1 Ağustos 2013

Karar.


Duygu, Batur'un kapısına geldiğinde bir an tereddüt duydu. Eli havada zile uzanmış halde kalmıştı ki, Batur kapıyı açtı. İçeri girdiğinde her şeyin hazır olduğunu gördü. Bir yanda atıştırmalıklar, meyve suları bir yanda ders kitapları vardı.
Duygu, ne çok zahmet etmişsin dedi. Batur, her şeyi annem hazırladı ve çıktı. Sadece ikimiz varız evde. Kimse ders çalışırken rahatsız edemeyecek bizi, dedi.
Duygu gülümseyip, ders kitaplarının olduğu yere oturdu. E hadi başlayalım, dedi. İçinde anlam veremediği bir darlık vardı. Ayıp olmayacağını bilse, şimdi çekip giderdi bu evden. Öyle boğucu geliyordu ki her şey. O an, bu evde ders çalışma teklifini sırf Teoman'a gıcıklık olsun diye kabul ettiğini kendine itiraf etti. Ve çok pişman olmuştu bile. Bir an önce ders çalışıp gitmek istiyordu. Bunları düşünürken de odayı inceliyordu. Sonra Batur'un sesi ile bu düşüncelerinden sıyrıldı.
-Sen iyi misin, çok düşünceli gibisin.
-Yoo.. iyiyim. Evden çok izin alamadım, fazla kalamayacağım.
-Hıımm.. o halde hemen başlayalım, dedi Batur. Ama önce ağzımızı ıslatalım deyip bardaklara meyvesuyu doldurdu. Hem içer hem çalışırız. Anlaştık mı?
Duygu, tamam manasında kafası salladı sadece. Bir yudum içti meyve suyundan. Sonra ders çalışmaya başladılar.
Batur, Duygu'dan iki yaş büyüktü ama sağlık nedenlerinden okulu bırakmış olduğundan şimdi kaldığı yerden devam ediyordu. Bu sebeple Duygu'dan dersler konusunda yardım istemişti.
Duygu anlatıyor, çiziyor, Batur dinliyordu.
Yarım saat sonra Batur, yoruldum deyip mola istedi. Duygu saate baktı. Molayı kısa tutup az daha ders çalıştırıp giderim, diye düşündü. Batur'un uzattığı çerez tabağını aldı.
-Ol maz ama orada, bu tarafa geçelim, kitapların üstüne dökülmesin bir şey, deyip Duygu'nun elinden tutup kaldırdı. Yerdeki mindere oturdular. Sehpadaki sürahiden bardağını yeniden dolduran Batur, sürahiyi Duygu'ya doğru yakınlaştırıp; içsene hadi, ziyan etme güzelim meyvesuyunu.. hadi..
Duygu bardağındaki meyvesuyunu içerken, Batur Duygu'ya doğru yaklaştı. Saçlarını elleyip, ne güzel saçların var, dedi. Duygu saçlarını Batur'un ellerinden kurtarıp, evet biliyorum, dedi. Batur az daha yaklaştı. Duygu tam ne oluyoruz diyecekken, Batur Duygu'yu öptü. Duygu hıçımla ittirdi Batur'u. Yanağını silip, ne yapıyorsun sen diye bağırdı. Batur ise gülüyordu.
E ders bahanesine gerek yok artık. Sıkıldım, deyip Duygu'yu tekrar öpmek istedi. Ne saçmalıyorsun, ne bahanesi. Saçmalıyorsun deyip kalkacakken, Batur Duygu'nun elini tuttu ve kendine çekti. Duygu sendeleyip yere, Batur'un yanına düştü. Düşerken başını sehpaya çarptı.
Başının acısıyla bir an öylece kaldı yerde. Batur, sende istemesen gelmezdin, şimdi bana naz etme, deyip Duygu'yu kollarından tuttu.
Bırak beni.. bırak.. diye bağırıyordu Duygu. Tek elini kurtardığı an sehpanın üstündeki sürahiyi alıp Batur'un kafasına vurdu. Batur yere düştü, Duygu doğruldu.
-Bırak dedim sana, bırak... diyerek elindeki sürahi ile Batur'un yüzüne vurmaya başladı Duygu.
Vuruyor.. vuruyor.. vuruyordu.. bir yandan da öfke ile bırak dedim sana.. bırak.. diye bağırıyordu.
Bir zaman sonra eli havada öylece kaldı. Batur'a baktı. Eline baktı. Kan... kan vardı elinde. Her yerde...
Ne yapmıştı Duygu... Yaşlar boşaldı gözlerinden, çıldırmış gibi attı elindeki sürahiyi ve odanın en kuytu köşesine gidip, ağlayarak Batur'a bakmaya başladı.

Cidden ne yapmıştı Duygu...
...

4 yorum: