Ana içeriğe atla

Suçsuzluk Duygusu Bu, Suçluluk Değil...



Suç.

Suçlu.

Suçluluk...

Suç ve suçlunun yanına da ekleyebiliriz duygu kelimesini. Ama suçluluk kelimesinin yanında durduğu gibi durmaz. Ağır basmaz. İç acıtmaz. Değil mi?
Suçu işleyip sonrasında suçluluk duygusu hissetmek insana suçun cezasından daha ağır gelir. Hatta işlediği suçun cezasını çekmemişse daha fazla ağır.
Peki insan bunu kestirebilir mi? Yani suçu işleyeceği vakit sonrasında pişman olacağını hisseder mi? Hissetse yapmaz belki de. Ama o an suç işlemek cazip geliyordur. İnsan suç işlerken hiç pişman olacağını düşünür mü? Düşünüyorsa ve hala yapıyorsa demek ki suçluluk duygusunun ne olduğunu hiç bilmiyor. Sadece suçsuzluk duygusunu biliyor olmalı.
Suç işlemediği için kendini eksik hissederken, suçluluk duygusunun o ağır yükünün altına girmek ona daha fazla cazip geliyor demek ki.
Suçsuzluk ve suçluluk duygusu.
Suçluluk duygusu ileride yine suçsuzluk duygusuna dönüşür mü bilinmez ama suçsuzluk duygusu hisseden insanın elbet bir gün suçluluk duygusu hissedeceği kesindir.
Suçsuzluk duygusu, susuzluk gibi olmalı. Su içmeden geçmez gibi gelir insana. 



 

Yorumlar

  1. Buraya birinin tavsiyesi üzerine girdim, güzel bir yazı olmuş. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgelmişsiniz. :)
      Kim tavsiye etti ki, meraklandım şimdi. :)

      Sil
  2. herhalde ikisini de arada hissederiz.
    yapmamak iyi ama bilemiyo ki insan bazen birini nasıl kırdığını.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapmamayı dert ediniyoruz. Aslında yapmak daha büyük dert oluyor. Ama işte galiba bilemiyoruz. Ama çoğu kez belli oluyor bence. :)

      Sil
  3. En kötü duygudur bence. Hele ki suçlu olup olmadığından emin değilsen.. Yani "ben mi yaptım" sorusundaki suçluluk "ben ne yaptım" sorusundaki suçluluktan daha çok üzer, acıtır, düşündürür :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok haklısınız. İnsan emin değilse daha fena oluyor.
      :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Güven Duygusu - Hikaye

Dükkana girdiğimde, şöyle etrafa bakınıp ne alacağımı düşünüyordum. Sonra ağlama sesini duydum. Herhalde annesi istediğini almıyor çocuğun diye düşündüm. Raftan en sonunda bir şey seçip kasaya yöneldim. Ağlayan çocuğu gördüm. Sandığım gibi annesine ağlamıyordu. Yalnızdı. Dükkan sahibi müşterisine para üstü verirken, çocuğa bakıp,” hadi defol git, git demedim mi sana. Yok benim beleş verecek malım...” diye sinirli ve hiddetli bir şekilde bağırıyordu. O müşteri çıkınca sıra benimdi. Gözüm çocuktaydı. Gayri ihtiyari elimdekini masaya bıraktım. Çocuk: “ amca, vallahi doğru söylüyorum. Paramı kaybettim, anam evde ekmek bekliyor. Sonra veririm sana. Lütfen..” diyordu, ağlayarak. Dükkan sahibinin “ borcunuz 1.75 lira” dediğinde göz göze geldik. Artık nasıl bakmışsam adam bana “ hep böyle bunlar bacım” cümlesiyle başlayan uzun bir açıklama yaptı. Çocuk verilen parayı kaybettiğini söylüyor, sonra başka dükkandan çikolata alıyormuş. Çocuğa baktım. Oda bana baktı. “ Abla valla birkez yaptım, o gü…