Ana içeriğe atla

Basma, Benim Toplumsal Yarama Parmak !

Düşünüyorum da eskiden toplum olarak daha sağlıklıymışız herhalde. Çünkü dizi yapımcılarının böyle bahaneleri yoktu. Güzel aile dizileri vardı. Mesela Perihan Abla, mesela mahallenin muhtarları, mesela 7 numara.
Onlarda da toplumların gerçekleri dile getirilirdi. Onlarda da aşk vardı, düzenbazlar vardı, entrika vardı. Ama abartısızdılar. Yalındılar. Acıları çok olurdu belki ama sömürü yoktu. Hepsinin kadrosunda birbirinden yetenekli oyuncular yer aldı. Özetle çok iyi yapımdılar hepsi.

Günümüzde baktığımızda toplumsal gerçekler, yok toplumsal yaraya parmak basmak adı altında, insanın ruh halini bozan diziler var her ekranda. Abartmıyorum dünyada da öyle. Amerikan dizileri de artık fantastik hikayelere odaklı. Yok vampiri, yok cadısı. Onlarda da eskiden çok güzel diziler vardı. Mesela Cosby ailesi, mesela kalabalık ve mutlu, mesela bizim aile. Bunlarda tıpkı bizdekiler gibi geride kaldı artık.

Şimdilerde kimi der ki küçük yaşta evlendirilen kızlarımızın toplumsal yarasına bastık parmağımızı. Kimi çıkar kadın satıcılarının eline düşen kızlarımızın toplumsal gerçeğine bastım der parmağını. Ve sonunda biri de alır hazır senaryoyu, hapishane günlüğünü alır basar parmağına. Hemde çocuk mahkumların. Ki ne tesadüftür ki şu sıra hapishanede çocuklarla ilgili çıkan haberler vardır.
Bilmem dikkatinizi çekti mi? Dizinin ( Suskunlar ) fragmanları daha yeni çıkmaya başlamıştı. Ama hapishane haberleri çıkınca aynı haftası yayına başladı dizi.

Ben buna konuya parmak basmak değil, fırsatçılık derim. Reyting canavarlığı derim. Tıpkı Fatmagül'ün suçu ne dizisi gibi. Kadına şiddet teması daha ilk bölümden beri kullanılıyor. Hiçbir fırsatı kaçırmadılar. Sonuç, reyting. Kim kazanıyor, onlar. Sana bana ne yararı var. Anca izle kahrol, küfret rahatla.

Kardeşim, basmayın toplumsal yaralara falan parmağınızı. Çok mu basmak istedin, o halde yap bi toplumun temel taşı olan aileyi konu alan bir dizi. İzlet bana. Tabii başarabilirsen yalın olarak bunu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşe Girişte İstenen Belgeler Nerelerden Alınır?

İş bulmakla iş bitmiyor. Bunu biliyoruz. Zira elinize bir liste tutuşturuyorlar hemen. Git hepsini tamamla getir. Bu ilk deneyiminizse şayet, panik başlıyor hafiften. Bissürü evraklar. Şimdi bunlar, nereden, nasıl alınır?
Bende bu devrede biraz olsun yardımcı olmak adına, bazı evrakların, nereden alınacağını paylaşmak istiyorum. Şuanki pozisyonum vesilesi ile çoğunu biliyorum.
Gelelim listeye.
1.İkametgah. Şimdilerde adı Yerleşim Belgesidir. Bunu hemen not düşelim. İkisi de aynı evrak. Kafalar karışmasın. Sadece adı değişti. Bu belge, muhtarlıklardan alınır.
2.Nüfus Cüzdan Süreti veya Örneği. Bunlarda aynı evraktır. Bazı yerlerde örneği diye geçer, bazılarında süreti diye. Bu evrakta muhtarlıklardan alınır. Resimli bir evraktır. İsterseniz resimsiz olur ama resimli olması iyi olur.
3.Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği ya da kısaca Nüfus kayıt örneği de yazanlar da var. İşte bu noktada kafa karışıyor. Zira bu sebeple nüfus cüzdan örneği sanılıyor. Bu Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği, nüfus müdürlükl…

Bir İnsanı Deli Etmenin Yolları.

Size önereceğim bu yol aslında çok basit. Ama tabi basit olduğu için etkisi geçicidir. Eğer kalıcı hasar bırakma derdindeyseniz, lütfen başka kapıya. Şimdi, birini gıcık etmek, delirtmek, sinirden kudurtmak istiyorsanız, (tamam sonuncusu biraz fazla kaçtı, kabul ama ruh haline göre kudurabilirde) yapacağınız çok basit bir işlem. Yalnız, önce iyi bir gözlemci olmanız gerektiği söylemem lazım. Bir insanı delirtmek öyle kolay değil. Biraz emek şart. Lütfen. Hedefimizdeki delirteceğimiz şahsı, önce bir gözlemliyoruz. Yanından ayrılmıyoruz. Gözümüz hep üstünde olmalı. Evet, hedefimiz, bir iş yapmaya mı koyuldu, işte işlemimiz başlıyor. Hazır olun! Her ne yapıyorsa, diyeceğimiz şey şu: onu yap. Evet bu kadar basit. Geliyor mu, gel, diyeceksin. Gidiyor mu, git diyeceksin. Getiriyor mu, getir diyeceksin. Açıyor mu, aç diyeceksin. Özetle yaptığı işi yapmasını söyle.Buradaki hassas nokta, işe başladığı an yap demek. İşte gözlem, bu konuda şart. Düşünsenize. Ne kadar deli edici bir şe…

Güven Duygusu - Hikaye

Dükkana girdiğimde, şöyle etrafa bakınıp ne alacağımı düşünüyordum. Sonra ağlama sesini duydum. Herhalde annesi istediğini almıyor çocuğun diye düşündüm. Raftan en sonunda bir şey seçip kasaya yöneldim. Ağlayan çocuğu gördüm. Sandığım gibi annesine ağlamıyordu. Yalnızdı. Dükkan sahibi müşterisine para üstü verirken, çocuğa bakıp,” hadi defol git, git demedim mi sana. Yok benim beleş verecek malım...” diye sinirli ve hiddetli bir şekilde bağırıyordu. O müşteri çıkınca sıra benimdi. Gözüm çocuktaydı. Gayri ihtiyari elimdekini masaya bıraktım. Çocuk: “ amca, vallahi doğru söylüyorum. Paramı kaybettim, anam evde ekmek bekliyor. Sonra veririm sana. Lütfen..” diyordu, ağlayarak. Dükkan sahibinin “ borcunuz 1.75 lira” dediğinde göz göze geldik. Artık nasıl bakmışsam adam bana “ hep böyle bunlar bacım” cümlesiyle başlayan uzun bir açıklama yaptı. Çocuk verilen parayı kaybettiğini söylüyor, sonra başka dükkandan çikolata alıyormuş. Çocuğa baktım. Oda bana baktı. “ Abla valla birkez yaptım, o gü…