. :D

      Sil
  11. Heheheh ilk günler tam da tarif ettiğin gibiydim. Sonra geçti, kalıcı değil bence bu durum ya da ben de kalıcı olmadı..
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir. İlk zamanlar kendini gösterme çabası ile daha fazladır belki de. :)
      Çok iyi olmuş, iyi bir şey değil çünkü. Bende braktım o yüzden. :D

      Sil
  12. Merhaba !

    Yazınızı okudum gayet başarılı ve faydalı içerikler. Sizleri de sağlık bilgileri ve şifalı bitkiler hakkında içerik sunan sağlık portalımız e-tedaviye bekleriz. Yayın hayatınızda başarılar dileriz....

    Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Şubat Dizisi Final

Şubat dizisini bu konumda tanıtmaya çalışmıştım. Konusu her ne kadar orijinal gibi görünse de, orijinal değildi. Dizi bu akşamki bölümü ile final yapacak. Bence geç bile kaldılar. Zira, orijinal olma yolunda ilerleyebilecek güzelim senaryoyu mahvettiler. Yapımcıların mı yoksa senaristlerin mi merakı var, şu karanlık insanlara? Bir kötü adam oluyor ya dizide. Tam iyi olan onu altedecekken, bir bakıyorsun ki arkasında karanlık güçler var. Gölge adamlar falan. Yani senaryo uzadıkça uzuyor. Suyu çıkıyor işin. Şubat dizisi de aynen böyle oldu ne yazık ki. Dizinin kötü adamı sadece Samim Akça diye biliyorken, bir baktık, ardında daha kötüleri de varmış. Gölge adamlar bunlar. Yüzleri görünmüyor. Sonraları daha nice kötüler çıktı. Kimin ne olduğu belli olmamaya başladı. Dizinin başlarındaki o şifalı ilaç olayı artık bayatladı. Dünyanın, olayların akışına sahip olma derdine düştü herkes. İyi görünen insanlar tek tek kötü çıktı desek yeridir. Mesela Şubat'ın baba yerine koyduğu adam Aziz bey…