8 Mart 2012

Hıçkırıklara Boğuluyorum Yazarken

Sandığınız gibi ağlamaklı hıçkırık değil bendeki, bildiğiniz hıçkırık işte.
Bir insan niye hıçkırır ki ? Neden hıçkırır?

Şuan bu yazıyı hıçkıra hıçkıra yazıyorum. Yolda gelirkende hıçkırıyordum. Bir tuhaf oluyormuş yürürken hıçkırmak. Birden sarsılıveriyorsun. Diyecekler ne oluyor bu kıza.

Hala hıçkırıyorum.

Hıçkırık geçsin diye yapılan bazı şeyler var. Mesela bebeklere genelde hıçkırınca limon verilir. Hepsi değil tabi. Kaşığa suyu damlatılır öyle. Bunuda açıklayalımda.

Sonra genelde büyüklere uygulanan yöntemler vardır. Misal korkutmak. Arkadan cimçitlemek. Sırtına vurmak gibi. Evde bunları denedik ama sonuç alamadık. Ben hala yazarken hıçkırıyorum. Bişey değil, yazarken sorun yokda konuşurken zor oluyor be.

Şimdi biraz seyreldi ve şiddeti azaldı.

Hıçkırık öyle basit bişey de değilmiş. Uzun süren, inatçı olarak tanımlanan hıçkırıklarda varmış. Kimi zaman bir hıçkırık kalp krizinin tek belirtisi olabilirmiş. Ya da kanserin. Yani hıçkırıklarımıza dikkat etsek iyi olacak. Sıklığına, ne zamanlarda olduğuna. Zira 1 saat kesintisiz hıçkırık nöbeti geçirirseniz doktora gitmekten utanmayın, çekinmeyin.

Son not; hıçkırığım şuan itibariyle geçti. Ama hoşuma gidiyordu yaa... Bende de var hafif arızalık. İtiraf ediyorum.

Nokta...

7 Mart 2012

Yok Senin Bir Benzerin, İnsan

Sen kime benziyorsun? Benzetiliyorsun ?
Aslında sen teksin. Farklısın. Bir tanesin sen.
Sen insansın. İnan bana sen gibisi yok şu dünyada.

Geçenlerde haftasonu belgesel seyrediyorum. Bakıyorsun hepsi aynı. Tüm aslanlar, kaplanlar, tilkiler, yılanlar, geyikler... Kısa ve özetle tüm ırklar aynı. Ama sana bana göre aynı onlar. Aslında hepsi farklı. Tek ve bir tane. Tıpkı insanlar gibi. Ben gibi, sen gibi.

Benimde saçım, kaşım, gözüm siyah. Seninde. Ama sorsan benzemiyoruz. Mesela Japonlar. Ne çok benziyorlar değil mi birbirlerine. Ama bi sor bakalım bir japona. Sende ona göre hep birsin. Ne farkın var. Belki boy, belki bariz başka fark.

Belgesel izlerken bişey dikkatimi çekti. Türler arasında bir sorun yoktu. Anlaşmak için bir çiş yapmak yetiyordu. Belki bazen ufak bir düello. O da belki. Bir asi çıkarsa. Kendi aralarında bir sorunları yok. Hiç duydun mu timsahın yanındaki timsahı yediğini, yahut ona saldırdığını. Ya da bir tilkinin diğer tilkiyi yediğini. Başka türler peşindedir onlar. Bilmem anlatabildim mi?

Ama biz öyle değiliz. İnsan insanı öldürür, döver, zülmeder. Kendi türüne, soyuna yaptıkları yetmezmiş gibi diğer türlere de salar.

Şöyle bir baktığımızda bizden başka türler hep birbirine benziyor ya, evet benziyor. Ama insana kimsesi, hiçbiri benzemiyor. İnsanın insana yaptığını, dünyada başka hiçbir tür cidden yapmıyor.

Evet sen bir tanesin, ama bende bir taneyim.
Belki de tüm mesele bu.

8 Mart Konulu Afiş - Dünya Kadınlar Günü

Yarın 8 Mart.

Dünyadaki kadınların günü. Başımızın göğe erdiği gün. Erkeklerin hiç günü yok ya, sanki ezikler. Hiç de değiller. Yani günün olsa da aynı, olmasa da. Takvimlere işlenmiş sıradan bir gün. Sadece altına not düşülmüş kısaca ve küçücük. 
Kadınlar Günü...

...
Birkaç sene evvel grafik tasarım kursuna gitmiştim. Photoshop ile uğraşmayı seviyorum. Ortaya yeni şeyler çıkarmak keyif veriyor.

Blogumda yayınlamıştım bikaç tane. Kazım Koyuncu, Nejat İşler ve Şebnem Ferah ile çalışmalarım için ismine tıklayın görün.

Malum yarın 8 Mart ya. Bende kursda yaptığım kadınlar günü ile ilgili afişi sizlere göstermek istedim. Kurs hocam çok beğenmişti. Sergileyeceğim dedi ama ben bi yerde göremedim hiç.

Beğendin mi ?

Yanlış Zaman, Yanlış İnsan

Hep bekler ya insan, o doğru kişiyi. Ben bulmuştum işte. Mutluydum. Huzurluydum ve garip bir gurur vardı içimde. Sanki insanlığa karşı bir zafer kazanmıştım. Bulamazsın diyenlere okkalı bi tokat savurmuştum. Mutluydum ve de huzurlu.

Yolda düşündüklerim bunlardı. Ve o uzun yol sanki çabucak bitmişti.

Bir güvercini ürkütme korkusuyla nasıl sessiz yürüyorsam, şimdide öyle giriyordum içeri. Sürpriz yapacaktım ya benim güvercinime. Ama... Ama yoktu kimse. Sessizdi oda, sessizdi ev. Sessizdi dünya... Bağırdım, seslendim. Benim sesliliğime inat, sessizdi işte ev. Cevap gelmiyordu O'ndan. Yoktu. Gitmişti...

Gidişini bana haber etmiş, bir kuru mektupla. Ne mektubu be, not işte. İki satır yazı.

Gördüm, aldım elime okudum ve geri koydum. Sanki bir şey değişecek.

“Senin yokluğunda, seni hiç özlemedim. Ve düşünürken bunu, kendimi mutlu olduğum başka bir yerde buldum. Sensiz mutluydum. O halde gitmeliydim.”
 






Yine kaldım bi başıma. Ne yanlışım var yanımda, ne de doğrum...

6 Mart 2012

Basma, Benim Toplumsal Yarama Parmak !

Düşünüyorum da eskiden toplum olarak daha sağlıklıymışız herhalde. Çünkü dizi yapımcılarının böyle bahaneleri yoktu. Güzel aile dizileri vardı. Mesela Perihan Abla, mesela mahallenin muhtarları, mesela 7 numara.
Onlarda da toplumların gerçekleri dile getirilirdi. Onlarda da aşk vardı, düzenbazlar vardı, entrika vardı. Ama abartısızdılar. Yalındılar. Acıları çok olurdu belki ama sömürü yoktu. Hepsinin kadrosunda birbirinden yetenekli oyuncular yer aldı. Özetle çok iyi yapımdılar hepsi.

Günümüzde baktığımızda toplumsal gerçekler, yok toplumsal yaraya parmak basmak adı altında, insanın ruh halini bozan diziler var her ekranda. Abartmıyorum dünyada da öyle. Amerikan dizileri de artık fantastik hikayelere odaklı. Yok vampiri, yok cadısı. Onlarda da eskiden çok güzel diziler vardı. Mesela Cosby ailesi, mesela kalabalık ve mutlu, mesela bizim aile. Bunlarda tıpkı bizdekiler gibi geride kaldı artık.

Şimdilerde kimi der ki küçük yaşta evlendirilen kızlarımızın toplumsal yarasına bastık parmağımızı. Kimi çıkar kadın satıcılarının eline düşen kızlarımızın toplumsal gerçeğine bastım der parmağını. Ve sonunda biri de alır hazır senaryoyu, hapishane günlüğünü alır basar parmağına. Hemde çocuk mahkumların. Ki ne tesadüftür ki şu sıra hapishanede çocuklarla ilgili çıkan haberler vardır.
Bilmem dikkatinizi çekti mi? Dizinin ( Suskunlar ) fragmanları daha yeni çıkmaya başlamıştı. Ama hapishane haberleri çıkınca aynı haftası yayına başladı dizi.

Ben buna konuya parmak basmak değil, fırsatçılık derim. Reyting canavarlığı derim. Tıpkı Fatmagül'ün suçu ne dizisi gibi. Kadına şiddet teması daha ilk bölümden beri kullanılıyor. Hiçbir fırsatı kaçırmadılar. Sonuç, reyting. Kim kazanıyor, onlar. Sana bana ne yararı var. Anca izle kahrol, küfret rahatla.

Kardeşim, basmayın toplumsal yaralara falan parmağınızı. Çok mu basmak istedin, o halde yap bi toplumun temel taşı olan aileyi konu alan bir dizi. İzlet bana. Tabii başarabilirsen yalın olarak bunu.

5 Mart 2012

Angutum Olur musun ?

Angut...

Bi soru işareti oluştu kafada farkındayım. Görüyorum.

Ama gerek yok, ben gayet ciddiyim. Bir angut arıyorum şu hayatta. Her daim yanımda olacağını bileceğim, beni hiç yalnız bırakmayacağına emin olacağım. Sevmesinden öte, sadakatına hayran olacağım. Bileceğim ki, o sadakatı sevgisinden.

İşte böylesi bir angut istiyorum.

Sen bilir misin angut neye, kime denir?

Öyle şapşal insanlara denmez angut. Onu bi kere çıkar aklından. Sana angut diyenlere hiç kızma. Güzeldir zira, angut olmak. Olabilmek, olmaya çalışmak bile güzeldir. Çünkü angutluk sevgiden gelir. Angutluk sadakattir.

Angut kuşlarını tanır mısın? Onlar ölümde bile yalnız bırakmazlar eşlerini. Öylece beklerler yanıbaşında. Kendince ağıdını yakar sessizce.

Benim bahsettiğim angutluk bu işte. Bu bağlılık. Bu sadakat. Bu sevgi benim istediğim.

Her ne kadar yanlış bilinse de angut kelimesi, aslı aslında böylesi güzel. İmreniyorsun hatta. Ben gibi. İstiyorum bende bir angut. Ama sanmayın karşılıksız kalır. Bende hazırım angutluğa.

Kim ne derse desin, angutluk güzeldir.

1 Mart 2012

Koş Peşimden Sevgili

Geçen gece yattığım yerden düşünüyordum. Düşümde koşuyorum. Hiç durmadan, soluk soluğa. Sonra bi baktım nefesim daralıyor gerçekten. Öyle kaptırmışım kendimi. Ama niye koştuğumu hiç hatırlamıyorum. O anda çıkmış aklımdan.

Ve düşündüm, insan koşarken sadece koşmayı düşünüyor. Koşarken düşünmek tamamen imkansız. O sebepledir ki, diyorum ki ben, koş peşimden deniyor. Koşsun ama hiç düşünmesin. Niye koşuyor, neden koşuyor, nereye koşuyor, kime koşuyor. Koşuyor işte adam. Kaybetmiş kendini. Aklında sadece koşmak var. Belki de hedefe vardığında, şöyle durup bakınca düşünecek. Ama çok geç olacak. Geride neler bıraktı kimbilir. Ne uğruna koştu durdu bunca vakit. Değdi mi? Bilinmez. Çoğu zaman hiç değmez. Koştuğunla kalırsın.

O geceden sonra bu lafa acayip gıcık olmaya başladım. Koş”ma” peşimden sevgili. Zira ben öyle aklı bilmem nerde birini istemem.

Yanımda yürü.

Elimi tut.

Ama önümde durma.