Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aile Hekimliği ve Merkezi Randevu Sistemi.

Merkezi randevu sistemi artık her yerde geçerli. Sistem yeni iken ilk girişte bulunduğunuz il, ilçe ve hastane direk seçili oluyordu. Gerçi hastaneden emin değilim ama il, ilçe kendiliğinden geliyordu. Ama şimdi arıyorsun, seçiyorsun. Açıkcası bilgisayarla hiç geçmişi olmayan biri hiç ama hiç anlamaz. Kaldı ki, bilgisayar geçmişi olan yani kullanmasını bilen bile bilmeyince yapamıyor ilk zamanlar. Kamu spotu yapılmış bu sistemle ilgili. Neymiş, doktor hastasını adını bilerek bekliyormuş. Hiç inandırıcı değil. Hadi tamam kaç hastaya bakacağını bilir de, ilk hastasını neden merak etsin. Hem merkezi sistemle randevu almakla iş bitmiyor ki. Hastaneye gidip bir kayıt daha yaptırmak gerekiyor. Anca öyle görüyor doktor ekranda. Keşke sistemin nasıl çalıştığına dair bir kamu spotu yapılsaydı. Yapılsa. Şimdi bir de aile hekimine gitmek içinde aynı sistemden randevu almak gerekecekmiş. Yani her yaştan insanı bu sisteme mahkum ettiler. Ama çoğu kişi bilmiyor bile bu sistemi. Bilmiyor derken, kul…

Bencil - Öykü / Bölüm - 1

Doktorun sesi kulaklarındaydı hala. Yolda yürüyor ama nereye gittiğini, ne yaptığını bilmiyordu. Beyninde defalarca yankılanan o ses: öleceksiniz... diyordu. Birden arabanın korna sesi ile irkildi. Arabadan şöyle bir ses geldi, öfke dolu: ölmek mi istiyorsun ne işin var yolun ortasında... Ölmek... İstiyor muydu cidden. Yolun kenarına oturdu. Aklı iyice bulanmıştı. Evet herkes bir gün ölecekti. Ama kimse kimseye direk öleceksin demiyordu ki. Şu ölümü dillendirmek ne kötü bir şeydi. Hele ki beklemek. Herkes beklemeliydi ama kimse öleceğim diye beklemiyordu ki.. kafasını avuçlarının içine aldı. İstiyordu ki, elleri beynindeki tüm bu düşünceleri alsın, gitsin. Düşünmesin hiçbir şey. Devam etsin hayatına. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi. Ölüm yine de aniden gelecekti işte. Doktor sanki vakti, saatini biliyordu. Kalktı oturduğu yerden. Üstünü temizledi güzelce. Telefonunu eline aldı ve sevdiği kadını aradı. Akşama seninle önemli bir şey konuşmam lazım, deyip kapadı telefonu. Aklındaki gerçekleş…

Gündemim.

Şu sıralar kpss yerleştirmesi var ya, onu düşünüyorum. Bir yandan hala başka işler bakıyorum. İş değiştirmeye kesin kararlıyım.
Şu bizden çay, kahve alanlara kaybolan kaşık ve bardakları sordum sonunda. Ne dese beğenirsiniz? Kocası patronu tanıyormuşmuş da ondan sormadan alıp gidiyormuş, gidiyorlarmış. Bak sen yaa.. İstedim ama üç gün oldu hala gelen giden yok.
Doktora kontrole gitmem gerekiyor ama gitmedim. Üşeniyorum.
Twitter ve facebookta artık konu paylaşımı hariç bir şey paylaşmama kararı aldım. Eski paylaşımlarımı da twitterda temizliyorum estikçe. Zaten facebooku bayadır kullanmıyordum.
Blogda konu sıkıntı çekiyorum yine. Bir öyküye başladım. Ama bu sefer birkaç bölümlü olacak. Bakalım devamı olacak bu öyküm, devamı gelmeyen öykülerim kadar sevilecek mi?
Hayatımda yeni başlangıçlar istiyorum. İş olsun, maneviyat olsun. Ama bir türlü bu yeni sürece başlama kararını veremiyorum. Start veremedim bir türlü. Ona çok canım sıkılıyor. Kendime kızıyorum.
Bloglardaki durgunluk bir geçiyor…

Mevsim Değişikliği.

Elini tuttu. Buz gibiydi. İçi ürperdi. Gözlerine baktı. Soğuktu bakışları. Üşüdü. Hiç birini önemsemedi kız. Kendini yaza, onu kışa benzetti. Farkları büyüktü. Aralarında mevsim geçişleri vardı. Ama vazgeçmedi yine de kız.  Varsın kendisi sonbahar, o ilk bahar olsundu yolun sonunda. Farketmezdi. Umrunda değildi. Tüm ömür kış gibi yaşanmaz diye düşünüyordu. Kendi hep yaz gibi yaşarken.
Düşündü sonra. Sormadı ki hiç, istiyor mu diye? Gönlün var mı diye, sormadı. Ya yaşamazsa başka mevsimlerde. Korku sardı tüm bedenini. İçi titredi ama bu sefer onun soğukluğundan değildi. Bırakmak istedi elini. Usulca çekecekken elini, elini tuttu. Bu sefer o idi elini tutan. Baktı yine gözlerine. Güneş doğmuştu yeşilliğine. Kışın en soğuk gününde doğan bir kış güneşiydi belki de gördüğü. Ama yine umursamadı kız. Daha sıkı tuttu elini.  Ve anladı ki, kendisi asla yazdan vazgeçmeyecekti.

Çılgınca Yarışıyoruz.

Bilgi yarışmaları, Kim Milyoner Olmak ister ile tavan yaptı. Niye? O tuttu ya, her kanal bilgi yarışmaları yaptı. E tabi bir iki tanesi hariç tutmadılar. Bu kış, Ben Bilmem Eşim Bilir tuttu. Hem de fena tuttu. Hal böyle olunca tüm kanallar hem eğlendiren hem kazandıran yarışmalar yapmaya koyuldular. Benim gördüklerim en az 5 tane. Daha görmediklerim de vardır. Yok kap kazan, yok çocuğunu ne kadar tanıyorsun... ya da bilmem ne işte. Var da var.
Bu yaz çılgılca yarışacağız anlayacağınız. Ama bakalım sezonun sonunu hangileri, kaçtanesi görecek? Artık diziler yetmiyor. Yeni reyting canavarları yarışmalar.
Aslında esas soru şu olmalı: bilgi yarışmaları öncelikli olarak, bu yarışmalardan cidden bir şeyler kazanılıyor mu? Geçenlerde gazetenin izleyici görüşleri bölümünde okumuştum. Öyle şartları varmış ki bazısında. Mesela yarışıyorsunuz, kazanıyorsunuz ama o kazandığınız bölüm tvde yayınlanmadıysa parayı alamıyormuşsunuz. İsim veremem, hangisiydi tam hatırlamıyorum. Ama yayından kalktı. İşte …

Pes Doğrusu !

Efendim sinirlerim ve sinirleriniz zıplamadan evvel minik misafirimizden bahsedeyim. Dün dışarıdan sesler geliyordu. Kedi mivaylaması. Böyle içten içten, acılı acılı. Birilerine sesini duyurmaya çalışıyor, belli. Baktım önceleri, arıyorum ama sesin sahibini görememiştim. Sonradan gördüm. Karşımızdaki okulun bahçe duvarının üstünde, minik kedicik. Bir sağa gidiyor, bir sola gidiyor ama susmuyor. Bir ara karşıya, bizim buraya gelmiş. Görünce susamıştır diye su koydum kapının yanına. Ama öyle telaşlı ve korkak ilerliyordu ki, suyun yanından transit geçip gitmişti. Sonra sesi gelmedi bir süre. Tekrar gelmeye başladı, yine bulamadımdı ama sonra baktım ki, arabanın altında. Ertesi gün oldu. Yani bugün, sesi yine gelmeye başladı. Hem de çok yakından geliyordu. Baktım kapının yanında. Dün koyduğum su kabı yok. Belediyenin temizlikçisi almış olmalı. Gittim yine su koydum. Ama bu sefer kaçmadı. Çok şaşırdım. Bir günde bu kadar değişiklik gösterir bir hayvan. Yavru ve çok sevimli ama. Koyu gri …

Profesyonellerin merakla beklediği yeni Samsung NX300, Türkiye'de!

Samsung NX300, sahip olduğu gelişmiş teknik özellikler sayesinde yüksek hız ve teknolojiyi bir araya getirirken kullanıcılara müthiş bir fotoğraf deneyimi sunuyor. Yeni sürüm SMART Camera işlevleri ile donatılmış NX300; profesyonel seviyede fotoğraf çekmeyi ve Wi-Fi bağlantısı ile anında paylaşmayı mümkün kılıyor.

Dijital medya ve dijital yakınsama teknolojileri konusunda bir dünya lideri olan Samsung Electronics, başarılı NX serisinin yeni yıldızı NX300'ü Türkiye pazarına sundu. Yüksek kalitede fotoğraf çekme olanağı sağlayan NX300; gelişmiş özelliklerinin yanı sıra, işlevselliği ve stili bir araya getiriyor.

Samsung Electronics Türkiye Dijital Görüntülemeden Sorumlu Satış ve Pazarlama Müdürü Cenk Güler konuyla ilgili; “2010 yılında pazara ilk kez sunulan Samsung NX Sistemi; yenilik ve tasarımı temsil etmek üzere tasarlandı. NX300 ile çıtayı bir kez daha yükseltiyoruz ve fotoğraf tutkunlarına farklı ve gelişmiş bir deneyim vaat ediyoruz. Bizi heyecanlandıran bir başka konu ise; NX…

Kuzey Güney Final Senaryoları

Çoğu Kuzey Güney severler, dizi bitiyor diye üzülebilirler. Ama bitmesi gerekiyordu ve bitiyor olması benim açımdan sevindirici. Damakta iyi tat bırakarak bitmesi iyi oluyor. 26 Haziran Çarşamba günü final bölümü çıkacak. Peki Kuzey Güney'in finali nasıl olacak? 19 Haziran yani dün akşamki bölüm harici, bize, izleyiciye hep mutlu bitecek izlenimi verdiler. Mutlu mesut tatile bile çıktılar. Ama sondan bir önceki bölümle heyecanı ve gerilimi yükseldi. Ve öğrendik ki, Güney, Ferhat'ı öldürdüğü gece aslında Kuzey'i öldürmek istemiş. Al sana kardeş işte. Şimdi yine silah aldı. Yarım kalan planını gerçekleştirecek kesin. Bir yanda da sinsilerin sinsisi Zeynep var. Dost gibi görünen âdi bir düşman. Cemre'nin gelinliğinin içine etmeyi başardı. Ama neyse ki dükkan sahibi hatasını düzeltti. İzlerken hem Zeynep'e hem kadına neler dedik neler. Zeynep zaten uyuz etme de çok başarılı. Bakalım final bölümünde ne hainlikler yapar daha. Barış mevzusu da kenarda duruyor. Onu da final b…

Hayaller ve Umut.

Umut ve hayal.  Çok iyi dosttur aslında. Hep yanyana olurlar. Sırt sırta verirler. Uzaktan bakınca hep umut daha güçlü görünür. Daha yıkılmaz. Daha sağlam. Halbuki en kırılganı odur. En çok kaybeden... kaybedilen..  Ama kaybetse de yanında en iyi dostu, hayal vardır. Yıkılmasına izin vermez. Kayıp gitmesine asla izin vermez. Daha sıkı sarılır umuda. Kalkması için el verir. Ve umut, hayalin desteği ile yeniden kalkar ayağa. Yenilenmiş ve eskisinden daha güçlü olarak. Çünkü; Hayaller, bir gün gerçekleşir umuduyla kurulmaz. Zira hayaller değildir umutla beslenen. Hayaldir umudun ekmek kapısı.









Çiçekçi - Sürpriz Hediye

Çok sevdiği arkadaşının doğum günü yaklaşıyordu. Ona değişik bir hediye almak istiyordu. Arkadaşının da değişik bir insan olduğunuda düşünmüyor değildi. Bazı zamanlar ona hayranlık duyduğu bile olurdu. Yolda giderken birden güzel bir koku duydu. Çiçek kokusuydu bu. Çok hoşuna gitti. Baktı ki çiçekçinin önünde. O an arkadaşının, evimde imkan olsa sera bile yaparım, dediğini anımsadı. İşte değişik bir hediye seçeneği, çiçek. Demek ki bitkileri seviyor. Uğraşmayı seviyor. Çiçekte seviyordur dedi. Çok düşünmeden çiçekçiden içeri girdi. İçeride iki kişi vardı. Biri orta yaşlarında kadın, diğeri elinde çiçekle kadına bir şeyler anlatan genç bir adam. Etrafına bakıp başka biri var mı diye kontrol etti ama başka kimse yoktu. Yanlarına yaklaştı. Muhabbetleri öyle koyuydu ki, onu görmemişlerdi bile. Kulak kabartıp dinlemeye başladı. Genç adamın sesinden etkilenmemek elde değildi. Anladığı kadarıyla elindeki çiçeğin hikayesini anlatıyordu. Ama anlatmıyor, adeta yaşıyordu. Elindekini bir bebek, kı…

Parçalanmış Karne.

-Yazı içinde, kendim için bolca övgü dolu sözler yazacağım. Bilginiz olsun.-
Okul hayatım boyunca çalışkan bir öğrenci idim. Yani aslında dersi derste öğrenen bir öğrenciydim sadece. Evde öyle saatlerce ders çalıştığımı hiç bilmem. Ama derslerim hep iyi olmuştur. Hep başarılı öğrenciler arasında ismim geçti. Öğretmenlerim arasında tanınan ve sevilen biriydim. Aslında bu çalışkanlıkta, kendim kadar, öğretmenlerimde etkisi büyüktür. Bunu asla inkar etmem. Kişi istediği kadar zeki olsun, onu yönlendiren birileri, bir şeyler öğreten birisi yoksa, o insanın zekası bir yere kadar gider. İşte bende bu konuda şanslı idim. Öğretmenlerim bendeki ışığı keşfetti. Normalde sessiz sakin bir insanımdır. Ama derslerde aktiftim. Parmak kaldıran, derse katılan. Tahtaya çıkıp konu anlatan.  Ama şu var biliyor musunuz? İlkokuldayken tahtaya çıkıp, tüm sınıfın önünde ders anlatmak kolaymış. Lisede de yapmıştım bir kerede, heyecandan ölüyordum. Kafamı kaldırıp sınıfa bakamamıştım bile. Sırf bu sebeple, öğret…

Kaybolur mu Martı Gökyüzünde?

Bir martı var gökyüzünde. Tek başına. Kaybolmuş gibi. Cidden, kaybolur mu martı gökyüzünde? 
Sesi geliyor, sanki çağırıyor birilerini. Ama kimse duymuyor ki sesini. Denizden uzak, herkesden uzak. Tek başına kalmış martı. Kaybolmuş gibi. Cidden, kaybolur mu martı gökyüzünde?
Bekliyor bir çatının üstünde. Yüzünde umut var. Duruşunda hüzün. Kaybolmuş gibi. Cidden, kaybolur mu martı gökyüzünde?
Bıraktı umudunu, hüznünü çatıda. Gitti martı. Kaybolduğu gökyüzünde, kendini bulmaya...

Park ve Çocuk.

Şu an, yine camdan parkta oynayan çocukları izliyorum. Parkta oynuyorlar ama bildiğiniz gibi değil. Ya da biliyorsunuzdur canım. Şimdi, biri salıncaklarda sallanmak yerine salıncağın üst demirine çıkıyor. Orada oturuyor. Kendini oradan aşağı sarkıtıyor.  Bir diğeri kaydıraktan bir iniyor bir çıkıyor. Ama tersden. Kaydıraktan merdivenlerine trans geçiş yapıyor.
Görüntü özetle aynen şöyle: sanki bu çocuklar başka dünyadan gelmişler. Parktaki oyuncaklarla nasıl oynanması gerektiğini bilmiyorlar ama parkı bildiğiniz işgal etmişler.
Geçenlerde birbuçuk yaşındaki yeğenimle parktayız. O da görüyor, kaydırağa tersten çıkmaya çalışıyor. Çocuklar böyle böyle görüp öğreniyorlar. İnsan çocuğunun, böyle oynanan bir parkta tek başına oynamasına izin verse de, bence aklı onda kalır. Okullarda hayat bilgisi dersi var ya, o derse eklense, parktaki oyuncaklarla şu şekilde oynanır. Şu şekilde oynanmaz. Tehlikelidir denilse. Hiç fena olmaz.  Değil mi?

Anlamak.

Anlamak, bilmek olmaz. Anladığın şey, çoğu zaman gerçek değildir.  Bazen bilirsin de anlayamazsın çoğu şeyi.
Anlarsın... anladığını sanırsın. Sonra bir bakarsın ki, gerçek başka imiş. Sen doğru anladığını sanırsın ki, doğrular bile insana göre değişir. Gerçek ise tektir. Sen gerçeği anlamamışındır.
Öğrenmeden önce anlaman gerekir. Ama doğru anlamalısın. Ve o doğrun gerçekle uyuşmalı ki çabuk öğrenebilesin.
Anlıyorum seni.. Ama belki de hiçbir zaman gerçeğini bilemeyeceğim... 



Üç Evre.

İlk evrede, parayı bulmuş kişiler, oturdukları o bahçeli güzelim evlerini beğenmemeye başlayıp, kendilerini apartman dairelerine atarlar. Yahut yıktırıp yerine apartmanı diktiriverir.
İkinci evrede, eldeki para daha da çoğalır. Gökdelenlere kapağı atarlar.
Üçüncü evrede ise, iyice bollaşan paraları ile kendilerine bahçeli, lüks bir malikane alırlar.
Aslında bakınca, ilk başlarda beğenmedikleri o bahçeli evden sadece lüks olarak ayrıldığı görülür. Oysa en büyük fark, o lüksden ötedir. Fark, o kocaman evde çekilen yalnızlıktır. Komşusuz bir yaşamdır. Yani insansız bir yaşam.
Şimdilerde çoğumuzun burun kıvırdığı o bahçeli müstakil evlere dönüş çoktan başladı. Farkında bile değiliz. Parası çok bol olanların ilk tercihi de yine o bahçeli evler oluyor. E tabi parasına göre şimdilerin iyisini seçiyor. Ama mantık aynı değil mi? İstenilen sadece huzur. O yeşilin ve tabiatın verdiği huzur. Ama işte tek eksik nokta, komşuluk.

İnsan...

Herşey insan için. İnsan herşeydir. Acı insan içindir. İnsan da acı olur. Sevgi insan içindir. İnsan da sevgi olur. Öfke ve sevinç insan içindir. İnsan da öfke ve sevinç olur. Ölüm de insan içindir. Ama insan ölüm de olur bazen.






Alışırsın.

Aç kaldıkça açlığa. Yedikçe yemeğe alışırsın. Sevdikçe sevgiye. Sevmeye sevmeye Yalnızlığa alışırsın. Boş durdukça çalışmamaya. Çalışdıkça çalışmaya alışırsın. Susdukça suskunluğa. Konuştukça sese alışırsın. Konuştukça insana alışırsın. ve... Öldürdükçe de öldürmeye alışırsın. Yaşattıkça ve yaşadıkça yaşamaya alıştığın gibi.